KİTABIN ADI
|
TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI
|
KİTABIN YAZARI
|
HALİDE EDİP ADIVAR
|
YAYIN EVİ VE ADRESİ
|
REMZİ KİTABEVİ
|
BASIM YILI
|
1994
|
1.KİTABIN KONUSU:
Türk insanına kurtuluş savaşı
zamanında yapılan eziyetlerin ve işkencelerinin anlatıldığı; ve bu savaş esnasında insanımızın verdiği milli
mücadeleyi ortaya koyan bir kitaptır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Türk insanı İstanbulun
işgalinden sonra çok kötü eziyetler görür.Bütün halk ümitsizlik içindedir.
Osmanlı Meclisi kapanmıştır. Doğu Anadolu'da kurulması muhtemel Ermeni
devletine karşı halk silâhlandırılmaktadır. Bu bölgede büyük kargaşa
yaşanmaktadır. Anasız ve babasız çocukların çoğunlukla Ermeni veya Türk çocuğu
olduğuna çoğu zaman karar verilemiyor, kayıtlarında büyük yanlışlıklar
yapılıyordu. Kurulan komisyonlar ayırım işini yapamıyorlardı. Bu arada İzmir
işgal edilir. Bu nedenle istanbulda birçok toplantlar düzenlenir,Halide edipte
bu toplantılarda yer almaktadır. Bu toplantılar, Millî Mücadele için zemin
hazırlar. İzmir'in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs'ta Mustafa Kemal, doğudaki
kargaşaya son vermek için, hükûmet tarafından 9'ncu Ordu Müfettişi olarak
görevlendirilir. Mustafa Kemal gizliden gizliye, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir
Paşa, Rauf Bey ile anlaşır. Miralay Refet Paşa ve Albay Arif Bey, Mustafa Kemal
ile birlikte hareket ederler. Amasya'da ilk tarihi toplantıyı yaparlar.
Arkasından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılır. Anadolu'da bir diriliş hareketi
başlar. Millî Hükûmetin kurulması çalışması hız kazanır. Halide Edip ve bir
grup arkadaşı İstanbul'dan binbir güçlükle kaçarak Anadolu'ya geçerler.
Ankara'nın yolu tehlikelerle doludur. İstanbul'da işgal güçlerinden kaçan
vatanseverler Anadolu'da hem azınlık çetelerinden, hem de padişah yanlılarından
saklanmak zorunda kalırlar. Bu grup Ankara'ya ulaşır. Orada Mustafa Kemal
tarafından karşılanır. Millî Mücadele için bir çok hazırlık yapılmasına rağmen
ne dış dünyaya, ne de ülke içine duyurulamıyordu. İlk iş olarak Yunus Nadi ile
Halide Edip Anadolu Ajansını kurar. Böylece millî hareketin anlamı duyurulmaya
başlanır. Artık Ankara, Millî Mücadelenin merkezidir. Bu arada TBMM açılır;
Mustafa Kemal başkan seçilir.
Bunların ardından Atatürk, 5 Ağustos 1921'de Başkomutan
seçilir. Tüm yetki Mustafa Kemal'e verilir. Düşman Polatlı'ya kadar gelmiştir.
Sakarya Irmağının kıyılarında ordumuz tertiplenir. Yunanlı işgal ettiği
bölgelerde halkın namusuna ve canına kastetmektedir. Türkler angarya olarak
çalıştırılıyordu. Birçok çatışmadan sonra uygun an yakalanır. Düşman çekilmeye
zorlanır. Düşman çekilirken Yunan mezalimi had safhaya ulaşmıştı. Kadınların
ırzına geçiliyor, evler yakılıyor, hayvanlar öldürülüyordu. Polatlı'da yapılan
mezalimi incelemek için bir şube kuruldu. Bu şubenin başına Halide Edip
getirildi. Şubede Yakup Kadri, Yusuf Akçora, bir teğmen ve bir de fotoğrafçı
bulunmaktaydı.
Yunanlılar buralarda akıl almaz işkenceler , insanlığa yakışmayacak
eziyetler yaptırıyorlardı, bu vahşetten başka bir şey değildi. Yunanlılar köy
ve kasabaları ateşe vererek İzmir'e gelirler. Fakat komutanları esir düşer.
Türk ordusu da Yunan ordusunun arkasından İzmir'e girer. Artık Yunan
Anadolu'dan kovulmuştur.İstanbula dönerken insanların perişanlığı, her tarafın
harap olması halide edip’I gerçekten üzer.Bu hüzünlü duygular içinde İstanbula
döner.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitap milli mücadele yıllarında insanımızın çektiği her
türlü güç durumları bu zamanlara kolay gelinmediğini ve türk insanın üzerinde
bulunduğu bu toprakların ne kadar mukaddes olduğunu bize anlatmaktadır.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Kurtuluş savaşında önde gelen
kişilerdir ; Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Rauf Orbay, Halide Edip gibi
tarihte iz bırakanlar ve arkalarında Büyük Türk Milleti’dir. Mustafa Kemal
gizliden gizliye, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey ile anlaşır.
Miralay Refet Paşa ve Albay Arif Bey, Mustafa Kemal ile birlikte hareket
ederler.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap tarihimizi, bu günlere
kolay kolay gelmediğimizi.Buralara gelene kadar atalarımızın çektiği
sıkıntıları, zorlukları anlatan ve her türk gencinin bunları değerlendirerek
vatanını herşeyin üstünde tutması gerektiğini gösteren bir araçtır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Halide Edip Adıvar (1884 - 1964)
Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir. İstanbul'da doğdu.
Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini
isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza
Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik
edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri
alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın
haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart
Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra
eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı
yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği
sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma
fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto
mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş
Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi.
Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş
ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile
birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda
konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a
çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde
İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden
bağımsız milletvekili seçildi.
1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür. Adıvar'ın Seviye
Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri
anlatan yapıtlardır.
Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için
kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini
sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki
Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın
asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek
olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer
ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından
anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç
çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin
ölümüyle biter. Adıvar'ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın
kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler.
Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan,
haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda
aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil
bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır. Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp,
Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan
sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II.
Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir
partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam
temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak
fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında
Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri,
kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için
daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da
yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın,
öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil,
milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı
savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza. Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk
okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda
birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi.
Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarak yetiştirilmiş basit ve cahil
kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi
gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış "asrî" kadın da köklerinden kopmuş,
değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın
kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap
veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı
kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı.
Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik
dişiliklerini de korumayı başarmışlardır. Adıvar'ın en ünlü romanı Sinekli
Bakkal'da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz.
İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı
olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir
tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal
sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir
kenar mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının
İstanbul'u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu
yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli
değerlerin temsilcisi olmaktır.
Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk
kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve a rkadaşları devrimci aydınları; saray
çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma
ayrılmıştır.
Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat idaresi karşısında şiddete
başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle
ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü
şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez.
Romanya’da II. Meşrutiyet'in ilanı "asırların kurduğu müesseselerin
köklerini" söken, "içtimaî ve siyasî nizam ve intizamı" altüst
eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevî tarikatından Vehbi
Dede'nin yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle
seyretmek"tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci
kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile
Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı
Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öyle
basit ve insanî ananeler" dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal
mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia
ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne
işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevişip
evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın
kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile
Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci
kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler
arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda
yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin
tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer. 1943'te CHP Ödülü'nü
alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli
Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte
oldukları söylenemez. Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve
toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den
Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk
yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar,
Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.
ESERLERİ:
Roman: Heyula, 1909; Raik'in
Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri,
1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb
Ağrısı, 1924; Zeyno'nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti,
1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım
Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz,
1961; Hayat Parçaları, 1963;
Öykü: Harap Mabetler, 1911;
Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan
Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945;
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı,
1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey
Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India,
1937; Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat
Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.
Yorumlar
Yorum Gönder