Kitabın Adı : KARLI DAĞDAKİ ATEŞ
Kitabın
Yazarı : REFİK HALİD KARAY
Yayın
Evi ve Adresi : İnkılap ve Aka Kitabevleri Koll. Şti. Ankara
Cad. No:95
İSTANBUL
Basım Yılı : 1973
1. KİTABIN
KONUSU :
Romanın konusu, Binnur adındaki güzel bir öğretmenin, aşkı temsil eden
Yusuf ile parayı, rahatlığı, lüks hayatı temsil eden Ulvi arasında bir tercih
yapamaması, bundan dolayı sürekli bir tereddüt içinde bulunması ve bu
tereddütün etrafında çerçevelenen olaylardır.
2. KİTABIN
ÖZETİ :
Binnur, Kız Sanat Enstitüsüne yeni tayin
olmuş güzel bir öğretmendir. Burada Zeria adında başka bir öğretmenle çok kısa
bir süre içinde ahbap olur. Onun aracılığıyla Ulvi adında yakışıklı bir
mühendisle tanışır. Ulvi Binnur’a daha ilk gördüğü andan itibaren alaka
gösterir. Zeria onun Ulvi’yle evlenmesini istemektedir. Çünkü Ulvi geleceği
parlak olan birisidir ve Ulvi’nin de Binnur’u istediğini bilmektedir. Fakat
Binnur çelişki içerisindedir; Ulvi’ye bir türlü aşık olamıyor, ondan bir
elektrik alamıyor, bununla birlikte de eğer onunla evlenirse yaşayacağı hayat
onu cezbediyordu.
Zeria, her yıl düzenlenen Kocadağ
gezilerine Binnur’un da katılmasını istedi. Böylece onunla Ulvi’yle yakınlaşıp
evleneceklerini düşündü. Binnur onun bu isteğini kabul etti. Dağ yolculuğu
boyunca Zeria ikisini başbaşa bıraktı. Binnur ilk defa birşeyler hissetmeye
başladı. Aralarında çok sıcak yakınlaşmalar yaşandı. Misafirhaneye
vardıklarında herkes Yusuf adında birinden bahsediyordu. Yusuf Kocadağ’da bir
kulübede yaşayan, bu dağı çok iyi bilen ve kadınları kendine çeken bir cazibeye
sahip kırk yaşlarında bir kayakçıydı. Ona Kar Adamı diyorlardı. Binnur ilk
zamanlarda fazla ilgi göstermemekle beraber, daha sonra onu çok merak etti.
Hiçbir kadına yüz vermeyen Yusuf, ilk karşılaştıkları andan itibaren Binnur’dan
etkilendi. Ama Binnur onu bir yabani gibi görüyordu. Fakat daha sonra o da
Yusuf’tan etkilendi, birşeyler hissettiğini anladı ve ona aşık oldu. Ama Ulvi
ile evlendiği zaman yaşayacağı hayat onu bu aşkından vazgeçirmişti. Geri
döndüklerinde aklı hala Yusuf’taydı. Nitekim, şehre çok nadiren gelen Yusuf,
şehre indiğinde Binnur’u tam İstanbul’a babasından evlenmek için izin istemeye
giderken buldu. Onu alıp Kocadağ’daki kulübesine götürdü. İkisi de mutluydu.
Günler çok güzel geçiyordu, ta ki Binnur’un o kulübede bir ömür boyu yaşanmaz
düşüncesine kapılana kadar. O artık birilerinin gelip onu oradan götürmesini
bekliyordu. Yalnız başına gitmeye cesareti yoktu. Aklına teyzesinin oğlu Erbil
geldi. Onun kendisini çok sevdiğini bildiği için, ne olursa olsun kendisini
kabul edeceğini biliyordu. Ama o hala Yusuf’u çok seviyor ondan ayrılmak
istemiyordu. Birgün Yusuf kulübede yokken birisi çıkageldi. Bu kişinin Yusuf’un
oğlu Kaya olduğunu öğrendi. Binnur ona içini döktü ve ona Erbil’den bahsetti.
Fakat daha sonra, söylediklerini unutmasını istedi. Yusuf geldiğinde Kaya
çoktan gitmişti.
Bir gün Yusuf ile Binnur kayarlarken
derin bir uçurumla karşılaşırlar. Binnur Yusuf’a birgün buradan birlikte
bilinmeyene uçmayı teklif eder. Yusuf da bunu kabul eder.
Günler böyle geçerken Erbil çıkagelir.
Fakat artık Binnur için tek saadet o uçurumdan Yusuf ile birlikte atlamaktır.
Erbil ile konuştuktan sonra Yusuf’la birlikte ortadan kaybolurkar. Onlar gerçek
saadetlerine çoktan ermişlerdi ama Erbil, hala Binnur’un birgün döneceği
umuduyla beklemektedir.
3.KİTABIN
ANAFİKRİ :
Para bir kadına ne kadar rahat bir
yaşam sağlarsa sağlasın, onu ne kadar zahmetlerden kurtarırsa kurtarsın, seven
bir kadına sevdiği erkeğin verebileceği mutluluğu o olmayınca, ölümden başka
hiçbir şey temin edemez.
4.KİTAPTAKİ
OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Romanda geçen olayların hepsinde Binnur
vardır. Onun olmadığı bir olay yoktur. İki aşığın uçurumdan atlaması dışında
ilgi çekici hiçbir olay yoktur.
Binnur, orta gelirli bir ailenin kızı
olup,iyi bir aile ahlakı almış, dış görünüş itibari ile kendisine ilk bakışta
aşık olunacak kadar güzel bir öğretmendir. Para ile aşk arasında bir tercih
yapamamasından dolayı sürekli bir tereddüt içindedir.
Yusuf, kendisini çok beğenen, daha
doğrusu dışarıya bu imajı veren, sevdiğini açıkça söylemeyip içine atan, dış
görünüş itibari ile fazla çekici olmayan, fakat yaşadığı hayattan ötürü
herkesin ilgisini çeken, kırk yaşlarında bir kayakçıdır.
Zeria, çok kısa bir zamanda, konuştuğu
kişiyle samimi olabilecek kadar sıcakkanlı, kendisini başkalarının mutlu olması
için görevli biriymiş gibi gören hayat dolu bir öğretmendir.
Ulvi, geleceği parlak olmasından dolayı
genç kızların ilgi odağı olan,ama giydiği kıyafetlerden dolayı yadırganan
sarışın, yakışıklı bir mühendistir.
5.KİTAP
HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Olayların fazla ve heyeceanlı olmaması
romanın akıcı olmasını önlemiş, okuyana büyük bir can sıkıntısı vermiştir. İsmi
kadar güzel bir roman olmayıp, son bölümünden başka övebileceğim bir yanı
yoktur. Binnur’un sürekli fikir değiştirmesi bir yerden sonra okuyucuyu
kızdırıp, kişiye romanı okumayı bırakmayı bile düşündürtmüştür. Bu, Refik Halid
Karay’ın okuduğum ilk kitabı. Konu olarak fevkalade güzel bir roman ama yazarın
tarzının hoşuma gitmediğini söyleyebilirim.
6. KİTABIN
YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
İstanbul'da doğmuştur (1888).
Mudurnu'dan İstanbul'a göç etmiş Karakayış ailesine mensup Maliye Başveznedarı
Mehmed Halit Bey'in oğlu olan Karay, Veznecilerdeki Şemsü'l Maarif ve
Göztepe'deki Taş Mektep'te okumuş, bu arada özel dersler almıştır.
Galatasaray'a devam etmiş (1900-1906), ancak okulu bitirememiştir. Mekteb-i
Hukuk'a girmiş (1907), bir yandan da Maliye Nezareti'nde Devair-i Merkeziye
kaleminde katiplik yapmıştır. Meşrutiyet'in ilanından sonra öğrenimini ve
katipliği bırakarak gazeteciliğe başlamıştır (1908). Önce gündelik
Servet-Fünun'da, sonra Tercuman-ı Hakikat'ta çevirmen ve yazar olarak
çalışmıştır (1909). Son Havadis adıyla, ancak iki hafta çıkabilen bir gazete
kurmuştur (1909). Hurriyet ve İtilaf Fıkrası'nın iş başına geldiği sırada
Altıncı Belediye Dairesi Başkatibi olmuş (1912), İttihat ve Terakki İktidarınca
Mahmut Şevket Paşa'ya suikast olayının ardından muhalefeti tuttuğu gerekçesiyle
Sinop'a sürülmüştür (1913). Oradan Çorum'a, Bilecik'e ve Ankara'ya
nakledilmiştir (1913-1918). Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'in çabalarıyla
İstansul'a dönmüş (1918), Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliği yapmıştır.
Mütareke'de yeniden siyasal atılmış, Hürriyet ve İtilaf Fıkrası Genel Merkez
üyesi olmuştur. Sabah gazetesinin başyazarı olmuş, Alemdar ve Peyam-ı Sabah
gazetelerinde yazmıştır. Damat Ferit Paşa hükümeti döneminde Posta-Telgraf Umum
Müdürü atanmıştır(1919).
Kurtuluştan sonra Milli
mücadele'ye karşı olan yazıları yüzünden Yüzellilikler listesi alınmış ve yurdu
terketmek zorunda kalmıştır (1922). Beyrut ve Halep'de onbeş yıl bir sürgün ve
gurbetlik yaşamı olmuş, Halep'te yayımlanan Doğruyol( 1924) ve Vahdet (1928)
gazetelerinin yönetimini üstlenmiştir. Kabul edilen af kanunuyla yurda dönmüş
(1938), yeniden gazeteciliğe başlamış, ancak yaşamın sonuna kadar politikaya
girmemiştir.
Yüzellilikler'in affının doğrudan
doğruya Refik Halid sayesinde olduğunu ima eden Yakup Kadri, bizzat Atatürk'ün
öykülerini ve yazılarını çok sevdiği Karay'ın yurda dönmesinin sağlanmasını
istemiş ve bir toplantıda içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya "Ne yapacaksak
yapalım, onun bir an evvel memlekete dönmesinin çaresine bakalım"
demiştir.Şükrü Kaya yazarın bir sınır karakoluna teslim olması, oradan
"nezaketle Ankara'ya gönderilmesi yolunda bir çözüm bulmuş, ancak Refik
Halid bu çözümü kabul etmeyince, af yoluna gidilmiştir.
Yaşamını kalemiyle kazanan Karay,
İstanbul'da ölmüştür.
Yorumlar
Yorum Gönder