KİTABIN ADI : Hıçkırık
KİTABIN YAZARI : Kerime NADİR
YAYIN EVİ VE
ADRESİ : Doğan
Kitapçılık A.Ş. Hürriyet Medya Towers,34544 Güneşli-İSTANBUL
BASIM YILI : 2001
1.KİTABIN KONUSU:
Yedi yaşında öksüz kalan bir çocuğun evlatlık olarak alındığı evin tek çocuğuna
karşı duyduğu büyük aşkı.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Binbaşı Kenan Eskişehir’de görev yapmaktadır ve rahatsızlığı nedeniyle üç ay
izin alıp İstanbul’a gelmiştir. Onun için İstanbul’un ve özellikle çocukluğunun
geçtiği Çamlıca’nın önemi büyüktür. Her gün genç yaşta kaybettiği sevgilisinin
mezarına gitmektedir. Günlerden bir gün, emeklilik yıllarını evinde sakin bir
şekilde geçiren eski askerin dikkatini, bahçesinin önünden her sabah elinde bir
tutam leylak, yanında kendisinden oldukça genç,uzun boylu bir hanımla geçen,
otuz otuzbeş yaşlarında, uzun boylu, sarışın, üniformasının içerisinde endamla
duran bir binbaşı çekmektedir. Genelde yanındaki hanımla pek konuşmayan
binbaşıyı, onun kardeşi olduğunu düşünmektedir. Bu düşüncesini aralarındaki yaş
farkı ve resmi ilişki de desteklemektedir. Bir sabah yine binbaşının geçtiğini
gören emekli yarbay, o gün yalnız olmasını da fırsat bilerek, O’nun sırrını
çözmeye karar verir ve onu takibe koyulur. Hemen arkasından yürümesine rağmen
binbaşı O’nu farketmemektedir. Binbaşı onu Karacaahmet Mezarlığı’na götürür.
Etrafı demir parmaklıklarla çevrili mezara girip, mezarın üzerinde duran
leylakları tazelemesini izler. Yavaş yavaş olayı çözmektedir ancak bu seferde
bu mezarın içinde yatanın kim olduğunu merak etmeye başlar. Dizleri üzerine
çöküp, avuçlarıyla toprağı yoğuran, gözyaşlarıyla sulayan binbaşıya
dokunabilecek kadar yaklaşır. Samimi bir arkadaşıymış gibi ellerini kederli
binbaşını omuzlarına koyar. Binbaşı aniden elektrik çarpmışa döner ve kafasını
yaşlı askere doğru çevirir. Yaşlı adam O’na bir dost olduğunu ifade etmesine
rağmen, kim olduğunu bilmediği bu adama şaşkın şaşkın bakmaya devam eder. Ancak
bu emekli yarbay, samimiyetine inandırmayı başarır ve el sıkışıp evin yolunu
beraber tutarlar. Binbaşıyı evine davet eder ancak binbaşı daha sonra eşi ile
birlikte geleceğini söyler ve dediğinide yapar. Zamanla dostlukları ilerler.
Birgün Binbaşı Kenan bu yaşlı dostunu evine davet eder ve altı aylık çocuğundan
bahseder. Bunu duyan yaşlı adam çok şaşırır. Bu şaşkınlığı kızı diye düşündüğü
kişinin eşi, mezarını hergün ziyaret ettiği kişininde çocukluğundan beri
sevdiği kişi olduğunu öğrenince, O’nun hayatının gizemine karşı olan merakı
büsbütün artar. O’na haytını anlatmasını ister.
Binbaşı Kenan ise bir hafta sonra dört aylık izninin bittiğini ve
gitmeden önce herşeyi ama herşeyi öğreneceğini söyler. Ertesi hafta dostunu uğurlamaya
gider. Binbaşı Kenan dostuna bir paket vererek içinde hayatının sırrının
yazdığını ve neden hayatına tek kelime ile “hıçkırık” dediğini anlattığını
söyler ve trene biner. Yaşlı adam heyecan içerisinde evine döner ve paketi
açar. Paketin içinden bir hatıra defteri ile, üzerinde bir gün öncesinin tarihi
yazılmış olan bir mektup bulur. Mektubun içinde, şu an çok bahtiyar olduğu ve
O’nun için üzülmemesi yazılıdır. Emekli yarbay sabaha kadar hatıra defterini
büyük bir heyecan içinde okur…
Binbaşı Kenan’ın hatıra defterinde
şunlar anlatılmaktadır:
Annesi öldüğünde henüz yedi yaşında bir
çocuktur. Babası Susamzade Safi Bey varlıklı bir tüccardır. Annesinin hayatta
olduğu dönemde araları çok iyi olan babasından, zamanla uzakalaşmaya başlar.
Birgün babası evlenmek istediğini küçük Kenan’a açar. Kenan bunu istemese de
kabul etmek zorunda kalır. Yeni annesi Kenan’a ilk günlerde iyi davransa da
sonradan gerçek yüzü ortaya çıkar. Sürekli dayak yiyen Kenan’a ev zindan olmaya
başlar.Birgün okuluna gelen bir müfettiş Kenan’ın acı durumunu farkeder ve onun
başına gelenlerin hepsini öğrenip durumu Muhip Azmi Bey ismindeki yardımsever
bir dostuna bildirir. Muhip Azmi Bey küçük Kenan ile konuşur ve O’nu evlat
edinmeyi istediğini söyler. Küçük Kenan kararsızdır. Muhip Azmi Bey Kenan’ında
sonradan üvey babası olduğunu öğrendiği Susanzade Safi Bey’le konuşur. Aslında
O da bunu istemektedir. Küçük Kenan
artık İstanbul yolcusudur. Uzun bir yolculuktan sonra, Muhip Azmi Bey ve Kenan
eve ulaşırlar. Ev halkıyla tanışır ve evin tek çocuğu olan, kendisinden yaşça
büyük Nalan ile hemen bahçeye, oyun oynamaya giderler. Artık hayatı değişir,
evin bir parçasıdır ve Nalan’dan hiçbir farkı yoktur. Evde tek evlatlık olan
Kenan değildir. Otuz yaşlarına girmesine rağmen halen evlenmemiş olan Vesime de
bu evde evlatlık olarak büyümüştür. Bütün zamanını Nalan ile beraber geçiren
Kenan için hayat artık, yaşamaya değer hale gelmiştir. Nalan, yaşil iri gözlü,
çelimsizliğine rağmen oldukça hareketli bir kızdır. Okula gitmemesine rağmen,
evde özel ders almaktadır.Kenan da yaşı ilerledikce derslere başlar. Bazı
zamanlar bu iki çocuk, yakınlarda eski ama şirin bir kulübesi bulunan Şeyh
Kudsi Efendi’nin yanına gider ve onun neyinden dökülen notaları büyük bir
hayranlık içinde dinlerler.Zamanla Kenan’ın içinde Nalan’a karşı normalden daha
farklı ve daha şiddetli bazı duygular belirmeye başlar. O’nu sevmektedir hem de
ölürcesine! Bu sonuca, zaman zaman baş gösteren kıskançlığından ulaşmaktadır.
Artık ikisi de büyümüştür ancak herşey
yolunda gitmemektedir. Nalan zatüre geçirir ve zayıf olan vücut direnci iyice
zayıflar. Kenan ortaokuldan mezun olur ve öz babası gibi subay olmak için
Kuleli Askeri Lisesi’ne girer. Günden güne Nalan’a karşı olan sevgisi büyür ve
bu sevgiyle beraber kalbindeki yarada derinleşir. Nalan’a karşı olan sevgiyi
O’na açamaz ve O’da bu sevgiyi çocukluğuna verir ve ciddiye almaz. Hatta yine
bir bahar günü, herzamanki gibi, leylak hastası olan Nalan ile Kenan,
leylakların arasında dolaşırken, Kenan yine kıskançlığını belli edince Nalan
O’na şakayla karışık kendisini sevip sevmediğini sorar. Bir an için öldüğünü
zanneden Kenan, sevgisini itiraf edecek gücü kendisinde bulamaz ve inkar edip
kardeş olduklarını söyler. Zaman geçtikçe Nalan’ı hastalık pençesi altına
almaktadır. Bazen öksürmekten boğulacağını düşünürler. Yine böyle bir günde
Nalan yatağını kana bulamıştır. Hemen aile dostları ve bir süredir de
doktorları olan İlhami Bey’i çağırırlar. Muayeneden sonra ilaçlar yazılır. Bir
kış Nalan yatağından kalkamadan böyle mutsuz bir şekilde akıp gider. Ancak
bahar gelipte leylaklar açtığı zaman, Nalan da ayağa kalkar. Bütün eve bir
cümbüş hakim kılar. Kenan her haftasonunu Nalan ile geçirebilmek için iple
çeker. Yine böyle bir haftasonu, Nalan’ı herzamanki gibi leylakların arasında
bulacağını düşünerek, O’na bir sürpriz yapmak ister. O’na habersizce yaklaşıp
leylak yağmuru içerisinde boğacaktır. Ancak O’na yaklaşınca yalnız olmadığını
anlar. Yanında Doktor İlhami Bey vardır. Doktor İlhami Bey O’na evlenme teklif
etmektedir. Kenan neye uğradığına şaşırır ama elinden de hiçbirşey gelmez.
Hemen Doktor İlhami Bey ve Nalan nişanlanırlar, bir süre sonrada düğünleri
olur. Kenan ise hem sevdiği kişinin evliliğine hem de O’nun kocasıyla birlikte
başka bir eve taşınmasına üzülmektedir. Bir süre sonra Nalan’nın bir de küçük
kızı olur. Nalan’ın isteğiyle kızının adını Kenan koyar. Kenan aşkını çoktan
açıklamıştır. “Nalan’ın ağlattığını Handan güldürsün” der ve kızının ismini
“Handan” kor. Doktor İlhami Bey sık sık işi gereği seyahat eder ve bundan
dolayı Nalan için en uygununun Çamlıca’daki baba evinde kalmasının olduğunu
düşünür. Nalan eve döndüğü gün bütün evde bir mutluluk rüzgarı eser. Handan da
büyür ve ele avuca sığmaz bir hale gelir. “Ağabey” olarak çağırdığı Kenan’ın
kucağından inmemektedir.
Kenan artık çoktan Harbiyeli’dir. Tıpkı
küçüklüğünde olduğu gibi Nalan ile birlikte leylaklar arasında yürüyerek
günlerinin büyük bir kısmını geçirirler. Vesime sürekli Handan’la ilgilendiği
için Nalan rahattır ancak O’nun doğumu bünyesini iyice zayıflatmıştır. Günden
güne Nalan ile Kenan arasındaki ilişki dahada kuvvetlenir. Hatta bazı geceler
Nalan’ın odasında geç vakitlere kadar oturup konuşurlar. Kenan sürekli Nalan’a
karşı olan sevgisinin O’nu ne kadar yıprattığından bahseder ve sevgisine
karşılık bekler. Ancak Nalan eşine ve çocuğuna karşı sadık olduğu için O’na
hiçbir karşılık vermez. Bir gece yine Nalan’ın odasında konuşurken, Kenan
Nalan’a karşı yoğun bir izdivaç isteği duyar ve kendisini kontrol edemez. Olay
Nalan’ın tokatı ile sonuçlanır ve bu olaydan sonra Kenan ceza aldığını bahane
ederek dört ay boyunca okulda kalır ve eve gelmez. Taki birgün Vesime Kenan’ın
okuluna gelip Nalan’ın çok hasta olduğunu ve O’nun artık eve dönmesini
istediğinin söyleyinceye kadar. Artık barışmışlardır.
Kenan artık Harbiye’den mezun olup
yakışıklı bir subay olmuştur. Kılıcını kuşanıp, şıngırtılar içerisinde
Çamlıca’ya, evine gelir. İlk olarak babası Muhip Azmi Bey’in ellerinden öper.
Nalan da O’nu beklemektedir. O’nunda
hemen leylak kokulu yumuşacık ellerine sarılır ve doyasıya öper. Artık
Kenan’ın gideceği kıt’a da belli olmuştur. Gideceği yer İstanbul’a çok uzakta
olduğu için başta Nalan olmak üzere evdeki herkes üzülür. Artık sadece
mektuplarla haberleşeceklerdir. Ancak Nalan Kenan’dan O’na kardeşiymiş gibi
mektup yazmasını ister ve Kenan’da bunu kabul etmek zorunda kalır. Nalan çok
hastadır ve günden güne eriyip gitmektedir ve O da bunun farkındadır. Bundan
dolayı Kenan’ı bir daha göremeyeceğinden korkmaktadır.
Kenan artık bir kıt’a subayıdır. Görev
hayatında başarılı ve arkadaşları tarafından sevilen bir insandır. O da
hayatından çok memnundur ancak sadece Nalan’ın yokluğunu çok fazla hisseder.
Nalan ve babasına her fırsatta mektup yazar. Ancak birgün hayatının hatasını
yapar ve efkarlı olduğu bir günde Nalan’a karşı olan bütün duygularını yazdığı
bir kağıtı farkında olmadan Nalan’a gönderir. Bu hatayı anladıktan sonra
üstüste birçok telaffi mektubu yazar ama aylarca cevap gelmez. Endileşenmeye
başlar ve komutanından izin ister ama seferberlik olduğu için komutanı izin
vermez. En sonunda bir telgraf alır: “(D.R.)
süvari alayı, sekizinci bölük komutanı
Kenan ZİYA Bey’e: Ölüyorum çabuk gel!..
Nalan” Bu telgraftan sonra Kenan komutanına koşar ve ona bu telgrafı
gösterip izin ister ve alır. Atına atlar ve onaltı günlük uzun ve yorucu bir
yolculuktan sonra İstanbul’a ulaşır. Ancak bir gece önce Nalan gözlerini hayata
yummuştur. Bir an için Kenan da kendisini O’nunla beraber ölmüş gibi hisseder
ve olduğu yere yığılıp kalır. Kendine geldiği zaman ilk işi, Nalan’ın mezarına
gidip toprağına kapanmak olur. Eve döndüğü zaman Vesime, o sadık ve iyi kalpli
kadın, elinde bir paketle Kenan’ı beklemektedir. Elindeki paketi Nalan’ın O’na
bıraktığını söyler ve O’na uzatır. Kenan paketi heyecan içinde alır ve odasına
çekilir. Pakette 18 yaşına girdiği zaman Handan’a verilmesi gerektiğini yazan
bir mektup ile Nalan’ın kendi el yazısıyla yazılmış yedi sayfa vardır. Bu
kağıtlarda Nalan artık Kenan’a karşı olan aşkını gizlemez ve bütün duygularını
döker. Ayrıca Kenan’ın yanlışlıkla gönderdiği kağıdı kocasının okuduktan sonra
yaptığı işkenceler, kızı Handan’ı bu yüzden ölünceye kadar göremediği de yazar.
Bu kağıtları okuduktan sonra Kenan iyice yıkılır. Bir süre sonra Doktor İlhami
Bey ile salonda karşılaşırlar. Tartışmaya başlarlar ve Kenan herşeyi bütün
açıklığıyla anlatır ancak kendisine bir türlü inandıramaz. En sonunda Nalan’ın
Kenan’a yazdığı kağıtları gösterir. Doktor İlhami Bey artık pişmandır ama bu
pişmanlık Nalan’ın ölümüne çare değildir. Muhip Azmi Bey ile barışır ve
Handan’ı da annesinin evine geri getirir. İzini biten Kenan tekrar kıt’asına
döner.
Balkan Harbi biter, Cihan Harbi başlar.
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 6 Ekim 1923’te İstanbul’a giren Türk ordusu arasında
Kenan da bulunur. Artık otuz-otuzbeş yaşlarında bir subaydır. Eve dönünce
herkes O’nu neşe ile karşılar. Bu arada Handan da içeriye girer ve Kenan’ı
şaşkınlık içinde bırakır çünkü O artık 18 yaşında bir genç kızdır daha da ilginç olanı, annesi Nalan’ın bir ikizi
olmuştur.Kenan hergün Nalan’ın mezarına gider. Bir süre sonra Handan da O’na
eşlik etmeye başlar. Annesinin O’na bıraktığı mektubu bir süre sonra Kenan’dan
almıştır. Yine beraber gittikleri mezardan dönerken Handan annesinin O’na
bıraktığı mektuptan bahseder. Annesinin kendisinden gerçekten sevdiği birisiyle
evlenip, hayatını O’nun gibi mahvetmemesini istediğininden ve evleneceği
kişinin de sarışın ve uzun boylu bir subay olursa çok bahtiyar olacağını
yazdığından bahseder. Daha sonra ekler “Nalan’ın ağlattığını ancak O’nun kızı
güldürebilir!” Kenan şaşımış ve aynı zamanda da mutlu olmuştur. Handan’ı kolarıyla
kavrar ve bir dahada asla bırakmaz.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Şartlar ne durumda olursa olsun insanlar içlerinde sakladığı sevgiyi ve arzuyu
başkasıyla paylaşabilmeli, yoksa herşey çok geç olabilir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN
VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kenan ZİYA: Yedi yaşında annesini kaybettikten sonra üvey anne ve
babasının elinde kaldığı sürece büyük acılar ve işkenceler yaşamıştır. Bu
acılardan kurtularak İstanbul’a gelmiştir; fakat burada daha büyük bir acıyla
karşılşacağından haberdar değildi. Kendinden büyük Nalan isminde bir kıza aşık
olur; fakat Nalan’ın ağlattığını kızı Handan güldürür.
Nalan: Evin tek çocuğu olan Nalan’ın her isteği yerine
getirilmiştir ve özel hocalardan ders alarak iyi bir eğitim almıştır.
Çelimsizliğine rağmen çok hareketli ve neşeli bir çocukluk yaşamıştır; fakat
küçük yaşlarda yakalandığı zatüre illeti onu mutlu edemeden öldürmüştür.Doktor
İlhami Beyden Handan isminde bir kızı vardır.
Susamzade Safi Bey: Kenan’ın üvey babasıdır. İlk zamanlarda Kenan’a iyi
davranan Safi Bey, eşinin ölümünden sonra başka bir kadınla evlenmiştir ve
ikisi de Kenan’a karşı çok kötü davranmışlardır. Safi Bey zengin, çalışkan ve
azimli bir esnaftır.
Muhip Azmi Bey: Sarışın, yeşil gözlü mabeynde çalışan çalışkan ve varlıklı
bir devlet adamıdır. Nalan isminde bir kızı vardır. Karısının ölümünden sonra
kendini kızına vermiştir ve kızının zatüreye yakalanıp günden güne erimesi O’nu
mahvetmiştir. Sekiz yaşındaki Kenan adında bir çocuğu evlatlık almıştır ve onu
öz kızından ayırt etmemiştir.
Emekli Yarbay: Bu emekli subay Osmanlı’nın son zamanlarında emekli
olduktan sonra kendini doğaya adayan, sakin bir yaşam sürdüren, doğayı seven,
canayakın, sevecen ve merhametli bir kişiliğe sahiptir. Kısa sürede Binbaşı
Kenan ile iyi bir dostluk kurmuştur.
Doktor İlhami Bey: İlk başta doktor olarak geldiği köşkün daha sonra damadı
olmuştur. Nalan’ın kocasıdır ve de Handan’ın babasıdır. Nalan ilk başlarda
duyduğu aşkı günden güne azalmıştır ve ilgisiz kişiliği ortaya çıkmıştır.
Vesime: Muhip Azmi Beyin evlatlığı Nesime evlenmemiştir ve
ölünceye kadar konak da hizmetli olarak çalışmıştır. Oldukça iyi bir kişiliğe
sahip olan Nesime özellikle Kenan ve Nalan aşklarını bir sır gibi saklamıştır.
Şeyh Kudsi Efendi: Nalan ve Kenan’ın sevdikleri ve saydıkları, müzikten iyi
anlayan, özellikle çaldığı ney ile onları büyüleyen ve aşık eden bir insandır.
Küçük, şirin bir kulübede oturan adamı onlar devamlı ziyaret ederler.
5.KİTAP HAKKINDA
ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Bu kitabı daha önce askeri lisede arkadaşlar okumuştu; ama ben
okumamıştım. Şimdi bu kitabı okuduğumda ne kadar da geç kaldığımı anladım ve
aldığım bu kitabı yaklaşık altı arkadaşıma vererek onların da okumasını
sağladım. Kitap, oldukça sade ve anlaşılır bir şekilde yazılmış; kitabın
akıcılığından dolayı okumaya başladıktan sonra elinden bırakamıyorsun. Aşk ve
sevgi konusu mükemmel bir şekilde dile getirilmiş; ama şunu bilmeliyiz ki,
bizler yani askerler fazla duygusal olmamalıyız ve duygularımızın yerine
mantığımızla hareket etmeliyiz.
6.YAZAR HAKKINDA
BİLGİ: 5 şubat 1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir ANZAK, 20 mart 1984’te
öldü. Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi. Ayrıca özel eğitim gördü. İlk
şiir ve öyküleri 1937’de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde
yayımlandı. Kadın kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven
romanlarıyla çok okunan bir yazar oldu. Anılarını Romancının Dünyası(1938) adlı
kitapta topladı. Başlıca romanları arasında Yeşil Işıklar(1937),
Hıçkırık(1938), Seven Ne Yapmaz(1940), Gelinlik Kız(1943), Uykusuz
Geceler(1945), Kahkaha(1946), Posta Güvercini(1950), Pervane(1955), Esir
Kuş(1957) ve Sonbahar(1958) sayılabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder