Aşağıdaki
bilgiler http://www.memocal.com adresindeki web
sitesinden alınmıştır.
DÜNYA SU GÜNÜ (22 Mart)
Su, bireylerin en temel gereksinimi
olma ve başlıca ekonomik faaliyetlere kaynaklık etme özelliği ile ulusların
devamlılığı için yaşamsal bir kaynaktır. Sosyal ve ekonomik faaliyetlerin
sürmesi büyük ölçüde temiz ve yeterli su arzına sahip olmaya bağlıdır. Su
kaynaklarının geliştirilmesi ekonomik üretkenlik ve sosyal refaha doğrudan katkı
yapmaktadır. Öte yandan, nüfus ve ekonomik faaliyetler arttıkça birçok ülke
hızla su sıkıntısı çeker duruma gelmekte ya da ekonomik gelişmeleri
kısıtlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma politikası doğrultusunda, su
kaynaklarını tasarruflu kullanma bilinci yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası
her düzeyde geliştirilmelidir.
Su, hayatın kaynağı, dünyanın 3/4'ü;
vücudumuzun % 80'i su. Kana kana içtiğimiz, duş yaptığımız, yağmur olup
yağdığında sevdiğimiz ama sel olup aktığında korktuğumuz su.
Su insan için çok önemli. Ama öte
yandan da dünya nüfusunun artması, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri,
suyun yeryüzündeki dağılımı ve kullanım şekli, su ile ilgili ciddi sorunların
ortaya çıkmasına yol açmaktadır. İşte bu konudaki gerçeklerin bir
kısmı:
• Dünyadaki tatlı suyun %80 i buzul
olarak kutuplardadır.
• Dünyadaki nehirlerin yaklaşık 2/3ü
(yaklaşık 300 nehir) sınır ötesi su olarak bir kaç komşu ülke tarafından
paylaşılmaktadır. Bu nehirlerin hemen hemen tamamı komşu ülkelerle sorunlara yol
açmaktadır.
• Yaklaşık 1,1 milyar insan temiz
içme veya kullanım suyundan yoksundur.
• Her yıl yaklaşık 5 milyon insan
temiz su ile ilgili hastalıklardan dolayı ölmektedir.
• 2025 yılında dünya nüfusunun üçte
biri şiddetli derecede su sıkıntısı çekecektir.
• Halen dünyada 2,8 milyar insan
şehirlerde yaşıyor, bu rakam 2025'te 4,5 milyara yükselecek. Şehirler temiz suya
daha fazla ihtiyaç duymakta olup aynı zamanda da daha büyük atık su sorununa yol
açmaktadırlar. Şehir nüfusunun artması ciddi su sorunlarını beraberinde
getirecektir.
• Ülkemizdeki 3200 belediyenin
yaklaşık 50 adedi kanalizasyon sularını arıtmaktadırlar. Başka bir deyişle
nüfusumuzun yaklaşık 50 milyonuna ait kanalizasyon suları doğrudan nehirlere
dolayısıyla göl ve denizlere akmaktadır.
Bunlar, su ile ilgili gerçeklerin
sadece bir kısmı. Bu ve buna benzer konuların ciddi bir şekilde dünya gündemine
gelmesiyle BM Genel Kurulu 1993 yılı Aralık ayında aldığı bir kararla her yılın
22 Mart gününün " Dünya Su Günü" olarak kutlanmasını
kararlaştırmıştır.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel
Kurulu, 1992 yılında Rio de Janerio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma
Konferansı’nda dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart
gününün "Dünya Su Günü" olarak kutlanmasına karar vermiştir. Ortaya çıkışı BM
Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın sonuç metni olan Agenda21’in su kaynaklarının
gelişimi ile ilgili 18. bölümüne dayanan Dünya Su Günü, suyun önemi ile ilgili
bilincin geliştirilmesi ve Agenda21’de sunulan önerilerin uygulanmasının
sağlanması için, bütün ülkelerin ulusal düzeyde konferans, seminer, sergi, yayın
ve doküman dağıtımı gibi bir dizi etkinlik yapmasını teşvik etmeyi
amaçlamaktadır.
22 Mart Dünya Su Günü ile ilgili ilk
çalışmalar Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi tarafından 1993'te
başlatıldı.
Temel konular
1. İçme suyu ile ilgili
problemler,
2. Gelişen nüfusa bağlı olarak su
yapılarının korunması ve yapımı ile ilgili toplumu uyarmak ve önlemleri
arttırmak.
3. Dünya Su Günü'nde devletler,
uluslararası kuruluşlar ve sosyal kuruluşlarla dayanışmayı ve birlikteliği
arttırmak.
Strateji
1. Ülke ve dünya basını ile
bağlantıları geliştirmek, gündemde kalmak ve gündem oluşturmak.
2. Çocukları ve gençleri hedef
almak,
3. Belgelerin
yayınlanması,
4. Su kaynaklarının korunması ve
geliştirilmesi ile ilgili konferans, yuvarlak masa ve seminerler
yapılması,
5. Paylaşım ve kişisel yardım
programlarını ilerletmek,
6. Kamu ve özel sektör yardımlarını,
destek ve katılımlarını arttırmak.
1995'ten günümüze kadar her yıl bir
konu tespit edilmiş ve 22 Mart günü tartışılması kararlaştırılmıştır. Buna
göre;
— 1995 yılında Kadınlar ve
Su
— 1996 yılında Kirli Şehirlere
Su
— 1997 yılında Dünyanın Su
Potansiyeli Yeterli mi?
— 1998 yılında Yeraltı Suyu ve
Görünmez Kaynaklar
— 1999 yılında Su Kaynakları
Etrafında Hayat
— 2000 yılında 21. Yüzyılda
Su
— 2001 yılında Su ve
Sağlık
— 2002 yılında Kalkınma İçin
Su
— 2003 yılında Gelecek İçin
Su
Konuları ele alınmıştır.
DÜNYA SU GÜNÜ - Yaşam
için Su
BM Genel Kurulu Aralık 2003'te
yaptığı 58. oturumunda aldığı karar ile 2005 yılının 22 Mart gününden başlayarak
2015 yılına kadar on yıl süreyle dünya su günü temasının "Water For Life" (
Yaşam İçin Su ) olmasını kararlaştırmıştır. BM ayrıca bu on yıllık sürenin
"Eylem İçin On Yıl" olmasını tavsiye ederek bu süre içerisinde konunun seminer
ve konferans gündemlerinden suyu korumaya yönelik etkin eylemlere aktarılmasını
sağlamayı amaçlamıştır.
Yeryüzündeki suyun %97’si tuzludur.
Geriye kalan ve büyük bir bölümü Kuzey ve Güney Kutuplarında buzullar içinde
donmuş olan %3’lük tatlı su kaynakları için insanlar, bitkiler, yaban hayat,
tarım ve sanayi rekabet etme durumundadırlar. Son 10 yılda bu kısıtlı su arzı
üzerindeki küresel su talebi 6 – 7 kat artmıştır; bu oran dünya nüfusu artış
oranının iki katından fazladır. Öte yandan, dünya nüfusunun 2025’de 8,3 milyara,
2050’de ise 10–12 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Halen, yoksullar başta
olmak üzere, dünyada 2,4 milyar insan yetersiz ve kalitesiz su nedeniyle
sağlıksız koşullarda yaşamaktadır. Dünyanın birçok bölgesinde yaşanmakta olana
kırsal alanlardan kentlere göç, çok sayıda insanın yeterli sağlık
hizmetlerinden, güvenli içme suyundan, çevresel olarak güvenli yaşam
koşullarından yoksun alanlarda yaşamalarına sebep olmaktadır.
Uluslararası kuruluşlar, yukarıda
bir kısmı sözü edilen sorunlara çözüm arayışları çerçevesinde insan sağlığı,
gıda güvenliği, endüstriyel gelişme ve eko-sistemlerin korunması için su
kaynaklarının daha etkin bir biçimde kullanılması ve yönetilmesinin
gerekliliğine dikkat çekmiştir. BM sistemi içinde yer alan birçok uzman
kuruluşun (UNDP, FAO, UNICEF, UNESCO, WHO, WMO) girişimi ile bir seri
uluslararası konferans çerçevesinde etkin ve adil su kaynakları kullanımı
tartışılmış ve gözden geçirilmiştir. Bu konferanslar arasında:
1972 Stockholm BM İnsan ve Çevre
Konferansı,
1977 Mar del Plata BM Su Konferansı,
1991 Delft BM Kalkınma Programı
Sempozyumu: Su Sektöründe Kapasite Geliştirme,
1992 Dublin Su ve Çevre Uluslararası
Konferansı,
1992 BM Çevre ve Kalkınma Konferansı
sayılabilir.
Birbirini takip eden tüm bu
konferansların sonucunda su kaynaklarının etkin ve adil kullanımına ilişkin bir
dizi ilke ve normlar ortaya çıkmıştır.
Bir yandan tarım, içme suyu ve
sanayi arasında bir yandan da bu sektörler ve doğal hayat arasında su
kullanımına ilişkin rekabet giderek artmaktadır. 1990’ların ortalarına
gelindiğinde giderek daha çok bölge ve ülkenin su kıtlığı ile karşılaşması ile
dünyada su kaynakları yönetiminde bütüncül yaklaşımların benimsenmesinin
gerekliliği ortaya çıkmıştır. Dublin ve Rio ilkelerini ve "Bütüncül Su
Kaynakları Yönetimi" olarak tanımlanan bir dizi ilkeyi eyleme dönüştürmek
amacıyla Dünya Su Konseyi (WWC) ve Küresel Su Ortaklığı (GWP) gibi uluslararası
sivil toplum kuruluşları kurulmuştur. Bu kuruluşlar, politika-yapıcılar ve
kullanıcılar gibi başlıca paydaşlar arasında su ile ilgili sorunlara yönelik
ilgiyi artırmaya; ilgili aktörler arasında ortaklıklar kurulmasına ve ulusal,
bölgesel ve yerel düzeyde bütüncül su kaynakları yönetimine ilişkin eylemlerin
gerçekleşmesine yönelik faaliyetlerde bulunmaktadırlar.
Türkiye su zengini bir ülke
değildir. Uzmanlar ülkemizin 107 milyar m3 su arzına sahip olduğunu vurgulasalar
da, mevcut su kaynakları zaman ve mekâna göre düzensiz dağılmıştır. Öte yandan
ortalama 1300 m3 kişi başına düşen su miktarı ile ülkemiz uluslararası ölçütlere
göre su sıkıntısı çeken ülkeler içinde değerlendirilebilmektedir. Türkiye,
sosyo-ekonomik kalkınma hedefleri doğrultusunda su kaynaklarını geliştirme
projelerine öncelik vermiştir. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ülkemizin görece
yoksul ve geri kalmış bir bölgesinde su, toprak ve insan kaynaklarının kalkınma
amacına yönelik geliştirilmesi ve kullanılmasına dönük bir dizi fiziki, sosyal,
ekonomik ve kültürel proje ve faaliyetleri kapsamaktadır.
Dünyada birçok bölgede, son elli
yılda, ekonomik büyüme hedefleri doğrultusunda ileri teknolojilerin, yöntemlerin
ve tekniklerin kullanımına yönelik girişimleri gözlemledik. Öte yandan bu hızlı
büyüme süreci içinde aynı girişimler, sosyal eşitsizlik, çevresel yıkım ve
ekolojik dengenin temelden sarsılması gibi olgularla mücadelede başarısız
kaldılar. Küresel düzeyde kalkınmaya yönelik gözlemlediğimiz bu gelişmeler,
kalkınmaya ilişkin genel yaklaşımlarımızda ve GAP’a özgü olarak izlediğimiz
kalkınma politikalarında yeni anlayışların benimsenmesine yol açmıştır. Nitekim
1990’ların ilk yıllarından buyana, GAP bölgesinde kalkınmaya ilişkin faaliyetler
GAP Bölge Kalkınma İdaresi’nin öncülüğünde "sürdürülebilir kalkınma" yaklaşımı
doğrultusunda yürütülmektedir. Güneydoğu Anadolu Projesi’nin nihai hedefi,
bölgede yaşayan halkın potansiyel ve tercihlerini eksiksiz bir biçimde yaşama
geçirebilecekleri bir ortam yaratmaktır. GAP, su ve toprak kaynakları gibi
bölgede yaşamın her unsuruna temel teşkil eden kaynakları etkin ve adil bir
biçimde geliştirmeye ve kullanmaya yönelik faaliyetler çerçevesinde kadın,
erkek, genç, çocuk, mevcut tüm bölge halkı ve gelecek kuşaklar için seçenekleri
ve olanakları genişletmeyi hedeflemektedir.
Yalnızca ekonomik büyüme hedefli
kalkınma yaklaşımlarından farklı olarak, sürdürülebilir kalkınma, insanı,
kalkınmanın hem aracı hem de amacı olarak odak noktaya koyar. Bölge halkının
sosyal ve ekonomik gönence erişimine yönelik projelere öncelik verir. GAP
çerçevesindeki eşit, adil, cinsiyet dengeli proje uygulamaları, suyun etkin
kullanımına ve katılımcılığa dayalı sulama modelleri, kalkınmanın alt yapısını
oluşturan fiziki projelerin, sosyal yapıya, çevreye ve kültür varlıklarına
yönelik zararlarını minimuma indirmeye çalışan projeler, kadınlar, baraj
göllerinden etkilenen nüfus, çocuklar, gençler, toprakları sulama alanı dışında
bulunan çiftçiler gibi dezavantajlı grupların, kalkınmadan olumsuz
etkilenmemelerini ve yaratılacak refahın ekonomik geçerliliğini gözeten
uygulamaların tümü sürdürülebilir insani kalkınma yaklaşımı içinde
değerlendirilmelidir.
Öyleyse haydi bizler de suyumuza
sahip çıkalım. Onu dikkatli kullanmaya, israf etmemeye ve onu korumaya
çalışalım. İşte size bazı tavsiyeler:
• Çamaşır makinenizi veya bulaşık
makinenizi tam dolu iken çalıştırınız.
• Duşlarınızı kısa alınız ve
duşunuza akış debisi düşük olan duş başlıkları takınız.
• Tıraş olurken veya dişlerinizi
fırçalarken suyu açık bırakmayınız.
• Musluklarınızda su sızıntılarını
önemseyin.
• Sızıntı yoluyla israf olan su
miktarları çok büyük miktarlara ulaşabilmektedir.
• Armatürlerinizi ve tesisatınızı
sızıntılara karşı kontrol ettiriniz.
• Bahçenizde bitkilerinizi sabah
serinliğinde, buharlaşmanın minimum olduğu saatte sulayın.
• Tuvalet sifonları en çok su israfı
yapılan yerlerden birisidir.
• Tuvalet sifonlarınızı gerekmedikçe
çekmeyiniz.
• Suyu çeşmeden içen yerlerde boruda
ısınan su sebebi ile su soğuyuncaya kadar boşa akıtılır.
• Suyu boşa akıtmak yerine soğutmak
için buz kullanın.
• Evlerinizde su tasarrufu
sağlayacak özellikte armatürler kullanın.
• Armatür satın alırken su tasarrufu
sağlayıcı özelliği olup olmadığını araştırın.
• Bulaşıklarınızı elle yıkadığınızda
durulamak için direkt çeşmeden akarsu kullanmayınız.
• Önce leğende köpüğü akıttıktan
sonra suyunuzu kısık seviyede açınız ve durulayınız.
• Durulamaya ara verdiğiniz
durumlarda suyunuz kapatmayı ihmal etmeyiniz.
• Meyve ve sebzelerinizi çeşmeden
akan su yerine uygun bir kapta yıkayınız.
www.memocal.com sitesi olarak
kalkınmanın başlıca itici gücü olan su kaynaklarımızı bilinçli, duyarlı, akılcı,
adil ve barışçı biçimde kullanmamız gerekliliğini vurgulayan 22 Mart Dünya Su
Günü’nün bölgemiz halkı ve tüm insanlık için kutlu olmasını dileriz.
Yorumlar
Yorum Gönder