KİTABIN ADI : Acımak
KİTABIN YAZARI: Reşat Nuri GÜNTEKİN
YAYIM EVİ ADRESİ: İnkılap Kitap Evi sanayi ve tic. a.ş. Ankara cad. no:95 SİRKECİ 34410 İstanbul
BASIM YILI:
1996
KİTABIN KONUSU: Kitap görevine kendini adamış olan Zehra adlı
başöğretmenin trajedik hikayesini anlatıyor.
KİTABIN ANA FİKRİ: Bir kimsenin doğruyu bilmeden veya bildiğini
sanarak kesin kararlar almasının ne zor durumlar yaratabileceğidir.
KİTABIN ÖZETİ:
“ Maarif müdürü bir dostunun ricası ile
merkezdeki Zehra ismindeki öğretmen için mebus Şerif Halil beyden izin istedi.
Zehra zehir gibi çalışan bir kadındı. Maarif müdürü ile mebus, okulları ziyaret
edecekti. Önce Zehra’nın okuluna gideceklerdi. Zehra’yı okul kapısında
öğrencileri evlerine yollarken üst başlarını düzeltirken gördüler. Bu arada Zehra
hakkındada konuşuyorlardı.
Zehra çok acımasız bir kadındı. Yanlış
gördüğü her şeye karşı büyük tepkiler gösterirdi. Zehra’nın babası ölüm
döşeğinde olduğu için İstanbul’a gitmesi gerekiyordu.
Ama Zehra babasının olmadığını söylüyor
istanbula gitmeyi reddediyordu. Daha sonraki günlerde gelen telgrafta babasını
çok fenalaştığını Zehra’nın hemen gelmesi gerektiği yazıyordu. Zehra ısrarla
daha fazla dayanamayıp İstanbul’a gitmeye karar verdi. Zehra İstanbul’a
geldiğinde onu babasının eski arkadaşı Vehbi Efendi karşıladı. Ancak Zehra geç
kalmıştı babası o gelmeden ölmüştü. Vehbi
Efendinin evine geldiklerinde içeride kadınlar Kuran okuyorlardı. Zehra
yorgun olduğu için hemen odasına çekildi. Babasından Zehra’ya sadece bir sandık
kalmıştı. Zehra merakla sandığı açtı. İçinden babasının günlüğü çıktı. Zehra
babasını çok fena birisi olarak biliyordu. Zehra merakla günlüğü okumaya
başladı.
Mürşit Efendi okulunu yeni bitirmişti.
Artık kendine ait bir hayatı olacaktı. Mürşit Efendi çok dürüst birisiydi. Daha
göreve başlamadan kendi kendine iyi bir memur olacağın dair söz vermişti. İlk
tayini Sivas’a çıktı. Arkadaşının yardımıyla yaşlı bir ermeni kadının evinde
bir oda tuttu. Mürşit Efendi çok çalışkandı her işe koşturuyordu. Arkadaşlarına
yardım etmekten çekinmiyordu. Kısa süre içinde sivrildi.
Günler böyle geçiyordu. Mürşit Efendi
artık arkadaşlarından , patronlardan herkesten sıkılmaya başlamıştı. Çünkü
herkes Mürşit Efendiye kendi işlerini yaptırmaya çalışıyordu. İleriki günlerde
Mürşit Efendi meveddet adında bir bayanla tanıştı. Meveddet’in babası Mürşit
Efendinin arkadaşıydı. Ancak kendisi ölünce Mürşit Efendi ile arasında bir
yakılaşma oldu. Meveddet’in birde annesi vardı. Mürşit Efendi bu hanımla
evlenmeye karar verdi. Kaynanası çok iyi bir kadındı. Gayet iyi geçiniyorlardı.
İlerleyen günlerde Meveddet ve annesi İstanbul’a gitmek için Mürşit Efendiye
baskı yapmaya başlamışlardı. İstanbul’da yaşamak kolay değildi. Karınlarını zor
doyurur duruma gelmişlerdi. Mürşit Efendi yapılan haksızlıklara dayanamayıp
devamlı arkadaşları ve müdürü ile tartışıyordu. Bu arada karısı ve kaynanası
devamlı kendilerini zengin kadınlarla kıyas edip Mürşit Efendiyi boca
sokuyorlardı. Mürşit Efendinin iki tane çocuğu olmuştu. Feriha ile Zehra.
Anneleri ve anneanneleri çocukları kendileri gibi yetiştiriyorlardı. Çocuklar
babalarına düşman kesilmişlerdi. Babalarından korkar duruma gelmişlerdi.
Melek gibi olan kaynana başka erkekleri
eve almaya başlamıştı karısı da komşularıyla buluşup Mürşit Efendiyi aldatmaya
başlamıştı ama ortada iki tane çocuk vardı.Feriha ile Zehra. Aile içinde
sorunlar iyice artmaya başlamıştı. Ama Mürşit Efendi çocukları için
Meveddet’den ayrılamıyordu. Çocukları babalarına düşmanca yetiştiriliyorlardı.
Mürşit Efendi çocuklarını çok sevmesine rağmen onları kucağına alıp
okşayamıyordu bile. Mürşit Efendi artık kendini iyice içkiye vermişti. Eve geç
geliyordu.
Bir gün feriha hastalandı kız verem
olmuştu. Sonrada öldü. Artık sadece Zehra kalmıştı. Onu bu kadınların elinden
kurtarması lazımdı. Yoksa onu da kendileri gibi yetiştireceklerdi. Mürşit
Efendi çok sefil bir halde idi. Vapurda eski arkadaşlarından birini gördü. Oda
onu tanımıştı. Gidip Mürşit Efendiye yapabileceği bir şey olup olmadığını
sordu. Mürşit Efendinin aklına kızı Zehra geldi. Onu bir okula kaydettirmesi
gerekiyordu. Arkadaşının sayesinde Zehrayı yatılı bir okula yazdırmıştı. Artık
Zehra kurtulmuştu.”
Zehra bu günlüğü
okuduktan sonra babasının cansız bedenine sarılıp ağladı. Çok pişmanlık duymuştu.
Zehra artık acımayı öğrenmişti artık onun bir eksiği kalmamıştı.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE
ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
ZEHRA: Hissiz bir kadın
denemez. Güzel, doğru ve temiz bulduğu şeyleri çok seviyor. Onlar için her
fedakarlığı yapabilir. Ama kötülüğe ve çirkinliğe hiç acımıyor. Öğrencilerine
karşı çok titiz davranıyor. Hiçbir mazeret kabul etmiyor. Etrafındakilere çok
tatlı muamele yapıyor.
Zehra kısa boylu ince ve otuz
yaşlarındaydı. Donuk esmeri bir çehresi irice bir burnu, çıkık elmacık kemikleri,
kuvvetli bir çenesi vardı. Beyaz dişliydi yalnız iki tanesi ağzını kapadığı
zaman üst dudağını hafifce şişirirdi, ince çatık kaşlıydı ve çok çalışkandı.
MÜRŞİT EFENDİ: Okuldan
mezun olduktan sonra kendini işine adamış çalışkan gözü fazla yukarılarda
olmayan biri. Namuslu, gayet uysal, titiz bir adamdı. Ailesinin mutluluğu için
her şeyi göze alabilirdi. Saf kalpli olduğu için hiçbir kötülük düşünemiyordu.
Evlendikten sonra karısının ve kaynanasının baskısından dolayı hırsızlık
yapmış, kavga etmiş, arkadaşlarıyla arası açılmıştır. Çocuklarını çok sevdiği
için artık nefret ettiği karısı ve kaynanasından ayrılamıyordu.
ANNESİ ( MEVEDDET HANIM
):Çocuk ruhlu, çabuk sevinip çabuk üzülen birisi. Annesinden etkilendiği
açıktır.annesi ile anlaşıp kocasını zora sokan birisidir. Sadece kendini
düşünen gözü yükseklerde olan ve kendini zenginlerle kıyas eder. Kocasını
aldatmıştır gözü doymamıştır.
VEHBİ EFENDİ: Yetiş
yaşlarında emekli bir tabur katibi idi. Kendi yaşlarındaki karısı ile beraber
eyüb sultanda eski bir evde oturuyorlardı. Mürşit efendi ile uzaktan akrabalığı
vardır. Zehra’yı İstanbul’a çağıran odur.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ
GÖRÜŞLER:
Acımak, çok yetenekli bir öğretmen olan
Zehra’nın trajedik hikayesini anlatan güzel bir roman. Romanın başındaki
düşüncelerim ile sonundaki düşüncelerim tamamen değişti. Kitabın başında
sonucunu tahmin etmek mümkün değil. Tamamen akıcı, okuması keyifli bir roman.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA
BİLGİ:
Reşat Nuri,romancı ( İstanbul 1889 –
Londra 1956 ) binbaşı Dr. Nuri Beyin oğlu ilk öğrenimini Çanakkale’de yaptı.
Çanakkale idadisinde bir buçuk yıl okuduktan sonra geçtiği İzmir Frere’ler
okulunu da bitiremeden tastikname alarak ayrıldı. Sınavla girdiği İstanbul
Darülfünun’u edebiyat bölümünü bitirdi.kanser tedavisi için gittiği Lonra’da
öldü. Mezarı Karacaahmet'tedir.
Bazı
romanları:Harabelerin Çiçeği,Çalıkuşu,damga,dudaktan kalbe,kan davası taş
parçası,leyla ile mecnun,acımak...
Yorumlar
Yorum Gönder