YUSUF ZİYA ORTAÇ
20 yy şair ve yazarlarından Yusuf
Ziya, 23 Nisan 1895 tarihinde İstanbul'da doğdu.
Vefa İdadisi'ni bitirdikten
sonra sınavla kazandığı İzmit
Sultanisi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğine sonradan istambul’da yabancı okullarda
devam etti.
1946-1950 yılları arasındaki Ordu
Milletvekilliği görevinden sonra Orhan Seyfi Orhon'la birlikte yayımladıkları
Akbaba adlı gülmece dergisine geri döndü.
Bir yarışmada birincilik kazanan
ilk şiiri Kehkeşan dergisinde çıkmıştır; ardından Büyük Mecmua, İnci, Serveti
Fünun, Şair, Türk Yurdu gibi dergilerde yazmıştır.
Mizah, şiir ve yazılarına Diken
dergisinin ilk sayılarında başladı. Diken dergisinin her sayı-
sında (1918-1920) Çimdik
imzasıyla çoğu kez ikişer manzumesi yer almış; bu türdeki çalışmalarına ölümüne
kadar Akbaba Dergisi’nde devam eden Yusuf Ziya edebiyat tarihimize Hecenin Beş
Şairi’nden biri olarak geçmiştir.
Binnaz (1919) oyunu,
tiyatro tarihimizde heceyle yazılmış sanat değeri üstün, başarılı ilk manzum
piyes kabul edilir.
Düz yazılarında da Türkçesi’nin
sağlamlığı ve kıvraklığıyla bir üslup ustası olan Ortaç, 11 Mart 1967 tarihinde
İstanbul'da kalp krizi sonucu vefat etmiştir.
30’u aşkın eseri bulunmaktadır.
Şiir
Kitapları
Akından Akına (1916)
Cenk Ufukları (1917)
Âşıklar Yolu (1919)
Yanardağ (1928)
Bir Selvi Gölgesi (1938)
Kuş Cıvıltıları (1938, çocuk şiirleri)
Bir Rüzgâr Esti (1962)
Oyunlar
Binnaz(1919)
Name (1919)
Nikahta Keramet (1923)
Romanları
Göç (1943)
Üç Katlı Ev (1953)
Gezi Yazıları
: Göz Ucuyla Avrupa (1958)
Edebiyat-basın
anıları : Portreler (1960), Bizim yokuş (1966)
Biyografi-roman
: İsmet İnönü (1946)
Fıkraları :
Beşik (1943)
Ocak (1943)
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa (1956)
Gün Doğmadan (1960)
ANAHTAR
Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam,
Açsam göğün mavi kapılarını.
Bir samanyolundan geçip dolaşsam
Yıldızların altın yapılarını!
....
Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam,
Toprak kilidini açsam dünyanın,
Çözsem düğüm düğüm muammasını
Ölüm denen sonsuz, büyük rüyanın!
Gelse bahçe bahçe mevsimler dile,
Ağaçlar, çiçekler konuşsa biraz:
Kimdir şu dallarda kızıl gülleri
Böyle alev alev yakan sihirbaz!
Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam,
Ne yıldızlar için, ne güller için!
Alnı eşiğinde bekleyenlere
Açılmak bilmeyen gönüller için!
KOŞMA
Bir daha o fırsat geçer
mi ele?
Dün gördüm, bugün de
göresim geldi!
Gülüşü o kadar hoştu ki
hele,
Lebinden koncalar
düresim geldi!
Hem küçük, hem güzel,
hem de utangaçtı,
Gözleri gözümden daima
kaçtı,
Saçları ne güzel, ne
ipek saçtı,
Öpüp okşayarak öresim
geldi!
Yüzü benziyordu bahar
ayına,
Kaşları can yakan aşkın
yayına,
Hasretle kapanıp hâk-i
pâyına,
Yüzümü, gözümü süresim
geldi!
BİR GÜN
Kavuşmak bir gün toprağa,
Bir bahar cümbüşü olmak,
Dört mevsimde ayrı ayrı
Tabiatın düşü olmak...
Bir buluttan düşen yağmur,
Bir yıldızdan damlayan nur,
Bir yeşil yaprakta huzur,
Bir gonca gülüşü olmak...
Yazın savrulmak harmanda,
Kışın şahlanmak ummanda,
Fecre karşı bir ormanda,
Bir kuşun ötüşü olmak...
Yorumlar
Yorum Gönder