TÜRK HALK
EDEBİYATI
Başlangıcı tarihin
çok eski çağlarına uzanıp günümüze kadar ulaşan, halkın oluşturduğu ve halk
için oluşturulan, söyleyeni belli olan veya olmayan eserleri içine alan
edebiyata halk edebiyatı denir.
Halk edebiyatımızın
başlangıcı çok önceye dayanmaktadır.Türklerin İslamiyet’in kabulünden önce
tamamen yerli ve ulusal karakter taşıyan bir edebiyatları vardır.”ozan, kam,
baksı, şaman, oyun” adı verilen şairler, “kopuz” denilen Türk milli sazı
eşliğinde ölçüsü ile sözlü olarak şiirler söylüyorlardı.Bu gelenek,
İslamiyet’in kabulünden sonra, halkın içinden yetişmiş, adları bilinen veya
unutulan şairler tarafından devam ettirildi.
Türk edebiyatının
temelini oluşturan Halk edebiyatı; halkımızın inanç, duygu ve kültür
değerlerini, kendine özgü şekil ve türlerle anlatan eserlerden oluşur.Halkın
yaşama biçimi acıları, sevinçleri hayata bakış tarzı, ulusal duyguları bu
eserlere yansımıştır.
Halk edebiyatının
dili, halkın konuşma dilidir.Bu nedenle yabancı etkilerden uzak, sade ve
yalındır.Eserlerde içten ve samimi bir anlatım kullanılmıştır.
-
Nazım birimi genellikle dörtlüktür.
-
Manzum eselerde, kutsal ölçümüz olan hece ölçüsü
kullanılmıştır.Ancak, Dini Tasavvufi Türk şiiri ve Aşık tarzı Türk şiirinde az
da olsa aruz ölçüsünün kullanıldığı görülmektedir.
-
Halk edebiyatında belli başlı nazım şekilleri ve nazım
türleri:
Mani, türkü, ninni, koşma, semai vb.
Nazım şekli:Manzum eserlerin uyak şeması, ölçüsü, nazım birimi vb. dış özellikleri
hakkında adlandırılmasıdır.
Nazım türü:Manzum eserlerinin işledikleri konuya göre aldıkları adlardır.
-
Halk şiiri genellikle saz eşliğinde musiki ile beraber
söylenmiştir.
-
Şiirde daha çok yarım uyak kullanılmıştır.
Hece ölçüsü ve Özellikleri
Şiirlerin
dizelerindeki hece sayısının eşliğine dayanan ölçüye “hece ölçüsü”
denir.”Parmak hesabı” da denilen bu çeşidi Türk şiirlerinin milli
ölçüsüdür.Hece ölçüsünün temel kuralı; bir şiirde ilk dizedeki hece sayısının
diğer dizelerin hepsinde aynı olmasıdır.Ancak, bir ahenk özelliği olarak şiir
okunurken daha iyi anlaması için dizelerin belli yerlerinde duraklanır.Hece
ölçüsünde ahengi artırmak ve şiirin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla
mısraların belli yerlerinde duraklamaya “durak” denir.
Türk şiirinde 3
heceliden 16 heceliye kadar çeşitli ölçüler kullanılmıştır.En çok kullanılan
hece ölçüsü kalıpları ve durakları şunlardır.
7 ‘ li hece ölçüsü = 4+3 duraklı
8 ‘ li “
“ = 4+4 “
ve duraksız olur.
11 ‘ li “
“ = 6+5 veya 4+4+3 duraklı
14 ‘ li
“ “
=7+7 duraklı
Türk halk
edebiyatında ve daha sonra halk edebiyatı tarzı da şiirler yazan şairlerimiz
tarafından hece ölçüsünün daha çok 7 ‘li, 8 ‘ li, 11 ‘ li kalıpları tercih edilmiştir.
Türk halk
edebiyatının özellikleri
1-Sözlü bir
edebiyattır.
2-Şiirlerde hece
ölçüsü kullanılmıştır.
3-Halk şiirinde
yalın bir dil kullanılmıştır.
4-Nazım birimi
dörtlüktür.
5-Şiirlerde daha
çok yarım ve cinaslı kullanılmış, rediflere sıkça başvurulmuştur.
6-Aşk, doğa, özlem,
yiğitlik, din vb konular işlenmiştir.
Türk halk edebiyatı üç bölüme
ayrılır.Anonim Halk Edebiyatı, Aşık Tarzı Halk Edebiyatı, Dini Tasavvufi Halk
edebiyatı
ANONİM HALK EDEBİYATI
Anonim halk
edebiyatı, Orta Asya’ da ki sözlü edebiyatın devamıdır.Söyleyeni belli olmayan
ürünlerden oluşan bu edebiyat, halkın ortak duygu ve düşüncesini yansıtır.
Anonim halk edebiyatı
ürünleri, ağızdan ağıza dolaşan ortaklaşa ürünlerdir.Bu yüzden ilk doğdukları
andaki biçimleri ve özleri zamana ve yöreye göre değişebilir.
Anonim ürünlerin de
ilk söyleyeni mutlaka vardır; Ancak bu ilk söyleyenler zamanla unutulmuştur.
Anonim halk edebiyatı
ürünleri; Mani, türkü, ninni, bilmece, fıkra, atasözü, halk öyküsü, destan,
karagöz ve orta oyunudur.
Anonim Halk Edebiyatı Başlıca Özellikleri
1-Sözlü bir
edebiyattır.Bu nedenle ürünler, söylendikleri dönemin ve yörenin dil
özelliklerini taşır.
2-Ürünlerin dili
halk dilidir.
3-Manzum ürünlerin
nazım birimi dörtlüktür.
4-Manzum ürünlerin
ölçüsü hece ölçüsüdür.
5-Şiirde genellikle
yarım uyak kullanılmıştır.
6-Destan, masal,
halk öyküsü gibi bazı ürünlerde olağanüstülüklerle örülü bir anlatım vardır.
7-Anonim halk
edebiyatı ürünleri, halkın mizah anlayışını, keskin zekasını, değer yargılarını
yansıtır.
8-Anonim halk
edebiyatında işlenen konular aşk, doğa, ölüm, özlem, yiğitlik, toplum yaşamı
gibi konulardır.
Mani:Aşk, özlem, kıskançlık, ayrılık, gurbet, gibi kişisel ve toplumsal konuları işleyen
şiirlerdir.
Genellikle dört dizeden
oluşan maniler, çoğunlukla 7 ‘ li hece ölçüsüyle söylenmişlerdir. Manilerin
uyak düzeni aşağıdaki şekil gibidir.
-----a
-----a * Maniler kendi arasında 3’^e ayrılır.
-----x
-----a
Dört dizeden oluşan
ve her dizesinde hece sayısı eşit olan manilere düz mani denir.
İlk dizesi yedi
heceden daha az olan manilere kesik mani denir.Kesik maniler genellikle cinaslı
manilerdir.Cinas; yazılışları aynı, anlamları farklı sözcüklerin oluşturduğu
uyak çeşididir.Bu çeşit manilere Azerbaycan Türklerinde “Bayati” ,
Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde ve Trakya ‘ da “Hoyrat” denir.
Düz maninin sonuna
aynı uyaklanış düzeni içinde birkaç dize daha eklenirse bu tür manilere de
artık mani veya yedekli mani denir.Artık maninin uyak düzeni aşağıdaki gibidir.
-----a
-----a
-----b
-----a
-----c
-----a
Türkü:Türlü ezgilerle söylenen Anonim halk şiiri nazım birimidir.Yapı bakımından iki
bölümden oluşur.Birinci bölüm, türkünün asıl sözlerinin bulunduğu
kısımdır.Buraya bent adı verilir.Her bendin sonunda yinelenen bölümüne de
bağlama veya kavuştak adı verilir.
Bentleri oluşturan
dizeler kendi arasında uyaklanırken kavuştaklarda kendi aralarında uyaklanır. 7
‘ li, 8 ‘ li, ve 11 ‘ li hece kalıpları
kullanılır.Konuları; aşk, gurbet, ölüm, doğadır.Türk halkı yaşamını
ilgilendiren her konuda türkü yakmıştır.Türküler bestelenip dilden dile
dolaşarak değişik biçimlere girer.
Halk Hikayesi:XVII. Yüzyılda Anadolu ‘ da halk hikayeciliği büyük gelişme
göstermiştir.Kayıkçı Kul Mustafa ‘ nın Bağdat savaşına ilişkin destanıyla
bütünleşen genç Osman Hikayesi, bu yüzyılın destani hikayelerinden
biridir.
Ancak, bu yüzyılın
asıl büyük Halk Hikayesi, Kerem ile Aslı adlı aşk hikayesidir.Bu hikayenin,
Aşık Kerem adındaki saz şairinin kişiliği çevresinde oluştuğu sanılmaktadır.
Atasözü:Söyleyeni belli olmayan, halkın ortak malı olan edebiyattır.
“Damlaya damlaya göl olur.”
Ninni:Ninniler, annelerin çocuklarını çabuk ve daha kolay uyutmak amacıyla, bir
ezgiyle söyledikleri manzum eserlerdir.Ninnilerde çocuğa rahat ve huzurlu bir
ortam anlatılır.
Bilmece:Bilmeceler, her yaşa uygun eğlence ve hoş vakit geçirme aracı olarak
söylenegelmiştir.Aslında söyleyeni belli olmayan, halka mal olmuş ürünler
olan bilmeceler, günümüzde bazı yazarlar tarafından bir edebi tür olarak
kullanılmaktadır.
AŞIK TARZI HALK EDEBİYATI
Aşık edebiyatı, halk
arasında yetişen saz şairlerinin oluşturduğu bir edebiyattır.Bu edebiyatın
geçmişi Orta Asya da ki destan geleneğine kadar dayanır.Saz şairlerine aşık
yada ozan adları da verilir.Manzum niteliği önde olan aşık edebiyatının
şairleri, usta-çırak ilişkisi içinde yetişir.Yeniçeri ocağında tyetişen saz
şairleri de vardır.Aşık edebiyatı XVI. yüzyıldan sonra güçlü bir gelişme
göstermiştir.
Aşık edebiyatı
geleneğini günümüzde de sürdüren aşıklar vardır.Bu edebiyatın başlıca
temsilcileri: Kul Mehmet, Köroğlu, Kayıkçı Kul Mustafa, Gevheri, Karaca oğlan,
Erzurumlu Emrah, Dertli, Dada loğlu, Aşık Veysel’dir.
Semai:Aşık edebiyatı nazım biçimlerindendir.Uyak düzeni koşmaya
benzer.Hecenin 4+4=8 ‘ li ölçüsüyle ve özel bir ezgiyle söylenir.Dörtlük sayısı
3-5 arasında değişir.Semailerde sevgi, doğa, güzellik ve ayrılık gibi konular
işlenir.
Destan:Destanlar konusunu tarihten alan, milletlerin din, erdem ve milli
kahramanlık maceralarını anlatan uzun manzum hikayelerdir.
Milletler, mitolojik
motiflerle süsledikleri geçmişlerini destanlar yardımıyla ifade ederler.Bu
eserlerde sağlam tarihi bilgiler olmamakla birlikte, milletler kendi
geçmişleriyle ilgili bilgileri destanlarda bulurlar.Destanlardaki
olağanüstülükler ve mitolojik unsurlar çıkarıldığı zaman geriye ait oldukları,
milletlerin gerçek tarihleri kalır.
Koşma:
-Halk edebiyatı nazım şeklidir.
-Nazım birimi dörtlüktür.
-Koşmalar, üç veya beş dörtlükten oluşur.
-11 ‘ li hece ölçüsü ile söylenir, hece ölçüsünün 6+5 yada 4+4+3
duraklı kalıpları kullanılır.
-Konularına göre koşma türleri güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt
adlarını alır.
-Genellikle bir ezgi eşliğiyle söylenir.Ezgileri özelliğine göre
Acem koşması, Kesik Kerem, Ankara koşması gibi adlar alır.
ÖZELLİKLER
1-Şairler, şiirlerini saz eşliğinde ve doğaçlama söylerler.
2-Bu edebiyatta güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama gibi nazım türleri vardır.
3-Şiirde hece ölçüsü kullanılır; ancak Aşık Ömer, Gevheri gibi bazı saz şairleri aruz
ölçüsünü de kullanmışlardır.
4-Şiirde kullanılan dil halk dilidir.
5-Şiirlerin nazım birimi dörtlüktür.
6-Şiirde genellikle yarım uyak kullanılmıştır.
7-Aşık edebiyatında aşk, doğa, ayrılık, özlem, ölüm, yiğitlik, gibi konular işlenmiştir.
8-Saz şairlerinden bazıları, şiirlerini cönk adı verilen defterlerde toplamıştır.
9-Şiirin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.
10-Aşık tarzı halk şiirinin en çok kullanılan nazım biçimi koşmadır.
İlahi:Nazım biçimiyle oluşturulmuştur.İlahi, Tanrıya övgü ve yakarış için
yazılan şiirlerin genel adıdır.Özel bir ezgiyle okunur.Genellikle 8’ li hece
ölçüsüyle söylenir.7’ li ve 11’ li hece ölçüsüyle söylenenlerde vardır.
Nefes:Bektaşi şairlerinin söyledikleri tasavvufi şiirlere
denir.Nefeslerde genellikle tasavvuftaki “vahdet-i vücut” düşüncesi
anlatılır.Bunun yanında Hz. Muhammet ve Hz. Ali için övgülerde
söylenir.Nefeslerde alçak gönüllü ve alaycı bir anlatım dikkati çeker.Hecenin
yedili, sekizli ve on birli kalıplarıyla söylenir.
Nutuk:Dini tasavvufi halk edebiyatı nazım türlerinden biri de
nutuktur.Tarikata yeni giren dervişlere yol göstermek, onları bilgilendirmek
amacıyla söylenen didaktik şiirlere nutuk denir.
DİNİ TASAVVUFİ TÜRK
HALK EDEBİYATI
Tasavvuf, İslamiyet’in
temel kurallarına dayanarak nefsi arıtma, ahlakı güzelleştirerek dini yaşama ve
Allah ‘ a ulaşma bilimidir.Evrenin oluşumunu, Tanrı ‘ nın niteliğini “Vahdet-i
Vücut” anlayışını açıklayan felsefi bir akımdır.
Hece ölçüsünün
kullanıldığı tasavvuf edebiyatında hece ölçüsünün yanı sıra Aruz ölçüsü de
kullanılmıştır.Bu edebiyatın temsilcisi olan şairlerin dili genelde açık ve
anlaşılır olmakla birlikte ağır bir dil kullananlarda vardır.
Tasavvufun pratik
hedefi insanı; “İnsan-ı Kamil” derecesine ulaştırmaktır.Kendi görüş, anlayış ve
inanışları çerçevesinde tasavvuf, insanı yüceltmek isteyen bir ahlak
sistemidir.
KÖROĞLU
Doğum ve ölüm
tarihleri bilinmemektedir.Asıl adı Ruşen Ali ‘ dir.Eski bir anadolu
destanındaki Köroğlu adını kendisine mahlas seçmiştir.Bir söylentiye göre aşk
yüzünden Bolu dolaylarında yaşamış, Özdemiroğlu Osman paşanın İran seferine
katılmıştır.
Köroğlunun hatırası
daha çok Doğu Anadolu Bölgesinde yaşamış; O dağ başlarında zengin kervanları
soyun yoksullara dağıtan bir halk kahramanı olarak anılmıştır.Eşkıya Köroğlu
ile destan kahramanı Köroğlunun aynı kişi olması mümkün değilse de bu iki
kişilik halk hayalinde birleşmiştir.
Benden
Selam Olsun Bolu Beyine
Çıkıp
şu dağlara yaslanmalıdır.
Ok
gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar
gümbür gümbür seslenmelidir.
* * * * * * *
Düşman
geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza
kara yazı yazıldı
Delik
demir çıktı mertlik bozuldu.
Eğri
kılıç kında paslanmalıdır.
* * * * * * *
Köroğlu
düşer mi yine şanından
Ayırır
çocuğunu er meydanından
Kır
at dolup şalvar ıslanmalıdır.
KÖROĞLU
KARACAOĞLAN
Türk halk dininin ve
halk zevkinin bütün inceliklerini içeren şiirleriyle tanınan şair,
Karacaoğlandır.Karacaoğlanın hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur.XVI.
yüzyılın sonu ile XVII. Yüzyılın başlarında Güney Anadolu bölgesinde yaşadığı
tahmin edilmektedir.Bir rivayete göre Adana ili, Bahçe ilçesinin Forsak köyünde
doğup büyümüştür.
Halk arasında çok
sevilen, şöhreti Anadolu’yu aşarak Kırım ‘ a kadar uzanan Karacaoğlan imparatorluğun
bir çok yerlerini gezmiştir.Anadolu’da Konya, Karaman, İçel, Tokat, Bursa,
Aydın gibi illeri gezdiği, Anadolu dışında Rumeli’ye, Mısır ‘ a, Suriye’ye
gittiği eserlerinden anlaşılmaktadır.
Ömrünün büyük bir
kısmını Çukurova’da ve Güney illerinde geçiren Karaca oğlanın 1679 da öldüğü
sanılmaktadır.
İndim
seyran ettim Frengistan’ı
İlleri
var bizim ile benzemez
Levin
tutmuş goncaları açılmış
Gülleri
var bizim güle benzemez
* * * * * *
Göllerinde
kuğuları yüzüşür
Meşesinde
sığırları böğrüşür
Güzelleri
şarkı söyler çağrışır.
Dilleri
var bizim dile benzemez.
* * * * * *
karac’
oğlan eydür dosta darılmaz
Hasta
olsam hatırcığım sorulmaz
Vatan
tutup bu yerlerde kalınmaz
İlleri
var bizim ile benzemez.
KARACAOĞLAN
DADALOĞLU
Asıl adı “Veli” olan
Dadaloğlu (1785?-1868?) ‘ nun Toros Türkmenlerinin Avşar boyundan ve aynı takma
adı kullanan Aşık Musa’ nın oğlu olduğu kayıtlarına
rastlanmaktadır.Şiirlerinde, Osmanlıların, aşiretlerini belli bir yerde köy
kurarak yerleştirmek istemelerine direnmelerinin ve bu direnmeden donra
yaşadıkları yenilginin izleri görülür.Yine bu şiirlerden Kozan, Erzin, Payas
dolaylarında doğduğu, aşiret hayatı yaşadığı Çukurova ve Orta Anadolu’ yu
dolaştığı anlaşılmaktadır.
Yiğitlik, doğa
güzelliği, aşk...ana duygularını içli ve etkili bir biçimde dile getirmiştir.
Çok değişik özellikte
şiirler söylemiştir.Şehir aşıklarının etkisine girmemiş, sat ve özgün kalmış
bir ozandır.
1-Çıktım
yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür
Bir firkat geldi de coştum ağladım
Al yeşil bahçeli kaman görünür.
2-Şaştım
hey Allah’ım bende pek şaştım
Devrettim Ak dağ’ ı Bozok ‘ a düştüm
Yozgat’ın
üstünde bir ateş seçtim
Yanar
oylum duman görünür.
3-Biter
Kırşehir’in gülleri biter
Çağrışır
dalında bülbüller öter
Ufacık
güzeller hep yeni yeter
Güzelin kaşında keman görünür.
4-Gönül
arzuladı Niğde’yi Bor’ u
Gün
günden artmada yiğidin zoru
Çifte bedestenli koca Kayseri
Erciyes
karşısında yaman görünür.
5-Dadaloğlu
‘ m da der zatından zatı
Çekin
eğerleyin gökçe kır atı
Göçmek
değil bizim ilin muradı
Ak
yare gitmemiz güman görünür.
DADALOĞLU
YUNUS EMRE
Tasavvuf edebiyatının
en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre, XIII. Yüzyılda
yaşamıştır.Şiirlerinde ilahi aşkı, insan sevgisini ve hoşgörüyü dile getiren
şair, tasavvuftaki “Vahdet-i Vücut” görüşünü kendine özgü bir anlayışla dile
getirmiştir.
Yunus Emre,
şiirlerini, halkın konuştuğu Türkçe ile söylemiştir.Şiirlerindeki anlatım
yapmacıksız ve içtendir.Bu anlatımla ortaya koyduğu şiirlerindeki ortak
duygular nedeniyle halk tarafından büyük bir ilgi görmüştür.
Şair, şiirlerinde
“ummi” olduğunu söyleyerek alçak gönüllülüğünü ortaya koymuştur.Yunus Emre’ nin
tasavvuf terbiyesinin yanı sıra medrese öğrenimi de gördüğü sanılmaktadır.
Yunus Emre,
şiirlerinde yaratandan dolayı yaratılana duyduğu sevgiyi coşkulu bir biçimde
dile getirmiştir.
1-Acep şu yerde varm’ ola 4-Gezdim Urum ile Şam’ ı
Şöyle garip bencileyin Yukarı ileri kamu
Bağrı başlı gözü yaşlı
Çok isterdim bulamadım
Şöyle garip bencileyin Şöyle garip bancileyin
2-Kimseler garip olmasın 5-Söyler dilim ağlar gözüm
Hasret adına yanmasın Gariplere göynür özüm
Hocam kimseler duymasın
Meğerki gökte yıldızım
Şöyle garip bencileyin Şöyle garip bencileyin
3-Nice bu dert ile yanam 6-Bir garip ölmüş diyeler
Ecem ele bir gün ölem Üç günden sonra duyalar
Meğerki sinimde bulam Soğuk su ile yuvalar
Şöyle garip
bancileyin Şöyle garip
bancileyin
KAYGUSUZ ABDAL
XV. yüzyıl tasavvuf şairidir.Asıl adı Gaybi’ dir.Alanya beyinin
oğludur.Abdal Musa’ nın Elmalı’ daki dergahına girip Kaygusuz adını
almıştır.Dergaha kırk yıl hizmet etmiş, Pir’ i tarafından Mut’ a
gönderilmiştir.Burada kurduğu bir tekkenin şeyhi olmuş ölünce burada bir
mağaraya gömülmüştür.
Bazı şiirlerinde “sanayi” mahlasını kullanan Kaygusuz Abdal,
Alevi-Bektaşi halk şiiri geleneğini sürdürür.Nefeslerinde ham safularla alay
etmiş ve onları yermiştir.Din ve tasavvuf şiirlerinde hecenin yanı sıra aruz da
kullanılmıştır.Bektaşilik töre ve ilkelerini, tasavvuf inançlarını nükteli bir
dille ortaya koymuş; düz yazılarında yalın bir dil kullanmıştır.
NEFES
Beğlerimiz,
Avlan gölün üstüne
Ağlar
gelür şahum Abdal Musa’ ya
Urum
Abdalları postun eğnine
Bağlar
gelür şahum Abdal Musa’ ya
* * * * * * *
Urum
Abdalları gelür dost deyü
Eğnimüzde
aba, hırka, post deyü
Hastaları
gelür, derman isteyü
Sağlar
gelür şahum Abdal Musa’ ya
* * * * * * *
Meydanında
dara durmuş gerçekler
Çalınır
kurbanlara bıçaklar
Döğülür
kudümler altın sancaklar
Tuğlar
gelür şahum Abdal Musa’ ya
* * * * * * *
Benim
bir isteğüm vardır, Kerim’ den
Münkir
bilmez, eliyanın sırrından
Kaygusuz’um
ayru düştüm pirimden
Ağlar
gelür şahum Abdal Musa’ ya
ERZURUMLU EMRAH
XIX. yüzyıl halk
şairlerindendir.Erzurum’ da doğmuş Anadolu’ nun bir çok yöresini gezmiş,
Niksar’ da ölmüştür.
Erzurumlu Emrah, hece
ölçüsünün yanı sıra aruz ölçüsünü de kullanmış, bu ölçü ile; gazel, muhammes,
murabba gibi şiirlerde yazmıştır.Aşık edebiyatı içerisinde, Klasik Türk
Edebiyatı’ nı en iyi bilen şairlerdendir.Fuzuli ve Baki’ den etkilenmiş, bu
tarzdaki şiirlerini Divan-ı Emrah adlı eserinde toplamıştır.
SEMAİ
Gönül gurbet ele varma
Ya
gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil
verme
Ya
sevilir ya sevilmez
* * * * *
Yürüktür
bizim atımız
Yardan
atlattı zatımız
Gurbet
elde kıymatımız
Ya
bilinir ya bilinmez
* * * * *
Bahçemizde
nar ağacı
Kimi
tatlı kimi acı
Gönüldeki
dert ilacı
Ya
bulunur ya bulunmaz
* * * * *
Deryalarda
olur bahri
Doldur
ver içeyim zehri
Sunam
gurbet elin kahrı
Ya
çekilir ya çekilmez
* * * * *
Emrah
derki düştüm dile
Bülbül
figan eder güle
Güzel
sevmek bir sarp kale
Ya
alınır ya alınmaz.
HACI BAYRAM VELİ
Hacı Bayram Veli XIV.
Yüzyılda daha çok fikirleriyle ve yetiştirdiği öğrencileriyle ün yapmış,
mutasavvıf şairlerdendir.
Ankara’ nın Solfasol
(Zülfazı) köyünda doğmuştur.Asıl adı Numan’ dır.Çiftçilikle uğraşan bir aileden
gelmektedir.İyi bir medrese eğitimi görmüştür.Daha sonra Melike Hatun
medresesinde müderrislik yapmıştır.Bir süre sonra medreseden ayrılmış ve
tasavvufa yönelmiştir.Somun’ cu Baba’ ya bağlanarak onunla Şam ve Hicaz’ ı
dolaşmıştır.Sonra Ankara’ ya dönmüş Halveti ve Makşi tarikatlarının esaslarını
birleştirerek Bayramilik tarikatını kurmuştur.
İLAHİ
Noldu
bu gönlüm noldu bu gönlüm
Derd
ü gam ile doldu bu gönlüm
Yandı
bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada
derman bulbu bu gönlüm
* * * * * * *
Yan
ey gönül yan yan ey gönül yan
Yanmadan
oldu derdine derman
Pervane
gibi pervane gibi
Şem’
ine aşkın yandı bu gönlüm
* * * * * * *
Gerçi
ki yandı gerçeğe yandı
Rengine
aşkın cümle boyandı
Kendinde
buldu kendinde buldu
Matlabını
hoş buldu bu gönlüm
* * * * * * *
Bayrami
imdi Bayrami imdi
Bayram
edersin yar ile şimdi
Hamd
ü senalar hamd ü senalar
Yar
ile bayram kıldı bu gönlüm.
PİR SULTAN ABDAL
Asıl adı “Haydar”
olan Pir Sultan Abdal, Sivas ili Yıldızeli ilçesinin Banaz köyündendir.Doğum ve
ölüm tarihleri belli değildir.Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşadığı
bilinmektedir.
Pir Sultan Abdal, bir
yandan dini-tasavvufi konuları, öte yandan aşk, doğa gibi din dışı konuları
işler
Şair zaman zamanda
adaletsizlikleri dile getirip insana değer verilmesini ister.
Pir Sultan Abdal
çağının konuşma dilini kullanır.
KOŞMA
Nazlı
yare selam saldım almamış
Almazsa
gam değil almayıversin
Nazlı
yarda bana selam salmamış
Salmazsa
gam değil salmayıversin
* * * * * * *
İstemem
kaşların kara ise de
Ciğerden
yüreğim para ise de
Merhemi
derdime çare ise de
Çalmazsa
gam değil çalmayıversin
* * * * * * *
Yıktı
viran etti gönül tahtımız
Ta
ezelden kara imiş bahtımız
Böylemiydi
ikrarımız ahdımız
Gönül
hayaline gelmeyiversin
* * * * * * *
Doksana
vardı da yüz geçti ise
Aradan
ahd aman söz etti ise
Pir
Sultan Abdal’ dan vaz geçti ise
Bengüzar
saldığım elmayı versin.
Yorumlar
Yorum Gönder