KİTABIN ADI :
SUÇLU
KİTABIN YAZARI : Kerime
NADİR
YAYINEVİ :
İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ
BASIM YILI : 1984
1. KİTABIN
KONUSU:
Müberra
ile Müfit Ekrem arasında geçen aşk hikayesi anlatılmaktadır.
2. ESERİN
ÖZETİ:
Gerçekte kimin suçlu
olduğunu anlatmaya çalışan değişik sayıdaki hikayelerden meydana gelmiştir.
Yaşadığımız ve duyduğumuz olaylar karşısında hepimizin bir yorum yapma
alışkanlığı vardır. Çoğu kez bu olaylara dış etkenlerin veya vicdanımızın etkisi
altında kalarak yaklaşır ve sonuca ulaşırız.
Ama olaylara mantıklı bir şekilde yaklaştığımızda, aslında suçun
kişilerin ihmarkarlığı yüzünden meydana geldiğini görürüz. Yani, suş ortaktır.
Görünüşte suçlu olarak gözüken birinin, suçsuz olabileceğini, O’nu bu hale
sokan etkenlerin suçlu olduğunu unutmamalıyız.
İşte böyle bir olay. Kerime NADİR “BİR KAPRİS KURBANI” adlı
hikayesinde, böyle bir olayı anlatıyor.
BİR
KAPRİS KURBANI
Herhalde hem en üzgün, hem de en mutlu olduğumuz günlerden biri demezun
olduğumuz gündür. Mezuniyet günü, bütün arkadaşlar sevinç göz yaşları ile bu
günü yas törenine çevirmiştik. İçimizde en az üzgün, daha doğrusu mutlu gözüken
Müberra idi. O herkezden farklıydı. O’nun yaşam felsefesi, hiç bir şeyi ciddiye
almamaktı. Kederleri, piyanonun çıkardığı sesler gibi gelip geçici bulurdu.
Şunu belirtmeliyim ki, Müberra çok güzel piyano çalan, harikulade sesi olan bir
arkadaşımızdır.
Beş yıl sonra O’na Ada’da gezinti yaparken rastladım. O eski halinden
eser kalmamıştı. Yanında sevimli küçük bir kız çocuğu ve iri vücutlu esmer bir
adam vardı. Beni görünce göz yaşlarına hakim olamayıp, hüngür hüngür ağlamaya
başladı. Çok değişmişti. Zayıflamış, solmuş, yıpranmıştı. Beni köşküne davet
etti. Müberra’nın gösterdiği bu yakınlığı ve samimiyeti sevinçle karşıladım.
Böylece aramızda eskisinden daha iyi bir dostluk doğdu.
Müberra üç yıl önce evlenmiş. Bir toptancı tüccarı olan kocasına ve
küçük kızına çok düşkün görünüyordu.
Fakat, günler geçtikçe Ondda tuhaf birşeyler sezmeye başlamıştım. Sanki
mutlu değildi. Beni asıl şüphelendiren piyanosunu satmış olması ve müzikle hiç
ilgilenmemesiydi. Bu durum beni çok üzüyordu.
Bir Pazar sabahı plajdan dönüyordum. İskeleden büyük bir kalabalığın
boşaldığını gördüm. Belki İstanbul’dan gelen bir misafir bulunur ümidiyle bir
kenara çekilip, etrafa göz gezdirmeye başladım. Birden gözüme Müberra’nın
kocası ilişti. Çocuğu ile birlikte bir yere telaşla gidiyordu. Yanında
Müberra’nın olmaması, beni şüphelendirdi. Hemen Müberra’nın yanına gittim. Köşk
çok sessizdi. Müberra’nın odasına girdim. O’nu bir yığın mektubu ağlayarak
parçalarken gördüm. O’ böyle görünce öyle şaşırdım ki, teselli etmek için hemen
boynuna sarıldım. Sonra bana olayın sebebini anlatmaya başladı.
Okulu bitirdiği yıl hayatı çok güzelmiş. Bir gün İstanbul’dan gelen bir
misafiri istasyona kadar götürmüştü. Eve yalnız başına dönerken, bir adam
Mürebba’ya “Size hayranım, her gün pencerenizin altına gelip müziğinizi
dinliyorum” demiş. Bu adam O’nu çok etkilemiş.
Ondan
sonra adam her
akşam Müberra’ nın penceresinin
altında O’nun müziğini dinliyormuş
ve sonra mektubu
bir taşa bağlayarak ,
pencereden içeriye
fırlatıyormuş. Bu olay haftalarca
sürmüş. Müberra artık o adama bağlanmıştı .
Bir gün yaşlı
bir adam Müberra
ile görüşmek ister. Cebinden bir
nüfus kağıdı ve bir evlenme cüzdanı çıkarır,
Müfit Ekremin dört
yıldan beri kendi kızıyla
evli olduğunu söyler.
Bu olaydan sonra
Müberranın hayatı cehenneme
döner. Artık daha
ikindiden perdeleri sımsıkı kapar, piyanonun yanına
bile yaklaşmıyordu. İşte
o sıralarda bir
tüccarla evlenir. Feryatların sebebi ise Müfit Ekremi bir gün önce vapurda
görmesidir.
Müfit Ekrem benim
amcamın oğlu idi . Amma
gerçekte durum farklı
idi . Aslında Müfit
Ekrem vicdansız bir
genç değildi . O,
aile baskısıyla kendisine
layık olmayan bir
kızla evlenmişti . Sonralar
Münfit ayrılmaya kalktı , fakat
kadın buna razı
olmuyordu . Dava uzadıkça uzuyordu. O zamanlar
Müfitin güzel bir
kızı sevdiği ve
ayrılır ayrılmaz. O, kız ile evleneceğini duyduk. O kızın sen
olabileceğini hiç düşünmemiştim. Daha sonra
bu kızın bir
başkasıyla evlendiğini duyduk. Müfit bu ihanetin sebebini
anlayamamıştı. Uzun hastalıklar geçirdi. Karısıyla boşandı. Göyüyorsun ki,
hiç yokken hem
kendini hem de
Müfite yazık etmişsin.
Müberre
bunun üzerine bir
kat daha kahroldu
ve yasa devam etti.
3. ANAFİKRİ:
İnsanların sorunlarının nedenlerini tam olarak
anlamadan iş yaptıklarında başına gelebilecek olaylar anlarılmak ısteniyor.
4. KİTAPTAKİ
OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Müberra: Dışarıdan her
ne kadar da akılı gözükse de aslında o kadar da
akıllı değildir. Çünkü olaylara
at gözlüğü ile bakmaktadır. Hiç bir değerlendirme yapmadan sonuca varıyor. Sorunu çözmek yerine başka biri ile evlenmeyi
kurtuluş sayıyor. Kendi sonunu kendi hazırlıyor.
Müfit Ekrem: Sessiz,
ağırbaşlı ve utangaç birisidir. Olayların üstüne cesaretle gitmiyor.
Mürebba’nın ihanetinin sebebini öğrenmeden içine kapanıyor ve yaşantısını
mahvediyor.
Hikayede
geçen olay günümü olaylarına yaklaşmada bize ışık tutuyor . çünkü pek çok
ayrılığın sebebi karşılıklı anlayışın sağlanamamasıdır.
5. KİTAP
HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
KERİME NADİR, çok akıcı ve sade bir dil
kullanmış, bu da okuyucunun onun romanlarını ve hikayelerini sıkılmadan
okumasına olanak sağlıyor ve olaylar hakkındaki yorumu bize bırakması okuyucuya
ayrı bir zevk verir.
6. YAZAR
HAKKINDA KISA BİLGİ:
5 Şubat
1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir ANZAK, 20 mart 1984’te öldü. Bebek Saint
Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi. Ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri
1937’de Servetifünun-Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı. Kadın
kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla çok okunan bir
yazar oldu. Anılarını Romancının Dünyası (1938) adlı kitapta topladı. Başlıca
romanları arasında Yeşil Işıklar (1937), Hıçkırık (1938), Seven Ne Yapmaz
(1940), Gelinlik Kız (1943), Uykusuz Geceler (1945), Kahkaha (1946), Posta
Güvercini (1950), Pervane (1955), Esir Kuş (1957) ve Sonbahar (1958)
sayılabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder