|
KİTABIN
ADI
|
SİLAHLARA
VEDA
|
KİTABIN YAZARI
|
ERNEST
HEMİNGWAY
|
|
YAYIN EVİ
|
GÜVEN KİTABEVİ
|
|
BASIM YILI
|
1966
|
|
SAYFA SAYISI
|
364
|
1.
KİTABIN KONUSU:
I.Dünya Savaşı sırasında İtalyan Ordusunda görev yapan Henry Tenente isimli teğmenin savaş boyunca başından geçen olaylar ve Catherine adındaki bir hastabakıcıya aşık oluşu.
2.
KİTABIN ÖZETİ:
1915
yılının sonbaharında, İtalyan Ordusu Müttefik Avusturya ve Almanya Orduları
karşısında çetin bir muharebe vermektedir. Teğmen Tenente bu sıralarda dostları
Rinaldi,Papaz ve Bölük Komutanı ile birlikte cephededir. Rinaldi bir doktordur.
Teğmen Tenente’de yaralıların ve şehitlerin cephe gerisine arabalarla
taşınmasından sorumlu subaydır. Savaş o yıl sanki yaşanması gereken bir olaymış
gibi geçmektedir. Bu nedenle Tenente ve arkadaşları sık sık birlikte olarak,
içkiler içerek şehrin ve cephe gerisinin zevkini çıkarmaktadır.
Birgün
Rinaldi iki İngiliz hastabakıcısıyla tanışır. Bu kızlar İngiltere’nin,
müttefiki İtalya’ya yardım etmek amacıyla gönderdiği hastanede görevlidir.
Catherine adındaki kıza Rinaldi ilk başlarda ilgi duymaktadır. Ancak bu
delikanlının kadınlarla arası pek iyi değildir. Bu nedenle, çapkın arkadaşı
Henry’den yardım ister.
Henry
Catherine’den etkilenir. Bunu anlayan Rinaldi arkadaşını kırmamak amacıyla
aradan çekilir. Tenente ile Catherine arasında sıcak bir bağ kurulur. Aşkları
gün geçtikçe daha da büyümeye başlamıştır.
1916
yılının bahar ayında Tenente ileri hatlardan yaralı taşımak amacıyla
görevlendirilmiştir. Askerleri ile harbin gereksiz birşey olduğunu ve savaşın
artık bitmesi gerektiği üzerinde konuşurlarken bir top sesiyle hepsi daldıkları
rüya aleminden uyanırlar. Tenente bacağından yaralanmıştır. Askerlerinden ikisi
de ölmüştür.
Teğmen
Tenente dizinin parçalanması nedeniyle derhal Milano’ya yeni kurulan bir
hastaneye gönderilir. Buraya sevgilisi Catherine’de gelir. Amacı her zaman
sevdiği adamın yanında olmaktır.
İyileşmesine
yakın Henry artık güzel Catherine’ye adam akıllı aşık olmuştur. İkisi de
birbirini deliler gibi sevmektedir. Henry gümüş liyakat madalyası ile
ödüllendirilir. Savaş, artık onun için çekilmez hale gelmiştir. Tek amacı
Catherine ile birlikte yaşamaktır. Kız hamile kalır. Henry kızla evlenmek
istemesine rağmen savaş nedeniyle bunu yapamamaktadır.
1917
yazında Tenente kışlasına geri döner. Herşey değişmiştir. Bölük Komutanı sanki
on yaş yaşlanmıştır. O kış ve bahar aylarında çok çetin ve zorlu çarpışmalarla
İtalyan ordusu artık geri çekilmenin eşiğine gelmiştir. Birçok birlik zaten
geri çekilmenin hazırlıklarına başlamıştır.
Tenente
yazın sonuna doğru çekileceklerini öğrenir. Askerleriyle birlikte, emrindeki
araçlarla yollara düşer. Yolda iki genç kızı yanlarına alırlar. Bir ara çamura
saplanırlar ve bir türlü arabalarını dışarı çıkaramazlar. İki kıza para
vererek, Tenente yoluna devam eder. Almanlar geri çekilen İtalyan Ordusunu
takip etmektedir. Yolda Almanlarla karşılaşırlar Tenente’in bir askeri vurulur.
Hızla diğer askeriyle beraber taburlarını bulmak için kaçmaya başlarlar.
Tenente
İtalyan kuvvetlerine yaklaştığında, Alman ajanıdır diye yakalanır. Bu sadece
İtalyancası biraz bozuk diye yapılır. Yargılanacağı sırada, kurşuna dizilmekten
kurtulmayı kaçmakta bulur. Kendini Po nehrinin sularına bırakır.
Sudan
çıktığında demiryolunun yakınında olduğunu farkeder,hemen top yüklü bir vagona
atlayarak sevgilisinin yolunu tutar.
Sevgilisine
kavuştuğunda rütbelerini sökmüş, sivil kıyafetini üzerine geçirmiş bir asker
kaçağıdır. Savaştan tiksinmektedir. Bir
gece ansızın yakalanacağı haberini alır. Tek kurtuluş yolunu İsviçre’ye
kaçmakta bulur. Bir tekneyle ve yanında Catherine’le fırtınalı bir gecede soğuk
Orion Gölü’nü kullanarak İsviçre’ye ulaşır.
İlk
önce onları sorguya çekerler, Henry onlara kış sporu yaptıklarını bunun için
İtalya’dan kürek çekerek İsviçre’ye geldiklerini söyler. Pasaportları ve
paraları olduğu için İsviçre Polisi herhangi bir önlem almaz. Henry ile
Catherine Montreaux’ya yerleşirler. Otelde çok iyi vakit geçirirler. Bu arada
Henry sakal bırakmıştır. Catherine’nin hamileliğinin sonlarına doğru her ikisi
de Lourenne’e doğum amacıyla giderler.
İlk
sancılar başladığında çift çok mutlu olur. Ancak bebek ters gelmektedir. Ayrıca
sancılarda yetersizdir. Doktorlar sezeryan yöntemi ile bebeğin annesinin
karnından alınmasına karar verir. Henry Catherine’nin ölebileceği endişesi
içindedir. Bebeğin onun için hiç önemi yoktur. Tek düşündüğü biricik aşkı
Catherine’dir.
Başarılı
bir ameliyat gerçekleşmesine rağmen bebek ölü doğar. Tenente sevgilisinin de
durumundan endişe duymaktadır. Koktuğu başına gelir, Catherine aniden fenalaşır
ve aşırı kan kaybı nedeniyle ölür. Artık Henry için herşey bitmiştir. Bezgin
bir halde oteline geri döner.
3.
KİTABIN
ANAFİKRİ:
Savaş
ancak kaçınılmaz olduğu taktirde yaşanılması gereken bir olaydır, ancak savaş,
hayatın içinde yenen ve yenilen için de bir zindandır.
4.
OLAYLARIN VE
KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
a.
Henry Tenente:
I.Dünya Savaşı’nın acımasız dönemlerinde İtalya’da
görev yapan Henry çok uçarı bir subaydır. Savaşı sevmemektedir. Hayat onun için
bir çiledir. Ancak Catherine ile tanışınca her şey değişir, yaşamdan zevk
almaya başlar. Henry o dönemin İtalyan kültürünü de bize yansıtmaktadır.
Ekindeki parayla hayatın tadına bakan, içkiyi elinden düşürmeyen bir
delikanlıdır o.
b.
Catherine:
Catherine, bir İngiliz hastabakıcısıdır. Yaşamı hep
hastanelerde geçmiştir. Henry’le tanıştıktan sonra hayatı tamemen değişir. Onu
çok sever, hayatını tamamen ona adar. “Ben senim, sen bensin!”, diyecek kadar
tek aşkına bağlanır. Aşkını hep bekler. Catherine de savaşın gerisindeki kadın
topluluğunu temsil etmektedir.
c.
Rinaldi:
Henry’nin savaş sırasında en yakın dostudur. Gençlik
heyecanlarını hep birlikte yaşamışlardır. Zaten Henry ile de Catherine’yi
Rinaldi tanıştırır. Henry’e daima bağlı kalmıştır. Ondan hep “aslanım, koçum”
diye bahseder. Bana göre, Rinaldi de, savaşın kahraman doktorlarını temsil
etmektedir.
Bu kişilerden başka, Catherine’nin arkadaşı
Ferguson, Henry’nin arkadaşları Yüzbaşı, Papaz ve askerleri Brudni, Gumo diğer
kişileri oluşturmuşlardır.
Kitapta en dikkat çeken olay, I.Dünya Savaşı’nın
kendisidir. Savaşın acımasızlığı tüm insanları etkilemiştir. Beni kitap boyunca
üzen en önemli hadise Henry’nin en değerli varlığından ayrıldığı, onu
kaybettiği doğum olayıdır. Bu bölümün sonunda o adamın yerinde olmamayı
istedim, bir insanın karısını ve daha doğmamış olan çocuğunu kaybetmesi ne
kadar acımasız bir olaydır diye düşündüm.
5.
KİTAP
HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap
başından itibaren insanı sürükleyen bir özelliğe sahip. Yazar mümkün olduğunca
tasvirlerden kaçınmış ve yaşar gibi yazmaya çalışmış. Özellikle duyguları ifade
ederken kullandığı yinelemeler, ünlem cümleleri insanın sanki hikayenin içinde
olduğu izlemini veriyor.
Konunun
I.Dünya Savaşı içinde geçmesi de beni gerçekten çok etkiledi. Bu kitapta insanı
savaşa yönelten hiçbir heyecan verici olay yok, sadece savaşın acıları, kanı ve
yalnızlığı var.
Ancak
kitabı okurken benim biraz güçlük çektiğim bir konu vardı. Bu da kitabın eski
basım olmasıydı. Genellikle kullanılan kelimeler, şu anda kullandığımız dilden
farklıydı. Arapça ve Farsça kökenli kelimeler kullanılmıştı.
6.
YAZAR HAKKINDA
BİLGİ:
Ernest HEMINGWAY (1898-1961):
Ernest
Hemingway, 1898 yılında Amerika’nın İllinois kentinde dünyaya geldi. Annesi ve
babası onun doktor olmasını istemelerine rağmen o yazar olmaya karar verdi.
Babası da bir doktordu. O bir macera adamıydı, bunun yüzünden I.Dünya Savaşı patlak verdiği sırada o da
kendini bu savaşın içine attı. Birçok çatışmaya girdi ve kahramanlıklar
gösterdi. Bu savaşın sonunda “A Farewell to Arms”(Silahlara Veda) adlı kitabını
yazdı. Harpten sonra ilk eşi Hadley ile evlendi. Bu dönemde birçok hikaye ve
şiir kitabı yazdı. Boksa da merak sarmıştı.
1927’
Amerika’da ikinci eşiyle evlendi ve “Kazananın eline birşey geçmez”, “Öğleden
sonra ölüm” adlı kitapları çıktı. İki oğlu oldu. Ancak 1940 yılında da bu
eşinden ayrıldı.
Tekrar
macera damarı kabaran Hemingway, Afrika’ya yaban avına gitti. Ölümlerden döndü.
Ancak bunlar onu yıldırmadı. Bu macera sonunda “Afrika’nın yeşil tepeleri” ve
“Kilimancero karları” adlı uzun hikayelerini yazdı.
Küba
denizindeki maceraları sonunda “Irmaktan öteye ağaçların içinde” ve “İhtiyar
Balıkçı” adlı uzun hikayeleri 1952’de yayımlandı. “İhtiyar adamla deniz” adlı
kitabı 1955’te ona Nobel ödülü kazandırdı.
Hayatı
boyunca birçok tehlikeler atlatan, iki uçak kazası geçiren Hemingway 1961
yazında odasında kendini vurarak intihar etti.
Yorumlar
Yorum Gönder