|
KİTABIN ADI
|
KİRALIK KONAK
|
|
KİTABIN YAZARI
|
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
|
|
YAYINEVİ VE ADRESİ
|
İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7
Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
|
|
BASIM TARİHİ
|
20. Baskı 1999 İSTANBUL
|
|
KİTABIN YAYIM MAKSADI
|
Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk
belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma
hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel
değişim.
|
KİTABIN ÖZETİ
:
KİRALIK KONAK
Naim Efendi çok zengin,
zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük
bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin
yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı
Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık
bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet
işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma
bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün
gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli
meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi.
Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan,
yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan
Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine
kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün
mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O
öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten
annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz,
tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son
derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı
Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından
yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet
Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen
Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu
yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha
ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak
vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri
Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri
giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi
vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla
halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu.
Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı
mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun
dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat
beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın
arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti.
Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu
için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı
vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden
fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir
flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha,
pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik
Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi.
O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya
kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah
Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü
sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası
vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik
Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi
Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira
kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın
büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını
söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı
içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve
birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak
ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en
kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne
kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet,
insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek
için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için
birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için
üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir
günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh
ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip
kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’
nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı
ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada
yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler,
örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde
ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle
beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır
bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla
açılıyordu.
SONUÇ
Kitabın Ana Fikri ve
Kitap Hakkındaki Genel Değerlendirme :
Kiralık Konakta Osmanlı
İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.
Kiralık Konak
İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki
değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini
sergileyen bir romandır.
Seniha – Faik – Hakkı
Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu
insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık
Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri
dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın
her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
Konağın dağılıp satılığa
çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder