KİTABIN
ADI : GÜNEŞ ÜLKESİ
KİTABIN
YAZARI : TOMMASA CAMPANELLA
YAYIN EVİ : SOSYAL YAYINLAR
ADRESİ : DİVANYOLU KLOD FARER CAD.16/2 İSTANBUL
BASIM : İKİNCİ BASIM
KİTABIN
KONUSU : Güneş ülkesinde dile
getirilen konu; toplumsal bir düzen düşüncesidir. İşte bu kitap bu toplumsal
düzeni dile getirmektedir. Yazar temel olarak bu kitapta; toplu halde yaşayan
insanların amacının genel yarar olduğu, özel bir mal mülkün olmadığı,
çalışmanın bir zevk haline geldiği bir düzenden bahsetmektedir. Bu kitapta
yazarımız sosyalizmin temelini oluşturmaktadır.
KİTABIN
ÖZETİ : Güneş ülkesi Campanella’nın
günün birinde gerçekleşeceğini düşündüğü bir devlet tasarısıdır. Genel hatları ile
campanella bu kitapta bütün kötülüklerin ve haksızlıkların kaynağını; insanın
kendisinden başkasını düşünmemesinde, dünya malını benim senin diye
paylaşmasında buluyor. Campanellaya göre; insanlar genel yarar kaygısından uzak
oldukları sürece kendilerinden başkasını düşünmezler. Oysa; toplum halinde
birbirlerine bağlanan insanların amacı genel yarar olmalıdır. Campanella bu
kitapta; özel çıkarları kaldırdığımzda ortada toplum yararından başka birşey
kalmayacağını ve bencil davranışların eninde sonunda toplum güçlerinin
çatışmasına yol açacağına inanmaktadır. Onun için, Güneş ülkesinde herşey
devlete ve genel yarara hizmet etmelidir. Bu da sosyalizmin temelini
oluşturmaktadır.
Güneş
ülkesinde dayanışma bilinci ve topluma yararlı olma isteği vardır. Bunun bir sonucu olarak da güneş
ülkesinde özel mal mülk olmamaktadır. Campanella, Romalıların ve ilk
Hristiyanlar zamanındaki rahiplerin yurtları ve toplulukları uğruna seve seve
savaştıklarını ve mal mülk düşüncesinden uzak durduğunu gösterek bir gün Güneş
ülkesinin gerçekleşebileceğine inamaktadır. Ayrıca Güneş ülkesinde çalışma bir
angarya olmaktan çıkmış , bir zevk halini almıştır. Aylaklık ayıp yüz kızartıcı
birşeydir.
Güneş
ülkesinde mal mülk ortaklığının yanında, kadın ortaklığı da vardır. Güneş ülkesinde
bu kadın ortaklığı Platonda olduğu gibi sadece yöneticiler için değil, tüm
toplum içindir. Bu ortaklığın amacı; kan bağıyla herkesi birbirine sıkı sıkıya
bağlamak, kıskançlıkların, kinlerin önünü almaktır. Ayrıca bunun temelinde
Campanella’nın soyun üremesine ve çocuk eğitimine verdiği önemde yatmaktadır.
Fakat; Güneş ülkesinde bu kadın ortaklığının birgün bırakılacağına
inanılmaktadır.
Güneş
ülkesinde en büyük yönetici bir başrahip olan Hoh’dur. Gerek dünya işlerinin ,
gerekse ahiret işlerinin başı odur. Yetkisi mutlaktır, verdiği yargılar
kesindir, kimse ses çıkarmaz onlara. Hoh’un Güç, Akıl ve Sevgi adlı eşit
yetkide üç yardımcısı vardır. Güç; barış ve savaşla ilgili bütün işleri
yönetir, yani;askerlik işlerinde ki en yüksek yetkili kişi odur. Aklın görevi
ise, serbest mesleklerin, bilim adamlarının, eğitim işlerinin ve okulların
yönetimidir. Sevgi’nin görevi ise; üreme işleridir.
Ayrıca;
Güneş kentte bütün diller öğrenilir. Dünya’nın dört bir yanına elçiler salınır;
çeşitli ulusların töreleri, yolları, yasaları, tarihleri öğrenilir. Güneş
ülkelilere göre, insanın bir evi, bir karısı, ve kendi çocukları oldu mu mal
mülk derdine düşer. Bencillik bundan doğar, ve böylece Güneş ülkeliler
bencilliğin amacını ortadan kaldırmakla onu yok etmişler ve yerine ortak yaşama sevgisini koymuşlardır.
Onlara göre; yurt sevgisi, kişisel çıkardan vazgeçildiği ölçüde artar.
Güneş
kentliler birbirlerine kardeş derler. Yirmiikisini aşanlara baba, bu yaştan
aşağı olanlara da oğul denir. Gurur; onlarca kusurların en ürküncüdür. Gurur
taslayan kimse en sert cezalara çarptırılır. Güneş ülkelilere göre, yoksulluk
insanları alçaltır, serseriliğe götürür, onlarda yurt sevgisini azaltır.
Zenginlikse; insanları gurura, cahilliğe, küstahlığa, palavracılığa, bencilliğe
götürür. Oysa herşeyin ortak olduğu Güneş ülkesinde, herkes aynı zamanda hem
zengin, hem yoksuldur. Zengindir; çünkü kent bütün ihtiyaçlarını karşılar.
Fakirdir; çünkü kimsenin özel mal mülkü yoktur. Güneş kentliler mala mülke köle
olmazlar, sadece yararlanırlar onlardan.
Güneş
ülkelilere göre, dinliler dinden uzaklaşıyorsa, din kurallarının sıklığından
değil, daha çok dinsizlerle düşüp kalktıkları, şan şeref peşine düştükleri, mal
mülk sevdasına, ten isteklerine kapıldıkları için uzaklaşıyorlar.
Güneş
ülkelilerin yemek bakımından uydukları kural şudur; bir gün et, bir gün balık,
bir gün sebze yerler. Dördüncü gün, mideleri yorulmasın ve organizma güçsüz
duruma düşmesin diye yeniden ete dönerler. Sindirimi en kolay besinleri
yaşlılara ayırırlar. Amaçoğunluk, günde iki öğün, çocuklarsa doktorların
öğütleri gereğince dört öğün yerler. Güneş ülkeliler genel olarak, yüzyıl
yaşarlar, iki yüzyıl yaşayanlarda vardır.
Güneş
ülkesinde cinsel istekleri aşırı olan bazı erkeklerin, tabiata aykırı yollara
sapmalarını önlemek için, belli bir yaştan öncede kadınlarla yatmalarına izin
verilir. Yalnız bu kadınların gebe, ya da kısır olması gerekir. Cinsel sapıklık
yaparken yakalananlar, ağır cezalara çarptırılır. Bu ceza idama kadar
gidebilir.
Güneş
ülkelilere göre; savaşın amacı düşmanı yoketmek değil, daha iyi hale
getirmektir. Devletin, dinin ve insanlığın düşmanlarına karşı acımadan
savaşırlar. Güneş kent ordusunu, hepsi de savaş hilesi bakımından usta olan
beş, sekiz ya da on komutan yönetir. Bunlar savaş işlerini görüşmek için
toplanır ve aldıkları karara göre birliklerine kumanda ederler. Düşmanın
önünden ilk kaçanlar ölüm cezasına çarptırılırlar. Ancak bütün ordu
bağışlanmalarını ister, ve teker teker suçu paylaşırlarsa, ölümden
kurtulabilirler.
Campanella
yeni bir altın çağın doğacağına ve bunun da Güneş ülkesi gibi bir devlet
düzeniyle gerçekleşeceğine inanmaktadır.
ANA FİKİR : İnsanların hiçbir zaman
umutlarını kaybatmemelerinin gerektiğini, herşeyin dönüp dolaşıp eski yerine
geldiği gibi, geçmişte yaşanan bazı güzelliklerin ileride de olabileceğini,
insanların yararları, mutluluğu ve ahlakı paylaştığı zaman dünyanın bir cennet
olabileceğini, azgın kör sevgiler yerine uyanık, temiz sevgilerin
gelebileceğini, yalan dolan, bilgisizlik ve zorbalığın yerine, gerçek bilgi ve
kardeşliğin gelebileceğini savunuyor.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ
GÖRÜŞLER
Kitabın soru cevap şeklinde geçmesi, kitaba akıcı
bir özellik kazandırmıştır. Ayrıca; yazar tarafından öne sürülen devlet
düzeniyle ilgili, aklımıza gelen her soru yazar tarafından sanki önceden
biliniyormuş gibi anında sorulup cevaplanıyor. Ayrıca; kitaptaki kişiler ve
yerler hakkındaki tasvirler çok etkileyici bir şekilde işlenmiştir. En önemlisi
vermek istenilen mesaj okuyucuya tam olarak verilmiştir.
TOMMASA CAMPANELLA
Tommasa
campanella, düşüncelerini yirmi yedi yıllık hapis hayatıyla ödemiş bir düşünce
kahramanıdır. Onun yaşadığı dönem, Avrupa katolik dünyasının parçalanmaya
başladığı, modern dünyayı hazırlayan politik, ekonomik ve kültürel olayların
oluştuğu döneme rastlar.
Campanella,
İtalya’da Calabria bölgesinde Stilo kasabasında dünyaya geliyor. Daha küçük
yaştan, üstün zekası ve okumaya olan aşırı tutkunluğuyla dikkati çekiyor. On üç
yaşında çeşitli konular üstüne şiirler yazıyor, uzun uzun söylevler veriyor. On
beş yaşında Cosenza dominiken manastırına giriyor ve orada Aquino’lu ermiş
Augustinus’un Somma Theologica’sını defalarca okuyor. Çok geçmeden manastırda
okumadığı eser kalmıyor. Bilgiye olan susuzluğunu bir şiirinde şöyle dile
getiriyor: ‘Dünyanın bütün kitapları doyuramaz kafamın açlığını. Neler neler okumadım! Ama yine de
kafamın açlığından ölüyorum… Anlayışım arttıkça, bilgim eksiliyor…’
Dinsel
konulardan az zamanda bıkan campanella, felsefeye veriyor kendini. Büyük
italyan filozofu Telesio’da aradığı önderi buluyor. Doğruyu kitaplardan çok,
tabiatın gözleminde arayan Telesio’nun temel düşüncesi şuydu: Bilim soyut
kavramlardan değil, gerçek varlıklardan yola çıkmalıdır; deney, bilimin
başvurması gereken temel kuraldır.
Campanella
yirmi iki yaşında ilk eserini yazıyor. Bu, Telesio’yu düşmanlara karşı savunmak
ve Aristoteles felsefesini çürütmek amacıyla kaleme aldığı Philosophia sensibus
demostratat’tır. Eser cizvitlerin saldırısına uğruyor. Sapkınlık ve büyücülükle
suçlanan Campanella, Papa’nın emriyle Cosenza’dan ayrılıp Stilo’ya dönmek
zorunda kalıyor. Stilo manastırında boş vakitlerini okumak, bilgisini
arttırmakla değerlendiren Campanella, çok geçmeden ‘bu dar ve karanlık
hapishaneden’ kaçıyor. On yıl, İtalya’yı baştan başa dolaşıyor. Venedik’te Galile’yle,
daha birçok tarihçi ve filozofla tanışıyor. Uğradığı yerlerde, alışılmış
düşüncelerle, kör inançlarla savaşıyor. İtalya’nın hemen bütün büyük kentlerini
gördükten sonra, savaşkan ve kararlı, Stilo’ya dönüyor.
Campanella’nın
hayat dramı burada başlıyor. 1600’larda bütün güney İtalya, İspanya’nın bir
sömürgesi haline gelmişti. Özellikle Calabria bölgesi, din adamlarının elinde
daha da yoksullaşmıştı. Bir yandan engizisyon vahşeti, bir yandan yoksulluk,
toplumsal isteklere yol açmaktaydı. Kültür merkezleri olan kitaplıklar ve
akademiler kapatılmıştı. Serbest düşünce manastırlarda barınabiliyordu ancak.
Yurdunu
ispanyol boyunduruğundan kurtarmayı düşünen campanella bir ayaklanma
tertiplemeye başlıyordu. Ama, ayaklanma önceden haber alınarak önleniyor ve bir
Türk gemisine kaçmak üzere anlaştığı bir kayıkçıyı bekleyen campanella bir
kulübede yakalanarak Napoli’ye götürülüyor. Atıldığı hapishanede korkunç
işkencelere uğruyor.
Campanella’nın
hapis hayatı 1626’da sona eriyor. İspanya kralı Philip’in ölümünden
sonra(1621), papa Urbanus’un beş yıl süren çabasıyla serbest bırakılıp Roma’ya
gidiyor. Çok geçmeden, pusuda bekleyen düşmanlarının saldırısına uğruyor ve
Fransız elçisinin yardımıyla Fransa’ya kaçıyor. Kardinal Richelieu ve Louis’den
yakınlık ve yardım gören Campanella ömrünün geri kalan kısmını Paris’te
dominken manastırında sessiz ve rahat geçiriyor. 1639’da, yetmiş bir yaşında
ölüyor.
Yorumlar
Yorum Gönder