Fuzûlî
Kimdir ?
Divan
Şiiri Nedir ?
Hazırlayan: Fatih Algün
Fuzûlî
Fuzûlî
Türk edebiyatının en büyük şairlerindendir. Fuzûlî’nin ünü Osmanlı
İmparatorluğu’nun sınırlarını aşarak İran ve Azerbaycan’a da ulaşmıştır. Bir
aşk şairi olan Fuzûlî’nin özellikle ilâhî aşkı dile getiren doğu şairleri
arasında da üstün bir yeri vardır. Ayrıca dünya edebiyatının lirik şairleri
arasında yer alır. Fakat Fuzûlî’nin yayılma imkanı bulduğu alan Osmanlı
topraklarıdır.
Şöhretine
rağmen Fuzûlî’nin doğduğu tarih ve yer tam olarak bilinememektedir. Fakat 1480
yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Hille müftüsü Süleyman Efendi’nin oğludur.
Hille’de doğduğu ömrünü Bağdat, Hille, Necef veya Kerbelâ’da geçirdiği tahmin
edilmektedir. 1556 yılında Kerbelâ’da veba
salgınında ölmüştür. Kabri
oradadır. Fuzûlî’nin soyu Oğuzların Bayat boyuna dayanmaktadır.
Fuzûlî’nin
asıl adı Mehmet’tir. Şiire başlayınca çeşitli mahlaslar kullanmış, başka
şairlerinde bu mahlasları kullandıklarını görünce hepsini bırakmış ve Fuzûlî’yi
mahlas olarak seçmiştir. Fuzûlî’nin gereksiz ve beyhude anlamları vardır.
Hayatının
ne ile ve nasıl geçirdiğine dair açık olarak bir bilgiye rastlanmamaktadır.
Bağdat ve civarında doğup büyümüş, dar bir hayat coğrafyasına karşılık ilim
tahsilinden geri kalmamış ve devrinin ilimlerini öğrenmiş, hatta şiirin bile
ilimsiz olamayacağı fikrini edebiyatımıza getirmiştir.Bilimsiz şiiri temelsiz
duvara benzeterek şiir söylemek için devrin bütün bilimlerini öğrenmek
gerektiğine inanmıştır.
Büyük
bir şair ve tanınmış bir bilgin olmasına rağmen Fuzûlî, bütün ömrünce layık
olduğu değeri, huzuru ve şöhreti bulamamış, yoksulluk ve sıkıntı içinde
yaşamıştır. Aslında o, acı çekmekten şikayet etmez. Öncelikle aşk ıstırabının
insanı olgunlaştıracağına inanır.
Fuzûlî,
Divan şiirinin süse, hünere önem verdiği bir çağda bilgi, görgü ve düşünce
yüklü şiirler söylemiştir. Bunlar doğal bir söyleyişle gerçekleştirilmiştir.
Fuzûlî’nin şiirlerinde aşk, ıstırap, fedakarlık vardır.
Fuzûlî,
aşkı şiiri süsleyen bir unsur değil hayatın ve gerçek mutluluğun bir gereği
kabul eder. O şiirlerinde ilahi aşkı işlemiş, İslam dünyasında aşkın acı ve
ıstıraplarıyla ilahi aşkı, en iyi birleştiren şair olarak tanınmıştır. Leyla
ile Mecnun mesnevisinde beşeri aşktan ilahi aşka yükseliş, Türkçe’nin en ince,
en zevkli ifadeleriyle anlatılmıştır.
Fuzûlî,
gazel şairi olarak tanınmıştır. Gazellerinin konusu aşktır. Fuzûlî üç dilde çok
sayıda eser vermiş bir şairdir. Arapça ve Farsça’yı bu dillerde başarılı
şiirler söyleyecek kadar iyi bilinmesine rağmen Türkçe’ye önem vermiş. Divan
şiirinin o çağda en güzel, en sade şiirlerini yazmıştır.
Istırap ve insan kaderiyle doğrudan doğruya
temas halinde görülen Fuzûlî, eski şiirin dilini ve modalarını kendi meseleleri
için kabul etmiştir. Ancak Fuzûlî dile kolayca şekil alma kabiliyeti ile
yumuşaklık, rahatlık ve olgunluğu getirmiştir. Şiirimizin pek çok söyleyiş
mükemmelliğini kendisinde bulan şair, dil ile ustaca oynardı.İşte bu yüzden
Fuzûlî’nin şiirlerinden yüzlercesi bestelenmiştir.
O nesir
alanında da eserler vermiştir. Fuzûlî’nin Şikayetname adlı eseri, Divan
nesrinin başarılı örneklerindendir. Şair, kendisine bağlanan maaşı ödemekte
güçlük çıkaran evkaf memurlarını, Nişancı Mustafa Çelebi’ye yazdığı bu mektupla
şikayet etmiştir.
Fuzûlî
birçok şairi etkilemiş, Bâki, Yahya, Hayalî, Nabî, Nedim, Şeyh Galip gibi
şairler Fuzûlî’nin şiirlerine nazireler yazmıştır. Sadece Divan şairleri değil
halk şairleri de ondan etkilenmişlerdir.
Fuzûlî’nin
başlıca eserleri: Türkçe Divan, Farsça Divan, Hadikatü’s-Süedâ, Su kasidesi,
Bağdat kasidesi, Bengü ü Bâde, Şikayetname, Enîsü’l-Kalp, Leyla ile Mecnun,
Hadis’i Erbain Tercümesi, Sâkînâme, Risâle-i Sıhhat ve Maraz, Rind ü Zahit,
Risâle-i Muamma, Hüsnü aşk, Matlav-li-itikat, Şâh u Geda’dır.
Aşağıda
Fuzûlî’nin yazmış olduğu “Su Kasidesi” bulunmaktadır :
Su Kasidesi
Saçma ey göz eşkden
gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
Ohşadabilmez gubârını
muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse
gözlerine kara su
Günümüz Türkçesiyle
Ey göz! Gönlümdeki
(içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.
Şu dönen gök kubbenin
rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem.
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem.
Senin kılıca benzeyen
keskin bakışlarının zevkinden
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.
Yarası olanın suyu
ihtiyatla içmesi gibi, benim
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.
Bahçıvan gül bahçesini
sele versin (su ile
mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
Hattatın beyaz kâğıda
bakmaktan, kalem gibi,
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez.
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez.
Divan Edebiyatı
Divan
edebiyatı, Türklerin İslamiyeti kabul etmeleriyle 11.yüzyılda Karahanlılar
devrinde Maveraünnehir’de ve 13. yüzyılda bilhassa Anadolu’da ortak İslam
kültür ve medeniyetinin tesirinde ortaya koydukları edebiyata verilen bir
isimdir.
Divan
edebiyatı; başlangıçta, belki “divan” kelimesinin taşıdığı manalar içinde
değerlendirilmiş ve gelişmiştir. Ancak “Divan” kelimesinin sözlük manalarına
ilave olarak, edebiyatımızın bir devresine adını verecek kadar gelişmiş,
kendine has, bir kimlik kazanmıştır.
Divan Şiirleri :
Şairlerin, şiirlerini divânlar içinde
toplaması sebebiyle “Divan Edebiyatı” olarak isimlendirdiğimiz bu edebiyatta şiir en mühim unsur sayılır. Ancak
divanlar dışında aynı sanatkara ait başka pek çok şiirin ve nesrin de bulunduğu
düşünülürse”Divan Edebiyatı”isminin dar manada kaldığı, bu edebiyatın bütününü
ifade etmediği görülür.
Kaynakları :
Kur’ân-ı Kerim, Hadis-i Nebevi, Kısas-ı
Enbiya, Tasavvuf, Diğer İslam-i Edebiyat Türleri, Yerli malzeme, Batıl ve
Hakiki Bilgiler.
Dil ve Üslup :
Divan
edebiyatının dili, 15.yüzyıla kadar Arap ve Acem dillerinin tesirinden uzak
kalmış, bu asırla birlikte Arapça ve Farsça kelimeler Türkçe’ye önemli miktarda
girmiş ve kullanılmıştır. Sonraları şiir ve nesirde kullanılan bu kelimelerin
sanat anlayışı içinde kullanılmasıyla üslubun esası meydana gelmiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder