|
EDEBİYAT-I
CEDİDE (SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI)
|
Edebiyat-ı Cedide, II.Abdülhamit (hük.
1878-1909) devrinde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların
Batı edebiyatı yolunda meydana getirdikleri bir edebiyat hareketidir.
Bu edebiyat, 1896’dan 1901’e kadar
sürmüştür. Recai-zâde Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, Malûmat adlı bir dergide
yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kulak için mi olduğu
tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmım Servet-i
Fünun dergisinde yayınlamıştır. Servet-i Fünun, Recai-zâde'nin Mekteb-i
Mülkiye’den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891 yılından beri
çıkarılmakta idi. Recai-zâde, bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için
Ahmet İhsan‘la anlaşmış ve kendisinin Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) den
öğrencisi olan Tevfik Fikret’i derginin “kısm-ı.edebî ser-muharrirliği” ne
getirmiştir. O sırada Mektep ve başka dergilerde yazan ve Recai-zâde tarafını
tutan başka gençlerin de 1896’da bu dergi çevresinde toplanmasıyla “Edebiyat-ı
Cedide” topluluğu meydana gelmiştir.
Edebiyat-ı Cedide’nin başlıca
özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir:
a. Edebiyat-i Cedide sanatçıları Batı uygarlığına, özellikle Fransa’ya
hayranlık göstermişler, Türkiye’nin Avrupalaşma yoluyla yükseleceğine
inanmışlar, orada sanat, bilim, ne buldularsa Türkiye’ye aktarmaya çalışmışlar;
laik bir zihniyeti benimsemişler ve daima dindışı şiirler yazmışlardır.
b. Devlet ve siyaset konularına dokunmak, vatan, hürriyet, istikIâl,
inkılap v.b. gibi, sözcük ve kavramları kullanmak yasak olduğu için, açıkça
toplumsal yazılar yazmak olanağı bulunamamış, ancak aşk, merhamet v.b. gibi
suya, sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşılmıştır. (Edebiyat-ı Cedide
sanatçıları bu yüzden, daha sonraki devirlerde, memleketi yansıtmamak ve ulusal
olmamakla suçlandırılmışlardır).
e. Çağdaş
Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye ve romanda Realizm ve Naturalizm,
şiirde Parnasizm ve Sembolizm akımlarının etkisi altında kalmıştır;
Parnasyenlerin etkisiyle, “sanat sanat içindir” görüşü benimsenmiştir. (Fikret,
“toplum için sanat” anlayışıyla de eserler vermiştir).
ç. Tanzimat sanatçılarının tersine olarak,
halka seslenmek düşünülmemiş, havasa mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir
; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avâma mahsus
değildir”.
d. Bu düşünüşün bir sonucu olarak, dil konusunda da Tanzimat
sanatçılarından daha geri bir anlayışla, konuşma dilinden büsbütün uzaklaşılmış
yazı dilinde o zamana kadar kullanılanlardan başka, Arap ve Farsça sözcükleri
karıştırarak Türkçe’de kullanılmayan birtakım yeni sözcükler (nahcir [av],
şegaf [çılgınca sevgi], tirâje [alâimisema, gökkuşağı] v,b.) bulunup
çıkarılmış; Batı edebiyatından alınan yeni kavramlar Fars dilinin kurallarıyla
kurulmuş birtakım yeni isim ve sıfat tamlamaları (sâât-ı semen-fâm [yasemin
renkli saatler], lerziş-i bârid [soğuk titreme], v.b...) ve yeni bileşik
sıfatlar (tehi-baht [boş talihli], şikeste-reng [kırık renkli], v.b...) ile
karşılanmış: aynen Fransızca’da görülen birtakım yeni deyim ve söyleyişler de
(el sıkmak, dest-i izdivacını talep etmek v.b.) Türkçe’ye aktarılmış, nesirde
Fransızca’nın sözdizimi Türk diline uydurulmaya çalışılmıştır.
e. Benzetmelerle yüklü olan süslü bir dille yazmak, yerli yersiz ah!,
oh! gibi ünlemlere fazla yer vermek., ve bağlacını sık sık kullanmak, bir
düşünceyi kuvvetlendirmek veya ondan dönmek maksadıyla söz arasına evet evt!,
hayır hayır! gibi sözcükler sıkıştırmak, ikide bir güzelim!, meleğim! gibi
hitaplarda bulunmak Edebiyat-ı Cedide üslubunun başlıca zayıf, yapmacıklı
yanıdır.
t. Edebiyat-ı Cedide sanatçıları çoklukla şiir. mensur şiir, hikâye,
roman, fıkra ve makale türlerinde yazmışlar, tiyatro türünde eser vermemişler,
ancak Meşrutiyetten sonra birkaç piyes denemesine girişmişlerdir.
g. Edebiyat-ı Cedide nazmında, şiirin konusu
genişletilmiş, en basit günlü olay, gözlem ve duygular dahi şiir malzemesi
olarak kullanılmıştır; yalnız aruz veznine değer verilmiş, Tanzimat
sanatçılarının tersine olarak, hece yazan hiçbir zaman ciddiye alınmamıştır
(hece vezni ile yalnız çocuk şiirleri yazılmıştır) ; kafiyenin göz için değil,
kulak için olduğu kabul edilmiştir;
Divan edebiyatı nazım biçimleri
büsbütün bırakılıp Fransız şiirinde görülen nazım biçimleri benimsenmiş, ya
sona, terza-rima ( Fikret: Şehrâyin) gibi Batı edebiyatının klasik
biçimleriyle, ya da büsbütün serbest biçimlerle ve serbest müstezatlarla
yazılmıştır; vezin zoruyla, sözcüklerin tabiî söylenişlerinin bozulmamasına
gayret edilmiştir; nazım nesre yaklaştırılmıştır (Fikret, v.b.) konu ile vezin
arasında bir ahenk ilgisi aranmıştır.
h. Hikâye ve roman türünde teknik kuvvetlenmiş
(mesela, süs için yazılan gereksiz tasvirler ve konu dışı bilgi vermeleri
vak’anın yürüyüşü durdurulmamış, serde yazarın kişiliği gizlenmiştir) ; Fransız
realist ve natüralist yazarlarının eserleri örnek tutulmuş; bunun sonucu
olarak, hep hayatta görülen ya da görülmesi olanağı bulunan olay ve kişiler
anlatılmıştır; vak’alar çok defa İstanbul’da geçirilmiştir. (Abdülhamit devrinde
memlekette gezi özgürlüğü olmadığı için, yazarlar memleketin İstanbul dışındaki
yerlerini tanımıyorlardı).
Edebiyat-ı Cedide’nin başlıca
sanatçıları şunlardır:
Şairler: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Siret Özsever,
Hüseyin Suat Yalçın, A. Nadir (Ali Ekrem Bolayir), Süleyman Nesip (Süleyman
Paşa-zâde Sami), İbrahim Cehdi (Süleyman Nazif), H..Nâzım (Ahmet Reşit Rey),
Faik Ali Ozansoy, Celâl Sahir Erozan, v.b...
Nesirciler: Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Müftüoğlu
Ahmet Hikmet, Safvet Ziya. v.b...
Bu devirde, ayrı bir sanat anlayışı yüzünden
Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılmayan sanatçıların en önemlileri şunlardır:
Şairler:
Eşref, v.b...
Nesirciler: Vecihi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet
Rasim, Safvet Nehizî, v.b...
“Sanat için sanat” anlayışıyla hareket ederek
yalnız aydın kimselere seslenen Edebiyat-ı Cedide sanatçılarına karşılık,
bunlar Ahmet Mithat geleneğini
sürdürerek “halk için sanat” görüşünü benimsemişler, geniş halk topluluğuna
seslenmişlerdir.
RECAİZADE MAHMUT EKREM
1847 yılnda İstanbul'da doğdu. Özel öğrenim gördü.
Mekteb-i İrfan'ı bitirdi. Çeşitli devlet memurluklarında bulundu. Öğretmenlik
yaptı. Şûrâ-yı Devlet ve Meclis-i Âyân üyeliği, Evkaf ve Maarif Nazırlığı
yaptı. Tasvir-i Efkâr gazetesinin yönetiminde bulundu. Hayattayken üç oğlunun
ve özellikle de Nijad'ın ölümü, onu yıktı, hayata küstürdü. Sanat için sanat
anlayışını savundu. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı.
1914 yılında öldü.
ESERLERİ
Nağme-i Seher, Yadigâr-ı Şebâb, Zemzeme, Pejmürde, Nijad Ekrem ve Nefrin adlı şiir kitapları bulunmaktadır.
Yâr her sudan hüveydâdır şeb-i meh-tâbda
Can ü dil mest-i temaşadır şeb-i meh-tâbda
GAZEL
1. Feyz-i lutfundan kılar kesb-i taravet
can u dil
Seyr-i bağ endûh-fersâdır şeb-i meh-tâbda
Seyr-i bağ endûh-fersâdır şeb-i meh-tâbda
2. Mâh-rûyun yâd edip hasretle eyler âh ü
zar
Cân-u şeydâ nâ-şekibâdır şeb-i meh-tâbda
Cân-u şeydâ nâ-şekibâdır şeb-i meh-tâbda
3. Cûş eder her revzeninden nûr-ı mihr-i
Ahmedî
Meskenim gâr-ı tevellâdır şeb-i meh-tâbda
Meskenim gâr-ı tevellâdır şeb-i meh-tâbda
4. Eyle teşrifinle reşk-endâz-ı burc-ı
mâh-tâb
Meclis-i işret müheyyadır şeb-i meh-tâbda
Meclis-i işret müheyyadır şeb-i meh-tâbda
5. Azm-i bağ et kıl temaşa sûret-i
endamını
Havz mir'at-ı mücellâdır şeb-i meh-tâbda
Havz mir'at-ı mücellâdır şeb-i meh-tâbda
6. Ahterân hâl ebr gîsû vü şafak reng-i
hizâb
Asuman rû-yı dil-ârâdır şeb-i meh-tâbda
Asuman rû-yı dil-ârâdır şeb-i meh-tâbda
7. Her habâb-ı eşk-i bülbül in'ikâs-ı
nurdan
Sû-be-sû Tûr-ı Tecellâ'dır şeb-i meh-tâbda
Sû-be-sû Tûr-ı Tecellâ'dır şeb-i meh-tâbda
8.
Sâye-i
ebr eyledikçe gülleri rû-der-hicâb
Bülbül-i aşüfte Musa'dır şeb-i meh-tâbda
Bülbül-i aşüfte Musa'dır şeb-i meh-tâbda
10.Ukde-bahş-i rişte-i can olmada hattın
gibi
Fikr-i zülfân başka sevdadır şeb-i meh-tâbda
Fikr-i zülfân başka sevdadır şeb-i meh-tâbda
11.Çerh-i mînâdan nümâyân aks-i cism-i
nâzikin
Arş-ı tecrid üzre isa'dır şeb-i meh-tâbda
Arş-ı tecrid üzre isa'dır şeb-i meh-tâbda
12.Bir letafet asumanıdır ki gül-şen
jaleler
Anda yer yer necm-i garrâdır şeb-i meh-tâbda
Anda yer yer necm-i garrâdır şeb-i meh-tâbda
ŞİİR İNCELEME PLANI
Dış Özellikleri:
Biçimi: Nazım
Nazım biçimi: Gazel
Nazım birimi: Beyit
Ölçüsü: 8+5
= 13 aruz ölçüsü
Türü: Lirik
İç Özellikleri:
Konusu: Mehtaplığı
gecede sevgilinin güzelliğini anlatmak.
Teması: Mehtabın
güzelliğinin aydınlatıcı süsünü anlatmaktır.
Anafikir:
Uyak şeması: İkinci dizeler kendi aralarında ilk beyitler a,b,c,
şeklinde
Dil ve anlatım: Anlaşılması
zor bir dil kullanılmıştır.
DİVAN EDEBİYATI
Divan
edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek.
a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin
sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla değin varlığını
sürdürür.
Dikkat
edilirse bu,Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılışına uzanan zaman
kesitidir.Ancak, Divan Edebiyatı,nitelik yönünden Anadolu dışında 11.yüzyıldan
itibaren gelişen İslami edebiyatın da bir uzantısı sayılmalıdır.
b)Kültürel Yapı:Bu edebiyat,eski Türk
kültürüne değil,Ortadoğu İslam kültürüne bağlıdır.Getirdiği dünya görüşü,zevk
anlayışı,konular,dil ve biçim bakımından İslam kültürünün yarattığı ortaklaşa
anlayışı yansıtır.Burada söz konusu olan,Osmanlı,
Arap ve Fars
kültürlerindeki ortaklaşa niteliklerdir.
Bu duruma göre Divan
Edebiyatı'nı,"Ortadoğu İslam kültüründen kaynaklanan bir sanat anlayışına
bağlı olarak 13-19.
yüzyıllar
arasında var olan bir "zümre edebiyatı " diye
tanımlayabiliriz.Ozanların şiirlerini "divan" denilen kitaplarda
toplamaları nedeniyle bu adla da anılan Divan Edebiyatı'na ayrıca"Eski
Edebiyat","Enderun Edebiyatı" gibi adlar da verilmektedir.
Divan
Edebiyatı'nın çöküşü,ümmet anlayışına bağlı Osmanlı Kültürünün karşısında yeni
bir seçenek olan Batı kültürünün çıkarıldığı döneme rastlar.Feodal topluma özgü
bir edebiyatın,yeni ekonomik ve tıplumsal ilişkilerin gelişmeye başladığı bir
süreçte yaşamını
sürdürmesi olanaksız olduğu için,Tanzimat sonrasında bu edebiyat da Osmanlı
İmparatorluğu ile birlikte
önce
gerilemiş,sonra da çökmüştür.
Divan
Edebiyatı'nın ilk temsilcisi 13. yüzyılda yaşayan Hoca Dehhani'dir.Öteki
ozanlarının başlıcalarını yetiştikleri
yüzyıllara
göre şöyle sıralayabiliriz.
13.yy.Şeyyad
Hamza, Ahmet Fakih
14.yy.Ahmedi,
Kadı Burhaneddin, Nesimi
15.yy.Süleyman
Çelebi, Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati, Muradi(2.Murat), Avni(Fatih Sultan Mehmet),
Adli(2.Beyazıt)
16.yy.Fuzuli,
Hayali, Baki, Bağdatlı Ruhi, Zati,Taşlıcalı Yahya, Nev'i
17.yy.Nev'izade
Atayi, Şeyhülislam Yahya, Nef'i, Neşati, Nabi
18.yy.Nedim,
Koca Ragıp Paşa, Şeyh Galip, Süruri, Fitnat Hanım
19.yy.Enderunlu
Vasıf, İzzet Molla, Leyla Hanım, Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet,
Yenişehirli Avni vb..
DİVAN ŞİİRİNDE KONULAR
Divan
şiirinde işlenen konuların başlıcaları aşk ,doğa,İslam mitolojisi,içki,eğlence,ölüm.
hikemi (felsefe) düşünce ve övgüdür. Ayrıca özellikle 17.yüzyıldan başlayarak
gündelik yaşam da bir ölçüde şiire yansımıştır.Bütün bu konular,Divan
Edebiyatı'nın temel dünya görüşüne bağlı olarak dinsel idealizm ve bireyi
yaşamdan soyutlama çerçevesinde ele alınır.
AŞK:Divan edebiyatında aşkın maddi ve
tasavvufi olmak üzere iki biçimde yansıdığı görülür.
Ozanlar,maddi
aşktan söz ederlerken,"mazmun" denilen kalıplaşmış sözlere başvurarak
bir "sevgili tipi" çizerler.
Bu,boyu
"servi",saçları "gece ya da
yılan",kaşları"yay",kirpikleri "ok",ağzı
"nokta" gibi bir varlıktır.Görüldüğü gibi,
Divan
ozanının tasarladığı sevgili,dış görünüşüyle yaşamdaki kadınlara
benzememektedir.Zaten bu varlığın hangi cinsten
(kadın
mı,erkek mi?)olduğunu belirten betimleme öğeleri de yoktur.
Divan
ozanları,aşk konusunu ele alırken,feodal toplumdaki insan ilişkilerini aşk
ilişkilerine yansıtmışlardır.Bilindiği gibi feodal
toplumda"yöneten-yönetşlen","sultan-kul" ilişkisi
vardır.Divan ozanı,seven ile sevilen arasında buna uygun bir ilşki
tasarlar.Seveni
kul,sevileni sultan diye niteler.
Aşkın,dinsel-tasavvufi
açıdan dile getirildiği Divan şiirleri de az değildir.Ancak bunların birçoğunda
tasavvuf düşüncesi içtenlikle anlatılmaz.Daha çok şeriatın yasakladığı içki,cinsellik
gibi konuları dinsel bir görüntü altında gizlemek için tasavvuftan yararlanır.
Tüm Divan ozanlarının tasavvuf
konusunda bu eğilimi gösterdiği söylenemez.Ancak genellikle şeriata ve mdreseye
bağlıolan Divan Edebiyatı'nda tasavvuf felsefesi çoğu kez bir örtü,kimi zaman
da betimsel bir araç olarak kullanılır.
DOĞA (TABİAT).Divan şiirinde ne insan
doğası,ne de dış dünya gerçekçi biçimde anlatılmıştır.Doğanın betimlenmesinde
çoğu kez"süslü anlatım" kaygısı ön plana çıkar.Bu da,anlatılan doğayı
cansız bir nesns,bir resim haline
getirir.
17.yy.dan
başlayarak ozanların daha gerçekçi bir anlayışa yöneldikleri
görülmektedir.Önceleri ağaç,kuş,çimen,bahçe,
gül
gibi doğa öğeleriyle hangi yerin,çevrenin (kısacası coğrafyanın) anlatıldığı
kestirilemezken,bu tarihten sonra somut
doğadan,bilinen
bir coğrafyadan söz edilmeye;İstanbulun kimi mesire yerleri,hamamları,köşkler,şadırvanları,vb.betimlenmeye
başlanmıştır.
Ancak,mahallileşme akımında da ozanlar
yakın çevrelerinin dışına çıkamamışlardır.Bu bakımdan insan ile doğa arasındaki
üretim sürecine dayalı ilişkiler bu edebiyat için hiçbir zaman söz konusu
olmamıştır.
Kısacası,Divan şiirinde gerçek anlamıyla
bir doğa yoktur.
İSLAM MİTOLOJİSİ:Geleneksel sözlü ve
yazılı Türk Edebiyatı'nda Şamanizim,Budizim,Maniheizm gibi dinlerin
"evrendoğum"a
ilişkin inançları yansımaktaydı.
Divan
Edebiyatı'nda bunun yerini İslami evrendoğum inancının aldığı
görülür."Evren ve insan nasıl yaratılmıştır?"
sorusuna
İslamiyet!in verdiği yanıt,sanat yapıtlarında anlatılmıştır.
Evrendoğum
inancının yanısıra İslam mitolojisine ilişkin kimi efsaneler de Divan şiirinde
sık sık yer alır.Bunların bir
bölümü
Kuran'da anlatılan "kıssa"lardır:Yusuf ile Züleyha,İskender'in yaşamı
gibi.
İslam
kültürü çerçevesinde edebiyatlar yaratan Arap ve Acemlere ilşkin efsaneler de
Divan şiirine yansımıştır. İrenm bağı, Hz.Muhammed'in yaşamı, Cem, Ferhat ve
Şirin,vb.bunlardandır.
İÇKİ VE EĞLENCE:Divan şiirinde çok
kullanılan konulardır.Özellikle gazellerde ve 18.yy.dan sonra şarkılarda yansır.Bu
konular,"gülelim eğlenelim kam alalım dünyadan"anlayışı çerçevesinde işlenmiştir.Özünde
yaşamın geçici olduğu anlayışına dayanır.
Divan
ozanları yaşamın geçiciliği karşısında rintçe bir tavır takınmaya
çalışırlar.(Rint:1.dinin yasaklarına pek uyma-
yan
kimse,2. dünyaya karşı kayıtsız davranan kişi)Ozanlar rintçe yaşamaktan yana
bir tavır takınarak,katı dinsel kurallara
göre düşünen ve yaşayan "zahit"leri kınarlar.Ne var ki,Divan
ozanlarının yaşayış biçimleri,bu anlayışlarının
da
pek içtenlikli olmadığını gösterir.Çünkü saraydan ve yüksek devlet
görevlilerinden destek gören birçok Divan ozanı,yaşam karşısında kayıtsız
kalamamış,yüksek mevkiler elde etmiştir.Bunlar içkiyi de zevk ve eğlence aracı olarak
kullanırlar.Bunun rintlikle alakası yoktur.
ÖLÜM:Divan Edebiyatı'nda ölüm bir tür
"göç" olarak algılanır.Yaşamdan göçen kişinin hüznü Divan şiirine
yansır.
Bir
de başkalarının,özellikle padişah ya da öteki devlet yöneticilerin ölümü
karşısında duyulan acı ve üzüntü vardır.
"Mersiye"
denilen şiirler hep bu konuyu işler.
ÖVGÜ:Divan Edebiyatı'nın en yapmacıklı
konusu övgüdür."Kasideler" bu konuda yazılır.Padişah ya da yüksek rütbeli yetkilileri överek maddi çıkar
sağlayan Divan ozanları,bunu adeta alışkanlık haline getirmişlerdir.
DİVAN NAZMININ ÖZELLİKLERİ:
Biçim yönünden:
a)Dil;Arapça,Farsça
sözcük ve tamlamalarla yüklüdür.
b)Nazım
birimi beyittir.Her beyitte anlam bütünlüğü vardır.Beyitler ayrı duygu ve
düşünceleri dile getirdiğinden
şiirin
tamamında konu birliği görülmemektedir.
c)Ölçü
aruzdur.Aruz ölçüsü Türk dilinin yapısına uygun olmadığından,şairler
Arapça,Farsça söz ve tamlamaları fazla
oranda
kullanmak zorunda kalmışlardır.Bu durum Türkçe'nin gelişmesini geniş ölçüde
engellemiştir.
d)Divan
şiirinde "göz kafiyesi" anlayışına bağlı kalınmıştır.
e)Şiirler,Arap
ve Fars edebiyatından alınan kaside,gazel,mesnevi,rubai...gibi değişmez nazım
biçimleriyle yazılmıştır.
f)Tevhit,Münacaat,na't,mersiye,hicviye...gibi
nazım türlerinde eserler verilmiştir.
DİVAN NESRİNİN ÖZELLİKLERİ:
Divan
nesri,edebi nesir,tarih nesri ve didaktik nesir diye üç bölüme ayrılır.Bunların
ortak özellikleri şöyle sıralanabilir:
a)Divan
nesri,tarih,tezkire(biyoğrafi), münşeat(resmi yazı ve mektuplar),
seyahatname(gezi yazısı) ,ahlaki ve felsefi yazılar,hikayeler gibi belirli
birkaç türde yazılmıştır.Batı'da olduğu gibi her türde
(roman,tiyatro,eleştiri,deneme...)
eser
yazılmamıştır.
b)Divan
nesri,"sade nesir" ve "süslü nesir" olmak üzere iki biçimde
oluşmuştur.Halk için yazılanlar ile bazı tarih kitapları sade nesirle,aydınlar için yazılan
eserlerin çoğu ise süslü nesirle yazılmıştır.
c)Anlatımda
amaç,düşünceyi yansıtmaktan çok sanatlı anlatım ustalığı göstermektir.
d)Kullanılan
söz ve tamlamaların tamamına yakını Arapça ve Farsça'dır.
e)Bağ-eylemlerle
gereksiz yere birbirine bağlanan cümleler çok uzundur.Bu nedenle anlatılanları
kavramak zordur.
f)Cümlelerde
seci (düzyazıda uyak),"ki" ,"ve" bağlaçlarına çok yer
verilmiştir.
g)Noktalamaya
yer verilmemiştir.
h)Cümleler
söz sanatlarıyla yüklüdür.
ı)Eserlerde
hikaye etme ve betim bölümlerinde duygu ön plandadır.
i)Tarih
kitaplarının betim bölümleri süslü,konuşma ve anlatım bölümleri sadedir.
j)Didaktik
nesirler,din,tasavvuf,eğitim,ahlak,hukuk konularında yazılmıştır.Bilgiler
genellikle Doğu kaynaklarından
alınmış,skolastik
çağın metafizik ve bilimsel görüşlerine bağlı kalınmıştır.
k)Edebi
nesire "inşa",yazarlarına da "münşi" adı verilmiştir.
Edebi
nesre örnek yazarlar:Sinan Paşa,Lamii Çelebi,Fuzuli, Nergisi,Veysi,Kani vb.
Tarih
nesrine örnek yazarlar:Neşri,Aşık Paşa-zade,Selanikli Mustafa,Peçevi
İbrahim,Koçi Bey,Katip Çelebi
Evliya
Çelebi,Naima,Silahdar Mehmet Ağa,vb.
Didaktik
nesre örnek yazarlar:Mercimek Ahmet,Birgivi,Yirmiskiz Çelebi Mehmet,Ahmet Resmi
Efendi,vb.
NEDİM
İstanbul'da doğdu. Asıl adı Ahmed'dir. iyi bir öğrenim gördü. Çeşitli medreselerde Müderrislik yaptı. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından korundu. Şiirleriyle devlet büyüklerinin ve özellikle de III. Ahmed'in takdirini kazandı. Patrona Halil isyanı sırasında öldü. Nedim, Lale Devri denilen zevk ve eğlence döneminin şairi olarak yaşadı ve yaşadıklarını şiirleştirdi. Dilde ve nazım biçimlerinde yenilikler denedi. İstanbul'un eğlence dünyasını yansıttı. Hece ölçüsüyle bir türkü yazdı. Birçok şairi etkiledi. Edebiyatımızın büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. 1730 yılında öldü.
İstanbul'da doğdu. Asıl adı Ahmed'dir. iyi bir öğrenim gördü. Çeşitli medreselerde Müderrislik yaptı. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından korundu. Şiirleriyle devlet büyüklerinin ve özellikle de III. Ahmed'in takdirini kazandı. Patrona Halil isyanı sırasında öldü. Nedim, Lale Devri denilen zevk ve eğlence döneminin şairi olarak yaşadı ve yaşadıklarını şiirleştirdi. Dilde ve nazım biçimlerinde yenilikler denedi. İstanbul'un eğlence dünyasını yansıttı. Hece ölçüsüyle bir türkü yazdı. Birçok şairi etkiledi. Edebiyatımızın büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. 1730 yılında öldü.
ESERİ
Dîvân'ı birkaç kez basıldı.
Dîvân'ı birkaç kez basıldı.
KASİDE
Bak Sitanbul'un
şu Sa'd-âbâd-ı nev-bünyânına
Âdemin canlar
katar âb-ı havası canına.
Ey sabâ gördün
mü mislin, bunca demdir âlemin
Puşt U pâ
urmaktasm iran'ına, Turan-ına.
Ey felek insaf,
ey nıihr-i cihân-ârâ aman
Bir nazîri var
ise söylen konulsun yanına.
Sizde böyle müşk
olur mu deyü hâkinden biraz
Ah göndersem,
sabâ ile Huten hakanına
Cedvel-i sim
içre âdem binse bir zevrakçeye
İstese münıkin
varılmak cennetin tâ yanına.
Olsa Kisrîler zamanında
ya Firdevsî anı
Eylemez miydi
şeref Şehâme'nin unvanına.
Gûş kıl ey rûh-ı
Kavuş, ey revân-ı Cem. i-işit:
Ben kapılmanı
eh!-i târihin sühan-sencânına
İkiniz de
olmamış mâlik ana, aldım haber
Çerh-i pîrin and
verdim dînine îmânına
Dersiniz
kim: «Çerh-i pîre
yok yere verdin
kasem,
Kim o bî-imândır
anın kim bakar îmânına?»
Vaktinizde çerh
âmenna ki bî îman idi,
Ehl-i dil makrûn
idi endûb-ı bî pâyânına
Sindi amma
ehl-perverdir. Müselmendır tamâm
Olalı mahkûm
Sultân Ahmed’in fermanına
ŞİİR İNCELEME PLANI
Dış Özellikleri:
Biçimi: Nazım
Nazım biçimi: Kaside
Nazım birimi: Beyit
Ölçüsü: 15
aruz ölçüsü
Türü: Lirik
İç Özellikleri:
Konusu: Sevgiliye
duyulan aşk
Teması: Sevgiliye
daha yakın olabilmek, eğlenceye dalmak.
Anafikir:
Uyak şeması: ilk
dizeler a,b,c şeklinde, ikinci dizeler kendi halinde
Dil ve anlatım: Anlaşılması
zor bir dil kullanılmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder