KİTABIN ADI |
DOĞUNUN LİMANLARI |
|
KİYABIN
YAZARI
|
AMIN
MAALOUF
|
|
YAYINEVİ
VE ADRESİ
|
YKY
YAYINLARI
|
|
BASIM
YILI
|
EKİM 1998 |
KİTABIN KONUSU:
‘Doğunun Limanrı’ isimli roman
Osmanlı prensliğine dayanan bir babanın ve yahudi bir kadının oğlu olan
Kitabdar adlı hayali kişinin hayat hikayesini anlatmaktadır. Kitabın yazarı
olan Amin maalouf bu kitabı 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin
hayatından esinlenerek yazıyor. Bu kişi Lübnan’da doğmuş Parise giderek direniş
hareketine katılmış tekrar Lübnan’a döndüğünde ise bir kahraman gibi
karşılanmıştır. Kitapta da aynı olayların işlendiği görülmektedir.
KİTABIN
ÖZETİ:
“Doğunun Limanları” bir zamanlar
Avrupalıların doğuya giriş yaptıkları, tespih taneleri gibi sıralanan ticaret
kentlerine verilen isimdir. “Doğunun Limanları” kelime anlamı olarak “Doğunun
Merdivenleri” olup, bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isimdir.
Olay 1976 Haziranında Paris’te bir metroda
geçmektedir. Yazar, romana tablodaki bir resimden söz ederek başlamaktadır.
Tabloda, deniz ve o maviliğin üstündeki gemi bulumaktadır. Yazar, bu tabloya
hayran kalmıştır. Metroda bu tabloyu seyrederken gözleri, son derece ilgi çeken
bir adama takılır ve bu bu adamı takip etmeye başlar. Bu takip neticesinde her
ikisi Hubert Hugles sokağında karşı karşıya gelirler. Yazar,türlü yollarla bu
adama yaklaşmaya başlar. Adamın yabancı olduğunu sezer ve ona yardımcı olmaya
çalışır. Bu yardımlaşma sonucunda her ikisi dost olurlar. Adamın amacı,
Paris’te direnişçilerin adını taşıyan 39 cadde ve sokağı gezmektir. Bu arada
yazar ile yabancı arasında koyu bir muhabbet başlar. Yabancı adam, yazarın
sorularına yanıt vermeye çalışır ve ona Pariste dört gün kalacağını söyler.
Bunun üzerine yazr ondan Paris’te kalacağı dörrt gün içinde hayat hikayesini
anlatmasını ister. Yabancı bunu kabul eder. Yabancının kaldığı otel odasına
giderler ve yabancı hayat hikayesini anlatmaya başlar.
Olaylar bir Osmanlı prensesinin aklını
yitirmesiyle başlar . Kitabdar adlı Acem doktor tedavi amacıyla onu Adana’daki
evine götürür. Onu seviyordur ve bu güzel kızla evlenir. Bir çocukları olur.
Her türlü düzene isyan eden bu prens bir
gün Adana’da çıkan ayaklanmalar nedeniyle en iyi arkadaşı olan Nubar adlı bir
Ermeni ile Lübnan, Beyrut’a gider. Burada Nubar’ın kızı ile evlenir, bir kızı
ve iki oğlu olur. Karısı oğlu Salem’i doğururken ölür.
Kitabın asıl kahramanı
prensin babasının adını verdiği oğlu Kitabdar’dır.
Kitabdar, isyan manasına gelmektedir. Oğlunun bir
ihtilalci olmasını isteyen babası ona bu sebeple bu ismi vermiştir.
Kitabdar babasının onun hakkındaki tüm düşüncelere rağmen bir
doktor olmak istiyordur. Ablasınında yardımıyla onu ikna ederek Paris’e
tıp okumaya gider. Fakültede çok
başarılı olan İsyan bir gün barda arkadaşlarıyla beraberken katıldığı bir
tartışma aracılığı ile Bertrand takma adlı bir direnişçi ile tanışır ve bir
anda kendini 2.Dünya Savaşı’nda bulur. Bu sırada hayatının kadını olacak Clara
ile tanışır. Savaştan sonra Beyrut’a dönen Kitabdar bir kahraman olarak
karşılanır. Kısa süre sonra Clara da Hayfa’da dayısının yanına yerleşir. Bu
tanışmayı takben Kitabdar ve arasında sıcak gelişeler olur ve evlenmeye karar
verirler.
Evlendikten sonra Hayfa ve Beyrut arasında
gidip gelen çift, Clara hamileyken Hayfa’da kalmayı tercih ederler. 1948’de
Kitabdar’ın babasının rahatsızlığı üzerine Beyrut’a dönüşü sırasında patlak
veren Arap-Yahudi savaşı nedeniyle birbirlerinden ayrı kalırlar. Bu ayrılık
Kitabdar’ın hayatını değiştirir.
Bu
savaş nedeniyle Kitabdar karısını ve doğacak çocuğunu uzun süre göremez.
Onların sağlığından duyduğu endişe, onu bir takım psikolojik sorunların içine
iter. Davranışlarında gözle görülür bir değişme olur. Bundan yararlanan kardeşi
Salem onu sadece zengin hastaların bulunduğu bir tımarhaneye kapattırır. İsyan,
her gün onu uyuşturacak, deli olmasa bile onu deli gibi gösterecek
sakinleştirici bir ilaç almak zorunda bırakılır. Yaklaşık yirmi yıl boyunca bu
tımarhaneye kapalı kalan ve uyuşturulan isyan artık kurtulmanın imkansız
olacağını düşündüğü sırada kızı Nadya
onun izini bulur ve hastane yöneticilerine anlaşılmaması için farklı bir
kimlikle onu ziyaret eder. Bu Kitabdar için bir kurtuluş kaynağıdır. Artık
kızının varlığından güç almaktadır. Kitabdar Nadya’yı bir kez görmüştür. Ancak
çevresinden gelen nasihatlere uyarak, kız bir daha babasına gelmemiştir. Bu
Kitabdar için üzücü bir olay olsa da onu hayata geri dönme arzusundan mahrum
bırakmamıştır. Kahve içinde verilen uyuşturuyucuyu daha az alarak hergün biraz daha kendine gelir.1976’da
Lübnan da çıkan çatışmalar sırasında fırsatını bulup, yaşadığı hastaneden kaçan
Kitabdar bir şekilde Paris’e gider ve orada Bertrand’ı bulur. Tüm yaşadıklarını
anlatarak ondan Clara’nın adresini ister. Clara’dan 28 yıl sonra hiçbir şey bekleyemeyeceğini
bilmesine rağmen yine de ona bir mektup yazar ve başından geçen her şeyi
anlatır. Ondan cevap beklemiyordur, yıllar önce buluştukları bir limanda
randevu verir.
Buluşma
günü gelir. Buluşma günü yazarla Kitabdar’ın ayrılacağı gündür.
Kitabdar yazarla randevu verdiği yeri yeniden
bulma çabası ile dolaşırken karşılaşır. Bu karşılaşma sonucunda Doğunun
Limanları adlı kitap oluşmaya başlar. Tüm roman dinleyen kişinin notlarından
aktarılıyor ve buluşma günü olan 20 Haziran’da bu notlar tamamlanıyor ve kitap
da bitiyor.
Yazar
20 Haziran’da buluşma yeri olan köprüyü görebilecek bir cafeye oturarak
olanları izlemeye başlar. Clara köprünün ucunda gözükür. Daha sonra eski
sevgililer birbirlerine yaklaşır ve uzun
uzun sarılırlar. Romanda burada biter.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitaptaki olaylardan çok durumlara bakacak olursak yazarı
insanların milliyetlerinden çok onların insan olmalarının ve kardeş gibi
yaşamalarının gerektiği düşüncesinde olduğu görülmektedir. Kitabdar isimli
kahraman bir müslüman olmasına rağmen yahudi olan Clara ile evleniyor,
kahramanın babası bir Osmanlı prensi ama en iyi arkadaşı bir ermeni ve bu
sebepten dolayı bulundukları şehirden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Kitabdar
hiçbir ilgisi olmamasına rağmen Paris’te direniş hareketine katılıyor.
KİTAPTAKİ
OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMSESİ:
Kitap tamamiyle Kitabdar’ın hayat hikayesini anlatmaktadır. Olaylar gerçek hayattan alınmıştır. Kitaptaki kişiler Kitabdar’ın ailesi ve arkadaşlarıdır. Kitabdar’ın arkadaşları şans eseri karşılaştığı ve daha sonradan aralarında pek bağlantı olmamasına rağmen samimi oldukları kişilerdir. Bertrand’la bir barda tanışmışlar daha sonra Bertrand’ın yanında direniş örgütüne katılmıştır. Clara ile polisten kaçarken tanışıp daha sonra evlenmişlerdir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap çok akıcı ve okuyucunun ilgisini çeken bir kitaptır.
Anlatılan olayların gerçek bi hayat hikayesi olması ve bu hikayenin Amin
MAALOUF tarafından harmanlanması kitabın akıcılığını bir kat daha arttırmıştır.
Yazar, çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz kültürünü diğer kitaplarında olduğu gibi
bu kitabında da okuyucuya aktarmaktadır. Amin MAALOUF’un bu ve diğer
kitaplarını herkese önerebilirim.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1949’ da
Lübnan’da dogdu. Ana dili Arapça’ dir. 1976 yilindanberi Paris’te yasiyor ve romanlarini Fransizca yaziyor. Kendini hem Lübnanli
hem de Fransiz olarak tanimliyor. Romanlarinda hep çocuklugunu ve gençligini
geçirdigi Doğu’ yu anlatiyor.
Yazar 1983 yilinda ilk romani “Araplarin Gözüyle Haçlilar” ile tanindi. 1986
yilinda yayimlanan ikinci romani “Afrikali Leo” ile ayni yil Fransiz-Arap
Dostluk Ödülünü kazandi. 1988’ de yayimlanan üçüncü romani
Semarkant” hemen hemen tüm dillere çevrilmistir. Maalouf’ un sonraki romanları Işık Bahçeleri (1991) ve Beatrice’ den Sonraki Birinci Yüzyil (1992) dir. Son romani olan Tanios Kayasi ile ise Fransa’nin en önemli ödüllerinden Goncourt Ödülü’nü kazandi.
Yorumlar
Yorum Gönder