KİTABIN ADI :DOĞUNUN LİMANLARI
KİTABIN YAZARI :AMIN MAALOUF
ÇEVİREN :ESİN
TALU-ÇELİKKAN
BASIM YILI :İSTANBUL EKİM 1998
BASIM EVİ :ŞEFİK MATBAASI
1.KİTABIN
KONUSU:
İsyan Kitabdar adlı bir kişinin yaşam
hikayesi,başından geçen olaylar,doğumundan bu zamana kadar olan herşeyi
anlatmaktadır.
2.KİTABIN
ÖZETİ:
Yazar, kitabında bir kişinin hayat hikayesini,
yaşamını anlatmaktadır. Bu kişiye 1976 haziranında metroda rastlamış ve onu bir
tarih kitabındaki resminden hatırlamıştır. Yazar bu kişiyi yani İsyan
Kitabdar’ı takip etmiştir. Kitabdar, yazara bir sokağın nerede olduğunu
sormuştur. Bu sokağın ismi “Hubert Hughes Sokağı Direnişçi 1919-1944”tür. Kitabdar’da
eski bir direnişçidir.
Yazar, Kitabdar’ı rahat
bırakmamış, onunla tanışmış ve sohbete başlamıştır. Kitabdar, dört gün içinde
Paris’teki otuz direnişçi ismi taşıyan cadde ve sokağı gezecektir. Bir kahveye
gidip otururlar. Yazar, kitabdar’ın direnişçi olduğunu bildiği için onun
hayatını anlatmasını ister. İsyan, tüm yaşamını bu dört gün içinde
anlatacaktır. Ve anlatmaya başlar:
Eskiden bir padişah varmış.
Bazı nedenlerden dolayı yerine yeğeni tahta oturmuş ve bunun üzerine padişah
odasına kapanmıştır. Kimsenin yanına gelmesini istememektedir. Ancak kızı
İffet’i çok sevdiğini bilenler onun odaya girmesini istemişlerdir. İffet odaya
girdiğinde büyük bir çığlık atar,babası intihar etmiştir. Bu olaydan sonra
neşeli, hoş,akıllı İffet gitmiş,yerine suskun,aklını yitirmiş bir kız
gelmiştir.
Annesi kızının iyileşmesi
için deli doktoru Kitabdar’ı çağırmıştır. Doktor iyileştirmek için Adana’daki
köşküne götürmeyi önermiş ve anneside kabul etmiştir. Ama ne var ki günün
birinde İffet hamile kalmıştır. Kitabdar’ın kuramlarına göre çocuk doğurmanın
şoku ile İffet eski haline dönebilecekti. Nihayet çocuk doğdu ama pek bir
faydası olmamıştı. Doktor çamura bulandırılmış, herkes onun hakkında kötü
şeyler söylemektedir. Çocoğun babasız olduğunu söylenemezdi, çünkü İffet’le
nikahlanmışlardı ama artık kimse
kapılarından adım atmaz olmuştu. Doğan çocuk ise İsyan’ın babasıydı.16 yaşına
girdiğinde babası vefat etti. Ermeni olan fen öğretmeni Nubar’la aralarında
sıkı dostluk başlamıştı. Nubar’ın 10 yaşında bir kızı vardı, Cecile. Beş yıl
sonra babasının arkadaşı ile evlenirler. Babası, Beyrut’ta bir kaşane
yaptırmıştı ve oraya taşındılar. Nubar onlarla oturmak istememiş ve mütevazi
bir ev kiralamıştı. Aynı zamanda valinin resmi fotografçısı olmuştu.
1914 yazının savaş başlamıştı.
Cecile, İsyan’nın ablasına hamileydi. İsyan, 1919’da doğmuş ve 1922 Eylülünde
son çocuğu olan Salem’i doğurmuştu. Son doğum esnasında Cecile ölmüş,evin yeni
hanımı ablası İffet olmuştu.
Babası,annesinin ölümüne
neden olduğu için Salem’i hiç sevmezdi. O da küçük yaşta hırsızlık,kavga gibi
kötü suçlar işlemiş ve hapse girmişti. Bu yüzden babası bütün ümidini İsyan’da
toplamıştı.
1936-1937 yıllarında İsyan,
Bakarlaryanın 1. ve 2. sınavlaında ülkenin en iyi notunu almıştı. Babasından
Montpellier tıp fakültesine gitmek için izin aldı ve temmuz sonunda gemi ile
Marsilya’ya gitti. Oradan trenle Montpellier’e geçti. Burada bir ev kiralamış
ve ev sahibeside Madam Berroy idi. Fakültede çok çalıştığı için ismi kısa
zamanda ineğe çıkmıştı.
Bir akşam Bertnard isimli bir adamla
tanıştılar. Bertnard o zamanın öncü direnişçilerindendi. İsyan’ın düşünceleri
beğenisini kazanmış,onu direnişçi saflarına katmak istiyordu. Bu bir örgüttü,
özgürlük örgütü. Ona bazı kağıtlar verdi,okumasını ve sonrada dağıtmasını söyledi.
O da artık bir direnişçi olmuştu ve bu savaştaki ismi Bakü’ydü. Bu sistem böyle
bir yıl devam etti.
Günün birinde bir
jandarmanın oturduğu binaya girdiğini görmüş ve oradan uzaklaşmıştı. Bir ay
önce kaldığı bir örgüt evine gitmişti. Burada bir çift ve yanlarında bir kız
vardı. Kız çok hoşuna gitmişti ve ismi Clara idi. O gece geç vakte kadar sohbet
ettiler. Ertesi sabah kerkes kendi yoluna ayrılmıştı. Clara’da bir
direnişçiydi. Bakü örgütte çok başarılı olmuş artık önemli görevlerde yer
almaktaydı.
Bir gün savaş başlamış ve
nihayet kurtuluşa ulaşılmıştı. Daha sonra İsyan Montpellier’e geri dönmüş ve
Madam Berroy’ı görmeye gitmişti. O yokken olanlar hakkında bilgi edinmiş ve
kendinin yani Bakü’nün çok ünlü biri olduğunu anlamıştı. Herkes onu bir kahraman
gibi görmekteydi. Ertesi gün gemi ile Beyrut’a dönmüştü. Limanda büyük bir
kalabalık onu bekliyordu. Herkes onu alkışlıyor,sevinçlerini gösteriyorlardı.
Oradan babasıyla birlikte eve döndüler. İsyan diğerlerinin nerede olduğunu
sormuştu. Nubar ve büyükannesi Amerika’ya gitmiş, ablası ise Mısırlı Mahmut’la
evlenip oraya gitmişti. Kardeşi Salem zaten onbeş yıl hapse atılmıştı. Babası
yaşlı kaçık annesiyle evde yalnız kalmıştı. Geldiğinden on gün sonra
büyükannesi İffet vefat etmiş ve defin töreninin bir padişah kızına yapıldığı
unutulmamışdı.
Definin ertesi günü Clara,
İsyan’ın yanına gelmişti. Beraber bahçeye çıkıp konuştular. Clara,Hayfa’ya
gidiyormuş ve vapuru Beyrut Limanı’na demir atmıştı. Dayısıyla birliktelerdi ve
limanın karşısındaki otelde kalıyorlardı. Bir süre daha sohbet ettiler ve Clara
ayrıldı. İsyan onu bir daha görememe korkusu içindeydi. Ertesi günü bir taksiye
atlayarak Clara’nın yanına gitti. Ona “bana yaz”demişti ve adresini vermişti.
Clara da İsyan’ın dudağına bir öpücük kondurarak otele doğru koşmaya
başlamıştı.
İki ay sonra Clara mektup
atmıştı. Mektubunda Arap-Yahudi kavgalarını sona erdirmek için çabaladığı
yazılıydı. Bu arada Kitabdar’da konferanslar vererek yaşadığı maceraları
anlatıyordu. Çeşitli semtlerden, kentlerden ve köylerden çağrılar geliyordu. Bu
sayede tüm ülkede tanınan biri olmuştu.
Bir gün konferanslarından
birinde Clara’yı gördü ve konferansı kısa kesdi. Clara’yı babasıyla tanıştırdı.
Clara bir konferansını dinlemek istemişti ve konferansında hayatını anlatmasını
istiyordu. Kabul etti ama heyecanlanmamak için Clara’dan bakmamasını istemişti.
Konferansa başladığında hayatını değil Clara’ya olan sevgisininde bahsediyordu.
Ve Clara’ya evlenme teklif etti. Clara’da bir süre bekledikten sonra evet
yanıtını verdi.
Evliliklerinin nasıl
olacağını düşünmeye başladılar. Beyrut’ta resmi nikah yoktu bu yüzden Fransa’ya
gitmeye karar verdiler ve gerekli evrakları hazırlamak için ayrıldılar. 20
Haziran’da, Paris’te, Horloge Rıhtımı’nda öğlen buluşacaklardı.Bu yerin Horloge
Rıhtımı olması nedeni eski bir hikayede iki sevgilinin orada buluşmalarıydı.O
gün buluştular ve evlendiler.Sonra Beyrut’a geri döndüler.Döndükten sonra
kitabdar malikanesinde büyük bir şölen verildi,mutlu bir yaşam başlıyordu.Ta ki
genel af ilanı ile kardeşinin eve
dönmesine kadar…Bu olaydan sonra Clara ile İsyan Hafya’ya gitmeye karar
verdiler,orada mutlu bir yaşama başladılar ve Clara hamileydi.
Birgün Kahire’den yani
ablasından bir telgraf geldi.Babasının hasta olduğu yazmaktaydı ve İsyan derhal
Beyrut’a hareket etti,Clara’sız. Babası felç geçirmiş ve birkaç ay sonra
vefat etmiştir. Ablası daha sonra
Kahire’ye geri dönmüştür. Babasının ölümü ile İsyan rahatsızlanmış ve ruhsal
dengesi bozulmaya başlamıştır. Bir tane kız çocuğu olduğu haberi mektupla
kendisine gelmişti. İsmini Kitabdar’ın
istediği gibi Nadya koymuşlardı.Mektupta birde kızının fotoğrafı vardı. Aynı
zamanda İsrail-Arap Savaşı patlak verdiği için Hafya’yada gidememektedir.
Kardeşi Salem İsyan’nın bu halinden yararlanarak mirasa konmak istemiş ve
İsyan’ı Dr.Dawwab’ın kliniğine göndermişti.Burada zengin ailelerin deliren
hastaları yer almaktadır. Her sabah
hastalara yüksek dozajda uyuşturucu madde veriliyor ve herkes ruh gibi
ortalıklarda dolaşıyordu. Bu yüzden zor ve yavaş konuşuyor,yürüyor ve kitap
okuyordu.Bertnard İsyan’ı ziyarete gelmiş onun bu haline çok üzülmüştür.
Ayrılırken Bertnard’a sağ iç cebindeki kızının fotoğrafını göstermiş ama
Bertnard bunun bir yardım çağrısı olduğunu anlamamıştı.İsyan’ın oradan kurtulup
normal yaşama dönmek istediğini anlamamıştı.
Kitabdar yaşamadan iyice sıkılmış ve artık
ölmek istiyordu. İş bu haldeyken kararını değiştirecek bir olay gerçekleşti.
Kızı Nadya üniversiteye yazılmak için Paris’e gelmişti.Clara,Nadya’dan
Bertnard’ı görmesini istemiştir.Bertnard’ın yanına gittiğinde babasının
durumunu öğrenmiş ve özellikle fotoğraf hikayesi Nadya’nın çok ilgisini
çekmişti. Babasını oradan kurtarma
savaşına başlayacaktı. Oda arkadaşı Christine Paris’in en büyük kuyumcularından
birinin kızıydı. Nadya,kimlikleri değiştirmeyi teklif etmiş ve Christine kabul
etmişti.Christine’nin pasaportundaki resmi çıkarıp Nadya’nın kini
taktılar.Artık kimse Nadya’dan şüphelenmeyecekti.Nihayet 1968’de uçakla doğuya
hareket etti.Beyrut’a geldiğinin ertesi günü Dr.Dawwab’ın kliniğine gitti.Doktor
para düşkünü olduğu için onu hoş
karşılamıştı.Nadya ise babasının sorunları olduğunu ve uygun bir yer aradığını
söylemişti.Beraber kliniği gezmeye başladılar.Nadya hastaların olduğu odaya geldiğinde Kitabdar kitap okumaktaydı.Bir
vesile ile onunla muhabbet etmiş ona bir kitap vermişti.Bu sırada Kitabdar
kitabı açtığında yazarın isminin yukarısında “Nadya K.” yazılıydı ve kızı olduğunu anlamıştı.Ama durumu fark
ettirmemek için sesini çıkarmıyordu.Nadya gittikten sonra hemen mektubu okumuş
ve kendi için savaş verdiğini anlamıştı.
Yaşama bağlılığı artmış ve ona yardım etmek
istiyordu. Öncelikle ilaçların dozunu azalmaya başladı. Nadya klinikten sonra
Bertnard’ın yanına gidip olanları anlatmıştı.Berdnard babasını oradan
çıkarmanın bir faydası olmadığını söylemiş ve Nadya oradan ayrılmıştı.Nadya
genç bir adamla tanışımış onunla evlenmiş ve Brezilya’ya gitmişlerdi. Burada
hamile kalmıştı.Doğacak çocuğun adını Bakü koycak ve babasını böylece
yaşatacaktı.Bu sırada çatışmalar tekrar başlamış, silah sesleri kliniğe kadar
gelmekteydi.Dr.Dawwab ve elemanlar orayı terk edip kaçmışlardı. Sabah olunca
Kitabdar “gidiyorum”diyerek oradan ayrıldı. Başkente gidiyordu ve vardığında
Fransız Büyükelçiliğine gitti. Burada onu Bertnard’ın yanına
götürdüler.Bertnard, Clara’dan söz etmek istemiş ama Kitabdar lafını keserek
sadece adresini istemişti.Clara’ya mektup yazıp,randevu vermişti.Buluşma
zamanını düşünmüş ve 20 Haziran öğle vakti,Horloge rıhtımı yazmıştı.Evet yarın
20 Haziran’dı ve dördüncü gün bitmişti.
Yazar rıhtımın karşısından
dürbünle oraya bakıyor, yavaş yavaş köprüye doğru ilerliyor ve ortasında
duruyor.Az sonra kır saçlı bir kadın
İsyan’a doğru yaklaşıyor ve birbirlerine sarılıyorlar,ağlıyorlar. “El ele mi
gidecekler yoksa herbiri kendini yoluna mı?”diye merak ediyor. Ama bu kadarının
yeterli olduğunu,uzaklaşması gerektiğini düşünüyor.
Yoldan geçenler var,durmuş
onlara bakıyorlar,meraklı,duygulanmış.Ama ben onlara aynı biçimde bakamam;ben
yoldan geçen biri değilim ki…
3.ANAFİKİR
:
Bu Dünya’da insanın başına
hergün değişik olaylar gelebilir. Bunlara hazırlıklı olmak ve gerekirse
savaşmak kendimize yapacağımız en büyük iyilik olur.
4.KİTAPTAKİ
ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İSYAN KİTABDAR: Hayatını anlatan kişidir.
Yardımsever ve görevinde başarılı olmuş bir direnişçidir. Girişken ve verdiği
savaştan dönmeyen bir kişidir.
İFFET:İsyan’ın büyükannesidir. Padişah kızıdır ama
babasının ölümünden sonra ruhsal dengesi bozulmuştur.
DR.KİTABDAR:İsyan’ın
babasıdır. İffet’i iyileştirmek için çaba göstermiş vefakar bir insdandır.
NUBAR:Ermeni fen
öğretmenidir. Yenilikçi ve Dr. Kitabdar gibi medeni bir insandır.
CECİLE: İsyan Kitabdar’ın
annesi ve Nubar’ın kızıdır. Son çocuğu olan Salem’ı doğururken ölmüştür.
İFFET:Cecile’nin kızı ve
İsyan’ın ablasıdır. Annesinin ölümü ile evin yeni hanımı olmuştur. Mısırlı
Mahmut’la evlenmiş ve mutlu bir yaşam yaşamıştır.
SALEM:cecile’nin oğlu ve
İsyan’ın kerdeşidir. Annesinin ölümüne sebep olmuştur. Aile yapısından farklı bir yapıya sahiptir ve küçük yaşta
kötü alışkanlıklar kazanmıştır.
BERTNARD: İleri ve öncü bir
direnişçidir. İsyan’la araları çok iyidir. Savaşını sonuna kadar sürdüren bir
insandır.
CLARA: Bir direnişçi ve
İsyan’ın karısıdır. Çok güzel ve çekici bir kızdır. Nadya isimli bir kızı
vardır.
MADAM BERROY: İsyan’ın
Montpiller’deki kiraladığı evin sahibesidir.
NADYA: İsyan’ın ve Clara’nın
kızıdır. Babası gibi girişken ve korkusuz bir kızdır.
DR.DAWWAB: Zengin ailelerin
deliren kişilerine bakan ,cimri para göz bir insandır. Kendinden başka kimseyi
düşünmemektedir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ
GÖRÜŞLER :
Gerçekten çok ilginç ve etkileyici bir kitap. Ben
sık sık kitap okumayan biriyim ama bu kitabı severek okudum. Çünkü bir sonraki
olayda ne olacağını merak ediyordum. Bu kitabın çabuk ve sık sık okunmasını
sağlıyor. Merakımdan dolayı gecelere kadar kitabı okudum. Bütün arkadaşlarıma
da bu kitabı okumalarında tavsiyede bulundum.
6.YAZAR
HAKKINDA KISA BİLGi:
Amin Maalouf. 1949’da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe
başladı;1976’dan beri Paris’te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik
ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf, bugün vaktinin çoğunu kitaplarını
yazmaya ayırmaktadır.
Yapıtlarında
çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin söylencelerini başarıyla
işleyen Maalouf, ilk kitabı Les Croisades
vues par les Arabes(1983,Arapların Gözüyle Haçlılar) ile tanındı ve bu
kitabın çevrildiği dillerde de büyük bir başarı kazandı. 1986’da yayımlanan ve
aynı yıl Fransız-Arap Dostluk Ödülü’nü kazanan ikinci kitabı (ilk romanı) Leon I’Africain (Afrikalı Leo) ise bugün
bir “klasik” kabul edilmektedir.
Maalouf’un
1988’de yayımlanan ikinci romanı Samarcande
(Semerkant) da coşkuyla karşılandı ve pek çok dile çevrildi. Maalouf’un
sonraki kitapları yine romandı:Les
Jardins de lumiere (1991, Işık Bahçeleri) ve Le Premier Siecle apres Beatrice
(1992, Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl).
Yorumlar
Yorum Gönder