DİVAN ŞİİRİNDE RİND VE ZAHİD PORTRESİ


DİVAN ŞİİRİNDE RİND VE ZAHİD PORTRESİ
Rind ve zâhid, klâsik şiirimizde sıkça kullanılan iki insan tipidir. Rind, her zaman itibar gören bir insan tipi olmakla beraber zâhid, ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmuştur.
Rind ve zâhid, her şeyiyle tamamen birbirine zıttır. Şâirler kendilerini bir rind olarak sayar ve bunun yanında gedalık (dilencilik), fakirlik, derbederlik, sarhoştuk, .âşıklık gibi sıfatları da bununla birlikte kullanırlar.
Zâhid, klâsik şiirimizde İslâmiyet'in estetiğini kavrayamamış, pişmemiş, şekilci, nasihatçı bir insan tipi olarak karşımıza çıkarken rind, umursamaz, kalender, gariban görünüşlü olmasına karşın Allah aşkıyla mest olmuş kişidir.
Zâhid; akla önem verir, akıl ve mantığıyla karar verir. Rind ise yüreğinin götürdüğü yere gider her işte gönlüne danışır. Zahidin elinde teşbihi vardır, rindin ise kadehi... Zâhid, aşkı ve sevgiliyi yasaklar; rind mescide uğramaz, meyhaneyi yurt edinmiştir. Rindin giyimine kuşamına dikkat etmeyen derbeder haline karşılık zâhid, sakal ve sarıkla karşımıza çıkar. Zâhid, yaptığı tüm işleri cenneti umarak yapar, rindin ise cennet ve cehnnem umrunda değildir, yarını düşünmez bu günü yani anı yaşar. Zahidin, yaptığı ameJlerde riya hakimken, rind samimiyetten ödün vermez. Zâhid mala mülke önem verirken rind, dünyadan elini eteğini çekmiştir. Zâhid, zahire (dış görünüşe) göre hüküm verirken; rind, batına (içe) önem verir.
Klâsik Türk Şiirinde Fuzûlî, Nedim, Bakî, Nefî gibi şâirler daha çok ön plana çıkarmıştır. Bunlarınn dışında kalan tüm şâirlerimiz de rindliğe sahip çıkmış ve onu yüceltmişlerdir. Zâhidliği ise yerden yere vurmuş, benimsememiştirler.
Rind tipi klâsik şiirimizi etkileyen bir insan tipi olmaktan çıkıp günümüz Türk şiirini de etkilemesi bakımından da incelenmeye değerdir.




1.GİRİŞ
Rind, sözlüklerde kalender, serseri, ayyaş, dinsiz, münkir anlamlarıyla ön plâna çıkar. Zâhid ise zühd sahibi, şüpheli şeyleri bile terk ederek günahtan kaçan, Allah korkusuyla dünya nimetlerinden el çeken (kimse), müttaki olarak tanımlanır.
Rind ve zâhid kavramı Eski Türk Edebiyatında bu sözlük anlamlarının neredeyse tam zıddıyla kullanılmıştır. Rind kavramı Farsçadan dilimize geçmiş ve 10 yy'dan sonra Iran Edebiyatı yoluyla yayılmıştır. Ömer Hayyam ve Hâfız-ı Şîrâzî rindliğin en büyük temsilcileri olmuşlardır.
Tasavvuf anlamı ile Eski Türk Edebiyatında kullanılan anlamı adeta birleşmiş durumdadır. Bütün dünya bağlarından sıyrılmak, gönlünde Allah'tan başka bütün hevesleri (Mâsiva) yok etmek rindliğin ilk şartıdır. Rind, dinî ibâdetten çok irfan denen gönül bilgisini önem verir. O, şeriatın biçimle ilgili kurallarını reddeder. O bir mutasavvıftır.
Ansiklopedik Divan Şiir Sözlüğünde İskender Pala rind kavramını şöyle açıklamıştır. "Dünya işlerini hoş gören kişi çoğulu rindândır. Rind, acıyı-tatlıyı, iyiyi-kötüyü hoş görür. Üzüntü ve neşe onun katında aynıdır. Hayat felsefesi böyle olan kişilere rind denilir ve rindlik divan şiirinde bir mazmun olarak ele alınır. Rindlik asla kalenderlik değildir. Belki kısmen bohemliktir. Divan şâiri kendini rind olarak değerlendirir. Ona göre cihanın bir put kadar değeri yoktur. Hayatında hiç içki içmeyen şâirlerin dahi çok zaman meyhaneden, içkiden, sâkîden bahsetmeleri çok zaman rindâne bir hayat yaşadıklarını empoze etmek istemelerindendir[1].
Zâhid, muttaki, dindar anlamlarına gelmesine rağmen divan şiirinde bu anlamına farklı bir bakış açısı getirilmiştir. Zâhid, dine bağlıdır ama bu bağlılık dinin şekille ilgili kuralları nadir. O, hamdın pişmemiştir. Zâhid, namazını kılar, orucunu tutar, hac yapar ama bunların altındaki manayı kavrayamamıştır.
İskender Pala, zâhid kavramını şöyle açıklamıştır: "Zâhid, dini konularda anlayışı kıt, her işin ancak dış kabuğunda kalabilen, derinlere inmesini beceremeyen, ilim ve imânı dış görünüşüyle anlayan, bunu da ısrarla başkalarına anlatan ve durmadan öğütler verip topluma düzen verdiklerini sanan kişiler olarak ele alınır. Daracık dünya görüşü içine sıkışıp kalmışlardır. Dar kalıplı bilgilere bağladırlar, hayatın acemisidirler. Bu bakımdan çok zaman gülünç duruma düşerler, imândan hiçbir zaman hakikate ulaşamamışlardır ve samimiyetleri yoktur. Şâirler daima zahidin karşısında âşığı görürler. Zâhidde olanlar âşıkta yoktur. Bu bakımdan geçimsizdirler. Zâhid aşkı inkâr ettiği için bu duruma düşmüştür. Tek emelleri cennete kavuşmaktır. Güzellikleri göremezler. Başkalarını sıkar ızdırap verirler. Bu bakımdan olaya alınırlar. Riyakârdırlar. Ellerinden ve dillerinden teşbih eksik olmaz[2].
Rindler; rind-i aşk, rind-i gedâ, rind-i melâmet-keş, ehl-i harabat, ehl-i'dil, rind-i şeydâ, erbab-ı muhabbet, ehl-i aşk gibi isim ve tamlamalarla kullanılır. Zâhidler, ehl-i zühd, eh!-i huşk, şeyh, vâ'iz, nâsih, hâce, zâhid-i gafil gibi isim ve terkiplerle anılır.
Rind ve zahidi temsil ve ifade eden bazı kelimeleri şöyle sıralayabiliriz:













RIND                                     ZAHID
Gönül (Dil)                             Akıl
Aşk                                         Zühd
İrfan                                       ilim (Bilgi)
Batın                                      Zahir
Meyhane                                Mescid
Cemalullah                             Cennet
Şarap                                      Kevser
Kadeh                                    Teşbih
Kebe                                       Atlas (Dîbâ)
Kaş                                         Mihrâb
Güzel (Hûb)                           Hûrî
Tasavvuf                                Şeriat
Kanaat                                               Açgözlülük
Samimiyet                              Riya
Ân                                          Yarın

            Ahmet Atilla Şentürk Sûfî yahut Zâhid Hakkında adlı eserinde zahidin sosyal hayattaki örneklerini anlatırken Osmanlı Döneminde içkinin sadece1 Müslüman olmayanlara satışının serbest olduğunu ve devletin bundan vergi aldığını belirttikten sonra şunları söyler: "Gerçek yahut sembolik anlamıyla kendisini aşık ve rind, dolayısıyla şaraba düşkün olarak vasıflayan şair kendine bu yolda engel teşkil eden halkı karşısına almak yerine; menfaati ve şah'sına rağbet gösterilmesi için sofu görünen tipleri hedef almıştır. Bu gibi kimseler esasen dindar halk tarafından da savunulamayacaklarından şair daha sözünün başında bir üstünlük kazanmış oluyordu.
Yine bu eserde sofuluk alehtan şiirleri bir sosyal tenkit mekanizması olarak değerlendirir. İçki içenlerin aşk ehli riyadan arınmış olan kimseler olarak nitelendirerek esnek bir kamuoyu oluşturmak için bir propaganda aracı olarak, şiirler  yazılmıştır,  yönünde düşünceler  belirtildikten  sonra  rind  ve  zâhid kavramının birer edebî terim olduğu vurgulanır.
Ümit Yaşar bir rubaisinde rindlerie zâhidlerin vasıflarını anlatır. Zâhidler nedencidir, Rindler nasıla; zâhidler akıl derken, rindler gönül der; zâhidier ayıl diyorken rindler şarap diye haykırır. Bu ikilemi bu şiir ne de güzel anlatmıştır.

Neden diyorum nasıl diyorlar
Gönül diyorum akıl diyorlar
Bir meyhanedeyim körkütük sarhoş
Şarap diyorum ayıl diyorlar..

Sanman bizi kim şîre-i engör ile mestüz
Biz ehl-i harabattanız mest-i elestüz

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanur lîk
Biz mâil-i bûs-i leb-i câm u kef-i destüz

Sadrın gözedüp neyleyelüm bezm-i cihânun
Pây-ı hum-ı meydüryerimüz bâde-perestüz


Mâ'il değilüz kimsenün azarını amma
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestüz

Erbâb-ı garaz bizden ırağ olduğı yeğdür
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastuz

Bu âlem-i fânide ne mîr ü ne gedâyuz
A'lâlara a'lâlantruz pest ile pestüz

Hem-kâse~i erbâb-ı diliz arbedemüz yok
Meyhanedeyüz gerçi veli aşk ile mestüz

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânuz
Ser-halka-i cem 'îyyet-i peymâne-keşânuz
BTK-4.C/117-118
Divan şiirindeki rind ve zâhid çekişmesinden en fazla etkilenen şâirlerimizden biri de Yahya Kemal Beyatlı'dır. Eski şiirimize hakim ve onu günümüze yansıtıp aktarabilen ender kalemlerden biridir. Rindin aklıyla değil gönlüyle hareket ettiğini ve umursamazlığını şu şiirinde görebiliriz.




RİNDLERİN HAYATI
Batan kader, gelen bora halinde, zorludur
Dağlar nasıl bakarsa siyah ufka öyle bak
Bazan da çevreden nice bir ademoğludur
Görmek değil düşünmeğe bigane kal! Bırak!
Dindar adam tevekkülü rikkatle herkese
İsa'yı çarmıhında uzaktan hatırlatır.
Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise
Rindin belaya karşı kayıtsızlığındadır
KGK/85
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrün nasıl geçersen geç
Cihâna bir kere daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle
Geniş kanatlan boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmıyan büyük kapıdan
Geçince bağlıyacak bitmiyen sükunlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya şevk içinde harab ol ya aşk içinde gönül
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahut gül.
KGK/86
Iran Edebiyatı’nın üstad ve rind şâirlerinden Hafız-ı Şirazi'nin adının da anlatıldığı bir şiirinde Yahya Kemal Beyatlı ölümün rindier için huzur dolu bir bahar 'ülkesi olduğunu ve onların Ölseler bile rahat içinde yaşayacaklarını İfade eder.

RİNDLERİN ÖLÜMÜ
Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açanvış kanayan rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlanmış
Eski Şîraz'ı hayal ettiren âhengiyle

Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.
KGK/87
Yine Yahya Kemal bir rubaisinde de İran Edebiyatının büyük rubai üstadı ve rindliğin en büyük temsilcilerinden Ömer Hayyam'ı anar ve her sözünde şarap ve kadehe yer verip kevserden bahsetmediğini vurgular.

Hayyâm ki her bahsi açar sâgardan
Bahsetmedi cennete akan kevser'den
Gül sevdi şarap içti gülüp eğlendi
Zevk aldı tırâşîde rubailerden
           YYYÖ/10
Zâhidlerin, rindleri hor görüp onları dinsiz olarak nitelendirmesi onların zahire göre hükmetmelerindendir. Ümit Yaşar Oğuzcan bir rubaisinde âşıklara dinsiz diyenin imânı mı vardır diye sorar.

Aşık ne kadar çekse isabet sayılır
Her türlü cefa onca saadet sayılır
imanı mı varâşıka dinsiz diyenin
Sevmek seni bir başka ibâdet sayılır
                                                          YYYÖ/24
Kullandığımız mısra, dörtlük, beyit ve benzeri bölümlerin altına hangi kaynaktan alındığını, kaçıncı nazım şekli olduğunu yer aldığı nazım şeklinde kaçıncı birim olduğunu gösterip son olarak da sayfa numarasını verdik. Örneğin BD-331. G.5/305 sembolü; Bakî Divanı, 331. gazel, 5. beyit, 305. sayfayı ifade eder.




 DİVAN ŞİİRİNDE RİND VE ZAHİD PORTRESİ
Rind ve zâhid, klâsik şiirimizde sıkça kullanılan iki insan tipidir. Rind, her zaman itibar gören bir insan tipi olmakla beraber zâhid, ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmuştur.
Rind ve zâhid, her şeyiyle tamamen birbirine zıttır. Şâirler kendilerini bir rind olarak sayar ve bunun yanında gedalık (dilencilik), fakirlik, derbederlik, sarhoştuk, .âşıklık gibi sıfatları da bununla birlikte kullanırlar.
Zâhid, klâsik şiirimizde İslâmiyet'in estetiğini kavrayamamış, pişmemiş, şekilci, nasihatçı bir insan tipi olarak karşımıza çıkarken rind, umursamaz, kalender, gariban görünüşlü olmasına karşın Allah aşkıyla mest olmuş kişidir.
Zâhid; akla önem verir, akıl ve mantığıyla karar verir. Rind ise yüreğinin götürdüğü yere gider her işte gönlüne danışır. Zahidin elinde teşbihi vardır, rindin ise kadehi... Zâhid, aşkı ve sevgiliyi yasaklar; rind mescide uğramaz, meyhaneyi yurt edinmiştir. Rindin giyimine kuşamına dikkat etmeyen derbeder haline karşılık zâhid, sakal ve sarıkla karşımıza çıkar. Zâhid, yaptığı tüm işleri cenneti umarak yapar, rindin ise cennet ve cehnnem umrunda değildir, yarını düşünmez bu günü yani anı yaşar. Zahidin, yaptığı ameJlerde riya hakimken, rind samimiyetten ödün vermez. Zâhid mala mülke önem verirken rind, dünyadan elini eteğini çekmiştir. Zâhid, zahire (dış görünüşe) göre hüküm verirken; rind, batına (içe) önem verir.
Klâsik Türk Şiirinde Fuzûlî, Nedim, Bakî, Nefî gibi şâirler daha çok ön plana çıkarmıştır. Bunlarınn dışında kalan tüm şâirlerimiz de rindliğe sahip çıkmış ve onu yüceltmişlerdir. Zâhidliği ise yerden yere vurmuş, benimsememiştirler.
Rind tipi klâsik şiirimizi etkileyen bir insan tipi olmaktan çıkıp günümüz Türk şiirini de etkilemesi bakımından da incelenmeye değerdir.




1.GİRİŞ
Rind, sözlüklerde kalender, serseri, ayyaş, dinsiz, münkir anlamlarıyla ön plâna çıkar. Zâhid ise zühd sahibi, şüpheli şeyleri bile terk ederek günahtan kaçan, Allah korkusuyla dünya nimetlerinden el çeken (kimse), müttaki olarak tanımlanır.
Rind ve zâhid kavramı Eski Türk Edebiyatında bu sözlük anlamlarının neredeyse tam zıddıyla kullanılmıştır. Rind kavramı Farsçadan dilimize geçmiş ve 10 yy'dan sonra Iran Edebiyatı yoluyla yayılmıştır. Ömer Hayyam ve Hâfız-ı Şîrâzî rindliğin en büyük temsilcileri olmuşlardır.
Tasavvuf anlamı ile Eski Türk Edebiyatında kullanılan anlamı adeta birleşmiş durumdadır. Bütün dünya bağlarından sıyrılmak, gönlünde Allah'tan başka bütün hevesleri (Mâsiva) yok etmek rindliğin ilk şartıdır. Rind, dinî ibâdetten çok irfan denen gönül bilgisini önem verir. O, şeriatın biçimle ilgili kurallarını reddeder. O bir mutasavvıftır.
Ansiklopedik Divan Şiir Sözlüğünde İskender Pala rind kavramını şöyle açıklamıştır. "Dünya işlerini hoş gören kişi çoğulu rindândır. Rind, acıyı-tatlıyı, iyiyi-kötüyü hoş görür. Üzüntü ve neşe onun katında aynıdır. Hayat felsefesi böyle olan kişilere rind denilir ve rindlik divan şiirinde bir mazmun olarak ele alınır. Rindlik asla kalenderlik değildir. Belki kısmen bohemliktir. Divan şâiri kendini rind olarak değerlendirir. Ona göre cihanın bir put kadar değeri yoktur. Hayatında hiç içki içmeyen şâirlerin dahi çok zaman meyhaneden, içkiden, sâkîden bahsetmeleri çok zaman rindâne bir hayat yaşadıklarını empoze etmek istemelerindendir[1].
Zâhid, muttaki, dindar anlamlarına gelmesine rağmen divan şiirinde bu anlamına farklı bir bakış açısı getirilmiştir. Zâhid, dine bağlıdır ama bu bağlılık dinin şekille ilgili kuralları nadir. O, hamdın pişmemiştir. Zâhid, namazını kılar, orucunu tutar, hac yapar ama bunların altındaki manayı kavrayamamıştır.
İskender Pala, zâhid kavramını şöyle açıklamıştır: "Zâhid, dini konularda anlayışı kıt, her işin ancak dış kabuğunda kalabilen, derinlere inmesini beceremeyen, ilim ve imânı dış görünüşüyle anlayan, bunu da ısrarla başkalarına anlatan ve durmadan öğütler verip topluma düzen verdiklerini sanan kişiler olarak ele alınır. Daracık dünya görüşü içine sıkışıp kalmışlardır. Dar kalıplı bilgilere bağladırlar, hayatın acemisidirler. Bu bakımdan çok zaman gülünç duruma düşerler, imândan hiçbir zaman hakikate ulaşamamışlardır ve samimiyetleri yoktur. Şâirler daima zahidin karşısında âşığı görürler. Zâhidde olanlar âşıkta yoktur. Bu bakımdan geçimsizdirler. Zâhid aşkı inkâr ettiği için bu duruma düşmüştür. Tek emelleri cennete kavuşmaktır. Güzellikleri göremezler. Başkalarını sıkar ızdırap verirler. Bu bakımdan olaya alınırlar. Riyakârdırlar. Ellerinden ve dillerinden teşbih eksik olmaz[2].
Rindler; rind-i aşk, rind-i gedâ, rind-i melâmet-keş, ehl-i harabat, ehl-i'dil, rind-i şeydâ, erbab-ı muhabbet, ehl-i aşk gibi isim ve tamlamalarla kullanılır. Zâhidler, ehl-i zühd, eh!-i huşk, şeyh, vâ'iz, nâsih, hâce, zâhid-i gafil gibi isim ve terkiplerle anılır.
Rind ve zahidi temsil ve ifade eden bazı kelimeleri şöyle sıralayabiliriz:













RIND                                     ZAHID
Gönül (Dil)                             Akıl
Aşk                                         Zühd
İrfan                                       ilim (Bilgi)
Batın                                      Zahir
Meyhane                                Mescid
Cemalullah                             Cennet
Şarap                                      Kevser
Kadeh                                    Teşbih
Kebe                                       Atlas (Dîbâ)
Kaş                                         Mihrâb
Güzel (Hûb)                           Hûrî
Tasavvuf                                Şeriat
Kanaat                                               Açgözlülük
Samimiyet                              Riya
Ân                                          Yarın

            Ahmet Atilla Şentürk Sûfî yahut Zâhid Hakkında adlı eserinde zahidin sosyal hayattaki örneklerini anlatırken Osmanlı Döneminde içkinin sadece1 Müslüman olmayanlara satışının serbest olduğunu ve devletin bundan vergi aldığını belirttikten sonra şunları söyler: "Gerçek yahut sembolik anlamıyla kendisini aşık ve rind, dolayısıyla şaraba düşkün olarak vasıflayan şair kendine bu yolda engel teşkil eden halkı karşısına almak yerine; menfaati ve şah'sına rağbet gösterilmesi için sofu görünen tipleri hedef almıştır. Bu gibi kimseler esasen dindar halk tarafından da savunulamayacaklarından şair daha sözünün başında bir üstünlük kazanmış oluyordu.
Yine bu eserde sofuluk alehtan şiirleri bir sosyal tenkit mekanizması olarak değerlendirir. İçki içenlerin aşk ehli riyadan arınmış olan kimseler olarak nitelendirerek esnek bir kamuoyu oluşturmak için bir propaganda aracı olarak, şiirler  yazılmıştır,  yönünde düşünceler  belirtildikten  sonra  rind  ve  zâhid kavramının birer edebî terim olduğu vurgulanır.
Ümit Yaşar bir rubaisinde rindlerie zâhidlerin vasıflarını anlatır. Zâhidler nedencidir, Rindler nasıla; zâhidler akıl derken, rindler gönül der; zâhidier ayıl diyorken rindler şarap diye haykırır. Bu ikilemi bu şiir ne de güzel anlatmıştır.

Neden diyorum nasıl diyorlar
Gönül diyorum akıl diyorlar
Bir meyhanedeyim körkütük sarhoş
Şarap diyorum ayıl diyorlar..

Sanman bizi kim şîre-i engör ile mestüz
Biz ehl-i harabattanız mest-i elestüz

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanur lîk
Biz mâil-i bûs-i leb-i câm u kef-i destüz

Sadrın gözedüp neyleyelüm bezm-i cihânun
Pây-ı hum-ı meydüryerimüz bâde-perestüz


Mâ'il değilüz kimsenün azarını amma
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestüz

Erbâb-ı garaz bizden ırağ olduğı yeğdür
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastuz

Bu âlem-i fânide ne mîr ü ne gedâyuz
A'lâlara a'lâlantruz pest ile pestüz

Hem-kâse~i erbâb-ı diliz arbedemüz yok
Meyhanedeyüz gerçi veli aşk ile mestüz

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânuz
Ser-halka-i cem 'îyyet-i peymâne-keşânuz
BTK-4.C/117-118
Divan şiirindeki rind ve zâhid çekişmesinden en fazla etkilenen şâirlerimizden biri de Yahya Kemal Beyatlı'dır. Eski şiirimize hakim ve onu günümüze yansıtıp aktarabilen ender kalemlerden biridir. Rindin aklıyla değil gönlüyle hareket ettiğini ve umursamazlığını şu şiirinde görebiliriz.




RİNDLERİN HAYATI
Batan kader, gelen bora halinde, zorludur
Dağlar nasıl bakarsa siyah ufka öyle bak
Bazan da çevreden nice bir ademoğludur
Görmek değil düşünmeğe bigane kal! Bırak!
Dindar adam tevekkülü rikkatle herkese
İsa'yı çarmıhında uzaktan hatırlatır.
Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise
Rindin belaya karşı kayıtsızlığındadır
KGK/85
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrün nasıl geçersen geç
Cihâna bir kere daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle
Geniş kanatlan boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmıyan büyük kapıdan
Geçince bağlıyacak bitmiyen sükunlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya şevk içinde harab ol ya aşk içinde gönül
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahut gül.
KGK/86
Iran Edebiyatı’nın üstad ve rind şâirlerinden Hafız-ı Şirazi'nin adının da anlatıldığı bir şiirinde Yahya Kemal Beyatlı ölümün rindier için huzur dolu bir bahar 'ülkesi olduğunu ve onların Ölseler bile rahat içinde yaşayacaklarını İfade eder.

RİNDLERİN ÖLÜMÜ
Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açanvış kanayan rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlanmış
Eski Şîraz'ı hayal ettiren âhengiyle

Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.
KGK/87
Yine Yahya Kemal bir rubaisinde de İran Edebiyatının büyük rubai üstadı ve rindliğin en büyük temsilcilerinden Ömer Hayyam'ı anar ve her sözünde şarap ve kadehe yer verip kevserden bahsetmediğini vurgular.

Hayyâm ki her bahsi açar sâgardan
Bahsetmedi cennete akan kevser'den
Gül sevdi şarap içti gülüp eğlendi
Zevk aldı tırâşîde rubailerden
           YYYÖ/10










Yorumlar