DİVAN ŞİİRİNDE RİND VE ZAHİD PORTRESİ
Rind ve zâhid, klâsik şiirimizde sıkça kullanılan iki insan
tipidir. Rind, her zaman itibar gören bir insan tipi olmakla beraber zâhid,
ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulmuştur.
Rind ve zâhid, her şeyiyle tamamen birbirine zıttır. Şâirler
kendilerini bir rind olarak sayar ve bunun yanında gedalık (dilencilik),
fakirlik, derbederlik, sarhoştuk, .âşıklık gibi sıfatları da bununla birlikte
kullanırlar.
Zâhid, klâsik şiirimizde İslâmiyet'in estetiğini kavrayamamış, pişmemiş,
şekilci, nasihatçı bir insan tipi olarak karşımıza çıkarken rind, umursamaz,
kalender, gariban görünüşlü olmasına karşın Allah aşkıyla mest olmuş kişidir.
Zâhid; akla önem verir, akıl ve mantığıyla karar verir. Rind ise
yüreğinin götürdüğü yere gider her işte gönlüne danışır. Zahidin elinde teşbihi
vardır, rindin ise kadehi... Zâhid, aşkı ve sevgiliyi yasaklar; rind mescide
uğramaz, meyhaneyi yurt edinmiştir. Rindin giyimine kuşamına dikkat etmeyen
derbeder haline karşılık zâhid, sakal ve sarıkla karşımıza çıkar. Zâhid,
yaptığı tüm işleri cenneti umarak yapar, rindin ise cennet ve cehnnem umrunda
değildir, yarını düşünmez bu günü yani anı yaşar. Zahidin, yaptığı ameJlerde
riya hakimken, rind samimiyetten ödün vermez. Zâhid mala mülke önem verirken rind,
dünyadan elini eteğini çekmiştir. Zâhid, zahire (dış görünüşe) göre hüküm
verirken; rind, batına (içe) önem verir.
Klâsik Türk Şiirinde Fuzûlî, Nedim, Bakî, Nefî gibi şâirler daha
çok ön plana çıkarmıştır. Bunlarınn dışında kalan tüm şâirlerimiz de rindliğe
sahip çıkmış ve onu yüceltmişlerdir. Zâhidliği ise yerden yere vurmuş,
benimsememiştirler.
Rind tipi klâsik şiirimizi etkileyen bir insan tipi olmaktan çıkıp
günümüz Türk şiirini de etkilemesi bakımından da incelenmeye değerdir.
1.GİRİŞ
Rind, sözlüklerde kalender, serseri, ayyaş, dinsiz, münkir
anlamlarıyla ön plâna çıkar. Zâhid ise zühd sahibi, şüpheli şeyleri bile terk
ederek günahtan kaçan, Allah korkusuyla dünya nimetlerinden el çeken (kimse), müttaki
olarak tanımlanır.
Rind ve zâhid kavramı Eski Türk Edebiyatında bu sözlük
anlamlarının neredeyse tam zıddıyla kullanılmıştır. Rind kavramı Farsçadan
dilimize geçmiş ve 10 yy'dan sonra Iran Edebiyatı yoluyla yayılmıştır. Ömer
Hayyam ve Hâfız-ı Şîrâzî rindliğin en büyük temsilcileri olmuşlardır.
Tasavvuf anlamı ile Eski Türk Edebiyatında kullanılan anlamı adeta
birleşmiş durumdadır. Bütün dünya bağlarından sıyrılmak, gönlünde Allah'tan başka
bütün hevesleri (Mâsiva) yok etmek rindliğin ilk şartıdır. Rind, dinî ibâdetten
çok irfan denen gönül bilgisini önem verir. O, şeriatın biçimle ilgili
kurallarını reddeder. O bir mutasavvıftır.
Ansiklopedik Divan Şiir Sözlüğünde İskender Pala rind kavramını
şöyle açıklamıştır. "Dünya işlerini hoş gören kişi çoğulu rindândır. Rind,
acıyı-tatlıyı, iyiyi-kötüyü hoş görür. Üzüntü ve neşe onun katında aynıdır.
Hayat felsefesi böyle olan kişilere rind denilir ve rindlik divan şiirinde bir
mazmun olarak ele alınır. Rindlik asla kalenderlik değildir. Belki kısmen
bohemliktir. Divan şâiri kendini rind olarak değerlendirir. Ona göre cihanın
bir put kadar değeri yoktur. Hayatında hiç içki içmeyen şâirlerin dahi çok
zaman meyhaneden, içkiden, sâkîden bahsetmeleri çok zaman rindâne bir hayat
yaşadıklarını empoze etmek istemelerindendir[1].
Zâhid, muttaki, dindar anlamlarına gelmesine rağmen divan şiirinde
bu anlamına farklı bir bakış açısı getirilmiştir. Zâhid, dine bağlıdır ama bu
bağlılık dinin şekille ilgili kuralları nadir. O, hamdın pişmemiştir. Zâhid,
namazını kılar, orucunu tutar, hac yapar ama bunların altındaki manayı kavrayamamıştır.
İskender Pala, zâhid kavramını şöyle açıklamıştır: "Zâhid,
dini konularda anlayışı kıt, her işin ancak dış kabuğunda kalabilen, derinlere
inmesini beceremeyen, ilim ve imânı dış görünüşüyle anlayan, bunu da ısrarla
başkalarına anlatan ve durmadan öğütler verip topluma düzen verdiklerini sanan
kişiler olarak ele alınır. Daracık dünya görüşü içine sıkışıp kalmışlardır. Dar
kalıplı bilgilere bağladırlar, hayatın acemisidirler. Bu bakımdan çok zaman gülünç
duruma düşerler, imândan hiçbir zaman hakikate ulaşamamışlardır ve
samimiyetleri yoktur. Şâirler daima zahidin karşısında âşığı görürler. Zâhidde
olanlar âşıkta yoktur. Bu bakımdan geçimsizdirler. Zâhid aşkı inkâr ettiği için
bu duruma düşmüştür. Tek emelleri cennete kavuşmaktır. Güzellikleri göremezler.
Başkalarını sıkar ızdırap verirler. Bu bakımdan olaya alınırlar. Riyakârdırlar.
Ellerinden ve dillerinden teşbih eksik olmaz[2].
Rindler; rind-i aşk, rind-i gedâ, rind-i melâmet-keş, ehl-i
harabat, ehl-i'dil, rind-i şeydâ, erbab-ı muhabbet, ehl-i aşk gibi isim ve
tamlamalarla kullanılır. Zâhidler, ehl-i zühd, eh!-i huşk, şeyh, vâ'iz, nâsih,
hâce, zâhid-i gafil gibi isim ve terkiplerle anılır.
Rind
ve zahidi temsil ve ifade eden bazı kelimeleri şöyle sıralayabiliriz:
RIND ZAHID
Gönül (Dil) Akıl
Aşk Zühd
İrfan ilim
(Bilgi)
Batın Zahir
Meyhane Mescid
Cemalullah Cennet
Şarap Kevser
Kadeh Teşbih
Kebe Atlas
(Dîbâ)
Kaş Mihrâb
Güzel (Hûb) Hûrî
Tasavvuf Şeriat
Kanaat Açgözlülük
Samimiyet Riya
Ân Yarın
Ahmet
Atilla Şentürk Sûfî yahut Zâhid Hakkında adlı eserinde zahidin sosyal hayattaki
örneklerini anlatırken Osmanlı Döneminde içkinin sadece1 Müslüman olmayanlara
satışının serbest olduğunu ve devletin bundan vergi aldığını belirttikten sonra
şunları söyler: "Gerçek yahut sembolik anlamıyla kendisini aşık ve rind,
dolayısıyla şaraba düşkün olarak vasıflayan şair kendine bu yolda engel teşkil
eden halkı karşısına almak yerine; menfaati ve şah'sına rağbet gösterilmesi
için sofu görünen tipleri hedef almıştır. Bu gibi kimseler esasen dindar halk
tarafından da savunulamayacaklarından şair daha sözünün başında bir üstünlük
kazanmış oluyordu.
Yine bu eserde sofuluk alehtan şiirleri bir sosyal tenkit
mekanizması olarak değerlendirir. İçki içenlerin aşk ehli riyadan arınmış olan
kimseler olarak nitelendirerek esnek bir kamuoyu oluşturmak için bir propaganda
aracı olarak, şiirler yazılmıştır, yönünde düşünceler belirtildikten sonra
rind ve zâhid kavramının birer edebî terim olduğu
vurgulanır.
Ümit Yaşar bir rubaisinde rindlerie zâhidlerin vasıflarını
anlatır. Zâhidler nedencidir, Rindler nasıla; zâhidler akıl derken, rindler
gönül der; zâhidier ayıl diyorken rindler şarap diye haykırır. Bu ikilemi bu
şiir ne de güzel anlatmıştır.
Neden diyorum nasıl diyorlar
Gönül diyorum akıl diyorlar
Bir meyhanedeyim körkütük sarhoş
Şarap diyorum ayıl diyorlar..
Sanman bizi kim şîre-i engör ile mestüz
Biz ehl-i harabattanız mest-i elestüz
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanur lîk
Biz mâil-i bûs-i leb-i câm u kef-i
destüz
Sadrın gözedüp neyleyelüm bezm-i
cihânun
Pây-ı hum-ı meydüryerimüz bâde-perestüz
Mâ'il değilüz kimsenün azarını amma
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestüz
Erbâb-ı garaz bizden ırağ olduğı yeğdür
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastuz
Bu âlem-i fânide ne mîr ü ne gedâyuz
A'lâlara a'lâlantruz pest ile pestüz
Hem-kâse~i erbâb-ı diliz arbedemüz yok
Meyhanedeyüz gerçi veli aşk ile mestüz
Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânuz
Ser-halka-i cem 'îyyet-i
peymâne-keşânuz
BTK-4.C/117-118
Divan şiirindeki rind ve zâhid
çekişmesinden en fazla etkilenen şâirlerimizden biri de Yahya Kemal Beyatlı'dır.
Eski şiirimize hakim ve onu günümüze yansıtıp aktarabilen ender kalemlerden
biridir. Rindin aklıyla değil gönlüyle hareket ettiğini ve umursamazlığını şu
şiirinde görebiliriz.
RİNDLERİN HAYATI
Batan kader, gelen bora halinde,
zorludur
Dağlar nasıl bakarsa siyah ufka öyle
bak
Bazan da çevreden nice bir ademoğludur
Görmek değil düşünmeğe bigane kal!
Bırak!
Dindar adam tevekkülü rikkatle herkese
İsa'yı çarmıhında uzaktan hatırlatır.
Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise
Rindin belaya karşı kayıtsızlığındadır
KGK/85
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok
geç
Bu son fasıldır ey ömrün nasıl geçersen
geç
Cihâna bir kere daha gelmek hayal edilse
bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle
Geniş kanatlan boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmıyan büyük
kapıdan
Geçince bağlıyacak bitmiyen sükunlu
gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya şevk içinde harab ol ya aşk içinde gönül
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahut gül.
KGK/86
Iran Edebiyatı’nın üstad ve rind şâirlerinden Hafız-ı Şirazi'nin
adının da anlatıldığı bir şiirinde Yahya Kemal Beyatlı ölümün rindier için
huzur dolu bir bahar 'ülkesi olduğunu ve onların Ölseler bile rahat içinde
yaşayacaklarını İfade eder.
RİNDLERİN ÖLÜMÜ
Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül
varmış
Yeniden her gün açanvış kanayan
rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar
ağlanmış
Eski Şîraz'ı hayal ettiren âhengiyle
Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca
tüter.
Ve serin serviler altında kalan
kabrinde
Her seher bir gül açar her gece bir
bülbül öter.
KGK/87
Yine Yahya Kemal bir rubaisinde de İran Edebiyatının büyük rubai
üstadı ve rindliğin en büyük temsilcilerinden Ömer Hayyam'ı anar ve her sözünde
şarap ve kadehe yer verip kevserden bahsetmediğini vurgular.
Hayyâm ki her bahsi açar sâgardan
Bahsetmedi cennete akan kevser'den
Gül sevdi şarap içti gülüp eğlendi
Zevk aldı tırâşîde rubailerden
YYYÖ/10
Zâhidlerin, rindleri hor görüp onları dinsiz olarak nitelendirmesi
onların zahire göre hükmetmelerindendir. Ümit Yaşar Oğuzcan bir rubaisinde
âşıklara dinsiz diyenin imânı mı vardır diye sorar.
Aşık ne kadar çekse isabet sayılır
Her türlü cefa onca saadet sayılır
imanı mı varâşıka dinsiz diyenin
Sevmek seni bir başka ibâdet sayılır
YYYÖ/24
Kullandığımız mısra, dörtlük, beyit ve benzeri bölümlerin altına
hangi kaynaktan alındığını, kaçıncı nazım şekli olduğunu yer aldığı nazım
şeklinde kaçıncı birim olduğunu gösterip son olarak da sayfa numarasını verdik.
Örneğin BD-331. G.5/305 sembolü; Bakî Divanı, 331. gazel, 5. beyit, 305.
sayfayı ifade eder.
BİRİNCİ BÖLÜM
RİND VE ZÂHİDDE İBADET
İbâdet, abd (kul) kelimesiyle aynı kökten gelip kulluk etmek anlamına
gelir. Niyet Hakk'a kulluk olmasına rağmen uygulamada İslâm dünyasında ve
"kişiler nazarında farklılıklar göze çarpar. İşte rind ve zâhid de
böyledir. Onların belki de tek ortak noktası Allaha imân etmektir. Fakat
uygulamaları, tamamen zıttır.
"Hakikî sevgilini diyarı âşıklar için bir cennettir. Aşktan
mahrum sofular ona sadece eh, fena değil, uygun derler. Onlar hakikî sevgilinin
diyarının ne
olduğunu bilmezler. Onların cenneti, içinde dünya nimetlerinin hepsinin hazır
bulunduğu bir yerdir. Halbuki âşıklar başka âlemdedirler; onlar dünya
nimetlerinden el etek çekmişlerdir. Onlar için cennet sevgilinin diyarı ve onun
visalidir. Bunu bilmeyen kuru sofular elbette nâdân, cahildirler[3].
olduğunu bilmezler. Onların cenneti, içinde dünya nimetlerinin hepsinin hazır
bulunduğu bir yerdir. Halbuki âşıklar başka âlemdedirler; onlar dünya
nimetlerinden el etek çekmişlerdir. Onlar için cennet sevgilinin diyarı ve onun
visalidir. Bunu bilmeyen kuru sofular elbette nâdân, cahildirler[3].
Cennet-i kuyuna zühd ehli münâsip
öerier.
Ne münâsip ki kıtam bir nice nâdân ile
bahs
FDŞ-45.G.2/143
Yeni (Nev) gün (Rûz) anlamına gelen nevruz klâsik şiirimizde
baharla Filgiti olarak kullanılmıştır, 21 Mart olarak düşünülür. Bu gün
ekinokstur yani gece ve gündüz birbirine eşittir. Nevruz ayş u işreti, zevk ü
sefayı ve geşt ü güzârı temsil eder. Yani yenilen, içilen, gezilen tozulan bir
zaman dilimidir. Allah'ın en mübarek kulları bite müsbet hava değişimine gönül
dünyasında duyup nefsine uyabilir. Bu zamanda yüz yıllık zahidin (yani çok uzun
zamandır bu dünya görüşünde istikrar gösteren bir zahidin) bile içip sarhoş
olması mazur görülür.
Zâhid-i
sad-sâle mest olsa yine ma'zûrdur.
Zühd ü
takvaya gelir zîrâ halel nevruzda
NFD-121.G,
2/339
Yine bir önceki beyte paralele olarak Mekke ve Medine'nin şeyhî
konumundaki bir zat bile bu güzel nevruz havasına kendini kaptırabilir, güzel
sevebilir, âşık olabilir, sarhoş olabilir. Yine bu bahar havasında divan
şiirinin bir numaralı mekânı olan meyhane bağı kıskanır.
Bu demde kim şâm u seher
meyhane bağa reşk eder
Mest olsa dilber sevse ger ma'zûrdur
şeyhu'l-harem
NFD-15.K.5/95
Şâir, kazara bir zühd ehli ile yani zâhidie ülfet etmeye, dostluk
kurmaya muhabbet etmeye başlar; fakat bir rindin bir zâhidie yıldızlarının
barışması mümkün değildir. Şâir, zahidin muhabbetine kendini kaptırdığını fark
eder ve yüreğinde bir muhasebe ve murakabe başlar. İçip mest olduğun günler
şâirin aklına gelince kendi kendine şâir şöyle sorar:
Nice ülfet
tutarsın zühd ite bilmem sen ey Nefî
içip mest
olduğun hiç hâtır-t nâşâdâ gelmez mi
NFD 13O.g,
5/343
Rindin giyim ve kuşamı gösterişli değildir. Ona eski püskü bir
köhne şal "bile yeter, o adeta çırılçıplaktır. Masivâ ve masivâya dair her
şeyden sıyrılmıştır. O, hiç kimsenin dedikodusunda değildir. Çılgınlık rindlere
has bir özellik olarak göze çarparken, akıl ehli yâni âkil olan zâhidlerin
ilim, fazi, zühd ve takva gibi özelliklere vurgulanır. Şeyh Galib'in Şahidi
Dede'ye yazmış olduğu tahmisinin üçüncü beşliğinin içeriği bu mahiyettedir.
Bende-i Al-i Abayım bana besdir köhne
şâl
Öyle üryanım ki eshâb-i gurur emr-i
muhat
Bi tekellüf lâ'übalîyim ne lâzım kil ü
kâl
İlm ü fazi ü zühd ü takva âkile oldu
ikâl
Âşık-ı şürideyim men fariğ u azadeyim
ŞGD-4.Th,
3/200
Âşıklık ile zühd tamamen birbirine zıt kavramlardır. Bunların bir
arada bulunması, yani bir kişinin hem âşık hem de zühd sahibi olması
imkânsızdır. Rindfer, zühd sahibi olmak gibi bir gaflet içerisine -ellerinde
olmaksızın -girseler bile yapamazlar. Rind nedamet duyar da bu yoldan döner.
Âşık çok uğraşsa da zühdde karar kılamaz ve pişmanlık ahi ona kalır.
Dil hânkâh-ı zühdde çok döndü dolaştı
Âşık eser'i âh-ı nedamet sana kaldı
ŞGD-335,G,4/431
Secde hakk'a edilir. Âşıkların sanemleri her şeyden münezzeh olan
bir sevgilinin güncelliğini aksettiren dilberler alır. Âşık ona tapmaz onda
teselli eden hakkın güzelliğe tapar[4].
Buna karşılık zahîdin ibâdeti namaz, hac, oruç gibi anlaşılması kolay, zahirî
ibâdetlerle sınırlıdır. Bunların bile hakîki mânâsına uz edemez[5].
Sanemler secdesidir bizde tâ'at
Tann'çün zâhid
Kimi görsen sen öz dîninde teklif-i
namaz eyle
FDŞ-235.G,2/574
Mey içtikçe rindin şevki artar ve bu şevk onda bir âdet,
bağımlılık, müptelâlık halini almıştır. Şeyhe ibâdet ve taat ile meşgul olmak
hoş gelirken, rinde mey içmek hoş gelmiştir. Şeyh ibâdet yolunu seçerken rind
olan şâir de meyhanenin yolunu tutar, iradesini meyden yana kullanır. Fuzûli
Şeyhe şöyle seslenir:
Mey şevki oluptur bana âdet ey şeyh
Geldikçe bu şevk olur ziyâdet ey şeyh
Hoştur mana mey sana ibâdet ey şeyh
Re'yile gerek aşk u irâdet ey şeyh
FD-18.Rübai 1/199
Gönül tâ var elinde câm-t mey teşbihe
el urma
Namaz ehline uyma anlarımla durma,
oturma
DŞ-251.G, 1/610
Zahide göre teşbih, ibâdet ve zikrin temel taşıdır. Bu nedenle
tesbihsiz bir ibâdet düşünemez. Teşbih çekerken Allah'ı bütün noksanlıklardan
tenzih ederiz, O'nun büyüklüğünü vurgularız, O'na hamd ve şükürde bulunuruz. Bu
yönleriyle de ibâdet ve taat için vazgeçilmez bir unsur olarak görülmüştür;
fakat rindler aynı görüşte değildir.
Şâir ibâdet için kadehi yeterli görüp zahide "Elimizde illâ
ki mercan teşbih mi olmalı" diye sorar.
Zâhid bize peymâne yeter sanma
tehî-dest
Lâzım mı hemân sübha-i mercan elimizde
NFD-110.G, 2/334
Ta çend gam-i sübha-i sad-dâne çekilsin
Sûfî demidir işret-i peymâne çekilsin.
ND-93.G,
1/322
İnsanı coşturup kendinden geçiren, neşelendiren kadeh rindierin
meclisinde elden ele dolaşmaktadır, amma zahidin şarap içmemeye yemini vardır
ve bu yemininden dönesi yoktur. O, mercan teşbihini yanından ayırmaz, elinden
düşürmez ve hep el üstünde tutar. Zâhid teşbihten gayrısına meyletmez. Ayrıca
şâir "dönmek" fiilin anlamıyla oynamış, ahdinden dönmek, teşbihin
elde dönmesi, kadehin elden ele dolaşması anlamlarını bu kelimeye yüklemiştir.
Durmaz döner câm-ı tarab dönmez mi
ahdinden acep
Zâhid tutar mı elde hep tesbih-i
mercanın yine
NFD-103.G,2/331
Dâm, dâne, murg, şikâr gibi kelimeler avlanmayla ilgilidir. Şâir,
bu kelimeler arasında bir tenasüp oluşturmuştur. Bir kuşu avlamak için ona
buğday taneleriyle çevrili bir tuzak kurulur. Zâhid tuzağa benzeyen teşbihi ile
bir avcıdır. O, riya ile başkalarını, yavru kuşları kandırıp ağına
düşürecektir. Teşbih riyayı temsil etmesi nedeniyle zerk kelimesiyle birlikte
kullanılır.
Şikâr-ı zerk edici turfe murg imiş
zâhid
Ki düzdü zerk ile teşbih dâm ü dâne
dahi
APD'316.G,5/271
Rind için teşbihin ipinin elinden düşmesi, imamenin bir tarafa,
tanelerin bir tarafa yayılması çok önemli bir durum değildir. Onun elinde gece
gündüz içki kadehinin kulpu vardır. O, teşbihin ipinin elinden düşmesine ne
aldırır, ne umursar, ne de bunun için gam çeker. Rind teşbihin ipinin elinden
gitmesine üzülmez. Çünkü elinde kadehi vardır.
Rişte-i teşbih elimden düşse zâhid gam
değil
Röz ü şeb destimde çün kim sâk-ı
sakidir henüz
APD-120.G.8/176
Hoca kaliteli , bir kumaş olan mermerşahiden yapılmış sarığı
başına geçirir. Sarık, imamlığı yani İslâmiyet’te ki din adamlığını temsil
eder; İslâm’ın şeklî yönünün bir göstergesidir. Ciddiyetsiz, laubali âşıklar
ise "Hoca bırak başına sarığı geçirsin, biz kadehi elimizden
düşürmeyelim" şuurundâdır.
Hoca dindarlığı temsil eden sarığı başına geçirir. Buna karşılık
âşığın kadehi vardır.
Hâce ursun başına destâr-ı mermerşahiyi
Laubali âşıkın farkında bir sâgar yeter
BD-49,G,3/136
Sakal, İslâmiyet’le özdeşleşmiştir ve Hz. Muhammet'in sünnetidir.
Sakal da sarık gibi İslâmiyet'in şekliyle ilgilidir. Sakal zâhidle
bütünleştirilmiş ve dindarlık ön plana çıkarılmıştır. Sevgilinin bulunduğu
diyarda süpürge olarak âşığın kirpiği yeter de artar. Orada bir zahidin
sakallarının bulunmasına hiç gerek yoktur. Âşığın kirpiği zahidin sakalından
üstün tutularak onun kesilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Yeter kirpiğin kûy-ı aşkında cârûb
Üzülsün kesilsin hemân riş-i zâhid
BD-42.G,3/126
Hakikî manadaki uçuş için uçan nesnenin ağırlığı fazla
olmamalıdır. Bu bağlamda sarık ve cübbe kemmiyet olarak ağırlık ifade ettikleri
gibi keyfiyet olarak da bazı özelliklere sahiptirler. Zahidin uçuşa geçmesi
için hafiflemesi lâzımdır.
Zahidin yol almasına cübbe ve sarığı engeldir.Yol alması için
onları çıkarması yani rindlik yolunu tutması gerekir.
Zâhid ol sıklet ile uçmaya hazırlanma
Çıkar oi cübbe vü destan biraz htffet
bul
BD-307.G,8/289
"Rez-duhteri" yada "duhter-i rez" üzüm
ağacının kızı demektir, bu kelime anlamıyla bağlantılı olarak şarap manasma
kullanılır. Zahidin yüz taneli teşbihi (imame ile birlikte 99'luk teşbihi)
şarab uğruna satması ile şarap teşbihe galebe çalmıştır. Zâhid elinden
düşürmediği yüz taneli- teşbihi şaraba değişmiş ve teşbihini kaybetmekle
kalmamış, yüzsüz de olmuştur. Yani yoldan çıkmıştı
Rez-duhterine sûbha-İ sad-dâneyi satıp
Sofî de yüzsüz oldu görünce o yüzsüzü
NFD-123.G.4/340
Mescid, "Secde edecek yer, namazgah anlamlarına gelir.
Kudüs'te Hz. Süleyman tarafından yaptırılan camiin yerine yapılan ve Müslümanların
ilk kıblesi olan camiye mescid-i aksa denir.
Mekke'deki, içinde Kabe'nin de bulduğu mabede ise Mescid-i Haram
denilir. Mi'rac gecesinde Peygamberimiz Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya
gitmiş, oradan da göğe yükselmiştir.
İbâdet deyince ibâdet de zahidin anladığı ma'nada zahiri bir
ibâdettir,seccade üstündedir. Halbuki ibâdet âşıkların aşk içinde olan
ibâdetleridir ki onlar her ân, her neye baksalar ruhen ayrı ayrı secde ederler.
Zahidin anladığı ibâdet âşıklarda yoktur.12
Zâhidâ menden nen asıl kim onursan
mescide
Mende tâ'atyoh hemân âlâyiş-iseccâdeem
FDŞ-19.G, 5/473
Ona göre "mihrap" Hakk'a yakınlığı ifade eder. O Hakk'a
yakınlığın hakiki manasını bilmez. Rind için mihrap sevgilinin kaşlarıdır. Kaş,
"Kabe kavseyin"dir.13
Zâhid mihrabı rind sevgilinin kaşının kıvrımını ister.Bu yönden
rind zahide rakip değildir.
Severem zahidi kim gûşe-İ mihrabı sever
Ham-ı ebruna rakibin olup olmaz mâ' il
FDŞ-171.G,6/431
Zâhid, asıl secde edilmesi, dönülmesi gereken yeri yani sevgilinin
kaşını görmez de mescidin yolunu sorar. O, asıl güzelliğin farkına varmayacak
kadar gözsüz ve kördür. Zahir, onun gözlerini kör etmiştir, batını
görememektedir, eğri yoldadır. Eğri bir yoldan da doğru bir sona ulaşması
mümkün değildir.
Kaşın mihrabını görmez sorar mescid
yolun sofi
Bu hüsnü görmeyen gözsüz ne tan varırsa
râh eğri
APD-330.G
,3/277
İçki satan birisinin elinde seccade bulunması çelişkidir. Vâ'izin
ikide bir halka "cer etmeye" çağırması da bununla bir tutulmuştur.
Cerr, medrese öğrencilerinin üç aylarda köylere gidip vaaz vermek, müezzinlik
yapmam suretiyle haiktan para ve mal toplamasıdır. Vâ'izin yaşlısı da mescitte
bunu öğütlemektedir. O, nerede ve nasıl davranacağını bilmemektedir.
Pîr-i Vâ'iz dem- be-dem mescidde halkı
cer eder
Mey- fürûş elinde seccade tutudur
n'eylesîn
APD-244.G,6/236
Ey Fuzûli vera' ehli reh-i mescid
tutmuş
Sen reh-i meygede tut uyma o gümrâhlara
FDŞ-152.GJ/384
Zâhid, safa erbabı, keyif ehli, gününü gün'eden, yeme ve içmeye
düşkün rindlerin meclisine gelmez. Rindler de zahidin meclisine gitmez. Zâten
onun ağlamış yüzüne de hiçbir rind hevesli değildir. Bir vâ'izin vaaz ederken
duygulanıp
ağlaması bir rind için fazla bir şey ifâde etmez, çünkü vâ'iz iki yüzlüdür.
Rindler
mescide gitmez. Çünkü Vâ'iz orda ağlayarak vaaz etmektedir.
Varmaz erbâb-ı safa meclisine ey vâ'iz
Ağlamış suretine kimse-heves-nâk değil
BD-309.G
,5/291
Namaz kılarken kıbleye yönelmek gerekir. Aşıklar aşk imamına
uyup sevgilinin Kabe gibi
Cemalullah olan yüzüne yönelmişlerdir.
Mihrapları da sevgilinin kaşlarıdır. Bu sebeple ki kıblegah eğridir:
Kıblegah eğri olunca namaz kılmak da zorlaşır.
Cemâl-i ka'besin gördün imâm-ı âşka uy
Ahmet Namaz ol vakt müşküldür ki ola
kıblegah eğri
APD-330.G,6/277
Âşık aşk derdine tutulmuş, Hakkın dergâhında dua ve niyaz
etmektedir. Zaten namaz, kelimesinin Arapça da karşılığı olan "Salaf m bir
manası da dua demektir. Âşık, namazdan maksat dua şuurundadır, zâhid ise güya
namaz kılmaktadır. Namaz kılarken ise zihnini batıl ve süfli şeylerden arındıramamıştır.
Hal böyle olunca gerçek manada rind, Allah ile hem-hal iken zâhid zahiren O'na
yakın görünürken hakikatte O'ndan çok uzaktadır. "Hakk" ve
"Batıl" arasındaki tezat "rind" ve "zahidin"
arasındaki karşıtlık ile aynıdır. Zâhid namazı batıl şeyleri düşünerek kılar,
namazın hakkını veremez.
Dergâh-ı Hakk'a derd ile âşık niyazda
Bâtıl tasavvur etmede zâhid namazda
BD-446.G,
1/376
Rinde göre, saf şaraptan bıkmak, tiksinmek çok yanlıştır ve mümkün
değildir. Şaraptan bıkmayan
rind kolay kolay
ayık gezmez, böylelikle;
Sakın gönlüm yıkarsan pendden dem urma
ey nâsih
Hevâ-yı nefs ile bir mülkü vîrân
eylemek olmaz.
FDŞ- 113.G,4/293
İnsanların yasaklara karşı olmak, onları yıkmak, delmek gibi içten
gelen bir olumsuz psikolojisi vardır. Nasih, nasihat ettikçe rinde aşk zevki
daha cazip gelir. Bu durumda rind, devamlı öğüt veren zâhid karşısında aşk
zevkini hep zinde ve diri tutar. Zâhid nasihatiyle aşkı yasaklayınca rind de
yasağı çiğnemeyi daha çok ister.
Haris eyler meni pendin mezâk-ı aşka ey nâsih
Diriğ etme ki mahzûzam senin peyveste pendinden
Diriğ etme ki mahzûzam senin peyveste pendinden
FDŞ- 220.
G,5/545
"Kavl-i hükemâ" alimlerin sözü demektir ki ona itibar
edilmemesi söz konusu değildir. Hükemâ, içtihat yapma bir meselede hüküm verme
rütbesine erişmiş kimselerdir;ama rindler, onları bile dinlemeyerek
bildiklerini okurlar. Aynı zamanda feieğe de eyvallah etmezler. Bu durumu Nef î
şöyle dile getirmiştir.
Rindân-ı Huda perver-i ma'nâ bu mahalde
Ne çama ne kavl-i hükemâya nazar
eyler
NFD-11.K,12/77
Bir rind olan Fuzûli, bir gam tuzağının esirine "Var, git
meyhanede bir köşe tut" diye seslenir ve arkasından "Zâhidler bunun
zıddını telkin eder, sen sakın onların dediğini tutma" diyerek ona öğüt
verir. "Tut-" kelimesini meyhanede bir köşe tutmak, öğüt tutmak,
"Kadeh tutmak" anlamlarına gelecek şekilde kullanıp cinas yapar.
Ey esîr-i dâm-ı gam bir göşe-i meyhane
tut
Tutma zühhâdın muhalif pendini
peymâne'iut
FDŞ-41.G.1/130
Mescidin hatibini ve söylediklerini doğru sayıp onunla amel
etmemek gerekir; çünkü o, söylediklerini gönül değil akıl süzgecinden geçirir.
Halbuki Kindler için akıl değil gönül önemlidir. Yine mescidin imamını.da âkil
saymamak gekir; o, aklıyla hareket etse de idrak ve irfan sahibi değildir. Asıl
idrak ve irfan Rahipleri, Âşık ve rind olanlardır.
Hatibin sanma sâdık mescidin kavliyie
fi'l etme
İmânın sayma âkil ihtiyar ana tapşurma
FDŞ-251.G,6/612
Asıl âkil yani akıllı kimse odur ki nâsihin söylediklerini bir
kenara koyup yüreğinin götürdüğü yere gidendir. Bir rindin yüreği onu ya yiyip
içilen bir yere ya da bu paralelde başka bir yere götürür. Âkil, Fuzüli'ye göre
aklını kullanan değil gönlünü kullanandır.
Âkil odur ki şimdi koyup pend-i nâsihi
Ayş u tana'um eyleye kavl-i hakîm ile
BD-403.G
,3/348
Âşık olan kimse başka bir âlemdedir; ona nasihat özellikle de
zahidin nasihati hiç tesir etmez. Bu edilen öğütler aşığa bir masal bir efsâne
gibi gelir. Bilindiği gibi masallarda, efsânelerde aklın almadığı olağanüstü
olaylar anlatılır. Rind, zaten aklını kullanmamaktadır, bir de akim almayacağı
yani efsane ve masalı andıran öğütlerle ona manevi olarak yüklenmenin hiç
manası yoktur. İşte Bakî de bu gerçeği dite getirir. Âşık insana nasihat etmek
faydasızdır.
Zahide aşk içre te'sir eylemez Bakiye
pend
Mest-i lâ-ya'kil bilirsin dinlemez
efsâneyi
BD-509.G,6/417
Zahidin nasihati rindin keyfini bozar, o meclise bir kuruluk,
neşesizlik 9elir. Bu kuruluğun gitmesi meclisteki neşenin tazelenmesi sâkînin
elindedir,
hatta
sâkînin elindeki kadehe bağlıdır. Rind, bu durumda mecliste gönül rahatlığının,
huzurun sağlanması için sâkîyi çağırır ve kadeh sunmasını ister.
Zahidin hasihatiyle meclisi verdiği sıkıntıdan ancak mey içerek
kurtulmak mümkündür.
Zahidin pendi yübûset verdi saki
meclise
Bir kadeh sun kim ter ola revh - i rahattan dimağ
APD-141.G,3/186
Zâhid, rindin aşkı men eden Öğütlerinden iyice bıkmış olmasına
rağmen ister istemez kalbine bu nasihatler sirayet etmiştir. Zahidin öğütleri
onun bağrını aşka kapatmış. Rindin gönül bahçesi kurak bir toprağa dönüşmüş,
artık orada sevda fidanı yeşermez olmuştur. Zahidin verdiği öğütler âşığın
gönlünü taşlaştırmış, âşık sevemez olmuştur.
Tesliyet birme mening sanga kilme
Zâhidâ
Hep öğütler örtedi bağrım mening sevda
imes
ŞGD-130.G
,4/323
Divan şirinde şâirler ayrılık günü ile kıyamet günü arasında
bağlantı kurmaktadırlar. Kıyamet günü, ayrılık günü gibi dehşet verici bir
gündür. Fakat şâirler ayrılık gününü kıyamet gününden daha şiddetli düşünürler.
Şehrin vâ'izi, kıyamet gününü sıkıntı ve eziyet günü olarak açıklamıştır. Fakat
bu ayrılık gecesiyle bir değildir.
Şol kıyamet k'anı dûn şerh etti şehrin
vâ'izi
Rûz-ı mihnettir velî olmaz şeb-i fürkat
gibi
AP-334.G,
4/279
Fuzûli ise mahşer günü ile hicran günü .arasındaki farklılığı, birinin
cismi candan ayırması birinin canı cisme döndürmesi olarak açıklar. Mahşer
gününün verdiği keder, ayrılık gününde de vardır.
Budur farkı gönül mahşer gününün rûz-ı hicrandan
Ki ol can dönderür cisme bu cismi ayırır candan
FDŞ-214.G.1/528
Meyhane anlamına gelen "Hârâbat" kelimesi, eski
şiirimizde günümüz esinin dışında bir anlamda kullanılmıştır. Harâbâtehli, meyhane sarhoşları anlamına gelse de
rindleri temsil etmektedir.
Rindler yarını sinmeyen ve
cehennem azabından korkmayan pervasız kimselerdir. Bu nedenle Vâ'izin rindlere cehennem
azabından bahsetmesi yersizdir.
Hârâbat ehline dûzah azabın anma ey
zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-t ferdayı
bilmezler
HB-İDŞA/152
İnsanın derecesinin artmasının, yücelip yükselmesinin yolu vaaz
dinlemek değildir. Rindler tarafından vaaza oturmak bir alçaklık olarak
değerlendirilir. Yükselmenin yolu irfan meyhanesinin en güzel yerine
oturmaktır. Rifat, yüksekli; sadr, en yüksek yer anlamlarına gelir ki alçaklık
kelimesiyle tezat oluşturur. Şâir aynı zamanda yetişmek kelimesini de bunlarla
ilgili olarak kullanmıştır. Vaaz dinlemek alçaklık olarak değerlendirilir.
Meclis-i va'za oturmak katu alçaklıktır
Sadr-ı meyhâne-i irfana yetiş'rifat bul
BD-307.G,4/289
İKİNCİ BÖLÜM
AŞK KARŞISINDA RİND VE ZÂHİD
Her şeyin başı aşktır. Aşksız hiçbir şey olmaz, olsa bile yarım
kalır, bu ilim bile olsa. İlimden meded umarak bir paye alacağını, belli bir
rütbeye yükselerek bir yerlere geleceğini ümit edenler yanılgı içersindedir.
Kendilerini imkansız arzu ve hayallerle oyalamaktan başka bir şey yapmamıştır.
Fuzûli bunu şu efsane kıtasında şöyle dile getirir.
İlim kesbiyle rütbe-i rif’at
Arzû-yı muhal imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
ilim bir kîl ü kât imiş ancak
FD-18.Kt/187
Bakî sevmek ve sevilmeye karşı bu kadar katı bir üslûp
sergilemesine bir anlam veremez ve ona muhabbetin kural ve kaidelerini
"Ben mi koydum?" demekten kendini alamaz ve "Sevmek ile sevilmek
ta önceden beri herkes tarafından bilinen bir kıssadır" diye ekler.
Muhabbet resm ü ayinin de sofi ben mi
vaz ettim
Mu'ayyen kıssadır sevmek sevilmek
mâtekaddemden
BD-367.G, 3/327
uHavas"tan olan aşk
erbabı ile "avam”dan olan zühd sahiplerin devamlı mücadele halindedir. Ama
iki tabakanın niyeti de hakkı bilmek, görmektir.
O'nu hakkıyla idrak etmek, ona hamd ve şükürde bulunmaktır. Aşk
erbabı ile zühd erbabının tek ortak noktası metotlarının farklı olmasına rağmen
budur. Bakî'nin biraz sonra okuyacağımız beyitinde erbab-ı aşka karşılık
"Has" eshab-ı zühde karşılık "Âm" kullanılarak mürettep
leff ü neşr yapılmış ve aşk ehlinin üstün tutulduğu bir kez daha
vurgulanmıştır.
Erbâb-ı aşk cenk eder esbâb-ı zühd ile
Maksûd sensin eyleseler has u âm bahs
BD-25.G.5/116
Sevgilinin güzellik derecesi arttıkça aşk da artar, aşığın
huzursuzluğu da sarhoşluğu da artar. Âşıkın maşuka olan aşkı ne denli artarsa
maşukta o denli olumsuzluklar görülmeye başlar. Şeyh Galip sevgiliye ve onun
bazı özelliklerine meyleden kimseler için şu temennilerde bulunur.
Küfr-i zülfün yâd eden mü'min müselmân
olmasın
Nur-ı vechin-seyr eden kâfir sanemhân
olmasın
Ebruvânın fikreden zâhidde imân olmasın
Aşkına dil bağlayan âlemde şâdân
olmasın
ŞGD-7.MÜS.1/194
Zâhid, rindi bir güzele meyletti diye hemen kâfirlikle itham eder;
oysa kâfirlik ile günahkârlık farklı kavramlardır. Zaten bir güzele meyletmek,
gönül vermek günah değildir. Rindler de Allah'ın kuludur hem de hakikî kuludur,
ama zâhidlerin bunu idrak edecek ne aklı ne izanı vardır.
Bir büt-i çtoe gönül verdik ise ey
zâhid
Bize kâfir deme biz dahi Huda'nın
kuluyuz
UD-41.G.4/137
Gönül ehli, âşık, rind kimseler sevgilinin zülfünün kıvrımını
şeb-bû çiçeğine benzetirler ve bu çiçeğin kokusunun âleme yayıldığından söz
ederler; hatta bu güzel kokunun yayıldığı gece için "Bu nasıl bir gecedir
ki bir güzel havası var" diye düşünürler. Gece kelimesiyle sevgilinin saçı
arasında bir siyahlık uyumu vardır. Ayrıca Bakî, biraz sonra okuyacağımız
beytinde "şeb.bû" kelimelerinde cinas sanatına yer vermiştir.
Ehl-i diller şiken-i zülfüne şeb-bû
dediler
Âlemi kıldı mu'attar nice şeb bu
dediler
BD-184.G,1/214
Rindler güzel sevmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Onlar,
aşksız: aşk, onlarsız yapamaz. Hatta Bağdatlı Ruhî Terkib-i Bend"inde işi
daha da ileriye götürerek hangi yere vardıysa orada bir ay yüzlü güzele
vurulduğunu belirtir.
Olduk ne yere vardık ise aşka giriftar
Alındı gönül bir sanem-i mâhlikâya.
BTK-4.C/120
Şâirin bazt duygularına
hakim olması mümkün değildir. Elinde olmadan sevgiliye meyleder. Sofi, sevmeye
ister günahtır ister sevaptır ne derse desin trindin umrunda değildir. Çünkü
artık ipler onun elinde değildir. Neft içinde bulunduğu durumu
"Severim"
kelimesini ısrarla vurgulayarak şöyle
dile geîirmiştir.
İhtiyar elde değil sûfî ne dersen de
bana
Severim hasılı ol ruh-ı revanı severim
NF-87,G,6/323
Şâir, kimi zaman zahidin nasihatlerinin tesirinde kaldıklarından
olsa gerek zühd yolunu tutup, mihrabın köşesine çekilmeye karar verir hatta
çekilirler; fakat yaradılışında, yapısında, mayasında güzel sevmek olduğu için
bir şehlâ gözlü dilber görür, görmesiyle yoldan inhiraf etmesi bîr olur. O
şehlâ gözlü dilber şâiri kendi haline bırakmaz.
Gûşe-i mihrâb tutmuştum reh-i zühd ü salah
Koymadı öz halime o nergis-i şehla meni
FDŞ-225.G,6/622
Şâir kendi kendine "Güzel sevmeyeyim" diye karar alır.
Güzel sevmenin eziyet çekmekten başka bir getirişi yoktur. Karar almakla onu
uygulamak farklıdır. Gönül eri olan ve aklıyla, mantığıyla hareket eden rindi
çılgın gönlü yalancı çıkarır. Bir güzeli sevmekten kendini alıkoyamaz.
Ömrüm oldukça güzel sevmeyeyin dirdüm
lîk
N'ideyin bu dil-işeydâ beni yalan etti
BD-16.Kıta,
1/445
Sevgilinin boyu güzel, seçkin, yüksek bir mısra a benzetilmiştir.
Nedîm o güzel boytu dilberi benim yerimde kim olsa severdi, anlayışındadır.
Yüksek bir mısranın değerini ancak şâirler hakkıyla bilebilir. Nedîm, zahide
"Sen şâir olsan böyle güzel ve edebî değeri yüksek bir rrîîsraı beğenmez
misin gel insaf eyle," diye seslenir.
Zahidin sevgilisinin boyuna bakıp kendisine hak vermesi ve insafa
gelmesi işlenir.
Kametin seyr eyle insaf et o bâlâ
mısra'ı
Zâhidâ sen şâir olsan intihâb etmez
misin
ND-73.G,2/312
Âşık olan kimse dünyâ ile ilişiğini kesmiştir. O, maşukundan
başkasını görmez.duymaz bilmez.
Hele bir de bu duyması gereken zahidin güzel sevmeyi yasaklayan
öğüdü ise o, hiç oralı olmaz, kulak ardı eder. Dinimizde ise sevmeyi men eden
bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda bu yoklama efsaneden öteye geçemez, aslı
astarı yoktur.
Zâhidâ aşk içre te'sir eylemez Bakîye
pend
Mest-i lâ-ya'kil bilirsin dinlemez
efsâneyi
BD-509,6/417
Kuru kuruya sevgiliyle sohbet edilmez, mey de sohbeti tamamlayan
bir unsur olarak verilir.Bakî, bu durumu bülbülün diliyle bize telkin eder.
Kendi diliyle ise zühdü terk etmeyi, aşk rindlerinin mezhebine girmeyi, canını
bir güzele vermeyi, şarap içip bağa girmeyi hasılı sevgiliyle gününü gün etmeyi
şu mısralarıyla verir.
Terk eyle zühdü mezheb-i rindân-ı aşka
gir
Nakd-İ revanı bir bût-i zîbâ cemâle vir
Birkaç piyâle bade çekip deyr-i bağa ir
Bülbül kitabın almış ele pendi bu ki
dir
Hoştur piyâle bir sanem~i gül-izâr ile
BD-6,Mus,3,1/94
Rindin en bariz vasfı âşık
olmasıdır. Aşk, rind kelimesiyle
birlikte Kanılıp rindjiğin derecesini adeta kuvvetlendirir. Şâir;
"Aşk rindiyiz" der ve ardından "Nefî-i bi-perva (Pervasız
Nefî)" gibi ibaresini ekler ki
burada benzetme sanatı yapılmıştır. Benzetmedeki
güçlü unsur "Pervasız Nefî Ekibidir. Böylece Nefî kendini
rindlikte en üst seviyeye çıkarır.
Rind-i aşkız hâsılı Nefî-i bî-pervâ
gibi
Âşinâya âşinâ bigâneye bigâneyiz
NFD-56.G,5/308
Zâhid, zühd ehli iken, rind aşk ehlidir. Böyle olunca aşk ile zühd
karşı karşıya gelmiş olur. Nefî'nin biraz sonra okuyacağımız beytinde aşka
karşılık zühd, haneye karşılık bina, süst-bünyâda karşılık esas, üstüvâra
karşıt harap kelimesi kullanılmıştır, (leff ü neşr ) üstüvâr kelimesi
süst-bünyâd ile harab kelimesinin zıddı olacak şekilde kullanıldığı için tezat
yapılmıştır. Şâir, zühdün (zaten) temelli zayıf binasını yıkmak isterken aşk
evinin temelini sağlamlaştırmak ister.
Eyleyip zühdün binâ-yi süst-bünyâdtn
harâb
Hâne-i aşkın esâsın üstüvâr etsem gerek
BD-273.G,4/268
Rindlik felsefesinde sevgili en büyük yeri temsil eder. Onun
uğruna can dahil olmak üzere her şey feda edilir. Onun meclise gelmesi rindin
kendine gelmesidir, içkilerin ayağa düşmesidir, aşığın ayağının yere
değmemesidir. İçkinin su gibi akması rindlerin şişelerinin kırılması hep
sevgilinin yüzü suyu hürmeti nedir.
Sâkîyâ meclise gel cismime gelsin cânım
Ahdler tevbeler ol sâgara kurbân olsun
Ayağın sakınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kınlan şîşe-i rindân olsun
ND-35.Mus,1/260
Sevgilinin rindlerin meclisine gelmesi üzerinde ısrarlı ve arzulu
bir şekilde durulur. Sevgilinin meclise gelmesi pek bir şey ifade etmez, esasen
maksut 8,un daima-mecliste kalmasıdır. Rindler sevgilinin ayağına yüz sürmeye
çoktan hazırdır. Ayak ile yüz arasında birisi yukarıyı, diğeri ise aşağıyı
temsil etmesi nedeniyle tezat vardır. Ayak kelimesi aynı zamanda kadeh anlamına
geldiği için ıâm yapılmıştır, dolayısıyla Nefî'nin beytinde ihâm-ı tezat
vardır.
Her ne dem lutfeyleyip bezmi müşerref
eylesen
Ehl-i bezm ayağına yüz sürmeğe amadedir
NFD.3.Mus,3-3/263
Zahidin aklı ve idraki kıttır, bu nedenle güzelliğin kadrini,
kıymetini bilmez. Ne demişler: "Cevahir kadrini cevher füruşân
anlar." Zâhid kim, cevher-füruşan olmak kim? Canlılar arasında en yüce
varlık insandır, insanlar arasında da sevgilinin özene bezene yaratıldığı imajı
vardır. İnsanlıktan nasibini almamış zahidin bu güzel yaradılışa meyletmemesi
çok normal bir durum olarak görülür.
Dîde-i zâhid ne idrâk ede hüsnün
kadrini
Mâ'it olmaz ahsen-i takvime inşân
olamayan
APD-227.G,
5/228
Sevgili bir mumdur, âşık ise onun ateşinin etrafında dönüp dolaşan
ve sonunda kendini ateşe atacak bir pervanedir. Yâr, âşık, kadeh, mum; meclisi
tamamlayan unsurlardır. Bir rindin meclisinde bunlar olduktan sonra rind başka
ne isteyebilir ki...
Dün gece meclisimiz yâr ile rindâne idi
Ben idim sâgar idi şem' idi pervane idi
NFD-134/2.G,1/346
Sevgilin güzel sureti cihanı süsleyen sanatlı bir ayna gibi
düşünülür. Sûret-i zîbâ iilâ sevgilin yüzü olarak d üşün Ölmeyebilir. Bu terkip
dış dünyadaki güzellikler, yani Allah'ın tecelligâhı olarak da düşünülebilir.
Her iki alternatifte de ffer güzelin ister dış dünyanın güzelliğine hakkıyla
bakmayı bilmediğini Anlayabiliriz.
Zâhidâ ibret gözün aç suret-i zibâya
bak
Bir nazar âyine-i sun-t cihân-ârâyâ bak
BD-239G.G.1/248
Rind-meşrep olan şâirin gönlü bir güzel istemektedir ki bu güzelin
sıfatları arasında âlemi ateşe verebilecek bir rind olması, genç, boylu poslu
olması sayılır. "Rind-i
âiem-sûz" terkibi âlemi yakan rind anlamındadır. Bu tamlama sevgilinin
değil gönlün bir özelliği olarak da düşünülebilir.
Gönül bir rind-i âlem-sûz şûh-ı
şeh-levend ister
Ki aşk oduna yakmağa di! ü candan
sipend ister
BD-143.G.1/190
“Aşk bir ilâhî takdirdir. Allah böyle olmamı istemiş. Bu aşk ve
rüsvalık İtlerin eseridir. Bunu inkâr etme ve beni aşktan men etme . Aşk
Allah'ın İdindir, diyor."[6] Allah’ın takdirini inkâr veya O'na karşı
çıkmak küfürdür, zahidin aşkı yasaklayan bir nasihati aslında İslâmiyetle
çelişmektedir.
Âşık u rüsvâ görüp men etme ey nâsih
meni
Münkîr-i âsâr-ı takdir-i ilâhî olmagıl
FDŞ-167.G.6/420
Aşkı yasaklayan kişi, bazen ehl-i vera' bazen zâhid, bazen nâsih,
bazen vâ'iz, bazen imam, bazen sofî, bazen hâce, bazen de bir müderris olarak
karşımıza çıkar. Zâhid, rindi aşktan yasaklayadursun, gönül ehli rindler aşksız
geçen anlarının -varsa- kazasını yapmak isterler.
Men eyler İmiş mes'ele-i
aşkı müderris
Ey hâce onun varise yaklaştı kazası
BD-508.G.2/216
Put için genelde "Gümüş göğüslü" sıfatı kullanılır. Put
kelimesine karşılık Tanrı kelimesi kullanılarak tezat sanatı yapılmıştır. Zâhid
rinde güzellere bakma diye telkinde bulunur. Güzel sevme kabiliyetini âşığın
gönlüne veren Hak'tır. Zâhid, güya rindi bu beladan kurtarmak ister. Aşkın bir
diğer adı da belâdır. Zâhid, bu belâdan rindi kurtarmak istemekle Allah'ın
takdirini inkâra yeltendiğinin farkında bile değildir.
Deme zâhid ki terk et sim-ber bütler
temaşasın
Meni kim kurtarır tanrı sataşdurmuş
belâlardan
FDŞ-205.G.4/507
Allah
rindin yaradılışına nasıl Ki güzel sevme vasfını yerleştirmişse işte öyle
zahidin yaradılışına da güzele meyletme inceliğini koymamıştır, işte bu
zarurettendir ki sofî aşka karşı perhiz etmek zorunda kalmıştır.
Meyl-i hüsn etmeye tab'ında letafet
konmamış
Ol zaruretten durur sofî bu perhizin
senin
APD-162.G.3/195
Aşka ve güzele karşı perhizli olan zâhid, bir dilberin kaşlarının
kavisine bakarsa dindarlık binası yıkılabilir. İşte bu durumu alaysı bir dille
Ahmet Paşa ; "Zahide aman dikkat et, mübarekliğine zeval geliverir."
kabilinden takılır.
Kaşların takına ey zâfıid-i perhizgâr
Bakma sakın kim binâ-yı zühd vîrân
olmasın
APD-251.G,6/240
Şeriat, akla dayandığı için aşkı yasaklamaktadır. Fuzûli'nin aşk
yolunda nasıl harap olduğunu gören halk, artık güzellere; korkusundan,
"Biz de bu duruma düşeriz", diye meyledemiyor. Fuzûli'nin bu
davranışı aşkı men' etmek yolunda şeriata uygundur.[7]
Fuzûli bunu bir gazelinin ilk beyitinde şöyle ifade etmektedir.
Olmaz oldu görüp ahvâlimi il hûblara
âşık
Aşk nehyinde bu rüsvalığın gör sefa
muvafık
FDŞ-148. G, 1/372
Aşk, aşka yabancı kimseler nezdinde, yani âkiller, hatta
akılsızlar katında kötü, yapılmaması gereken bir günahtır. Âşığa da bu yönde
Öğüt verirler ama bu sözler rindin bir kulağından girer, öteki kulağından
çıkar. Onun aşka olan ihtirası daha fazla artar.
Haris eyler meni pendin mezâk-ı aşka ey
nâsih
Diriğ etme ki mahzözam senin peyveste
pendinden
FDŞ-220.G,
5/545
Zâhidlerin gönlünde genç ve güzel bir sevgilinin bulunması
yanlıştır. Çünkü böyle bir güzeli sevmek zâhidlerin değil rindlerin işidir.
İmân cevherinin de şeytanın sinesinde bulunması mümkün değildir. İmân, ancak
bir müminin kalbinde yeşerîr. Bu düşüncelerin anlatıldığı Şeyh Galib'in
birazdan okuyacağımız beyti edebî yönden de kuvvetlidir. Hâtır-ı zühhada
karşılık sine-İ şeytan, aşk-ı cüvânâna karşılık gevher-i imân kullanılarak Leff
ü neşr yapılmıştır.
Hâtır-ı zühhâdda aşk-ı cüvânân galat
Sîne-i şeytânda gevher-i İmân galat
ŞGD-149. G,
1/332
Bakî hangi akla uyup da zahide derdini açmıştır bilinmez ama
sonunda pişmanlık duyduğu kesindir. Şâir, zahidi bir arkadaş, bir sırdaş, bir
dost zanneder; fakat damdan düşenin halini damdan düşen anlar. Aç tokun hafini
ne bilir. (Derd ve bî-derd kelimeleri arasındaki iştikakı unutmamak gerekir.)
Zahide aşkın gamı hem-hâl sandım söyledim
Kılmayaydım derdimi bîderde ifşa kâşki
BD-496.G.2/409
"Dânisten" Farsça'da "Bilmek" fiilidir. Dânâ
bilen; dânâ-dil, gönlüyle anlayan, nâ-dân ile dânâ arasında aynı kökten
geldikleri için iştikak sanatı Sardır. Sofînin geldiği bir mecliste aşktan bahsetmenin
anlamı yoktur. Akıllı insan sırrını akılsız birine duyurmaz.
Sofî gelince açma sakın aşk hadîsin
Dânâ-dil isen sırrını nâdâna duyurma
BD-4Ö5.G,4/35O
Aşk abdalının sırrını zahidin anması onun helakına sebep olabilir.
Çünkü bir insana kardıramayacağından fazla yük vermek onun zarar görmesine
sebep olur. Aşkın sırtarı, muhakkak bunları kaldıramayan zahidin ölmesine
vesile olabilir.
Anma aşk abdalının razın helak eyler
seni
Bunların esrarı ey zâhid katı kattal
olur
BD-72.G.4/145
"Bir şeyden haberi olmayan zâhid, aşkı ayıplıyor ve bunu bir
hüner, bir marifet biliyor. Fakat hakikatte onun hüner ve marifet bildiği şey
ayıptır. Âşıklar ayıplanmaz. Ayıp dediği aşk da bir hünerdir, bir üstünlük ve
bir değerdir."[8] Zâhid,
kabahat üstüne kabahat işler..Bilmediğini dahi bilmez.
Aşk ayıbını bilürsen hüner ey zâhid-i
gafil
Hüneri ayıptır amma dedügün ayb
hünerdir.
FDŞ-83.G,5/228
"Zâhid, şeriat ehli, aklı esas olarak kabul eder. Tarikat
ehli ise aşkı... Tasavvuf ve tarikat ehline göre zâhid akıl davasındadır. Fakat
aklın eseri olan ilimden nasipsizdir. Binaenaleyh, cahildir. Tasavvufa göre aşk
da esasında akıldır. Aklın, insanın mistik varlığında devam eden bir
uzantısıdır. Bunu düşünebilmek çok
derine inmektir ki zâhid bu tefekkürden mahrumdur.[9]
Zahidin aşk zevkini inkar etmekle tamamen cahilliğini de itiraf etmiş olur.
Ey Fuzûli zâhid er da'vâ-yı aki eyler
ne sûd
Nefy-i zevk-i aşktır cehline ayn-ı
i'tirâf
FDŞ-145.GJ/366
Ocak;
hastalıkların tedavisinde müracaat edilen yer, aile, yemek ve ekmek pişirilen
yer manalarına gelir. Ocak, şule, sûzan yanmakla ilgili kavramlar olduğu İçin
tenasüp sanatına başvurulmuştur. Fuzûli'nin birazdan okuyacağımız beytinde bir
ocak resmi çizilmiştir. Fuzûlî âşıklar adına zahide şöyle seslenir:" Ey
zâhid! Parçalanmış sinemizden çıkan alevi gör ve bizden sakın. Biz öyle bir
ocağız ki kapımız, penceremiz (aşk ateşiyle) yanar."
Zâhidâ gör sine-çâki şulesin bizden sakın
Bir ocağız biz ki sûzândır der ü dîvânmız
FDŞ-107. G,
2/279
Zâhid, aşkı yasaklamayı telkin ederken rind ise aşkı över ve
tavsiye eder; ettiği muhabbet ve sohbetlerinde bunu işler ama gel gelelim
cevherinde aşk kabiliyeti olmayan sofiye bunlar işlemez. Zâhid bunlardan
etkilenmez. Böyle olunca aşk meclisinin edeplerini öğrenmez.
Zâhid ne bile meclis-i aşkın edeblerin
Çön kim mü'essir olmaya sohbet ne fâide
APD-26İ.G.3/261
Sofi, sevgilinin dudağının kadehinin safasında hiçbir şey anlamaz.
Çünkü onun zevksiz kitabında gönlü açan, ruhu ferahlatan, rahatlatan şaraptan
haz alınmaz diye yazar. Buradaki kitaptan kasıt Kur'an-ı Kerim olmalıdır.
Zâhid, Kuran'ın hükümlerini zahiri olarak anladığından içki içmeyi haram
saymıştır.
Safâ-yı câm~ı talinden ne halet kesb
eder sofi
Kitab~ı bî-mezâk etmez şarâb-ı
dil-güşâdan haz
BD-223.G,3/237
Güzel sevme başlı başına bir İlimdir, fendir. Onun kendisine has
kuralları, kanunları vardır. Bu ilimde İlerlemek her yiğidin harcı değildir. Bu
sahada sadece rindler yol kat edebilirler. Zâhidler ise bu yolda yürümesini
bilmezler. Nedîm şu mükemmel beytinde zâhidlere yardım elini uzatmak ister ve
güzel sevmede bir probleminiz varsa gelin benim gibi tecrübe ve araştırma
sahibi biri size yardımcı olsun, der. (Tahkik, itkan, fen, müşkil birbiriyle
mütenasiptir,)
Rind güzel sevmede mahirdir. Zâhid ise bundan âciz ve câhildir.
Güzel sevmekte zâhid müşkilin var ise
bizden sor
Bizim ol fende çok tahkikimiz itkânımız
vardır
ND-26.G,5/286
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
RİNDZÂHİD
VE İÇKİ ALEMİ'
Rindlikle İlgili olarak içki âlemini kuru-kuruya ve zahiri manada
Inlamamak gerekir. İçki âleminin ana unsuru meydir ki tasavvufta ilâhî aşkı
lemsil eder. Rindlerin meye olan aşırı düşkünlüğü meyin içeriğini ve
faydalarını çokluk ve genişliği, mey İçme mekanının ve tasavvufta tekke
anlamının meyhanede yoğunlaşması ayrıca rindin meyine karşılık zahidin kevsere
meyletmesi bu bölümün maddelerini ayırmada etkilendiğimiz hususlar olmuştur.
Mahrem olmaz rindler bezminde mey nûş
etmeyen
Ey Fuzuli çek ayağ ol bezmden ya çek
ayağ
FDŞ-U3.G,7/361
Pür olup devr edicek meclis-i mestanı
kadeh
Çarh olur halka-i rindân meh-itâbânı
kadeh
BD-32.G,
1/120
Pür-safâ dâ'im dili bir şuh hem-demdir
kadeh
Ta ezelden meclis-t rindâna mahremdir
kadeh
NFD-27.G,1/293
Hep anun ile söyleşiriz râz-ı derûnu
Mecliste bizim duhter-irez
mahremimizdir
ND-38.G
,3/293
Biz âşık-t azadeyiz amma esir-i badeyiz
Alüfteyiz dil-dâdeyiz bizden diriğ etme
kerem
ND-15.K.16/95
Ne gördü bade de bilmem ki oldu
bâde-perest
Mürid-i meşreb-i zübhâd gördüğün gönlüm
FDŞ-199.G,3/491
Rindân-ı harabati vü mestân-ı elestiz
Mahşerde dahi câm-ı mey-i aşk ile
mestiz ''
NFD-44.G,
1/302
Rind hâk olsa dahi dürd-i hum-ı bade
olur.
Ne ise koymaz elinden mey ü sahbâ
eteğin
FDŞ-219.G.6/543
Men hod oldum ey türabımdan olan sâgar
müdâm
Rindler bezmin gezip bir bir yetir
benden niyaz
FDŞ-111. G,
5/289
Acep tiryak-i Nef’idir cihanın zehr-i
kahrına
Koma Nefî elinden rind İsen mânend-i
Cem sahbâ
NFD-4.G
,5/282
Zevki o rind eyler tamam kim tuta mest ü şâd-kâm
Bir elde câm-ı lâle-fâm bir elde zülf-i
ham-be-ham
NFD-15.K.8/95
Bir iki rind-i kadeh-peymâyıla
Mâ'il-inûş-ı dem-â-demdir gönül
ŞGD-200.G,3/362
Rind olan câm alır eline müdâm
Lâle-veş nev-bahara katlanmaz
BD-200.G,2/223
Gül gibi bâde-i rengine ne ibram gerek
Zahidin kanın içerdim eğer İbram olsa
BD-460.G,
3/385
Ya neylesin bî-gâreler âlüfteler
âvâreler
Sâgar sunar meh-pâreler nûş etmemek
olur sitem
NFD-15.K,6/95
Zâhidâ kevseri yarın kim içelim görelim
Hele biz nûş edelim câm-ı safâyı bu
gece
NFD-112.G,
2/335
Nice bir
dagdaga-i bahs u cidal ey Bakî
Varalım ayş edelim meclis-i rindâne biraz
BD-205.G,5/226
Hemişe hurrem ü handan elinde sâgar-ı
zer
Felekte olmaya gün gibi rind-i
âlem-sûz '
BD-198.G
,3/222
Tehi-dest olsan ey rind-İ gedâ gam
çekme kim elde
Zer-i sürh olmasın gül-gûn şarab-ı
dil-göşâ olsun
BD-351.G,4/317
Rindler camın habab-âsâ yüzüne baktılar
Mey gibi sakî-i bezmin ayağına aktılar
BD-
117.0,1/173 _
Pales-pâre-i rind-i be-dûş kâse be-kef
Zekâi-ı mey verilir bir diyara dek
gideriz
IDŞA/306
Meydir mihekk-i âşıkân âşûb-t
dil-ârâm-ı cân
Ser-mâye-i pir-i mugân pîrâye-i bezm-i
sanem
NFD-15. Kas,
12/95
Sâkîyâ badeyi sen âşık-ı cûşendeye sun
Hamdır zahide amma mey-i cûşide gerek
ND-57.G.2/30
Gam-ı meyden sor hele keyfiyyet-i
rindânı sen
Gen hûmâr-ı hecrine şûr-ı sitem geh
cûş-i naz
ŞGD-124.G.3/319
Çemende su gibi sofî şarap içmek gerek
şimdi
Be hey sofî bu mevsimler ne ayıklık
zamanıdır.
BD-181.G,2/212
Koyalım sâgarı zâhid sana hem-reng
olalım
Bize keyfiyyet-i sahbâ gibi bir halet
bul
BD-307.G,
3/289
Hemân ser meciis-i rindâna gelmendir
senin matlûb
Gel ey bigâne meşreb bade içmezsen
kadehkâr ol
ND-79.G,4/315
;
Bakî yine mey İçmeye and içti demişler
Dîvâne midir bade dururken içe andı
İDŞA.174
Bakiyi mey-i nâba yemin etti demişler
Gül gibi ele sağar alıp içmez ol andı.
BD-524.G,5/426
Câm tut der sâkî-i gul-çihre zâhid
terk-i câm
Ey gönül fıkr eyle gör kim hansıdır.
tutmalı pend
FDŞ-63.G,6/181
Buyurma îevbe bana ol şarabdan nasih
Ki görse anı tutar cezm-i tarîk-i tevbe
Nasûh
FDŞ-55.G.2/166
Sana zâhid eğer derse şarâb-ı
dil-güşâdan geç
Şarâb-ı dilgüşâdan geçme ey dil sen
riyadan geç
RuhiBTK-5.C/121
Mey-i gül-gûnu dedin akla ziyandır
zâhid
Bu mudur akl ki terk-i mey-i gülgûn ettin
FDŞ-151.G.2/382
Gül mevsiminde tevbe-i meyden benim
gibi
Zannım budur ki sen de peşîmânsın ey
gönül
ND-78,G,2/214
Dün Fuzûlî sehv edip
geçmiş mey ü mahbûbdan
Tevbe edip bu yaman isten peşîmân olsa
yeğ
FDŞ-155.G,6/392
Sâkîyâ peymâne sun kim tevbe vü
peymânımı
Sofiler dülbendi gibi târ-mâr etsem
gerek
APD-151.G.8/191
Mey men'ini eyleyip şiar ey vâ'iz
Tuttun reh-i ta'n-ı aşkı yâr ey vâ'iz
Terk-i mey ümahbûb edip cennet için
Şerh eyle ki cennette ne vâr ey vâ'iz
FD-48.B/204
Mail değiliz kimsenin âzânna amma
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestiz
BTK-4.C./118
Müdâm içen münafıktır demiş minberde
vâ'iz
Ne çâre hey müselmânlar münafıklık
zamanıdır
BD-181.G.3/212
Ey huşk zâhid dem urma meyden
Dest-i du'âyı mercan edersin
ŞGD-238.G.5A383
Getir ey saki ferhunde-likâ bu meyden
Canı varise desin sûft-i dil-mürde
haram
NFD~50.K,16&15
Şakk eder imânını zâhidlerin
Nûş-i mey-i muntasıf-ı mâhtâb
ŞGD-14.G,14/256
Sûfî gibi münkir değiiiz keyf-i şarâba
Biz mu'tekid-i mürşid-İ seccâde-i aşkız
NFD-51.G, 4/306
Sûfî ne bilir kadrini zevk-i mey-i
nâbın
Bilseydi ger olurdu hemân hâk-i reh-i
mest
NFD-22.G,4/292
Ey Fuzûli ne bilir ehl-İ vera' mey
zevkin
Enkere'l-hikmetü men cehlen nehak
FDŞ-152.GJ/384
Mey akili irşâd eder âşıkları dil-şâd
eder
Şeyle verir berbad eder dillerde koymaz
gird-i gam
NFD-15.Kas,13/95
Sofi kem ider idi meyli ona
Kalbe ger virmese safa mey-i nab
BD-21.G,3/114
Jeng-i gamdan pak eder mifat-ı kalbin âşıkın
Zâhidâ İç mevsim-ı güldür şarâb-ı la't-i nâb
Nef D-G
,2/286
Olma hali dürd-keşler sohbetinden ey gönül
Ger dilersen edesen ayine-i idraki saf
FDŞ-14S.G,2/364
Zâhid ölür gider gam-t havz-ı behiştten
Biz bir kadeh şarap ile def-i gam eyleriz
ND-49.G,
4/299
Bir kadehle bizi sâkî gamdan âzâd eyledi
Şâd olsun gönlü anun gönlümü şâd eyledi.
Hoca
Dehhani-OTM/582
Sofî safâ-yı câm ile dilden keder gider
Rindân-ı sine-saf ile gel eyleme inad
BD-38.G.3/124
Zâhid suâl ederse ki meyden nedir murad
Bizde safadır anda kudûret cevâb ana
FDŞ-9.G.2/42
Sanman bizi kim şire-i engûr ile mestiz
Biz ehl-i hârâbattanız mest-İ elestiz.
RûhiBTK-4.C/117
Meyden safâ-yt bâtın humdur garaz hemân
Erbâb-ı zahir anlayamazlar muradımız
BD-192.G.5/218
Götürüp ayağı hndân-ı selef kesretten
Çektiler câmt fenayı bize yâ hû dediler
BD-18.G,2/211
Sofîyâ nâme-i esrâr-ı Hakk'a mahrem isen
Olma münkir mey-i safı gibi bed-nâmlara
APD-272.G.6/249
Cür'a-dân abdala gerçi mahzenü'l-esrârdır
Rind-i dürd-âşâma sâgarmatla'ül-envârdır.
BD-58.G,1/135
Softyâ ger diler isen ki dimağın ola ter
Tur ayağ al eline yatma kuru kab gibi
APD-335.G,
10/280
Koyalım sâgarı zâhid sana hem-reng olalım
Bize keyfiyet-i sahbâ gibi bir balet bul
BD-307.G.3/289
Gah rind-i gedâyâ feyz erişir
Câm-ı mey meş'al-i bidayet olur.
BD-93.GJ/158
Nûş eden câm-ı lebin ölmekten asla gam yemez
Kim humarı olmaz ey saki şarab-ı Kevserîn
B-ADŞŞ/239
Kevser-i âteş-nihâdın adı aşk
Dûzah-ı cennet-nûmânın adı aşk.
ŞG-ADŞŞ/239
İşittik âhirette hur u kevser var imiş amma
Nazır olur mu hey sofi mey ü mahbûba dünyâda
BD-449.G.4/378
Vâ'iz ne kadar kevser ü hûr ansa uzatsa
Olmaz mey ü mahhûbdan olkissa ferağım
NFD-82.G.4/320
Her kimin takdirden maksudu öz kadrincedir
Ehl-i aşk ister zülâl-i vasi zâhid sel-sebil
FDŞ-174.G,
3/438
Ukbâdâ kevser istemesin rind-i mey-gede
Dünyada bes kötü değil mi mey-i erguvan içer
FDŞ-86.G,4/235
Zâhidâ kevseri yarın kim içelim görelim
Hele biz nûş edelim câm-ı safayı bu gece
NFD-112.G.2/335
Tehdîd ile geçti rüzgâr ey vâ 'iz
Fevt oldu şerab-ı vasl-ı yâr ey vâ 'iz
Ger kevser ü hûriyse garaz verme azâb
Ne terk buyur ne intizâr ey vâ 'iz
FD-49.G, Rubai/234
Arzû-yı kevser ile geçme meyden zâhidâ
Arif isen geç ümîd-i bahşîş-i nadaneden
Fehim
Meyhane mukassi görünür taşradan amma
Bir başka ferah başka letafet var
içinde
ND-145.G,2ft50
Hârâbatı görenler her biri bir haletin
söyler
Safâsın nakl eder rindân ü zâhid
sıkletin söyler
Koca Ragıp Paşa-BTK/383
Medrese içre müderris verdiği bin Umden
Yeğdürür meyhanede bir cam vermek bir
güzel
FDŞ-170.G.6/428
Meyhaneden geçilmeğe yok-çâre Rûhîyâ
Hakka ki her ne bulmuş isek anda
bulmuşuz
BTK-4.C/124
Şevk-i mey-i la'linde kadeh düşmez
elimden
Mey-haneye varınca yere değmez ayağım
NFD-82.G,2/320
Hoş geldi bana
mey-gedenin ab u hevâsı
Vallahi güzel yerde yapılmış yıkılası
BD-508.G,1/416
Mestan-ı harabata saladır ne dururlar
Zühhâda tegallüb edecek dem bu zamandır
NFD-10.Kas,2/T2
Benim şol la'l-i mey günün gamında
eşk-İ al,almış
Harâbâtehline gönlü şikeste bir sifal
almış.
BD-215.G,
1/232
Harab oldu yıkıldı kalb-i âşık gibi
meyhane
Harabat ehli bilmem n'oldu kimse dada
gelmez mi
NFD-130.G,3/343
Nice bir dagdaga-İ bahs u cidal ey Baki
Varalım ayş edelim meclis-i rindâne
biraz
BD-205.G,
5/226
Câm-ı şarab-ı nab ile rindân-ı mey-gede
Öz deminde her bin bir şah-ı tac-dar
BD-160.G,3/201
Zâhidâ rind-i harabata inen ta'n etme
Var ise zerre kadar sırr-ı kazadan
haberin
BD-277.G,
5/271
Bakîyâ meygedenin ehl-i hârâbat içre
Hıdmet-i hâk-i deri devlet-i daradan
yeğ
BD-261.G,
5/261
Şeyhler meyhaneden yüz dönderirler
mescide
Bî-tarikatiar gerek kim doğru yoldan
azalar
FDŞ-94.G
,3/252
Vâ'iz düşerdi rhey-gedeye kordu mescidi
Görse safâ-yı meclis-i rindânemiz bizim
NFD-79.G,6ft19
Gelemez bezm-i ayşa vâ'iz 0 şeyh
Bunda na-sâz u nâ-sezâ n'eyler
BD-164.G,3/204
Ben kimin bir rind-i şeydâ meskenim
meyhanedir
Duhter-i rez mahremimdir hem demim
peymânedir
ADŞŞ/330
Nam u neng ehli ne bilsin reviş-i
rindânı
Mey-gede bencileyin âşık-ı şeydâ yendir
BD-66.G,5/141
Ey eslr-i dam-ı gam bir kûşe-i
meyhane tut
Tutma zühhâdın muhalif pendini
peymâne,tut
DŞ-41.G,1/130
Zâhidâ hal-i harabata gider inkarı
Böyle ol yoksa demez kimse sana hoş geldin
ŞGD-189.0,3/355
Ki nedimim bu köhne mey-gedenin
Bir iki rind-i bade- hahtdır
NFD-1,Kıta-i
Kebire, 15/270
Ne büt- gede ne ka'be gerek âşıka Nefî
Hâk-i der-i meyhane yeter secde-geh-i
mest
NF-22,G,5/292
Kadeh fıskıyye mey su haika-ı rindân onun havzı
Saray-ı sevka şadırvan otuptur Bâkîyâ meclis.
BD-208.G,5/228
Saray-ı sevka şadırvan otuptur Bâkîyâ meclis.
BD-208.G,5/228
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
RİND
VE ZAHİDİN GÖNÜL DÜNYASI
Her insanın kendine has bir gönül dünyası vardır/Şâirler
kendilerine seslenecekleri vakit çoğu zaman gönüllerini karşılarına alarak şiir
söylemişlerdir. Divan şiirimizde en çok kullanılan belki de gönüldür. Dîvân
edebiyatını bir gönül edebiyatı olarak nitelendirenler vardır.
Gönül; acıların kederlerin hüzünlerin, aşkların, mutlulukların
yetişip geliştiği bir bahçe hüviyetindedir. Kabiliyet ve kapasite doğrultusunda
bu gönül ya dar ve sığdır yahut da geniş ve derindir. Kalbin temiz olması ve
riyadan arınmış olması o insanın Allah katında mertebesini belirleyen en önemli
unsurlardır.
Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf
olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek İnsaf
değil
NFD-71.G.2/315
"Ecel kanuna göre Ölüm, zengin ile fakire, havas ile avama,
iyi ile kötüye eşit geliyor ve dünyaya ait her şeyi sıfırlıyor. Öteye geçecek
olan yalnızca, ameller, haklar ve haksızlıklardır. Yani gönülden neş'et eden
kazanımlar. Hani buyrulmuş: 'O gün malda fayda vermez, oğullar da. Ancak
Allah'a hâlis ve pâk bir gönül ile varanlar müstesna (Şuarâ 88-89)' Bu bâbda Ruhî-i Bağdadî'nin başlara taç bir
beyit ile ayetin bir kısmını iktibas eylediğini hemen herkes bilir,
tekrarlayalım."[10]
Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm
isterler
Yevme lâ yenfau'da kaib-İselîm isterler
Ruhî VG Y/65
Camdaki saflık ile gönül saflığı arasında ilgi kurularak teşbih
yapılmıştır. Saf, safi, safa kelimeleri aynı kökten geldiği için iştikak sanatı
yapılmıştır. Aşk ile zevj< ile şevk jie saf şarabı içen kimselerin gönlüde
câm gibi saflaşır, kötü duygulardan arınır.
Câm gibi diler isen k'ola kalbin safi
Çeke gör sofî safa ile şarab-ı safi
BD-541.G.1/435
Asıl önemli olan kalp temizliği ve gönülde iki yüzlülüğün
olmamasıdır. Yani önemli olan içtir, dış hiçbir şeydir. İnsanın elinde teşbih
yerine kadehin olması bile hiçbir şey ifade etmez. Çünkü insan teşbih çeker ama
içinde bin bir türlü fitne ve fesat kaynayabilir. Sinenin saflığına karşılık
câm, reyb ü riyaya karşılık ise teşbih kullanılarak gayr-i mürettep leff ü neşr
yapılmıştır.
Sîne sâf olsun hemân reyb ü riyadan
zâhidâ
Elde teşbihe bedel câm olsa da mâni'
değil
ND-76.G.2/313
"Rindân-ı sine-saf terkibi, sinesi, gönlü temiz rindler anlamına
gelir ki rindi erin temiz gönüllülük bir sıfatı olarak kullanılarak rindlik
iyice pekiştirilmiştir. Sofî, saf kadeh ite gönülden kederin gidip
rahatlayacağını kavrayamaz, ama temiz kalpli rindin dediği doğrudur. Zahidin
rindle inatlaşmasının hiçbir mantığı yoktur.
Sofi sefâ-yı cam ile dilden keder
gider
Rindân-t sîne-safile gel eyleme inad
BD-38.G.3/124
Sanem, put anlamına gelir ve put gibi güzel sevgili anlamında
kullanılır ama burada sanem, masivayı, insanı Allah'a götürmekten alıkoyan
olumsuzlukları temsil eder. Tecelli nuru ile küfrü temsil eden sanem arasında
tezat vardır. Sanemler zahidin gözlerin kör etmiş, kalp gözünü devre dışı
bırakmış ve onun tecelli nurlarını görmekte aciz kalmasına neden olmuştur.
Gözlerin nûr-ı tecelli göre mi sofi
senin
Sînenin saffası sadrında sanemler
doludur.
AP-103.G.4/169
Bir rind olan Fuzûli, zühd ve veradan bahis açmaz yan
mübareklikten söz etmez. Kendini mübarek gösteren ve zühdden dem vuran ancak
zâhidlerdir.
Haltac-ı Mansur ve Nesimi gibi mutasavvıflar "Ene'l Hak"
diyerek tasavvuftaki vahdet-i vücûd felsefesini halka açıklayınca halk
tarafından anlaşılamadığından öldürülmüştür. Şâir meyi terk etmesinin sebebini
sofuluğa değil aşkını halka sarhoşken açıklama korkusuna bağlamaktadır.
Değil takvîden Btsem bade terkin vehmim
ondandır.
Ki izhar eyleyim halk içre aşkı nâgehân
sarhoş
FDŞ-126.G,3/323
Zâhidler, lalamın estetiğini kavrayamadıklarından onun bunun
gıybet ve dedikodusunu ederler. Böyle olunca rindin şarap içtiği güzel sevdiği
herkes tarafından duyulur. Zaten rindin de bunları saklamak gibi bir kaygısı da
yoktur. O, ham sofuluğa ne sığınır ne de sığınabilir.
Zühd ü salaha eylemeziz iltica hele
Tuttu eğerçi âlem-i kevnl fesadımız
BD-192.G.4/218
Bâde-keş, şarap içen, bade fürûş , şarap satan yani meyhanecidir.
Rindler şarap içer ve şarap satan kimsenin kuludur. Bâde-fürûş, bir mürşid-i
kâmil olarak düşünülürse onlar mürşidlerinin karşısında gassalin elindeki
meyyit gibidir. Ona sadakatle bağlıdırlar. Hakikî özgürlük efendisini iyi
seçebilmektir.Onlar zühde ve riyaya meyletmeyen samimi mestlerdir. Riya ve
dindarlığa kimse meyletmez.
Bir bölük bâde-keşiz bâde-fürüşun
kuluyuz
Ne alır var ne satar zühd ü riyayı bu
gece
NFD-112.G.4/335
İdrak aynasının bulunduğu yer gönüldür. Gönlün saf, temiz, canlı
ve zinde olması tortu çeken rindlerin sohbetinde devamlı bulunmasıyla
ilgilidir. Onlardın ayrılması demek kalbinin paslanmaya başlaması anlamına
gelir. "Ey gönül" kelime grubunda nida ve teşhis ve kapalı istiare
sanatları bir arada kullanılmıştır.
OIma hali dürd-keşler sohbetinden ey
gönül
Ger dilersen edesen âyîne-i idrâki sâf
FDŞ-145.G,
2/364
Iran edebiyatında rindliğin en büyük temsilcilerinden biri olan
Ömer Hayyam kalp temizliği üzerinde ısrarla durmuştur. Sabahattin Eyuboğlu'nun
Türkçeye aktarmış olduğu Hayyam'ın dörtlüğü şöyledir:
İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para
Hırka teşbih post seccade güzel
Ama Tanrı kanar mı bunlara
HBD/19
Zahide mezheb sorarsan zerk u tezvîr ü
riya
Âştka meşreb sorarsan hüsn-i hüban-t
Taraz
APD-124.G,4/178
Zâhidlerin, mecazî aşkı anlayacak kapasitesi yoktur, onlar mecaz
değil gerçekle ilgilenirler. Mecazî aşkı bir yük bir vebal olarak
değerlendirilir. Vebal ile medar arasındaki zıtlık tezat sanatının yapılmasına
vesile olur ki tezata vesile vebale karşılık medar, aşkı-mecazîye karşılık riya
kullanılarak mürettep İeff ü neşr yapılmıştır
Zühhâde vebal ise eger aşk-ı mecazî
Rindâne medar-ı sebeb-i naks-ı riyadır.
NFD-34,K,8/158
Fuzûlî kendi kendisiyle muhasebe ve murakebe içerisindedir. Hal
ehli âşıktır, ânı yaşayan samimi rindlerdir. Zahidin ise gözyaşında bile riya
gizlidir." zahidin riyakâr gözyaşı onu hal ehli olan âşıkların arasına
getirmiş yani ehl-i hal ipine dizmiş. Gözyaşı inciye benzetiliyor. Gümüş
kadrini kendisine civanın bildirdiği bakır gibi[11]
Silk-i ehl-i hale çekmiş zahidi eşk-i
riya
Mis gibi kim sim kadrin bildirir sîm-ab
ana
FDŞ-12.G2/55
Riya yolunu tutan zâhidlerden hiç bir şey olmaz. Onlar çorak
toprak gibidirler. Gamı def etmek ancak kadehle mümkün olur. Zâhidler riya ehli
olarak tanımlanır. Onlar; çorak bir toprak gibidir, onlardan ne köy olur ne
kasaba. Bîr insanda bazı olumlu durumların tezahür etmesi rind-meşreb olmasına
bağlıdır.
Badeden gayrı ki gam define bir câm
yeter
Nakdini nisyeye herkim verir elbette
iter
Ey Fuzûlî reviş-i ehl-i riyadan ne
biter
Mest ü medhuş u harâbâtî yü bî-bak
olalım
FD2.Murabba,5/166
Riya ehli dedikodu yapmak rindin açığını arar,onu kınar. Onu
kınamasının sebebi rindin gönül dünyasını anlayamamasıdır. "Asıl incelik
meşrep kelimesindedir. Meşrep; huy, karakter manasına geldiği gibi, Arapça
'şürp' etmek içmek mastarındandtr. Burada şarap içtiğini riyakârlardan saklamaz
demek istiyor. Çünkü kendinden habersizdir."[12]
Bî-sebeb sanman Fuzûlî'nin melâmet
çektiğin
Bî-haberdir meşrebin ehl-i riyadan
saklanmaz
FDŞ-112.G,
7/292
Bir rind olan Bakî zahidin riyadan vazgeçip zühdden bahsetmesini
garipsemektedir. Çünkü Cennet bağı herhangi bir bedel verilerek alınamaz.
Rindin riyadan vazgeçmesi onun ruhuna, yaradılışına bir uyuşukluk vermesidir.
Rind, zahidi "sen ne yaptığının farkında mısın" diye uyarır. Riya ile
samimiyet ve aşk devamlı karşı karşıya gelir.
Erkân-ı aşka zerk ü riyadan halel verip
Zühd adın anma tab'a nidersin kesel
verip
Bağ'i behişt çünki alınmaz bedel verip
Nakd-i cinân değil mi bu kim devlet el
verip
Vasl-i habibe fursat ola nev-bahar ile
BD-6.MussI,2/94
Ham sofulara riya yolunu bırakması tavsiyesinde bulunan şâir mert
insanın vasıflarını sayar. Ferah, şen açık yaradılışlı, rind ve kalender olmak
bunlar arasındadır, öyleyse rind insan merttir, onun kitabında riyaya rastlamak
mümkün değildir.
Bırak riya revişin merd oldur kî âlemde
Küşâde-meşreb o/a rind ola kalender ola
ŞGD-274.G,
5/400
Vâ'izin riyayı terk etmesi o derece güçtür ki artık riya onun bir
parçası, mizacı haline gelmiştir. Aynı şekilde mey de rindin vazgeçilmezidir,
bir rind olan günahkâr Nedim'in şaraba tevbe etmesi en az Vâ'izin riyayı terk
etmesi kadar güçtür.
Seninle terk-i riya denlü güçtür ey
vâ'iz
Şaraba tevbe Nedîm-i günah-kâra göre
ND-121. G,7/336
Şâir kendini bir zâhid gibi tedrid ederek hesaba çeker ve Fuzûlîye
çok nasihat verdiğini ama onun işitmediğini, anlamak istemediğini ve onun arsız
olduğunu söyler Fuzûlî kendi ruhuyla bir hesaplaşmaya gitmiş ve onu
uyarmıştır."
Zühdden geçmez Fuzûli eylemez terk-i
riya
Pend çok verdim işitmez arsızdır arsız
FDŞ-108.G,
7/283
“İçinde herhangi bir dünya menfaati olan ibâdetler, ibâdet
değildir. İbâdet, içten gelen Allah aşkı ile yapılırsa Hak indinde makbul olur.
Riyâkârane ibâdeti Allah da men' etmiştir".[13]
Fuzûlî kendi kendine içinde riya olan ibâdetleri terk etmesini ve
Allah'ın yasakladığı şeyleri yapmamasını ister.
Ey Fuzûli eyle ta'at-ı riyayı terkini
Tevbe kıl min ba'd meşgûN menahi olmagıl
FDŞ-167.G,7/421
Şâir, Allah'a seslenerek dilini yanlışlık ve hatadan korumasını
düşüncesini de iki yüzlülükten saklamasını arz eder. Dil, burada birinci olarak
konuşmamızı sağlayan organdan bahsedilebileceği gibi gönülden de bahsediliyor
olabilir.
Ya Rab dilimi sehv ü hatadan sakla
Endişemi tezvir ü riyadan sakla
Bastım reh-i vâdî-i rübâîye kadem
Ta'n-ı har-ı nâdân-ı dü-pâdan sakla
NFD-1.Rb/351
Zâhid, rinde değil de başkalarına riyayı satmaya çalışır. Rindler,
zahide değil şarap satan kimseye inanıp güvenirler. Bunu duyan zâhid, rindlerin
kendi sözünü dinlemeyeceğini bilir bu nedenle de çekindiği için ona riya yolunu
tavsiye edemez.
Zâhid bizi kor gayra satar şimdi riyayı
Duymuş bizi kim mu'tekid-i bâde-fürûşuz
NFD-49.G.4/305
Rind, meyhanecinin elinden şarap çeker kendinden geçer, sarhoş
olur, olduğu gibi davranır. Zühde ve riyaya oldu bitti meyletmeyen rind bu
durumda zaten onlara istese de meyledemez.
Bir bölük bâde-keşiz bade- fürûşun
kuluyuz
Ne alır var ne satar zühd ü riyayı bu
gece
NFD-11ZG,
4/335
Rind, meyhanenin pirinin kölesidir, bunun gönle herhangi bir
ağırlık ve rahatsızlık verdiği görülmemiştir. Rind, İlimden de irfandan da
geçmiştir. O, ilim de irfan da çok riyakâr zahidin olsun şuurundadır. Riyakâr
olmak yine zahidin bir sıfatı olarak göze çarpar.
Bende-i pir-i harabatım ki yoktur
sıkleti
Zâhid-i zerrakın olsun ilmi de irfanı da
ŞGD-280.G,4/403
Zahide karşılık zâlim, dilbere karşılık zor kullanılarak leff ü
neşr yapılmıştır. Nasıl zâlim insanın altına karşı bir zaafı varsa zahidin de
dilbere karşı zayıflığı vardır.
Zâhid riyada bile istikrar gösteremez, onda bile halis değildir.
Zahidin riyası bile riyâkârcadır.
Riyası zahidin der-kârdır dilber
hususunda
Velîkin zâlimin ârâmı kalmaz zer
hususunda
ND-119.G,
1/335
Zühd ve riya zahidin iki önemli özelliğidir. Umumiyetle birlikte
telakki edilir. Baharın çemen diyarına asker sevk etmesiyle yani_baharın
gelmesiyle birlikte riya ve zühd metal arı yanmaya başlamalıdır. Yani şarap
içip güzel sevmenin vakti gelip çatmıştır.
Meta-ı zûhd ü riya varmasın mı yağmaya
Çemen diyarına leşger çeken bahan görün
BD-257.G,
2/259
Çekmek, dedikodunu yapmak ve içmek anlamlarıyla kullanıldığından
kinaye vardır. Riya sahipleri zâhidler İki de bir de rindi çekiştirir. Onun
dedikodusunu yaparlar. Diyelim ki rindler bir iki kadeh içki içer ama
zâhidlerin yaptığı dedikodu kul hakkına gireceğinden daha çok günahtır. Hucurat
Sûresinin 12.ayetinde şöyle buyrulmaktadır: "Ey imân edenler! Zandan çok
sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını
araştırmayın. Bir birinizi gıybet de etmeyin. Hiç sizden biriniz ölü kardeşinin
etini yemeyi sever mi? Tabiî bundan tiksinirsiniz. O halde Allah'tan korkun.
Çünkü Allah tevbeleri kabul edicidir; esirgeyicidir.-"[14]
Ne çeker adını eshab-ı riya İkide bir
Tutalım rind-igeda bir iki peymâne
çeker
BD-12.Kas,5/30
"Şeyyad Sofi, Batınî tarikatlerine sahip olup türlü
kıyafetlerle şehir şehir dolasan bir takım dervişlerdir. Bunların kendilerine
mahsus semâları vardır. Burada Fuzûlî, bu bâtıl itikatlara sapıp dervişlik
taslayan sapıkları kastediyor. Döne döne sema eden şeyyâd sofî riya denizinde
dönüp duran bir çöpten başka bir şey değildir."[15]
Zerk deryasında bir haşaktır kim
çizginir
Sofî-i şeyyad kim devran tutup eyler
sema
FDŞ-139.G,&352
Mey içmeyen zâhid zaten bulunduğu yolda riyakâr davranır, bunu
bilen rind gizli içmeye riya engel değildir diyerek onu içmeye teşvik eder.
Zâhid bir gül olarak niteiendirilse de onun zerafetten nasibini almadığı
vurgulanır.
Zâhidâ olmaz riya maninihani işrete
Gülsün gayette bilmesin zarafet
neydügin
BD-348.G.5/315
Gül renkli şarap ayağa düştüğünde yani kadehe konulduğunda rind
coşar ve dilediğince davranmaya başlar. Zâhidlere ait olan zühd ve riya
rindlerde zaten yoktur içtikleri zaman bu hiç mi hiç olmaz.
Meta-ı bâde-i gül-reng şimdi ayakta
Kumaş-t zühd ü riya durmayıp satılmakta
BD-444.G,
1/375
Bahar ile riya bağdaşmaz, çünkü insanlar bahar mevsiminde
kendileri olur, zahidin bile yoldan çıkıp kadeh çektiği görülebilir. Bahar;
riya, dindar görünme mevsimi ve zühd günleri değil, yiyip içme, gezip dolaşma
zamanıdır.
Eyyam-ı zühd ü mevsim-i zerk ü riya
değil
Hengâm-ı âyş u işret ü geşt ü güzârdır
BD-152.G,4/196
Çünkü rind gönlü dindar görünme ve riya tuzağına meyledecek bir
kuş değildir. Asla bunlara meyletmez. Rind riyakâr da olmaz zahidin riyayı
temsil eden teşbihine de aldanmaz.
Dâne-i teşbihine ey zâhid aldanmaz
gönül
Mürg-ı zirek sanma hergiz meyl-i dam-ı
zerk ede
BD-461.G.3/385
Allah'ın rızasını.kazanmak isteyen rind riyakâr rindlerin
sohbetinden kaçmalıdır. Çünkü Allah'ın içi ve dışı bir kullarına "İşte
gerçek kulum" diye hitap ettiği söylenir. Tasavvufî manada Allah aşkıyla
mest olan bir rindin riyakâr davranması beklenemez.
Ictinab et sohbet-i ehl-i riyadan
Baktyâ
Kim rızâ-yı Hazret-i Bari Te'ala
bundadır
BD-157.G,5/200
Nasıl ki gül renkli badeye denk bir içki dünya kurulalı
bulunamamıştır. işte öyle rindin karakterine, huy ve yaradılışına denk bir
insan tipi yoktur. "Câm-veş " câm gibi sözüyle hem teşbih hem de iki
anlama gelecek şekilde kullanıldığından iham yapılmıştır.
Olamaz meşreb-i rindâna muvafık şol kim
Câm-veş bâde-igüigûn ile hem-renk olmaz
BD-204.G,3/225
Rindler kendi öz âlemlerinde birer taç sahibi padişahtır. Ama bu
kuru kuruya bir şahtık değildir. Meyhanenin rindlerinin bir padişah olarak
nitelendirilmesi ancak "Öz âleminde" notuyla birlikte verilir. Onun
padişah olarak düşünülmesine saf şarap kadehi yardımcı olur.
Câm-ı şarâb-ı nâb ile rindân-ı mey-gede
Öz âleminde her biri bir şah-t tâc-dar
BD-160.G,3/201
Rind hayal dünyâsında bir âlem kurar ve orada kendini yüksek
mertebelerde görür. Dilenci, gariban rindler kendilerini Cem gibi bir padişah olarak düşünürler. Şarabı Cem'in
bulduğuna inanılır. Câm-i Cem terkibi klâsik şiirimizde çok kullanılır.
Rindlerin Cem gibi bir padişah olmayı istemeleri kadehle olan ilgisiyle
yakından ilişkilidir.
Bir âleme dûşsek ki elem almasa anda
Her rind-i gedâ pâdişeh-i Cem-haşem
olsa
NFD-117.G,3/337
Bir insanın kapasitesi ne kadar yüksekse beklentileri istekleri ve
hayal dünyası da o kadar yüksektir. Vasi, "âşığın sevgiliye
kavuşması(dır). Dîvân şiirinde âşığın en belirgin hedefi vuslattır. Ağlayıp
inleyişi yalnızca vuslat içindir."[16]
Vuslat özel manada Hakk'a kavuşmak ve Cemalullah'ı görmektir. Zâhidler,
cennetteki kevseri ister; rindler, Allah'ı cemâlini görmek ister.
Herkimin takdirden maksudu öz
kadrincedir
Ehl-i aşk ister zülâl-ı vasi zâhid
selsebil
FDŞ-174.0,3/438
Rindi sarhoş gören zâhid, onu aşağı tabakadan bir insan zanneder
ama hakikatte böyle değildir. Rind, hor görülmekten rahatsız olur. Vâ'iz onu
günahkâr ve sarhoş olarak görünce kibire kapılır. Rind, zahiren kötü batınen
yüce olan bu mevkiine gelmek için çok rütbelerden geçmiştir yahut onları elinin
tersiyle İtmiştir.
Beni âlûde-dâmen sanma vâ'iz mest gördünse
Senin bezmin gibi ben nice cây-ı pâkten
geçtim
BD-316.G.4/295
Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayâtından lezzet atır,
şuurundaki rind, zahidin güzel bakmayı bilmediğinden şikâyetçidir. Örnek teşkil
etmesi açısından da gözlerine bakmasını ister. "Cennet, ırmağım
üzerindedir" sözü ile de rindler kendilerinin ne kadar yüce bir mevkiide
olduklarını vurgulamak ister. Zâhid, rindin ulaşabileceği mertebeyi ancak hayal
sınırlarını zorlayarak rindin gözlerinde görebilir.
Zâhid hayâ!-i haddine bak gözlerimde
kim
Cennât-ı adni göresin enhânm üstüne
APD-17-Kasîde,
10/61
"Sa'y" kelimesi çalışma anlamıyla ve koşma anlamıyla
kullanılarak iham sanatı yapılmıştır. Zâhidler ne koşmayla ne de çalışmayla
rindlerin ulaştığı mertebeye ulaşamazlar. "Tasavvuf, dinin dar çerçevesini
ve şartlarını, bir bakıma göre, kırıp insanların düşünüşlerine ve hareketlerine
genişlik te'min eden bir cereyan olduğu için, mutasavvıflarla şeriatçılar
arasında sürüp giden bir münazaranın ortaya çıkmasına da yol açılmıştır.
Tasavvufun tefekkür tarzını ve telakkilerini, sanatkârane tefekküre, şairane
tahayyüle elverişli bulup benimseyen şâirler, eserlerinde, gönül işlerinin ve
hallerinin yabancısı olan zâhidlere her vesile ile çatmışlardır.
Bakînin bu beyti de bu bakımdan mutasavvıfâne bir eda taşıyor.
Aşıkların herkesten önce eriştikleri menzil, aşk yolundan gidilerek bulunan,
erişilen hakikatlerdir. Zâhidlerin, ibâdet ederek o mertebeye erişememeleri de
zahirî ilimleri ile Allah'ın, kâinattın hilkatin ve hakikî aşkın sırlarına akı!
erdi reme meleri yüzündenedir."[17]
Ser-menzile uşşak erişir cümleden evvel
Ol mertebeye sa'yile zühhâd yetişmez
BD-201.G,2/224
Erbain'in kelime anlamı 40 demektir. "Tarikat mensuplarının
40 gün halvete kapanıp ibâdet ve perhizle vakit geçirmeleridir."[18]
Zâhid, rindin kadehte ne bulduğunu anlamaz. Zahidin, kadehteki sırtarı
keşfetmesi için tam bin yıl çile çekmesi, erbaine girmesi gerekir ki bu bile
yeterli değildir.
Seb'a-iseyyâle sun sâk'tk'anun bir keşfine
Zâhid-i murtâz. erişmez çekse bin yıl
erba'in
APD-23.K.24/76
Zâhid, aşağı tabakadan yani avamdandır. Rind ise hastan, seçkin
tabakadandır. O, kalbinin katılığı nedeniyle taşa teşbih edilmiştir. Onun hak
ettiği yer Cehennemdir ki oranın yakıtı insanlar ve taşlardır. Burada "Ey
imân edenler! Kendinizi ve aile halkınızı öyle bir ateşten ki, yakacağı,
insanlarla taşlardır. Üzerinde çok sert, çok şiddetli melekler vardır. Allah
kendilerine ne emrettiyse ona isyan etmezler. Emredildikleri şeyi
yaparlar." mealindeki Tahrim Suresi 6. ayet hatırlatılmaktadır.[19]
BEŞİNCİ BÖLÜM
RİND VE ZÂHİDİN
DÜNYA-AHİRET ANLAYIŞI
Zâhidâ terk etme şahidler visali
rahatın
Ger azabından nemin gılman havradır
garaz
FDŞ-134.0,2/41
Ukbada kevser istemesin rind-i mey-gede
Dünyada bes kötü değil mi mey-i erguvan
içer
FDŞ-86.G,
4/235
Hur u kevserden ki derler ravza-i
Rıdvan'da var
Sâki-i gül-çihre vü câm-ı
musaffadır garaz.
FDŞ-134.G,3A341
Hur ü Tuba vasfın ey vâ'iz bugün az eyle kim
Hem-dem el Tûba-hıram ü hür-peykerdir
mana
FDŞ-21.G.3/8O
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyenlere ver onları
Bana seni gerek seni
Yunus Emre
Gayet-i zühd ü vera vahid visal-i hûr
ise
Vechi yon men eylemek hûrt-lîkalardan
meni
FDŞ-261.G,6/638
Tehdid ile geçti rüzgâr ey vâ'iz
Fevt oldu şerab-ı vasl-t yar ey vâ'iz
Ger kevser ü hûriyse garaz verme azab
Ne terk buyur ne intizar ey vâ'iz
FCM9.Rb/204
Vâ'iz bize dün dûzahı vasf etti Fuzûlî
Ot vasf senin külbe-i ahzânın içündür
FDŞ-80.G,7/223
Dünyada çeker mihneti erbab-ı muhabbet
Ey sofi bu gün bana ise irte sanadır
BD-105.G,3/166
Neden diyorum nasıl diyorlar
Gönül diyorum akıt diyorlar
Bir meyhanedeyim körkütük sarhoş
Şarap diyorum ayıl diyorlar.
YYYÖ/240
Zâhid ol rind ol hemân surette kalma
arif ol
Âlem-i ma'nada hükm-i padişahî
böyledir,
NFD-38.G,2&99
0l büt ebrusun koyup
mihraba döndürmem yüzüm
Koy meni zâhid mana çok verme
Tanrıy'çün azab
FDŞ-29.G.6/102
Zâhidâ sen kıl teveccüh gûşe-i mihraba
kim
Kıble-i ta'at ham-ı ebrO-yı dilberdir
bana
FDŞ-21.G,6/82
Meğer divanedir sevda-yı ebrûsiyle
zâhid kim
Bahup mihraba daim öz özüyle güft ü gû
eyler
FDŞ-102.G.2/268
Hûblar mihrâb-ı ebrusuna kılmazsan
sücûd
Dinini dönder gel ey zâhid ki yahşi din
değil
FDŞ-172.G,
4/433
Ka'be ihramına zâhid dediler bel
bağladı
Eyledim tahkik onun bağladığı
zünnarimiş
FDŞ-129.G,4/330
Sen diN fişini hûn-âb İle
rengin ede gör
Zâhid-i hama gerek rîş-i hizab-âlûde
ND-120.G,
4/335
Her kimin takdirden maksudu öz
kadrincedir
Ehl-i aşk ister zülal-i vasi zâhid
selsebil
FDŞ-174.G
,3/438
Dindar adam tevekkülü, rikkatle,
herkese
İsa'yı çarmıhında, uzaktan, hatırlatır.
Bir arslan esniyor gibi engin vakar ise
Rindin belâya karşı kayıtsızlığındadır.
KGK/85
Gam mı çeker devlet-i dünyâ için
Rind-i felâtun-hikem-i rüzgâr
NFD-45.K,16/189
Bana ne ben rind-i cihân-dîdeyim
Etmez eser bana gam-ı rüzgâr
NFD-43.K.14/189
Bahar erdi açıl lâle gibi
dağ-ı dilin göster
Derûnunda koma rind İsen efkâr-t
gam-endûzı
NFD-133.G,4/344
Müezzin nâlesin alma kulağa düşme
teşvişe
Cehennem kapısın açtırma vâ'izden haber
sorma
FDŞ-251.G.4/61İ
Hârâbat ehline dûzah azâbın anma ey zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdayı
bilmezler
HD-53.G,2/107
Hamdülillah mürşidin sâhib-kemâlin
bulmuşum
Fazl-ı vasim infisâl u ittisalin
bulmuşum
Âlemin mifat-ı âdemde misâlin bulmuşum
Ben bu gün ma'şuk-ı bâki'nin visalin
bulmuşum
Sanma ey zâhid beni kim va 'de-i
ferdayım
ŞGD-4.Tahmis,4/200
Rind isen Nefî humâr-t badeden açma gözün
Âlemin hâli hayâl-i h'âb gelsin çeşmine
NFD-113.G,5/335
Ayş u işret demidir çekme gam-ı devrânı
Bakîyâ gelberü sâgar çekelim rindâne
BD-437.G,5/71
Üstüne düşmez ne deniü mest olursa
zâhidâ
Böyle istiğna verilmiş âşık-ı
dürdî-keşe
BD-431.G.4/368
Nam u neng ehli ne bilsin reviş-i rindânı
Mey-gede bencileyin âşık-ı şeydâ yeridir
Mey-gede bencileyin âşık-ı şeydâ yeridir
BD-66.G.5/141
Ehl-i aşk olan çeker bu bezm-i faniden ayağ
Neff ya ger rind isen ol kûşe-i vahdet
nişest
NFD-14.G.5/288
Sufî bu sureti gel ma'ni-i takvaya değîş
Kalbi pak et nemedi atlas u dibaya
değiş
NFD-59.G,1/310
Sanma ey hace kim senden zer ü sim
isterler
"Yevme lâ-yenfe'û" da kalb-i
selim isterler
Ruhi VYG/65
Ben şah-nazar rind-i cihan ana derim
kim
Nergis gibi göz dikmeye sim ü zere cânâ
BD-1.GJ/102
Bir küleh başına fağfur da olsan besdir
Değmez ey hace cihan malı bu cüst ö
cüya
ND-140.G,3/349
Naz eylemez hiç bize gamze-i dilber
Biz rind-i rhelamet-zede-i âlem-i aşkız
NFD-50.G,4/305
Çün âşıka rüsvalık elbette mukarrerdir
Mestaneliğim böyle rindâne değil mi ya
NFD6.G.2/283
Olmaz oldu görüp ahvalimi il hûblara
âşık
Aşk nehyinde bu rüsvalığı gör şer'a
muvafık
FDŞ 148.G,3/372
Fuzûlî rind-i şeydadır hemişe halka
rüsvadır
Sorun kim bu ne sevdadır bu sevdadan
usanmaz mı
FDŞ-257.G,7/629
Değildim ben sana mâ'il sen ettin
aklımı zail
Bana ta'n eyleyen gafil seni görgeç
utanmaz mı
FDŞ-257.G,6/628
Zâhidâ rind-i harabata inen ta'n etme
Varise zerre kadar sırr-ı kazadan
haberin
BD-277.G,5/271
Üftadeler ki kâfir elinde esirdir
Ta'n etme zâhid onlara sen müslümân
isen
ŞGD-182.G,2/351
Zâhid melâmet sengiyle uşatma gönlüm
şişesin
Ta'n etme agah olmadın hal-i dil-İ
agahıma
APD-289.G,
7/259
Görme ey zâhid günâhım çokluğun şol
âlemi
Mağfiret deryasına gark eyleyen Gaffarı
gör
BD-71.G.6/141
Fırka-i erbab-ı dilden zümre -i zühhâdâ
dek
Hep esirindir beyim hatta dil-i naşâdâ
dek
ND-62.G,1/305
N'ola kılsam terk-i mey minnet kılıp
zâhidlere
N'eylerem mey neş'esin men kim senin
hayranunam
FDŞ-
204.G,3/503 :
Sadâ-yı ney haram olsun dedün ey sofî-i
salûs
Yere atdun hilâf-i şer" ile
namusun Islâmun
Bu endam ile vecdiyyâttan dem urmak
istersen
İlâhi ney kimi sûrâh sörâh olsun
endamın
Lebin devrinde zâhidler tutup
meyhaneler küncün
Kılıp teşbih tarın terk zülf-i çeng
tutmuşlar
FDŞB8.G,6/240
Dil-i şûrideye kıl pend ü nasihat geh
geh
Nefesin gelsin eyâ sofî-i nâsih dem dem
BD-331.G,5/305
Rind-i hüşyârım harabat-ı muhabbettir
dilim
Âşık-ı hercâyîyim vahdet nişanıdır
sözüm
NFD-1.K,29/47
Riyası zahidin der-kardır dilber
hususunda
Velikin zalimin aramı kalmaz zer
hususunda
ND-119.G.1/335
Zâhid görünce tarz-ı şeker-hand-i
la'lini
İkrar-ı cevher eyledi bozdu akidesin
ND-101.G.3/325
SONUÇ
1.
Rindler aşk ehli iken
zâhidler zühd ehlidir. Âşıklık İle rindlik iç içe girmiştir.
2.
Rindlerin bir vasfı da
arifliktir, onlar irfana önem verir; zâhidler ise ilme ve bilgiye bakar.
Rindler anlayışlı kimseler iken zâhidler anlayışsız ve cahil olarak
nitelendirilir.
3.
Rindier gönüllerine
danışarak iş yaparken
zâhidler akıl ve mantıklarını kullanırlar. Rindler ehl-i
dil olarak nitelendirirlirken zâhidlerin âkil olarak karşımıza çıktığı görülür.
4.
Zâhidler şeriat ehlidir.
Zahire bakar, rindler tasavvuf ehlidir ve batına önem verirler, dolayısıyla
zâhidler maddeye rindler manaya önem vermiş olur. Medrese ile tekke sıkça karşı
karşıya gelir.
5.
Rind, dünya merkezli düşünüp
âhireti dünyada bulur ama zâhid her zaman ahireti endeksli yaşar. Dolayısıyla rind
ânı düşünür, zâhid yarını.. rindlerin kendilerini ibn-i vakt (zamanın oğlu)
olarak nitelendirdikleri görülür.
6.
Rind güzel sever, zâhid
cennetteki hurileri düşünür. Dolayısıyla zâhidler dünyadaki güzellerin ve
güzelliklerin kıymetini bilemez farkına varamaz. Rindin elinde kadehi vardır
zahidin elinde teşbihi, belinde kuşağı, başında sarığı, koltuğunun altında
seccadesi vardır.
7.
Rind şarap içer, zâhid
kevser umuduyla yaşar. Şarap tasavvufta ilâhî aşkı ifade eder. Rind her zaman
mey içmeye meyillidir. Özellikle bahar mevsiminin rindliğin kemâle ermesinde
büyük tesiri vardır.
8.
Zâhid cenneti
arzular, rind Cemalullahı... Zâhid
şekilciliği dolayısıyla Cemalullahı arzulamayı düşünemeyecek kadar
kapasitesizdir.
10. Rind masivadan el çekmiştir, zâhid ise para kazanacağım, mal
biriktireceğim diye çalışır. Kanaatkar bir rind karşısında aç gözlü bir zâhid karşımıza
çıkar. Rindin omzunda bir çulu, kebesi vardır, zahidin koltuğunun altında bir
seccade vardır atlas u dibaya önem verir.
11.
Rind sevgilinin kaşına secde
eder ve meyhaneden çıkmaz. Zâhid mescitten çıkmaz ve oranın mihrabına yönelir.
12.
Rind davranışlarında samimi
iken zâhid riyakârdır. Tüm bunlardan yola çıkarak rindin havas (elit)
tabakasına zahidin ise avam tabakasına dahil olduğunu söyleyebilir.
Zâhid sözlükte, zühd sahibi, şüpheli şeyleri bile terk ederek
günahtan kaçan, Allah korkusuyla dünyâ nimetlerinden el çeken (kimse),
muttakîdir. Rind ise kalender, serseri, ayyaş, dinsiz, münkir anlamlarına
kullanılır.
Rind, korkusuz, dünyayı umursamayan, islâmın inceliklerini
kavramış bir insan olarak karşımıza çıkarken zâhid İslâmı hakkıyla anlayamamış
ham hatta Islâmiyeöe çelişen iki yüzlü biri olarak karşımıza çıkar. Ne
sözlükteki rind, rinddir ne zâhid zâhiddir.
BİBLİYOGRAFYA
AKAR,
Metin, Su Kasidesi Şerhi, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. ANK, 1994
AKKUŞ,
Metin, Nefî Dîvanı, Akçağ Yay.ANK,1993
AYAN,
Hüseyin, Rind iieZâhid, MEB, İST, 1993
BEYATLI,
Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, MEB, İST,1995 < Büyük Türk Klâsikleri,
Söğüt Yayınevi IST, 1985
ÇAVUŞOĞLU.Mehmed,
Divanlar Arasında, Akçağ Yay .ANK.1998
ÇAMLIBEL,
Faruk Nafiz, Han Duvarları, Atlas Kitapevi, İST, 1996
DEVELLİOĞLU,
Ferit Osmanhca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitapevi, ANK, 1995
DİLCİN,
Cem, Türk Şiir Bilgisi, TDK, ANK, 1995
EYUBOĞLU,
Sabahhattin, Hayyam Bütün Dörtlükler, Cem Yay. İST, 1998
GÖLPINARLI,
Abdülbâki, Fuzûlî Dîvânı, İnkılâp Kitapevi, İST, 1995
GÖLPINARLI.Abdulbaki,
Hafız Divanı, MEB, İST,1988
İZ,
Fahir, Eski Türk Edebiyatında Nazım 1-2. Cilt, Akçağ Yay.ANK.1995
KALKIŞIM,
Muhsin, Şeyh Galib Divanı, Akçağ Yay. ANK, 1994
KALPAKLI,
Mehmet, Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler, YKY, İST,1999
KARAHAN,
Abdülkadir, Fuzûlî (Muhiti, Hayatı ve Şahsiyeti), İST, 1996
KURNAZ,
Cemal, Hayali Beğ Divanının Tahlîli MEB, İST, 1995
KÜÇÜK,
Sabahattin, Baki Dîvânı, TDK, ANK, 1994
LEVEND,
Agâh Sırrı, Türk Edebiyatı Tarihi 1. Cilt, TTK, ANK, 1998
MACİT,
Muhsin, Nedim Dîvânı, Akçağ Yay. ANK.1997
MAZIOĞLU, Hasibe, Nedîm'in Dîvân Şiirine Getirdiği Yenilik, ANK.1992 "
MENGİ,
Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yay. ANK.1994
NACİ,
Muallim, Lûgat-i Nâcİ, Çağrı Yay.lST, 1995 NACİ, Muallim; Osmanlı Şâirleri,
MEB. İST, 1995 OĞUZCAN, Ümit Yaşar, Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse,
ONAN,Necmettin Halil, İzahlı, Şiiri Antolojisi, MEB, İST, 1991
ONAY,
A.Talat, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,
ANK, 1992 :
PALA,
İskender/Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü ötüken Yay. İST.1998
PALA,
İskender, Müstesna Güzeller, Ötüken Yay., İST, 1997
PALA,
İskender, Kudemânın Kırk Atlısı, Ötüken Yay. İST.1998
PALA,
İskender, Şi'r-i Kadim, Ötüken Yay. İST,1997
PALA,
İskender, Dîvân edebiyatı, Ötüken Yay. İST.1997
PALA
, iskender, Ve Gazel Yeniden, Ötüken Yay.!ST,2001
PALA,
İskender, Dîvân Şiiri Özel Antolojisi, Akçağ Yay. ANK, 1995
ŞENTÜRK,
A. Atilla, Sûfî Yahut Zâhid Hakkında, Enderun Kitabevi, İST, 1996
TARANCI,
Cahit Sıtkı, Otuz beş Yaş, Can Yayınlan, İST.1997 -
TARLAN,
A. Nihat, Fuzûli Dîvanı Şerhi, Akçağ Yay. ANK, 1998
TARLAN,
A. Nihat, Ahmet Paşa Dîvanı, Akçağ Yay. ANK, 1998.
TİMURTAŞ,
F. Kadri, Osmanlı Türkçesi Metinleri, Alfa Basım Yayım Dağ. İsti 1996
UÇMAN,
Abdullah, Rıza Tevfik, Timaş Yayınları, İST, 1999
[1]DOĞAN, s. 1158
[3]DAVUUTOĞLU, s. 524
[4]TARLAN,
s. 574
[5]PALA, S. 392
[6] TARLAN, s.420
[7] TARLAN, s.372
[8]TARLAN, s.228
[9]TARLAN, s.366
[10] PALA, İskender,Ve Gazel
Yeniden, Ötüken Yay.İST,2001, s.65
[11] TARLAN, s.55
[12] TARLAN, s.292
[13] TARLAN, s.421
[14] DAVUTOĞLU, s.518
[15] TARLAN, s.352
[16] PALA, s.412
[17] ONAN, s.168
[18] PALA, s.128
[19] DAVUTOĞLU, s. 561
Yorumlar
Yorum Gönder