DİVAN SÖZCÜĞÜNÜN TANIM
· Divan sözcüğünün sözlük bakımından iki anlamı
vardır: Belli bir kalıpla yazılan ve besteyle okunan şiir türüne divan denir.
Kalıp "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" şeklindedir. Divan sözcüğü,
ikinci olarak, divan tarzında şiir yazan sanatçıların eserlerini topladıkları
kitap anlamına gelir. Divan, klasik Türk müziğinde ise en az üçer kıtalık
şiirlerden bestelenen şarkıları tanımlar. Bu kıtalar birbirlerinden ara
nağmelerle ayrılır. Her kıtanın başında genellikle "ah", "yâr"
gibi bir terennüm sözcüğü eklenir. Kıtalardan biri yer yer ritimsiz okunacak
şekildedir. Bir diğer kıta da "doğaçlama"
görüntüsü vermesi amacıyla tümüyle ritimsiz olarak bestelenir. Divan, aynı
zamanda İslam devletlerinde idari yargı, maliye, askerlik ve yönetimle ilgili
işleri yürüten kurul ve dairelere verilen addır.
Divan şairlerinin eserlerini önceleri serbest, daha sonra belli bir düzen içinde topladıkları kitaplar divanlar, divançeler ve hamselerdir. Divan, divançe ve hamseler, yazarlarının adlarıyla anılırlar. Örneğin Nedîm Divanı, Fuzulî Divanı gibi.
Divan
Divan şairlerinin eserlerini önceleri serbest, daha sonra belli bir düzen içinde topladıkları kitaplar divanlar, divançeler ve hamselerdir. Divan, divançe ve hamseler, yazarlarının adlarıyla anılırlar. Örneğin Nedîm Divanı, Fuzulî Divanı gibi.
Divan
· Şairlerin şiirlerini belli bir düzen içinde
topladıkları kitaplardır. Bir tür antoloji olarak görülebilir. Zamanla
divanlarda şiirler belli bir düzene göre sıralanmaya başladı. Bu elemeye "divan tertibi"
bu tür divanlara da "mürettep
divan" adı verilir. Tam bir divanda sırasıyla, kaside
(tevhid, münacat, na't, medhiye), tarih, musammat, gazel bölümleri yer alır. En
sonda da lugazlar, muammalar, müfredler, azadeler bulunur. Divanda gazeller
kafiye ve rediflerinin son harfinin Arap alfabesindeki sırasına göre dizilir.
Yani elif’ten başlayıp ye harfine kadar. Her harften en az bir şiir olması
şarttır. Ama buna uymayan şairler de olmuştur.
Divançe
Divançe
· Küçük divan anlamındadır. Düzen ve konuları
divanlarla aynıdır. Yine kaside, tarih, musammat, gazel ve kıta sırasını izler.
Ama bir divançede bu bölümlerden en az biri eksik olur. Divançe, belli türleri
seven şairlerin bilinçli bir seçimi olabildiği gibi, bir şairin divan
dolduracak kadar şiir yazamadan ölmesi nedeniyle de oluşabilir. Figânî ve Fâzlı’nin
divançeleri bu türdendir.
Hamse
Hamse
· Bir şairin 5 mesnevisinin bir araya
getirilmesiyle oluşturulan yapıttır. Hamse yazarı şairler hamse şairi ya da hamsenüvis diye
bilinir. Türk edebiyatında 16. yüzyılda gelişmeye başladı. İlk hamseyi Çağatay
şairi Ali Şir Nevai
yazdı. Divan edebiyatının ilk hamsesini yazan şair de Hamdullah Hamdi’dir.
Hamse türüne düzyazının girişi ise 17. yüzyılda gerçekleşti. Nergisi hamseye
düzyazıyı sokan ilk yazardır. Çoğunlukla hüzünlü aşkların konu edinildiği
hamselerde soyut kavramları işleyen mesnevilere de yer verilir. Hamse sahibi
divan yazarları edebi çevrelerde büyük saygı görürdü.
DİVAN EDEBİYATININ TARİHÇESİ
DİVAN EDEBİYATININ TARİHÇESİ
· Divan debiyatı, Türklerin, 13 ve 19’uncu yüzyıllar
arasında Anadolu’da yarattıkları İslam kültürünün ortak özeliklerini yansıtan,
geniş ölçüde Arap ve Fars edebiyatının etkisini taşıyan yazılı edebiyat
türüdür. Ancak divan edebiyatı, Türklerin İslam dinini kabul ettikleri ilk
dönemlerden başlayarak Orta Asya ile Azerbaycan’da ortaya çıkan ve aynı
nitelikleri taşıyan divan edebiyatı ile karıştırılmamalıdır. Divan edebiyatı tanımı tümüyle
Anadolu'ya özgüdür.
Tarihsel süreçte dindışı ve dini tasavvuf olmak üzere iki kolda gelişti. Şiir ve düzyazı alanındaki en eski örnekler 13. yüzyıldan kalmıştır.
Divan edebiyatında başlangıcından beri şiir, düz yazıdan daha önde gitmiş ve daha gelişmiştir. Bunun belki de en önemli nedeni, şiirin sanatçının yaratıcılığını ortaya koymasına daha uygun olmasıdır. Divan şiiri, söz ve anlatım sanatlarını kullanarak, yeni manzumlar bularak okuyucusunu daha kolay etkiler. Düz yazı dalında ise ağır basan, öne çıkan özellik "öğretici" olmaktır. Bu nedenle anlam gözardı edilir ve belagat önem kazanır.
Divan edebiyatı yazarlarının beslendikleri kaynaklar, başta dinsel inançlar, yani İslami inançlar olmak üzere İslami ilimler, İslam tarihinin olayları, tasavvuf, Hint-İran kökenli söylenceler, peygamber kıssaları, evliya menkıbeleri, çağın bilimleri, günlük olaylar, gelenek ve görenekler, terimler, deyimler, atasözleri ile zenginleşen bir dildir.
Dünyevi ve tanrısal aşk
Tarihsel süreçte dindışı ve dini tasavvuf olmak üzere iki kolda gelişti. Şiir ve düzyazı alanındaki en eski örnekler 13. yüzyıldan kalmıştır.
Divan edebiyatında başlangıcından beri şiir, düz yazıdan daha önde gitmiş ve daha gelişmiştir. Bunun belki de en önemli nedeni, şiirin sanatçının yaratıcılığını ortaya koymasına daha uygun olmasıdır. Divan şiiri, söz ve anlatım sanatlarını kullanarak, yeni manzumlar bularak okuyucusunu daha kolay etkiler. Düz yazı dalında ise ağır basan, öne çıkan özellik "öğretici" olmaktır. Bu nedenle anlam gözardı edilir ve belagat önem kazanır.
Divan edebiyatı yazarlarının beslendikleri kaynaklar, başta dinsel inançlar, yani İslami inançlar olmak üzere İslami ilimler, İslam tarihinin olayları, tasavvuf, Hint-İran kökenli söylenceler, peygamber kıssaları, evliya menkıbeleri, çağın bilimleri, günlük olaylar, gelenek ve görenekler, terimler, deyimler, atasözleri ile zenginleşen bir dildir.
Dünyevi ve tanrısal aşk
· Divan şiirinde aşk büyük yer tutar. Ama bu
aşk hem dünyevi hem de tasavvufidir. Tasavvufa bağlanan şairin amacı, "mutlak güzellik"
olan "tanrıyı
bulmak"tır. Tanrısal aşk, maddi aşkla başlar. Bir güzele
aşık olan şair, duygularını daha sonra soyutlama yoluyla tanrısal aşka
dönüştürerek tanrıya kavuşmak için çabalar. Aşkı din dışı bir anlayışla işleyen
şairlerin şiirlerinde ise tapınılacak bir varlık olarak kadın önemlidir. Ama bu
tür şiirlerde kadın aşığını sürekli üzmekte, yaşamdan bezdirmektedir.
Dil konusunda Arapça ve Farsça’nın etkisinde kalan divan edebiyatında sözcükler çok büyük önem taşır. Her sözcük tam anlamıyla ve yerli yerinde kullanılmalıdır. Divan edebiyatı, anlatım açısından "belagat kurallarına" sıkı sıkıya bağlıdır. Sanatçılar ustalıklarını sergileyebilmek için bu kurallara olabildiğince özen gösterirler.
Şairler, teşbih, istiare, hüsn-i talil, ilham, kinaye, leff ü neşr, tecahül-ü arif, telmih, mecaz, mecaz-ı mürsel, teşhis ü intak gibi söz ve anlatım sanatlarını kullanarak özgün şiirler oluşturmaya çalışır. Divan edebiyatında şiirin estetik kurallarına uymak, çoğu zaman konu ve içerikten öne geçmiştir.
DİVAN EDEBİYATINDA SANATLAR
Teşbih
Dil konusunda Arapça ve Farsça’nın etkisinde kalan divan edebiyatında sözcükler çok büyük önem taşır. Her sözcük tam anlamıyla ve yerli yerinde kullanılmalıdır. Divan edebiyatı, anlatım açısından "belagat kurallarına" sıkı sıkıya bağlıdır. Sanatçılar ustalıklarını sergileyebilmek için bu kurallara olabildiğince özen gösterirler.
Şairler, teşbih, istiare, hüsn-i talil, ilham, kinaye, leff ü neşr, tecahül-ü arif, telmih, mecaz, mecaz-ı mürsel, teşhis ü intak gibi söz ve anlatım sanatlarını kullanarak özgün şiirler oluşturmaya çalışır. Divan edebiyatında şiirin estetik kurallarına uymak, çoğu zaman konu ve içerikten öne geçmiştir.
DİVAN EDEBİYATINDA SANATLAR
Teşbih
· Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak
nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatıdır.
Örneğin, "Tilki gibi kurnaz adam" bir teşpihtir. İnsan kurnazlığıyla
bilinen tilkiye benzetilmektedir. Bir teşbih'te dört öğe bulunur:
Müşebbehün-bin (benzetilen): Kendisine benzetilen, birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçlü, daha üstün olan. Örneğimizde "tilki".
Müşebbeh (benzeyen): Birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçsüz, zayıf olan. Örneğimizde "adam".
Vech-i şebeh (benzetme yönü): Birbirlerine benzetilen nesne ve kavramlar arasındaki ortak nitelik. Örneğimizde "kurnazlık".
Edat-ı teşbih (benzetme ilgeci): Nesne ve kavramlar arasında benzetme ilgisi kuran ilgeç ya da ilgeç işlevi gören sözcük. Örneğimizde "gibi".
Örneğin "Yol yılan gibi kıvrılıyor" dendiğinde, "yol" benzeyen, "yılan" kendisine benzetilen, "kıvrılıyor" benzetme yönü, "gibi" ise benzetme edatıdır.
Teşbih, bu öğelerden bir ya da bir kaçının kullanılıp kullanılmamasına göre dörde ayrılır:
Dört öğenin de bulunduğu teşbih teşbih-i mufassaldır (ayrıntılı benzetme). Örneğin, "Ahmet aslan gibi güçlüdür".
Benzetme yönü bulunmayan teşbih teşbih-i mücmeldir (kısaltılmış benzetme). Örneğin, "Ahmet aslan gibidir". Burada "güçlülük" vurgulanmamıştır.
Benzetme ilgeci bulunmayan teşbih teşbih-i müekkeddir. (pekiştirilmiş benzetme). Örneğin, "Ahmet kuvvetle aslandır". Bu teşbihde "gibi" ilgeci kullanılmamış.
Benzetme yönü ve benzetme ilgeci bulunmayan teşbih teşbih-i beliğdir (yalın benzetme). Örneğin, "Aslan Ahmet."
Müşebbehün-bin (benzetilen): Kendisine benzetilen, birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçlü, daha üstün olan. Örneğimizde "tilki".
Müşebbeh (benzeyen): Birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçsüz, zayıf olan. Örneğimizde "adam".
Vech-i şebeh (benzetme yönü): Birbirlerine benzetilen nesne ve kavramlar arasındaki ortak nitelik. Örneğimizde "kurnazlık".
Edat-ı teşbih (benzetme ilgeci): Nesne ve kavramlar arasında benzetme ilgisi kuran ilgeç ya da ilgeç işlevi gören sözcük. Örneğimizde "gibi".
Örneğin "Yol yılan gibi kıvrılıyor" dendiğinde, "yol" benzeyen, "yılan" kendisine benzetilen, "kıvrılıyor" benzetme yönü, "gibi" ise benzetme edatıdır.
Teşbih, bu öğelerden bir ya da bir kaçının kullanılıp kullanılmamasına göre dörde ayrılır:
Dört öğenin de bulunduğu teşbih teşbih-i mufassaldır (ayrıntılı benzetme). Örneğin, "Ahmet aslan gibi güçlüdür".
Benzetme yönü bulunmayan teşbih teşbih-i mücmeldir (kısaltılmış benzetme). Örneğin, "Ahmet aslan gibidir". Burada "güçlülük" vurgulanmamıştır.
Benzetme ilgeci bulunmayan teşbih teşbih-i müekkeddir. (pekiştirilmiş benzetme). Örneğin, "Ahmet kuvvetle aslandır". Bu teşbihde "gibi" ilgeci kullanılmamış.
Benzetme yönü ve benzetme ilgeci bulunmayan teşbih teşbih-i beliğdir (yalın benzetme). Örneğin, "Aslan Ahmet."
Mecaz
· Sözcükleri gerçek anlamları dışında kullanma
sanatıdır. Anlatımı daha etkili kılmak ve söze canlılık kazandırmak amacıyla
yapılır. Mecaz, söze güzellik, güçlülük, canlılık, zerafet, derinlik ve genişlik
vermek için kullanılır. Örneğin:
Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabı sürükledik sularda
Yahya Kemal Beyatlı
Bu dizelerde Kandilli'nin sularda yüzmesi, mehtabın sularda sürüklenilmesi, söz ve sözcüklerin asıl anlamının dışında, güçledirme, güzelleştirme, anlanlamdırma, zarifleştirme ve güçlendirme amacıyla kullanılmasına örnektir.
Mecaz, Sözcük ve fikir mecazları olmak üzere ikiye ayrılır. Sözcük mecazında bir sözcük gerçek anlamı dışında, fikir mecazında ise herhangi bir fikir kendi anlamının dışında bir amaçla kullanılır.
Mecaz-ı mürsel
Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabı sürükledik sularda
Yahya Kemal Beyatlı
Bu dizelerde Kandilli'nin sularda yüzmesi, mehtabın sularda sürüklenilmesi, söz ve sözcüklerin asıl anlamının dışında, güçledirme, güzelleştirme, anlanlamdırma, zarifleştirme ve güçlendirme amacıyla kullanılmasına örnektir.
Mecaz, Sözcük ve fikir mecazları olmak üzere ikiye ayrılır. Sözcük mecazında bir sözcük gerçek anlamı dışında, fikir mecazında ise herhangi bir fikir kendi anlamının dışında bir amaçla kullanılır.
Mecaz-ı mürsel
· Bir sözcüğü benzetme amacı gütmeden başka bir
sözcük yerine kullanma sanatıdır. Düz değişmece ya da metonomi diye de
adlandırılır. Günlük yaşamda da yaygınlıkla kullanılan mecaz-ı mürsel, iki
nesne ve kavram arasında çok çeşitli ilgiler kurulmasıyla gerçekleşir. Neden
yerine sonucun (bereket yağdı gibi), içindeki yerine kabın (sobayı yaktık
gibi), özel yerine genelin (at yerine hayvan gibi), soyut kavram yerine somut
adın (gözüme girdi gibi), yapıt yerine yazar adının (Siham-ı Kaza okuyorum
demek yerine Nef’i okuyorum demek gibi) kullanıldığı çeşitli türleri vardır.
Telmih
Telmih
· Bilinen bir olay, kişi, nükte, fıkra,
atasözünü dolaylı biçimde anlatma sanatıdır. Telmihin başarılı olması için
okuyucunun dolaylı anlatıma konu olan düşünceyi kolayca anlayabilmesi gerekir.
Divan edebiyatında özellikle dinsel öyküler, din büyükleri ile kahramanları,
Kur’an ayetleri ve mesnevi kahramanları telmih konusu olmuştur. Örneğin:
Ey nâme sen ol mâh-likâdan mı gelirsin
Ey Hudhad-i ümmid Saba'dan mı gelirsin
Nîbî
Şair, ikinci dizedeki "Saba" ile Süleyman-Belkıs" kıssasını anımsatıyor.
Ey nâme sen ol mâh-likâdan mı gelirsin
Ey Hudhad-i ümmid Saba'dan mı gelirsin
Nîbî
Şair, ikinci dizedeki "Saba" ile Süleyman-Belkıs" kıssasını anımsatıyor.
Tecahül-i arif
· Bir anlam inceliği yaratmak ya da bir nükte
yapmak amacıyla bilinen bir şeyi bilmezlikten gelme sanatıdır. Tecahül-i arifin
özünü oluşturan bu nükte, dört amaç için yapılmış olabilir. Neşelendirme (tenşid), uyarıda
bulunma (tevbih),
hayret ve şaşkınlık bildirmek (tehayyür),
kendinden geçişi belirtmek (tedellüh).
Bilinen şey bilinmiyormuş gibi anlatılırken genellikle bir inceliğe dayandırılır. bu yapılırken mübalağa ve istifham sanatlarından da yararlanılır. Örneğin:
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su
Fuzûlî
"Bilmiyorum dönen kubbe mi su rengindedir
Yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır"
Fuzûlî, kubbenin, yani gökyüzünün mavi renkte olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyor. Gözyaşlarının gökyüzünü kaplayacak kadar çok olduğunu (mübalağa) belirtebilmek için tecahül-i arif sanatına başvuruyor.
İstiare
Bilinen şey bilinmiyormuş gibi anlatılırken genellikle bir inceliğe dayandırılır. bu yapılırken mübalağa ve istifham sanatlarından da yararlanılır. Örneğin:
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su
Fuzûlî
"Bilmiyorum dönen kubbe mi su rengindedir
Yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamıştır"
Fuzûlî, kubbenin, yani gökyüzünün mavi renkte olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyor. Gözyaşlarının gökyüzünü kaplayacak kadar çok olduğunu (mübalağa) belirtebilmek için tecahül-i arif sanatına başvuruyor.
İstiare
· Bir sözcüğü kendi anlamı dışında kullanarak,
bir şeyi benzediği başka şeylerin adıyla anma sanatı. Benzetmenin iki temel
öğesi vardır, benzeyen ve benzetilen. İstiare bunlardan birinin söylenmemesiyle
yapılır.
İstiare üç yönden ele alınır: 1. Benzetme amacı bulunur, 2. Sözcük gerçek anlamı dışındaki mecaz anlamındadır, 3. Sözcüğün asıl anlamında kullanılmamasını gerektiren bir durum (karine-i mania) vardır. Örnek:
"Soğuk ay öptü beyaz enseni"
Yahya Kemal Beyatlı
"Ay öpmek" deyişiyle ay canlı bir varlığa benzetilmiştir. "Öpmek" sözcüğü asıl anlamının dışında mecaz anlamıyla kullanılmıştır. Öpmek sözcüğünün asıl anlamının kullanılmasına olanak yoktur çünkü ayın dudağı olmaz. Şair burada, istiare sanatıyla anlatımı daha etkili, daha estetik ve heyecanlı hale getiriyor.
İstiare genel olarak üç çeşide ayrılır. Yalnızca benzeyenin söylendiği istiareye "açık istiare" (istiare-i musarraha) denir. Örnek:
"Bir hilâl uğruna yarâb ne güneşler batıyor"
Mehmet Akif Ersoy
Ersoy, benzetilen güneşi söylerken, benzeyen askerden sözetmiyor.
Yalnızca benzetilenin söylendiği istiareye de "kapalı istiare" (istiare-i mekniye) denir. Örnek:
Her taraf kırık dökük
Dalların boynu bükük
"Kederliyiz" der gibi
Orhan Seyfi Orhon
Dallar boynu bükük insana benzetiliyor ama kendisine benzetilen insandan sözedilmiyor. Boynu bükük sözcüğü ile insanın bir özelliği vurgulanıyor.
Benzetmenin temel öğelerinden yalnızca birisiyle çok sayıda benzerliği sıralayarak yapılan istiareye ise "yaygın istiare" (istiare-i temsiliye) adı verilir. Örnek:
Bin gemle bağlanan at şaha kalkıyor
Gittikçe yükselen başı Allah'a kalkıyor
Son macerayı dinlememiş varsa anlatın
Râm etmek isteyenler o marûr, âsil atın
Beyhudedir her uzvuna bir halka bulsa da
Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da...
Coştukça böyle sel gibi bağrındaki hisleri
Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!
Faruk Nafiz Çamlıbel
Çamlıbel, milleti mağrur bir ata benzeterek çok sayıda benzerliği sıralıyor.
İstiare üç yönden ele alınır: 1. Benzetme amacı bulunur, 2. Sözcük gerçek anlamı dışındaki mecaz anlamındadır, 3. Sözcüğün asıl anlamında kullanılmamasını gerektiren bir durum (karine-i mania) vardır. Örnek:
"Soğuk ay öptü beyaz enseni"
Yahya Kemal Beyatlı
"Ay öpmek" deyişiyle ay canlı bir varlığa benzetilmiştir. "Öpmek" sözcüğü asıl anlamının dışında mecaz anlamıyla kullanılmıştır. Öpmek sözcüğünün asıl anlamının kullanılmasına olanak yoktur çünkü ayın dudağı olmaz. Şair burada, istiare sanatıyla anlatımı daha etkili, daha estetik ve heyecanlı hale getiriyor.
İstiare genel olarak üç çeşide ayrılır. Yalnızca benzeyenin söylendiği istiareye "açık istiare" (istiare-i musarraha) denir. Örnek:
"Bir hilâl uğruna yarâb ne güneşler batıyor"
Mehmet Akif Ersoy
Ersoy, benzetilen güneşi söylerken, benzeyen askerden sözetmiyor.
Yalnızca benzetilenin söylendiği istiareye de "kapalı istiare" (istiare-i mekniye) denir. Örnek:
Her taraf kırık dökük
Dalların boynu bükük
"Kederliyiz" der gibi
Orhan Seyfi Orhon
Dallar boynu bükük insana benzetiliyor ama kendisine benzetilen insandan sözedilmiyor. Boynu bükük sözcüğü ile insanın bir özelliği vurgulanıyor.
Benzetmenin temel öğelerinden yalnızca birisiyle çok sayıda benzerliği sıralayarak yapılan istiareye ise "yaygın istiare" (istiare-i temsiliye) adı verilir. Örnek:
Bin gemle bağlanan at şaha kalkıyor
Gittikçe yükselen başı Allah'a kalkıyor
Son macerayı dinlememiş varsa anlatın
Râm etmek isteyenler o marûr, âsil atın
Beyhudedir her uzvuna bir halka bulsa da
Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da...
Coştukça böyle sel gibi bağrındaki hisleri
Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!
Faruk Nafiz Çamlıbel
Çamlıbel, milleti mağrur bir ata benzeterek çok sayıda benzerliği sıralıyor.
Hüsn-i talil
· Nedeni bilinen bir olayı, düşsel ya da
gerçekdışı bir olaya bağlama yoluyla yapılan edebi sanattır. Hüsn-i tevcih olarak
da bilinir. Şiirin iki dizesi arasında bağlantı kurarak anlam ve anlatıma
incelik vermek amacını taşır. Bu sanatta öne sürülen neden ile gerçek neden
arasında mutlaka anolojik bir bağ bulunur. Nedeni bilinen olay güya, sanki,
acep, acaba, meğer gibi sözcüklerle bir ihtimale dayandırılırsa bu tür hüsn-i
talil'e şibh-i hüsn-i
talil adı verilir. Örnek:
Müzeyyen oldı bezendi bağ-ı çemen
Meğer ki bağa haber geldi yârdan bu gece
Ahmedî
"Bahçe, süslenmiş fesleğenlerle bezendi
Meğer sevgili bu gece geleceğini bildirmiş."
Bahçenin bezenmesi, süslenmesi gerçeği sevgilinin gelebilme ihtimali gibi güzel bir düşe bağlanıyor.
Leff ü neşr
Müzeyyen oldı bezendi bağ-ı çemen
Meğer ki bağa haber geldi yârdan bu gece
Ahmedî
"Bahçe, süslenmiş fesleğenlerle bezendi
Meğer sevgili bu gece geleceğini bildirmiş."
Bahçenin bezenmesi, süslenmesi gerçeği sevgilinin gelebilme ihtimali gibi güzel bir düşe bağlanıyor.
Leff ü neşr
· Bir beyitte birbirleriyle ilgili sözcüklerin
sıralanmasıyla yapılan ve divan şiirinde çok sık kullanılan edebi sanattır.
Şiirin ikinci dizesinde birinci dizede söylenmiş en az iki şeyle ilgili
benzerlik ve karşılıklar verilerek uygulanır.
Sözcüklerin birinci ve ikinci dizede belli bir sıra gözetilerek söylenmesine leff ü neşr-i müretteb (düzenli leff ü neşr) denir. Örnek:
Gonce kılmaz şâd gül açmaz tutulmuş gönlümü
Ârzûmend ruh-i leb-i handânınem
Fuzûlî
"Kederli gönlümü gonca memnun etmez, gül sevindirmez
Çünkü ben ben bunları değil al yanağını ve gülen dudağını istiyorum"
Gonca, yanak karşılığı ruh ve gül dudak karşılığı leb sözcükleriyle ilgilidir. Fuzûlî, burada düzenli leff ü neşr yapıyor.
Birinci beytin ikinci dizesinde, birinci dizede söylenenlerle ilgili sözcüklerin ters bir sıra izlenmesiyle ya da karışık olarak bulunmasıyla yapılan leff ü neşr'e ise leff ü neşr-i gayr'i müretteb ya da leff ü neşr'i müşevveş (düzensiz leff ü neşr) denilir. Örnek:
Yürürem hâsret-i zülf ü meh-rûlar ile
Gündüzin gussalar ile gice kaygular ile
Meâlî
"Sevgilinin saçının ve ay yüzlü yanağının hasretiyle
Gündüz kederli gece kaygılı gezerim"
Saç anlamına gelen zülf geceyle, yanak anlamına gelen ruh gündüzle ilgilidir. Birinci ve ikinci sözcüğe karşılık ikinci ve birinci sözcükler sıralanarak düzensiz leff ü neşr yapılıyor.
Sözcüklerin birinci ve ikinci dizede belli bir sıra gözetilerek söylenmesine leff ü neşr-i müretteb (düzenli leff ü neşr) denir. Örnek:
Gonce kılmaz şâd gül açmaz tutulmuş gönlümü
Ârzûmend ruh-i leb-i handânınem
Fuzûlî
"Kederli gönlümü gonca memnun etmez, gül sevindirmez
Çünkü ben ben bunları değil al yanağını ve gülen dudağını istiyorum"
Gonca, yanak karşılığı ruh ve gül dudak karşılığı leb sözcükleriyle ilgilidir. Fuzûlî, burada düzenli leff ü neşr yapıyor.
Birinci beytin ikinci dizesinde, birinci dizede söylenenlerle ilgili sözcüklerin ters bir sıra izlenmesiyle ya da karışık olarak bulunmasıyla yapılan leff ü neşr'e ise leff ü neşr-i gayr'i müretteb ya da leff ü neşr'i müşevveş (düzensiz leff ü neşr) denilir. Örnek:
Yürürem hâsret-i zülf ü meh-rûlar ile
Gündüzin gussalar ile gice kaygular ile
Meâlî
"Sevgilinin saçının ve ay yüzlü yanağının hasretiyle
Gündüz kederli gece kaygılı gezerim"
Saç anlamına gelen zülf geceyle, yanak anlamına gelen ruh gündüzle ilgilidir. Birinci ve ikinci sözcüğe karşılık ikinci ve birinci sözcükler sıralanarak düzensiz leff ü neşr yapılıyor.
Kinaye
· Bir sözü aynı zamanda hem gerçek hem de
mecazi anlamıyla kullanma sanatıdır. Sözün açık söylenmesinin hoş olmadığı
durumlarda alay, şaka, sitem amacıyla kullanılır. Bu kullanışta sözün geçek
anlamından bir sonuç çıksa da geçerli olan mecazi anlamıdır. Örneğin Şeyhülislam Yahyâ’nın,
"Dilber gelince bezme yüzü güldü aşıkın" dizesinde bir kişinin gerçek
yüzünün gülmesini anlamaya bir engel yok. Ama asıl anlatılmak istenen aşığın
çok sevinmiş olmasıdır (mecazi anlam).
Türkçe deyimlerin çoğu mecazi anlamlarıyla kullanıldığı için kinayedir. Kinayede sözün başka bir anlama gelmesi olasılığı yoksa bu türe "kinaye-i karibe" (yakın kinaye) denir. Eğer sözün anlamı gizleniyorsa kinaye "kinaye-i baide" uzak kinaye) olarak adlandırılır. Nitelenen tek özelliği belirten kinayeye "kinaye-i müfrede" (tek kinaye), birkaç özelliği birden belirten kinayeye de "kinaye-i mürekkebe" (birleşik kinaye) adı verilir. Örnek:
Bulamadım dünyada gönüle mekan
Nerde bir gül bitse etrafı diken
Sümmanî
Gül ve diken hem gerçek hem mecazi anlamlarıyla kullanılıyor. Ancak asıl kastedilen mecazi anlamları. Şair hem birleşik kinaye hem uzak kinaye yapıyor.
Tariz
Türkçe deyimlerin çoğu mecazi anlamlarıyla kullanıldığı için kinayedir. Kinayede sözün başka bir anlama gelmesi olasılığı yoksa bu türe "kinaye-i karibe" (yakın kinaye) denir. Eğer sözün anlamı gizleniyorsa kinaye "kinaye-i baide" uzak kinaye) olarak adlandırılır. Nitelenen tek özelliği belirten kinayeye "kinaye-i müfrede" (tek kinaye), birkaç özelliği birden belirten kinayeye de "kinaye-i mürekkebe" (birleşik kinaye) adı verilir. Örnek:
Bulamadım dünyada gönüle mekan
Nerde bir gül bitse etrafı diken
Sümmanî
Gül ve diken hem gerçek hem mecazi anlamlarıyla kullanılıyor. Ancak asıl kastedilen mecazi anlamları. Şair hem birleşik kinaye hem uzak kinaye yapıyor.
Tariz
· Birini küçük düşürmek ya da biriyle alay
etmek amacıyla söylenecek sözü tam tersi bir sözle nükte yaparak anlatma
sanatıdır. Tariz de gerçek ya da mecaz anlam yerine doğrudan zıt bir anlam
kullanılması söz konusudur.
Teşhis-ü intak
Teşhis-ü intak
· Cansız varlıkları, ya da hayvanları kişiler
gibi davrandırma, canlandırma, konuşturma, onlara duygu ve hareket gibi
nitelikler kazandırma sanatıdır. İnsan dışındaki calı varlık ya da hayvanlara
insan özelliği verilmesine teşhis,
onların konuşturulmasına ise intak
denir. Teşhis ve intak daha çok fabllara kullanılır. Teşhise örnek:
Mahmur uyanır gölgede binlerce ziyâlar
Çöller düşünür, gün düşünür, gölgeler ağlar
Emin Bülend Serdaroğlu
Şair, ışığı uyandırıyor, çöller ve günü düşündürüyor, gölgeleri ağlatıyor. Bunların hepsi insan özellikleri. Üst üste teşhis sanatı yapıyor.
DİVAN EDEBİYATINDA KONULAR
Mahmur uyanır gölgede binlerce ziyâlar
Çöller düşünür, gün düşünür, gölgeler ağlar
Emin Bülend Serdaroğlu
Şair, ışığı uyandırıyor, çöller ve günü düşündürüyor, gölgeleri ağlatıyor. Bunların hepsi insan özellikleri. Üst üste teşhis sanatı yapıyor.
DİVAN EDEBİYATINDA KONULAR
· Divan şiiri konu bakımından çok çeşitlidir.
Genel tanımdan da anlaşılacağı gibi öncelikle din dışı ve dini şiir olmak üzere
ikiye ayrılır. Din dışı şiirde başlıca türler şöyle sıralanabilir: Bahariye,
cemreviye, dariye, fahriye, iydiye, medhiye, mersiye, gazavatname, sakiname,
hamamname, sahilname, kıyafetname, surname, lugaz, muamma, hicviye, hezliyat,
tarih düşürme ve şehrengiz. Dini-tasavvuf şiirinin türleri de şöyledir: Tevhid,
münacat, na't, maktel-i Hüseyin, miraciye, hilye, mevlid, kırk hadis,
menkıbname.
Din dışı düzyazı türleri: Tezkire, tarih, seyahatname, siyasetname, münşeat, sefaretname.
Dini-tasavvufi düz yazı türleri: Evliya tezkiresi, kısas-ı enbiya, siyer.
Divan hikayelerinde hem şiir hem düzyazı örnekleri kullanılır. Hikayeler dinsel ve destansaldır. Çift ya da tek kahramanlı aşk hikayeleri ve temsili hikayeler de çokça yazılmıştır.
DİVAN ŞİİRİNDE ARUZ ÖLÇÜSÜ
Din dışı düzyazı türleri: Tezkire, tarih, seyahatname, siyasetname, münşeat, sefaretname.
Dini-tasavvufi düz yazı türleri: Evliya tezkiresi, kısas-ı enbiya, siyer.
Divan hikayelerinde hem şiir hem düzyazı örnekleri kullanılır. Hikayeler dinsel ve destansaldır. Çift ya da tek kahramanlı aşk hikayeleri ve temsili hikayeler de çokça yazılmıştır.
DİVAN ŞİİRİNDE ARUZ ÖLÇÜSÜ
· Divan şiirinin ölçüsü "aruz"dur.
Aruz’da açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen
içinde sıralanır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak
zorundadır. Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu kısalığı temeline dayanan şiir
ölçüsüdür. İlk kez Arap dilcisi İmam
Halil bin Ahmed tarafından kullanıldı. Türklerin İslamiyet’i
kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça’yı
edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk edebiyatına da girmesini
sağladı.
Aruzda heceler uzun ve kısa olarak ikiye ayrılır. Uzun heceler çizgi (-), kısa heceler nokta (.) ile gösterilir. Uzun ve kısa heceler çeşitli biçimlerde yan yana gelerek kalıpları oluşturur. Bu kalıplar yan yana geliş biçimlerine göre, fâilâtün, fâilün, mefâilün ve benzeri değişik adlarla anılır. Aruz ölçüsüyle şiir yazmak için sözcükleri bu kalıplara uydurmak gerekir. Aruzda sözcükleri ses özelliklerini bozmadan kullanmak her zaman olanaklı değildir. Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun, kimi zaman da kısa okumak gerekir. Sık rastlanan bu iki duruma imale (uzun okuma) ve zihaf (kısa okuma) adı verilir. Zihaf, aruzda kusur sayılır.
Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki gibi duraklar yoktur. Dizelerdeki hece sayıları eşit olmayabilir. Dize sonlarındaki heceler kısa da olsa uzun kabul edilir. Aruzda bir sözcük sessiz biter, ondan sonra gelen sözcük sesli harfle başlarsa, bu sesli harf birinci sözcüğün sonundaki sessiz harfi kendisine çeker. Böylece birinci sözcüğün sonundaki sesiz harfle biten uzun hece kısa hece durumuna gelir. Bu duruma da vasl yani ulama denir.
DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ
a. Biçimlerine göre
Aruzda heceler uzun ve kısa olarak ikiye ayrılır. Uzun heceler çizgi (-), kısa heceler nokta (.) ile gösterilir. Uzun ve kısa heceler çeşitli biçimlerde yan yana gelerek kalıpları oluşturur. Bu kalıplar yan yana geliş biçimlerine göre, fâilâtün, fâilün, mefâilün ve benzeri değişik adlarla anılır. Aruz ölçüsüyle şiir yazmak için sözcükleri bu kalıplara uydurmak gerekir. Aruzda sözcükleri ses özelliklerini bozmadan kullanmak her zaman olanaklı değildir. Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun, kimi zaman da kısa okumak gerekir. Sık rastlanan bu iki duruma imale (uzun okuma) ve zihaf (kısa okuma) adı verilir. Zihaf, aruzda kusur sayılır.
Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki gibi duraklar yoktur. Dizelerdeki hece sayıları eşit olmayabilir. Dize sonlarındaki heceler kısa da olsa uzun kabul edilir. Aruzda bir sözcük sessiz biter, ondan sonra gelen sözcük sesli harfle başlarsa, bu sesli harf birinci sözcüğün sonundaki sessiz harfi kendisine çeker. Böylece birinci sözcüğün sonundaki sesiz harfle biten uzun hece kısa hece durumuna gelir. Bu duruma da vasl yani ulama denir.
DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ
a. Biçimlerine göre
· Divan şiiri, nazım biçimleri bakımından
zengindir. Nazım biçimleri beyit ve bend temeline dayanır. Beyit temeline
dayananlar "aynı" ve "ayrı" uyaklı (kafiyeli) olmak üzere
ikiye ayrılır. Aynı uyaklıların başlıcaları "gazel",
"kaside" ve "müstezat"tır. Ayrı uyaklı tek nazım biçimi ise
"mesnevi".
Bend’lerden oluşan nazım biçimleri de tek bendli ve çok bendli olarak ikiye ayrılır. Tek bendliler "rubai" ve "tuyuğ", çok bendliler ise "musammat" ana başlığı altında toplanan "murabba", "şarkı", "muhammes", "tahmis", "tardiye", "tasdir", "müseddes", "tesdis", "müsebba", "tesbi", "müsemmen", "tesmin", "muaşşer", "taşir", "terkib-i bend", "terci-i bend"dir. Bunun dışında "müfred" (tek beyit) ve "azade" de (tek mısra) anılabilir.
Uyak (kafiye)
Bend’lerden oluşan nazım biçimleri de tek bendli ve çok bendli olarak ikiye ayrılır. Tek bendliler "rubai" ve "tuyuğ", çok bendliler ise "musammat" ana başlığı altında toplanan "murabba", "şarkı", "muhammes", "tahmis", "tardiye", "tasdir", "müseddes", "tesdis", "müsebba", "tesbi", "müsemmen", "tesmin", "muaşşer", "taşir", "terkib-i bend", "terci-i bend"dir. Bunun dışında "müfred" (tek beyit) ve "azade" de (tek mısra) anılabilir.
Uyak (kafiye)
· Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliğidir.
Türk halk şiirinde ayak
olarak adlandırılır. Uyakta ses açısından benzeşen sözcüklerin anlam bakımından
farklı olmaları gerekir. Şiirde ses benzerliği yoluyla uyum sağlamak ve
genellikle okuru etkilemek amacıyla kullanılan uyak, sözlü edebiyat ürünlerinde
hatırlamayı ve ezberi kolaylaştıran bir öğedir.
Ses benzerliğinin niteliğine göre uyaklar çeşitli türlere ayrılır. Yalnızca bir ünsüzün (sessiz) benzeştiği uyaklara "yarım uyak" denir. En az bir hecedeki ünlü (sesli) ve ünsüzün benzediği uyaklara "tam uyak" ya da "yalın uyak" adı verilir. Birden fazla hece arasındaki ses benzerliği ise "zengin uyak"tır. Yazılış ve söylenişleri aynı olduğu halde, anlamları farklı olan sesiz sözcüklerle ya da bu sözcüklerin yan yana gelmesiyle yaratılan ses karmaşası sonucu ortaya çıkan benzerliğe "cinaslı uyak" denir. Uyak, divan edebiyatında aruz kadar büyük önem taşır. Divan şiirini belirleyen temel ilkelerden biri uyak düzenidir.
Beyit
Ses benzerliğinin niteliğine göre uyaklar çeşitli türlere ayrılır. Yalnızca bir ünsüzün (sessiz) benzeştiği uyaklara "yarım uyak" denir. En az bir hecedeki ünlü (sesli) ve ünsüzün benzediği uyaklara "tam uyak" ya da "yalın uyak" adı verilir. Birden fazla hece arasındaki ses benzerliği ise "zengin uyak"tır. Yazılış ve söylenişleri aynı olduğu halde, anlamları farklı olan sesiz sözcüklerle ya da bu sözcüklerin yan yana gelmesiyle yaratılan ses karmaşası sonucu ortaya çıkan benzerliğe "cinaslı uyak" denir. Uyak, divan edebiyatında aruz kadar büyük önem taşır. Divan şiirini belirleyen temel ilkelerden biri uyak düzenidir.
Beyit
· Şiirde sonları uyaklı, iki dizeden oluşan,
kendi içinde bağımsız bir yapısı ve anlam bütünlüğü bulunan birimdir. Bir
beytin her dizesi kendi içinde bir bütün olabildiği gibi, birinci dizedeki anlam
ikinci dizede de sürebilir. Beyit uzun şiirlerde anlatım birimi olarak sık
kullanılır. Güçlü ve özlü söyleyişlere uygun olduğu için bağımsız tek bir şiir
olarak da yazılabilir. Ya da başka şiir biçimlerinin bir parçası olarak ele
alınabilir. Divan edebiyatı beyit temeline dayalıdır.
Divan edebiyatında, bir beyitteki iki dize kendi içinde iki parçaya ayrılır. Birinci dizenin ilk parçasına sadr, son parçasına aruz ya da harb denir. İkinci dizenin ilk parçası ibtida, son parçası acz ya da darb'dir. Sadr ile aruz, ibtida ile acz arasında kalan bölüm haşv olarak isimlendirilir. Uyaklı bir beyite "beyt-i musarra", uyaksız olanlara "ferd" ya da "müfred" denir. Divanlarda müfredler müfredat adıyla ayrı bir bölümde toplanır. Uyaklı beyitlerin olduğu bölüme de "metali" denir. Örnek beyit:
Biz bülbül-i muhrik-dem-i şevkâ-yı firaakız
Âteş kesilür geçse sabâ gül-şenimizden
Selimî (Padişah 2’nci Selim)
Mısra (dize)
Divan edebiyatında, bir beyitteki iki dize kendi içinde iki parçaya ayrılır. Birinci dizenin ilk parçasına sadr, son parçasına aruz ya da harb denir. İkinci dizenin ilk parçası ibtida, son parçası acz ya da darb'dir. Sadr ile aruz, ibtida ile acz arasında kalan bölüm haşv olarak isimlendirilir. Uyaklı bir beyite "beyt-i musarra", uyaksız olanlara "ferd" ya da "müfred" denir. Divanlarda müfredler müfredat adıyla ayrı bir bölümde toplanır. Uyaklı beyitlerin olduğu bölüme de "metali" denir. Örnek beyit:
Biz bülbül-i muhrik-dem-i şevkâ-yı firaakız
Âteş kesilür geçse sabâ gül-şenimizden
Selimî (Padişah 2’nci Selim)
Mısra (dize)
· Manzum edebiyat yapıtlarının her bir satırına
verilen isimdir. Bir ölçüye uygun olarak söylenmiş beytin yarısına da mısra
denir. En küçük
anlamlı nazım birimi olan mısra, bir şiirin parçası olabileceği
gibi, bağımsız bir bütün de olabilir. Yani tek mısralık şiirler de olabilir.
Divan edebiyatında kendi içinde bir bütün oluşturan mısralara mısra-i azade
(bağımsız mısra) adı verilir. Ayrıca bir beyitin birbirinin anlamlarını
tamamlayan ya da aralarındaki anlam bağı kesin olmayan mısralarına da aynı isim
verilir. Yetkinliği, sağlam yapısı, özlü ve çarpıcı anlatımıyla dikkat çeken,
her zaman kolayca anımsanabilen, dilden dile dolaşan mısralara "mısra-i berceste"
ya da şah-mısra
denir.
Bend (kıta)
Bend (kıta)
· Şiirde iki ya da daha çok mısradan oluşan
birimdir. Şiirin içeriği ve biçimine göre düzenlenir. Kıtanın yapısını şiirin
ölçüsü, uyak düzeni ve mısra sayısı belirler. İki beyitlik kıtalara divan
şiirinde rubai, halk şiirinde dörtlük denir. Bu tür kıtaların uyak (kafiye
düzeni) birinci ve üçüncü mısraları serbest, ikinci ve dördüncü mısraları
kafiyelidir (yani ab cb şeklinde.) Bazen birinci ve üçüncü mısralar kendi
aralarında, ikinci ve dördüncü mısralar da kendi aralarında uyaklı (yani ab ab)
şeklinde de olabilir. Birinci, ikinci ve dördüncü mısraları kafiyeli (yani aaba
şeklinde) olan kıtalara nazım denir. Murabba, muhammes, şarkı gibi nazım
biçimlerinin her bendi parça anlamında kıta
diye adlandırılır.
Divan şiirinde kıta mahlassız (imzasız) şiirdir ve mısraları arasında anlam bütünlüğü vardır. Bir düşünceyi, hikmeti, nükteyi, yergiyi, övgüyü, yaşam anlayışını konu edinebilir. Beyit sayısı ikiden fazla olan kıtalara "kıta-i kebire" denir. Divanlar düzenlenirken kıtalara en sonda bağımsız şiirler olar yer verilir. Bu bölüme de "mukattaat" denir.
Divan şiirinde kıta mahlassız (imzasız) şiirdir ve mısraları arasında anlam bütünlüğü vardır. Bir düşünceyi, hikmeti, nükteyi, yergiyi, övgüyü, yaşam anlayışını konu edinebilir. Beyit sayısı ikiden fazla olan kıtalara "kıta-i kebire" denir. Divanlar düzenlenirken kıtalara en sonda bağımsız şiirler olar yer verilir. Bu bölüme de "mukattaat" denir.
Mesnevi
· Bu şiir türünün geniş tanımını
www.edebiyatturk.net "edebiyat"
bölümünde bulabilirsiniz.
Kaside
Kaside
· Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek
amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz
(kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden oluşur:
Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, aşıkane duygular yer alıyorsa "nesib", bahar, doğa, bayram gibi konulara değiniliyorsa "teşbib" adı verilir.
İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır.
Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir.
Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över.
Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir.
Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti "beyt-ül kaside"dir. Şairin adının geçtiği beyite ise "tac beyit" denir.
ÖRNEK KASİDE: KASİDE-İ BAHÂRRİYE-KASİDEİ RÂ’İYYE (Bâkî)
Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, aşıkane duygular yer alıyorsa "nesib", bahar, doğa, bayram gibi konulara değiniliyorsa "teşbib" adı verilir.
İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır.
Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir.
Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över.
Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir.
Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti "beyt-ül kaside"dir. Şairin adının geçtiği beyite ise "tac beyit" denir.
ÖRNEK KASİDE: KASİDE-İ BAHÂRRİYE-KASİDEİ RÂ’İYYE (Bâkî)
Gazel
· Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım
biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir
bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15
arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel
denilir. Gazelin ilk beyti "matla",
son beyti ise "makta"
adını alır.
Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur. Birden fazla mussarra beytin bulunduğu gazel "zü'l-metali", her beyti musarra olan gazel ise "müselsel" gazel adıyla bilinir. İlk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-i makta" (son beyitten güzel olmalı gerekir) denir.
Gazelin en güzel beyti ise "beytü'l-gazel" ya da "şah beyit" adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da "hüsn-i" maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına "hüsn-i tahallüs" denir.
Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere "tahmis", "terbi" adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller "yekahenk gazel", her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de "yekavaz gazel" olarak adlandırılır.
Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller "aşıkane", içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara "rindane" denir. Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî’nin gazelleridir. Kadınları ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedîm’in gazelleri, "şuhane", öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nâbî’nin gazelleri, "hakimane gazel" denir.
Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere "gazelhan", gazel yazan usta şairlere ise "gazelsera" adı verilir.
ÖRNEK GAZEL (Fuzûlî)
Gazel, Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.
Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur. Birden fazla mussarra beytin bulunduğu gazel "zü'l-metali", her beyti musarra olan gazel ise "müselsel" gazel adıyla bilinir. İlk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olması gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-i makta" (son beyitten güzel olmalı gerekir) denir.
Gazelin en güzel beyti ise "beytü'l-gazel" ya da "şah beyit" adıyla anılır. Bunun yeri ya da sırası önemli değildir. Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Şair mahlasını (şairin takma adı, ya da tanındığı ad) maktada ya da "hüsn-i" maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına "hüsn-i tahallüs" denir.
Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5’in altında bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere "tahmis", "terbi" adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller "yekahenk gazel", her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de "yekavaz gazel" olarak adlandırılır.
Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır. Aşka ilişkin acı, mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller "aşıkane", içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara "rindane" denir. Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzûlî’nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî’nin gazelleridir. Kadınları ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedîm’in gazelleri, "şuhane", öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nâbî’nin gazelleri, "hakimane gazel" denir.
Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır. Gazelleri makamla okuyan kişilere "gazelhan", gazel yazan usta şairlere ise "gazelsera" adı verilir.
ÖRNEK GAZEL (Fuzûlî)
Gazel, Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.
Rubai
· Kendine özgü bir ölçüsü olan 4 dizelik
(mısralık) nazım birimidir. Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler
uyaklı, üçüncü dize serbesttir. İki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer
de vardır. Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere "rubai-i musarra"
ya da "terane"
adı verilir. Rubainin aruzun hezec bahrinden 24 kalıbı bulunur. Bunlardan
mef'ûlü birimiyle başlayan 12 kalıba "ahreb",
mef'ûlün birimiyle başlayan öbür 12 kalıba da "ahrem" denir. Kalıpların
sonu "faül" ya da "fa" birimiyle biter.
Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Türk divan şiirinde daha çok ahreb kalıbına rastlanır. Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar. Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
Türk edebiyatında Mevlana’nın Farsça yazdığı felsefi rubiler bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî, Fuzûlî 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatında 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azamizade Haletî, yazdığı bin kadar rubai ile en büyük Osmanlı rubai şairi olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır.
ÖRNEK RUBAİ (Kadı Burhâneddin)
Musammat
Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Türk divan şiirinde daha çok ahreb kalıbına rastlanır. Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar. Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
Türk edebiyatında Mevlana’nın Farsça yazdığı felsefi rubiler bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî, Fuzûlî 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatında 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azamizade Haletî, yazdığı bin kadar rubai ile en büyük Osmanlı rubai şairi olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır.
ÖRNEK RUBAİ (Kadı Burhâneddin)
Musammat
· Ayrı bir nazım biçimi olmamakla birlikte
gazeil ve bazı kasidelere uygulanan bir tekniktir, Bendlerden kurulu nazım
biçimlerine (murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muaşşer,
terbi, tahmis, taşdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, taşir, terkib-i bend ve
terci-i bend) verilen genel addır. İlk bende geçen dize ya da beyitlerin, öbür
bendlerin sonunda aynen yinelenmesiyle düzenlenen musammatlara mütekerrir musammat
denir. İlk benddeki dize ya da beyitlerin, öbür öbür bendlerin sonundaki dize
ve beyitlerle yalnızca uyak bakımından uyuşması durumunda musammat müzdevic musammat
adını alır.
ÖRNEK MUSAMMAT (Nâilî'nin tahmisi)
ÖRNEK MUSAMMAT (Nâilî'nin tahmisi)
Terci-i bend / terkib-i bend
· Uyakları gazel biçiminde düzenlenmiş "hane" adı
verilen 5-10 beyitlik şiir parçalarının (genellikle 5-12 hane) "vasıta"
denen ve sürekli yinelenen bir beyit ile birbirine bağlanmasından oluşan nazım biçimidir.
Vasıta beyitinin her hanenin sonunda değişmesi durumunda şiir terkib-i bend olur.
ÖRNEK TERKİB-İ BEND (Bâkî)
Müsemmem
ÖRNEK TERKİB-İ BEND (Bâkî)
Müsemmem
· Sekiz dizeden oluşan bendler halinde yazılmış
musammatlardır. Az kullanılmıştır. Divan edebiyatında en bilineni Şeyh Galib'in
Esrâr Dede'nin ölümü üzerine yazdığı mersiyedir.
ÖRNEK MÜSEMMEM
Tuyuğ
ÖRNEK MÜSEMMEM
Tuyuğ
· Halk edebiyatındaki mani türüne benzer tarzda
yazılmış musammatlardır. Tuyuk da denir. Çoğunlukla her beytinin birinci ikinci
ve dördüncü dizeleri uyaklıdır. Sadece Türklere özgüdür. Aruzun sadece fâilâtün fâilâtün fâilün
kalıbıyla yazılması nedeniyle rubai'den ayrılır. Bazen dört mısra birbiriyle
kafiyeli olabilir.
ÖRNEK TUYUĞ Nesîmî
Tahmis
ÖRNEK TUYUĞ Nesîmî
Tahmis
· Bir gazelin her iki dizesinin başına aynı
ölçüde üç dize ekleyerek oluşturulan nazım biçimidir. Tahmis genellikle başka
bir şairin gazeline yapılırsa da, kendi gazellerinden tahmis oluşturan şairler
de vardır. Başarılı bir tahmis'te asıl beyit ile eklenen dizeler anlam
bakımından kaynaşmış olmalıdır. Başa eklenen üçer mısra gazelin matlası ile
aynı kafiyede olur. Diğer beyitlere eklenen üçer mısra ise o beyitlerin ilk
mısraları ile kafiyelidir.
ÖRNEK TAHMİS Naîlî
Tardiye
ÖRNEK TAHMİS Naîlî
Tardiye
· Beş dizelik bentlerden oluşan musammat
türüdür.
ÖRNEK tardiye Şeyh Galib
Taşdir
ÖRNEK tardiye Şeyh Galib
Taşdir
· Tahmisin değişik bir şeklidir. Tahmiste bir
başka şairin gazelinin her beytinin başına üç dize eklenirken, taşirde her
beytin iki mısrasının arasına üç mısra eklenir. Taşdire "mutarraf
tahmis" de denir.
Tesdis
Tesdis
· Terbî ve tahmise benzer. Ancak başka bir
şairin yazdığı bir gazelin her beytinin üzerine dört dize daha ekleyerek altılı
beyitler haline getirilmesiyle oluşur. Tesdis tek bir beyite de uygulanabilir.
Divan edebiyatında çok az kullanılmıştır. Tahmis türünde olduğu gibi genellikle
eksik gazellere uygulanır.
Tesbi
Tesbi
· Bir başka şairin bir gazelin her beytinin
matlasına 5 dize daha eklenerek yedili beyitler haline getirilmesiyle kurulur.
Tahmis ve tesdis türünde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır.
Tesbi de eklenen dizelerin kafiyesi, mevcut dizelerle aynıdır.
Taşir
Taşir
· İkili dizelerler yazılmış bir gazelin her
beytine 8 dize daha ekleyerek 10'lu beyitler haline getirilmiş gazel türüdür.
Tahmis ve tesdis türlerinde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır.
ÖRNEK Taşir Taşlıcalı Yahyâ Bey
Tezmin
ÖRNEK Taşir Taşlıcalı Yahyâ Bey
Tezmin
· İkili dizelerler yazılmış bir gazelin her
beytine 6 dize daha ekleyerek 8’li beyitler haline getirilmesidir. Tahmis ve
tesdis türlerinde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır.
Muaşşer
Muaşşer
· Aynı ölçüde onar dizelik bendlerden oluşan
nazım biçimidir. İlk bendin on dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin ise ilk
iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. İlk beytin son bendinin her bendin sonunda
aynen yinelendiği muaşşerlere "mütekerrir
muaşşer" denir. Bendlerin son beytinin ilk bendin uyağına
uygun olarak her bendde değişmesiyle yazılan muaşşerler ise "müzdeviç muaşşer"
adıyla tanımlanır.
Muhammes
Muhammes
· Aynı ölçüdeki beşer dizelik bendlerden oluşa
nazım biçimi. İlk bendin 5 dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son bir ya
da iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. Son bir ya da iki dize, her bendin
sonunda aynen tekrarlanıyorsa bu muhammese "mütekerrir muhammes", bu
dizelerin ilk bend ile yalnızca uyak yönünden uyuştuğu muhammeslere ise "müzdeviç muhammes"
adı verilir. Bend sayısı 4-8 arasında değişir. Muhammeslerde çoğunlukla felsefi
düşünceler, tasavvuf konuları ele alınır.
Murabba
· Aynı ölçüde dörder dizelik bendlerden oluşan
nazım biçimidir. Murabbalarda ilk bendin dört dizesi birbirleriyle, sonraki
bendlerin son dizesi ilk bendle uyaklıdır. Son dizenin her bendin sonunda aynen
yinelendiği murabbalara "mütekerrir
murabba" denir. Her bendin son dizesi ilk bendle yalnızca
uyak açısından benzeşiyorsa murabba "müzdeviç
murabba" diye tanımlanır. Murabbaların uzunlukları 4-8
bend arasında değişir. Konuları çoğunlukla dinsel ve didaktiktir. Övgü, yergi,
manzum, mektup, mersiye gibi türlerde yazılmışlardır. Murabbalarda her vezin kalıbı
kullanılabilir. Halk edebiyatımızdaki koşmalara benzerler.
Müseddes
Müseddes
· Aynı ölçüde altışar dizelik bendlerden oluşan
nazım biçimidir. İlk bendin bütün dizeleri birbirleriyle, sonraki bendlerin bir
ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. İlk bendin son ya da son iki dizesi
her bendin sonunda yinelenirse "mütekerrir
müseddes", sonraki bendler ile ilk bend yalnızca uyak
yönünden benziyorsa "müzdeviç
müseddes" adını alır. Müseddeslerin uzunluğu 5-8 bend
arasında değişir. Konuları tasavvuf ve felsefedir.
Müstezat
· Arapça ziyade sözcüğünden gelir. Bir gazelin
her dizesine bir kısa dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir. Çoğunlukla
aruzun "mef’ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalıbı kullanılarak yazılırlar.
Her dizeden sonra bu kalıbın ilk ve son birimleri olan mef’ulü/ feûlün kalıbına
uygun bir kısa dize söylenir. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir.
Ziyadeler dizeden sayılmadığı için iki uzun iki kısa dizeden oluşan 4 dize bir
beyit sayılır. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütün
oluşturur. Ziyadesi bir satırdan fazla olan müstezatlar da vardır. Tez ziyadeli
müstezatlara "sade" çitf ziyadeli olanlara ise "çift" adı
verilir.
ÖRNEK MÜSTEZAT Nedîm
Şarkı
ÖRNEK MÜSTEZAT Nedîm
Şarkı
· Divan şiirinde bestelenmeye uygun ölçü
kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım
biçimidir. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya
da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan adı verilir.
Ve bu dizenin anlam bakımından daha özlü olmasına dikkat edilir. Dördüncü dizeye
ise nakarat
denir. Aşk, sevgili, ayrılık, içki, eğlence gibi konularda yazılır. Divan
edebiyatının ilk şarkı yazarı Naîlî-i
Kadîm’dir. 28 şarkısıyla Nedîm
de bu türün en güzel örneklerini vermiştir.
ÖRNEK ŞARKI Nâîl-i Kadîm
b. Konularına göre nazım-nesir türleri
Din dışı şiir türleri
Bahariye
ÖRNEK ŞARKI Nâîl-i Kadîm
b. Konularına göre nazım-nesir türleri
Din dışı şiir türleri
Bahariye
· Baharın gelişini, doğadaki değişimleri,
çiçeklerin açmasını, kelebeklerin uçmasını konu edinen kasidelerdir.
Dönemlerindeki büyük kişilere sunulup ödüllendirilmek için yazılırlar. Hemen
her divanda bir bahariye bulunması geleneği vardır. Hemen her divan şairinin de
bir bahariyesi vardır.
Cemreviye
Cemreviye
· Divan şairlerinin cemre düşmesi nedeniyle
dönemlerindeki büyük kişilere sunmak için kaleme aldıkları kaside türüdür.
Örneklerine az rastlanır. Cemrenin bahar müjdecisi olması nedeniyle bir
bahariye niteliği de taşır. Cemreviyelere genellikle teşbib ile başlanır.
Kasidenin diğer bölümlerinde bir değişiklik yapılmaz.
Fahriye
Fahriye
· Divan şairlerinin kendilerini ya da bir başka
şair ya da kişiyi övdükleri şiirlerdir. Genellikle kaside türünde yazılırlar.
Fahriye aynı zamanda kasidelerde şairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin
bulunduğu beşinci bölüme verilen isimdir.
Mersiye
· Bir ölünün ardından duyulan üzüntü ve acıyı
anlatmak, ölen kişiyi övmek amacıyla kalema alınan düzyazı ya da şiirdir.
Kutsal günlerde, ölüm törenlerinde mersiye okuyan kişiye de mersiyehan denir.
Lirik bir anlatımın egemen olduğu manzum mersiyeler genellikle terkib-i bend
biçiminde yazılır. Ayrıca kaside ve terci-i bend biçiminde yazılmış manzum
mersiyeler de vardır. Yahyâ
Bey, Sami Fünûnî, Rahmî, Fazlî, Nisîyi, Müdâmi’nin, Kanuni Sultan Süleyman’ın
oğlu Şehzade Mustafa
için yazdıkları mersiyeler gibi. Ayrıca savaşlarda kaybedilen yerler için
yazılan mersiyelere "vatan
mersiyesi" denir. Hayvanların ölümü için yazılmış
mersiyeler de vardır.
ÖRNEK MERSİYE Şeyh Galib
Medhiye
ÖRNEK MERSİYE Şeyh Galib
Medhiye
· Bir kimseyi övmek için genellikle kaside
biçiminde yazılan şiir ya da düzyazıdır. Az olmakla birlikte gazel, mesnevi,
musammad gibi nazım biçimlerinde mediyeler de vardır. Padişah, vezir,
şeyhülislam gibi devlet ileri gelenleri ya da halifelerle, başka din ve tarikat
büyükleri için yazılmışlardır. Bu türün en güzel örneğini Nef’î vermiştir.
ÖRNEK MEDHİYE Nef'î
Gazavatname
ÖRNEK MEDHİYE Nef'î
Gazavatname
· Gazaname
olarak da bilinir. Ordunun akınlarını, savaşları, kahramanlıkları, zaferleri
anlatılan düz yazı ya da şiir biçimindeki edebi türdür. Arap edebiyatında
"magazi" diye bilinir. Türk edebiyatında ilk gazavatname örnekleri
15. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Kâşîfi’nin
Gazaname-i Rum’u
bu türün örnekleri arasındadır.
Sahilname
Sahilname
· Divan şairlerinin İstanbul kıyıları ile
buralardaki yerleşim yerlerini, yaşayış biçimlerini anlattıkları şiirlerinin
genel adıdır. Örneklerine az rastlanır. Genellikle mesnevi biçiminde
yazılmışlardır.
Sâkiname
Sâkiname
· Divan edebiyatında gerçek ya da mecaz
anlamıyla içki ve içki alemlerinin övülerek anlatıldığı şiir türü. Mesnevilerin
bölüm sonlarında bazen sakiname başlığıyla iki beyitlik küçük parçalar olarak
yer alır. Türk edebiyatında 17. yüzyılda büyük gelişme gösteren sakinamelerin
ilk örneğini İşretname
adlı yapıtıyla Revânî
vermiştir.
Kıyafetname
Kıyafetname
· İnsanların fiziksel görünümlerini esas alarak
karakterlerini açıklamaya çalışan eselerdir. Bu türün kıyafet bilimiyle
uğraşanlarına "kayif"
ya da "kıyafetşinas"
adı verilir. Divan edebiyatında kıyafetnamenin ilk örneği Hamdullah Hamdi’nin
ünlü Kıyafetname
adlı eseridir. Bu eserde renk, boy, yanak, saç, çene, sakal, parmak gibi 26
başlık altında karakter tahlilleri yer alır. Nesîmi’nin Kıyafet-ül Firase’si
de önemli bir örnektir.
Surname
Surname
· Şehzadelerin sünnet, kadın sultanların
evlenmeleri nedeniyle yazılan şiir ya da düzyazı biçimindeki eserlerdir.
Yazıldıkları dönemin toplumsal yaşamına ilişkin bilgiler de verdikleri için
tarihi bir özellik taşırlar. Genellikle mesnevi ya da kaside türündedirler. Figani’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın
oğullarının sünnetini anlattığı Suriyye
Kasidesi türün en iyi örneğidir.
Hamamname
Hamamname
· Hamamları, hamam eğlence ve sohbetlerini,
hamamdaki güzelleri betimlemek için yazılan kaside, gazel, mesnevi gibi nazım
eserlerdir. Divan edebiyatına ilk kez Deli Birader lakabıyla tanınan Gâzalî’nin Beşiktaş’taki bir
hamamı anlatan şiiri ile girmiştir.
Şehrengiz
· Bir kenti ve o kentin güzelliklerini anlatan
eserlerdir. Daha çok klasik mesnevi biçiminde kaleme alınan bu yapıtlar tevhid,
münacaat, na't gibi bölümlerle başlar. Daha sonra kentle ilgili bilgiler
verilir ve kente övgü düzülür. Bazen bahar ve doğa betimlemeleri yapıldıktan
sonra kentin güzellikleriyle ilgili beyitlere geçilir. Divan edebiyatında ilk
şehrengizi yazan Priştineli
Mesihi’dir.
Hicviye
Hicviye
· Bir kişiyi, kurumu, toplumsal olayı, geleneği
yeren söz, düzyazı ya da şiir türüne verilen addır. Hicviye, gazel, kaside,
murabba, muhammes gibi nazım biçimleriyle yazılmıştır. Divan edebiyatında en
önemli hicviyelerden biri Nef’î’nin
Siham-ı Kaza’sıdır.
ÖRNEK:
KITA
Şimdi hayl-i suhan-verân içre
Nef’î mânendi var mı bir şair
Sözleri Seba-i Muallâka’dır
İmrülkays kendidir kâfir
Şeyhüslam Yahyâ
(Şair, "şairler içinde Nef’î'nin bir eşi yoktur. Onun şiirleri Kabe’nin duvarlarına asılan şiirler gibi güzeldir ve sanki o kafir, İmrülkays’ın ta kendisidir" diyor. Kafir aynı zamanda beğenmeyi ifade eder. Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi över gibi görünüyor ama "Seba-i Muallâka" Kabe henüz putperestlerin elinde iken oraya asılan şiirlerdir. İmrülkays ise şiirleri Kabe’de asılı ve müslüman olmayan bir şair. Sonuçta Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi "kafirlikle" suçluyor.)
KITA
Bize kâfir demiş mütfî efendi
Tutalım ben anca diyem Müselmân
Varılınca yarın Rûz-i Cezâya
İkimiz de çıkarız anda yalan
Nef’î
(Nef’i de bu kıtayla Şeyhülislam Yahyâ’ya yanıt veriyor. "Müftü efendi bana kafir demiş. Tutalım ben de ona Müslüman diyeyim. Ama yarın Rûz-i Ceza’da ikimiz de yalancı çıkarız. Çünkü kafir olan kendisidir.")
Hezliyat
ÖRNEK:
KITA
Şimdi hayl-i suhan-verân içre
Nef’î mânendi var mı bir şair
Sözleri Seba-i Muallâka’dır
İmrülkays kendidir kâfir
Şeyhüslam Yahyâ
(Şair, "şairler içinde Nef’î'nin bir eşi yoktur. Onun şiirleri Kabe’nin duvarlarına asılan şiirler gibi güzeldir ve sanki o kafir, İmrülkays’ın ta kendisidir" diyor. Kafir aynı zamanda beğenmeyi ifade eder. Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi över gibi görünüyor ama "Seba-i Muallâka" Kabe henüz putperestlerin elinde iken oraya asılan şiirlerdir. İmrülkays ise şiirleri Kabe’de asılı ve müslüman olmayan bir şair. Sonuçta Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi "kafirlikle" suçluyor.)
KITA
Bize kâfir demiş mütfî efendi
Tutalım ben anca diyem Müselmân
Varılınca yarın Rûz-i Cezâya
İkimiz de çıkarız anda yalan
Nef’î
(Nef’i de bu kıtayla Şeyhülislam Yahyâ’ya yanıt veriyor. "Müftü efendi bana kafir demiş. Tutalım ben de ona Müslüman diyeyim. Ama yarın Rûz-i Ceza’da ikimiz de yalancı çıkarız. Çünkü kafir olan kendisidir.")
Hezliyat
· Alaylı bir dille kaleme alınmış nazım
türüdür. Kaba şakalara, taşlamalara ve sövgülere yer verilir. Hezeliyat olarak da
bilinir. Hezliyatta zarif bir nükte ya da güzel bir manzum bulunur. Konu
şakayla karışık alaylı bir dille anlatılır. Nev’izade Atai’nin Bahayi-i Küfri eseri
bu türün örneğidir. Bayburtlu
Zihni’de hezliyatın usta şairlerindendir.
Tarih düşürme
Tarih düşürme
· Önem verilen bir olayın, yılını göstermek
üzere ebced hesabıyla bir cümle, biz dize ya da beyit söyleme sanatıdır. Tarih
dizesinin bütün harfleri hesaplanarak söylenenlere tarih-i tam, yalnız
noktalı harfler hesaplanacaksa tarih-i
mücevher, yalnız noktasız harfler esas alınacaksa tarih-i mühmel
denir. Bazen dizedeki harflerin sayı değerlerinin toplamı tarihi tam olarak
göstermez. Bu tür tarihlere de tamiyeli
tarih denir.
Muamma
Muamma
· Belli kurallara göre düzenlenip çözülebilen
ve yanıtı tanrının sıfatlarından biri ya da bir insan adı olan manzum bilmecedir.
Muamma beyit, kıta gibi küçük nazım biçimleriyle yazılır. Ama mesnevi
parçalarıyla yazılmış muammalara da rastlanır. Ali Şir Nevai, Fuzûlî, Nâbî, Kınalızade Ali Efendi,
Sümbülzade Vehbi ve Fitnat
Hanım’ın yazdığı çok sayıda muamma vardır. Edirneli Emrî Çelebi ise
600'den fazla muammasıyla bu alanın en ünlü şairidir. Örnek:
Bende yok sabr ü sükûn sende vefâdan zerre
İki yoktan na çıkar fikr idelim bir kerre
Nâbî
(Bu beyitte yok anlamına gelen iki edat var. Bunlar "nâ" ve "bî". Bu edatlar bize beyitteki ismi veriyor. Yani Nâbî.)
Bende yok sabr ü sükûn sende vefâdan zerre
İki yoktan na çıkar fikr idelim bir kerre
Nâbî
(Bu beyitte yok anlamına gelen iki edat var. Bunlar "nâ" ve "bî". Bu edatlar bize beyitteki ismi veriyor. Yani Nâbî.)
Lugaz
· Herhangi bir nesnenin ya da varlığın özellikleri
anlatılarak yazılan manzum bilmecedir. Muamma ile birlikte çok kullanılan bir
söz oyunudur. Muamma’dan farkı konusunun daha geniş olmasıdır. Çoğunlukla soru
biçiminde düzenlenir. En önemli özelliği içinde çözüme ilişkin ipuçlarının
bulunmasıdır. Divanların son bölümlerine konur. Eğlendirici ve öğretici
olanların yanısıra öğretici ve dinsel lugazlar da vardır. Lugazlar yazarlarının
imzasını taşıdığından halk edebiyatındaki bilmeceden ayrılır. Bütün lugazlar,
"Bir acayip nesne gördüm", "Ol nedir kimdir" ya da
"Nedir ol kim" gibi kalıplaşmış sözlerle başlar. Örnek:
Nedir kim ol iki yüzlü münâfık
Nümâyan çihresinde levn-i âşık
Gezer dünyayı hem bî-dest ü pâdır
Mukim-i hâne-i ehl-i gınâdır
Teâl-Allah nedir anda bu kudret
Yemez içmez virir dünyaya nî’met
Gehi Müslim kıyâfetle be-didâr
Gehi şekl-i firengide nümûdâr
Kırılsa pâre pâre olsa amma
Zarar gelmez ana bir türlü kat’â
Yatar zir-i zemînde hâke yek-sân
Semâda adıdır mihr-i dirahşân
Eğer kim olmasaydı kalbi fasîd
Cihânda olmaz idi kadri kâsid
Yeter vasf eyledin ol bî-vefâyı
Yanından gitmese virmez safâyı
Sünbülzade Vehbî
(Şair bu lügazda "altın"ı anlatıyor.)
Dariye
Nedir kim ol iki yüzlü münâfık
Nümâyan çihresinde levn-i âşık
Gezer dünyayı hem bî-dest ü pâdır
Mukim-i hâne-i ehl-i gınâdır
Teâl-Allah nedir anda bu kudret
Yemez içmez virir dünyaya nî’met
Gehi Müslim kıyâfetle be-didâr
Gehi şekl-i firengide nümûdâr
Kırılsa pâre pâre olsa amma
Zarar gelmez ana bir türlü kat’â
Yatar zir-i zemînde hâke yek-sân
Semâda adıdır mihr-i dirahşân
Eğer kim olmasaydı kalbi fasîd
Cihânda olmaz idi kadri kâsid
Yeter vasf eyledin ol bî-vefâyı
Yanından gitmese virmez safâyı
Sünbülzade Vehbî
(Şair bu lügazda "altın"ı anlatıyor.)
Dariye
· Divan şiirinde ev ile ilgili kasidelere
dariye adı verilir. Divan şairlerinin caize (armağan alma) amacıyla ortaya
çıkan fırsatçılıkları sonucu gelişmiş bir türdür. Bazıları gazel tarzında da
yazılmıştır. Yeni yaptırılan köşk, saray, yalı benzeri binalar için yazılır.
Şair eserden çok az bahseder hemen yaptıranı övmeye geçer. Binalar için
hazırlanan kitabeler de bir tür dariye sayılır.
Rahşiye
Rahşiye
· Atlar için yazılmış kaside. Nesib bölümünde
atlar övülür. Nef’î’nin
IV. Murad’ın
atlarını övdüğü rahşiyesi meşhurdur. Örnek:
Bâreka’llâh zih’i rahş-i humâyun-sîmâ
Ki komuş nâmını sultân-ı cihan bâd-ı sabâ
Ne sabâ sâika dersem yaraşır sür’atte
Ki seğirdikten ana sâyesi ile pâ-der-pâ
Bırakır anı dahi sâyesi gibi yolda
Olsa ger şâtır-ı endişe ile pâ-der-pa
Düşmeden sayesi hak üzre eder âlemi
Sehv ile rakibi göserse ihâna irhâ
Kuş yetişmez der idim olmasa tayyâr eğer
Eremez gerdine zîrâ ki ne sarsar ne sabâ
Nef'î
Bâreka’llâh zih’i rahş-i humâyun-sîmâ
Ki komuş nâmını sultân-ı cihan bâd-ı sabâ
Ne sabâ sâika dersem yaraşır sür’atte
Ki seğirdikten ana sâyesi ile pâ-der-pâ
Bırakır anı dahi sâyesi gibi yolda
Olsa ger şâtır-ı endişe ile pâ-der-pa
Düşmeden sayesi hak üzre eder âlemi
Sehv ile rakibi göserse ihâna irhâ
Kuş yetişmez der idim olmasa tayyâr eğer
Eremez gerdine zîrâ ki ne sarsar ne sabâ
Nef'î
Dini konulardaki türler
Tevhid
· Tanrının birliğini ve ululuğunu anlatan
şiirlere tevhid denir. Genellikle kaside biçiminde yazılırlar. Tevhidde
tanrının büyüklüğü, sıfatları, kudretinin sonsuzluğu, tasvir ve hayal
edilebilen şeylerden soyutlanması, hiçbir şeyin ona eş ve benzer olamayışı,
bütün kudret ve ilimlerin ona ait oluşu gibi özellikler sanatlı bir üslupla
anlatılır. Tanrı karşısında kulun acizliği vurgulanır. En ünlü tevhid
manzumesini Nâbî
yazmıştır.
Münacat
Münacat
· Konusu tanrıya yakarış olan şiir. Genellikle
kaside, ender olarak da gazel, kıta, mesnevi biçiminde yazılmıştır. Türk
edebiyatına 13. yüzyıldan sonra girdi. Divan şairlerinin genellikle
divanlarının başına koydukları münacatların temel konusu, zayıf ve çaresiz
durumdaki insanın yüce ve güçlü tanrıya yalvarıp ondan yardım istemesidir.
Na’t
Na’t
· Hazreti Muhammed’i övmek amacıyla yazılmış
şiirlerdir. Hazreti Muhammed’in çeşitli özellikleriyle mucizelerinin dile
getirildiği bu şiirler daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır. Na’t’lara
divanların başında tevhid ve münacaatlardan sonra yer verilmiştir. Na’t
yazmakla ünlü kişilere na’t-gü,
özel dinsel törenlerde na’t okuyanlara ise na’t-han denir. Fuzuli’nin "Su Kasidesi
divan edebiyatının en tanınmış na’t’ıdır. Türk tasavvuf müziğindeki bir form da
bu adla bilinir.
Maktel-i Hüseyin
Maktel-i Hüseyin
· Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini
konu alan ve acıklı bir üslupla yazılan eserlerin tümüne verilen isimdir. Daha
çok Şii yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. Lirik-didaktik bir üslupla ve
yalın bir dil kullanılarak yazılmışlardır. Türk edebiyatındaki en en önemli
Maktel-i Hüseyin, Fuzûlî’nin
yazdığı Hadikatü’s-Süeda
adlı eserdir.
Miraciye
Miraciye
· Hazreti Muhammed’in göğe yükselişini konu
alan edebi yapıtlardır. Tek başına bir kitabın konusunu oluşturabildiği gibi,
eserler içinde bölümler halinde de yer alır. Genellikle kaside ve mesnevi
şeklinde yazılmıştır. Miraciyelerde coşkulu bir söyleyiş, didaktik özellikler
ve sanatlı bir üslup egemendir. Cumhuriyet döneminde Abdullah Azmi Yaman’ın
yazdığı Miraciye bu türe örnektir.
Hilye
Hilye
· Hazreti Muhammed’in fiziksel ve kişisel
özellikleriyle örnek davranışlarını konu alan eserlere "hilye" denir.
Zamanla hilye'nin kapsamı genişlemiş halifeler için de hilyeler yazılmıştır.
Divan edebiyatında bu türün ilk örneği Hakani’nin
Hilye-i Hakani’sidir.
Zamanla hilyelerin levhalara hattatlar tarafından yazılması geleneği de ortaya
çıkmıştır.
Mevlid
Hazreti Muhammed’in doğumunu ve kısaca yaşamını övgüyle anlatan yapıtlardır. Dinsel Türk müziğinin doğaçlama türlerinden biri de bu isimle bilinir. Mevlidler çoğu zaman mesnevi biçiminde düzenlenmiş, halkın anlayabileceği yalın bir dille yazılmıştır. İlk özgün mevlid Ebu’l-Cevzi tarafından yazılmıştır. İlk Türkçe mevlid ise Süleyman Çelebi’nin eseri olan Vesiletü’n-Necat’tır.
Kırk hadis
Mevlid
Hazreti Muhammed’in doğumunu ve kısaca yaşamını övgüyle anlatan yapıtlardır. Dinsel Türk müziğinin doğaçlama türlerinden biri de bu isimle bilinir. Mevlidler çoğu zaman mesnevi biçiminde düzenlenmiş, halkın anlayabileceği yalın bir dille yazılmıştır. İlk özgün mevlid Ebu’l-Cevzi tarafından yazılmıştır. İlk Türkçe mevlid ise Süleyman Çelebi’nin eseri olan Vesiletü’n-Necat’tır.
Kırk hadis
· Belli bir konu çerçevesinde toplanmış 40
hadisten oluşan yapıtlara verilen isimdir. Hadis-i erbain ya da erbaun olarak da
bilinir. Hadislerin belli başlı konuları Kur’an’ın erdemleri, İslamın şartları,
Hazreti Muhammed ve sahabesi, zikir, dua, salat ve selam, ziyaret, bilim ve
bilgin, siyaset, hukuk, toplumsal, ahlaki yaşam ve tıptır. Divan edebiyatında
hat kaygısıyla yazılmışlardır.
Menkıbname
Menkıbname
· Ya da menakıbname
olarak adlandırılır. Kahramanların, din büyüklerinin, tarikat kurucularının,
ermişlerin olağanüstü yaşamlarını ve kerametlerini anlatan yapıtlardır. Türk
edebiyatında 100’ü aşkın menkıbname yazılmıştır. Bu yapıtlar içerik yönünden ya
bir tarikatla ilgilidir, örneğin Sakıb
Bey’le Mustafa
Dede’nin Sefine-i
Nefise adlı eseri gibi. Ya da bir ermişi konu edinir, örneğin Müstakimzade Süleyman Saddedin’in
Menkıb-ı İmam-ı Azam’ı
gibi.
Kıssa
Kıssa
· Öğüt verici ve öğretici öykü, fıkra, masal,
menkıbe türü eserlere kıssa adı verilir. Çoğul söylenişi kısas’tır. Kıssa
anlatanlara kıssa-han
ya da kıssa-gü
denir. En yaygın örnekleri peygamberlerle ilgili kıssaları anlatan kitaplardır.
Divan edebiyatında Ahmed
Cevdet Paşa’nın Kısas-ı
Enbiya ve Tevarih-i
Huleyfa adlı kitabı önemli bir kıssa örneğidir. Divan
edebiyatında daha çok mesnevi türünde kaleme alınmışlardır. Düzyazı biçimli
kıssalar da vardır. Bunlarda kullanılan dil çok daha sadedir.
DÜZYAZI BİÇİMLERİ
DÜZYAZI BİÇİMLERİ
· Divan edebiyatında üç tür düzyazı biçimi
vardır. Yalın düzyazı, süslü düzyazı ve orta düzyazı. Yalın düzyazıda halkın
konuştuğu dil kullanılmış, halk kitapları, halk öyküleri, Kur’an tefsirleri,
hadis açıklamaları bu türde yazılmıştır.
Süslü düzyazıda hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıca’yı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkire’dir. Bu türün ilk klasik örneğini, 16. yüzyılda Aşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendi’ye değin sürmüştür.
Orta düzyazı ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde yazılmıştır.
Din dışı konularda düz yazı
Süslü düzyazıda hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıca’yı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkire’dir. Bu türün ilk klasik örneğini, 16. yüzyılda Aşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendi’ye değin sürmüştür.
Orta düzyazı ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde yazılmıştır.
Din dışı konularda düz yazı
Tezkire
· Ünlü kişilerin yaşam öykülerinin toplandığı
yapıt. Şairlerin yaşam öykülerini anlatanlara Tezkiretü’ş-şuara ya da tezkire-i şuara, din
adamlarının yaşam öykülerini anlatanlara tezkiretü’l
evliya, hattatların yaşam öykülerini anlatanlana tezkiretü’l-hattatin,
bilginlerin yaşam öykülerini anlatanlara tezkire-i
ilmiye, Halvetiye tarikatı şeyhlerinin yaşam öykülerini
anlatanlara tezkiretü’l-
halvetiye, müzikçilerin yaşam öykülerini anlatanlara tezkire-i musikişinasan
denir. Tezkireler ilk kez İran edebiyatında ortaya çıktı. Türk edebiyatının ilk
tezkiretü'ş-şuara’sını Ali
Şir Nevai Mecalisü'n-Nefais
adıyla yazdı.
Tarih
Tarih
· Geçmiş olayları, geçmiş belli bir dönemi,
belli bir kişi ya da kahramanı çevresi ve dönemiyle birlikte anlatan sanatlı
düzyazı türüdür.
Sefaretname
Sefaretname
· Siyasal bir görevle yurtdışına gönderilen
elçilerin ya da bunların yanlarında bulunanların gittikleri yerin durumuna ve
özelliklerine ilişkin izlenimlerini, görüşlerini, olayları anlattıkları
yapıtlardır. En tanınmış örneklerden biri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Sefaretnamesi’dir.
Seyahatname
Seyahatname
· Yazarların gezip gördükleri yerlerden
edindikleri izlenim ve bilgileri aktardıkları edebi eserlerin tümüne
seyahatname denir. Temel amaç, yurtdışı ya da içinde gezilen yerlerin doğal
güzelliklerini, toplumsal yaşamlarını, gelenek ve göreneklerini tanıtmaktır.
Seyahatnameler çoğu kez tarihsel birer yapıt olarak görülür. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’si
bu türe güzel bir örnektir.
Siyasetname
Siyasetname
· Devlet adamlarına yöneticilik sanatına
ilişkin bilgiler veren edebi yapıtların genel adıdır. Genel olarak hükümdarlar
için kaleme alınmış olan siyasetnamelerde onların sahip olması gereken
nitelikler, saltanatın koşulları ve kuralları anlatılır. İdeal bir devlet örgütünün
nasıl olması gerektiği belirtilir. Ve kötü yönetimlerin zararlı sonuçları
açıklanarak, yöneticiler uyarılır. Vezirler ve emirler için yazılmış
siyasetnameler de vardır. Siyasetnamelerin en ünlüsü Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Melikşah’ın isteği üzerine
kaleme aldığı Siyasetname’dir.
Türk edebiyatının en önemli siyasetnamesi ise Yusuf Has Hacib’in Kudatgu Bilig adlı
kitabıdır.
Münazara
Münazara
· Karşıt iki öğenin ya da karşıt iki görüşün
karşılaştırıldığı yapıtlardır. Şiir ya da düzyazı olarak yazılabilir. Ya da her
iki türden bölümler içeren münazaralar da vardır.
Münşeat
Münşeat
· Mektuplardan ya da çeşitli konulardaki
düzyazılardan oluşan yapıt. Kapsamına göre üçe ayrılır. Resmi yazılardan oluşan
münşeatlar, genellikle devlet büyüklerince kaleme alınan çeşitli konulardaki
düzyazılardır. Her türden kişiye yönelik yazı türlerinin başlıklarını, son
sözlerini, bu yazılara uygun düşecek tümceleri, kullanmaları bir araya getiren
münşeat. Ve son olarak şairlerin mektuplarından oluşan münşeatlar.
Din konulu düz yazı
Evliya tezkiresi
Din konulu düz yazı
Evliya tezkiresi
· Din ulularının gerçek ya da efsaneleştirilmiş
yaşam öyküleri ile kerametlerini anlatan yapıtlardır. İçinde İslam velilerinin
yaşamlarına ilişkin bilgilerin yanında vaazlar ve ahlaki öğütler de yer alır. Sinan Paşa’nın Tezkiretü’l-Evliya
adlı eseri ile Ahmed
Hilmi’nin Ziyaret-i
Evliya adlı yapıtları bu türün divan edebiyatımızdaki başlıca
örnekleridir.
Kısas-ı enbiya
Kısas-ı enbiya
· Peygamberlerle ilgili kıssaları içeren
yapıtların genel adıdır. İlk kısas-ı enbiya Kısai’nin 9. yüzyılda yazdığı
Kitabü Kısasi’l-Enbiya adlı eseridir. Türkçe kısas-ı enbiya kitapları arasında
Rabguzi’nin 1310’da Çağatay Hanı Termaşir’in emiri Nasuriddin Tokboğa’nın
emriyle yazdığı Kısasü’l-Enbiya ve Ahmet Cevdet Paşa’nın Kısas-ı-Enbiya ile
Tevarih-i Hulefa adlı eserleri sayılabilir.
Siyer
Siyer
· Hazreti Muhammed’in yaşam öyküsünü ya da
halifeler ve hükümdarların savaş ve barış dönemlerindeki uygulamalarını,
ululararası ilişkileri konu edinen düz yazı biçimidir.
Yorumlar
Yorum Gönder