DİVAN
EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ
1.
GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli
biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin
ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte
ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin
mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti” denir. Beyitleri arasında anlam
birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele
de “yek-âvâz” gazel adı verilir.
2.
KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar
içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin
en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de
“taç-beyt” adı verilir.
3.
MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir
anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da
tanımlayabiliriz.
Mevlânâ’nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten
oluşmuştur.
Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş
ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü
konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı
için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden
oluşur.Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse
sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya,
Nev’i-zâde Atâi’dir.
4.
KITA: Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki
beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok
konuda yazılabilir.
5.
MÜSTEZAT: Gazelin özel bir biçimine denir. Uzın dizelere kısa bir
dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında
uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.
BENTLERDE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ
1) RUBÂİ: Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü
olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi
düşüncelerine yöneliktir.
Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak
Yahya Kemal gösterilmektedir.
2) TUYUĞ (TUYUK): Rubâi gibi dört dizelik bir nazım
biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin’dir. Bu
biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir).
BİRDEN ÇOK DÖRTLÜKLER
1) MURABBA:
Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda
yazılır.
2) ŞARKI:
Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir.
Biçim bakımından “murabba”ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu
biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. “Şarkı” biçiminin
yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim’dir.
NOT: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı
bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı MUSAMMAT’tır. Yani dört
dizeden oluaşn murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis,
taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan
biçimlerin tümünün üst başlığı MUSAMMAT’tır.
TERKİB-İ BENT: Bentlerle kurulan bir nazım
biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin
son beytine “vasıta beyti” denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin
sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur.
Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan
şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi
niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir.
TERCİ-İ BENT: Biçim bakımından terkib-i bente benzer
; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve aynen tekrarlanır.
Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın
karşıtlıkları vardır.
DİVAN
EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ
- TEVHİT VE MÜNACÂT: Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir. Daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.
- NAAT: Hz. Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.
- MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır. (Bu türün, Eski Türk Edebiyatı’ndaki adı sagu, Halk Edebiyatı’ndaki adı ise ağıttır).
- METHİYE: Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır.
- HİCVİYE: Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir.
- FAHRİYE: Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir.
NOT: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka
bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine “Nazire”
denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden
ileri gelmektedir. Edebiyatımızda bu türde de pek çok ürün verilmiştir.
DİVAN
EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ
- Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.
- Nazım ölçüsü “aruz”dur.
- Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca’dır.
- Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
- Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.
- Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.
- Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
- Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
- Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
- Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
- Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.
- Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.
- Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.
- Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.
- 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
DİVAN
EDEBİYATININ ÖNEMLİ ŞAİR VE YAZARLARI
HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı
konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.
ALİ ŞİR NEVÂİ: Çağatay lehçesinin en güzel
örneklerini veren şair 15. yüzyılda yaşamıştır. Muhakemetü’l-Lugateyn adlı
eserinde Türkçe’nin Farsça’dan daha üstün bir dil olduğunu savunmuştur. Hamsesi
vardır. Anadolu dışında Türkçe şiir yazan ilk şairdir.
ŞEYHİ:15. yüzyılda yaşamıştır. “Harnâme” adlı eseri
edebiyatımızda ilk fabl türü eser olarak bilinmektedir. Mesnevi alanında
başarılı olmuştur.
SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. Hz.
Muhammed için yazdığı Vesilet-ün-Necat (mevlit) adlı mesnevisiyle tanınmış bir
şairdir. (İslam edebiyatında Hz. Muhammed’in hayatını anlatan eserlere SİYER
denir).
FUZÛLİ: 16. yüzyılın en güçlü şairlerindendir.
Arapça, Farsça, Türkçe divanı olan tek şairdir. Eserlerini Azeri lehçesiyle
yazmıştır. Divan edebiyatının en lirik şairi olarak kabul edilmektedir. Ona
göre yaşamın anlamı acı çekmekle özdeştir. Platonik bir aşk arayışı vardır. Din
dışı konularda yazmakla birlikte tasavvuftan da etkilendiği bilinmektedir.
Kendisine bağlanan maaşı almasında güçlük çıkaran memurları şikayet etmek için
yazdığı “Şikayetnâme” adlı mektubu edebiyatımızdaki en ünlü yergilerden
biridir.
Divanlarından başka bir naat olan “Su” kasidesi, Leyla vü
Mecnun mesnevisi, Peygamber ailesini anlattığı Hadikat-üs-Süeda’sı Şah İsmail
ile II:Bayezid’i karşılaştırdığı Beng ü Bâde’si ve tıp bilgisini sergilediği
Sıhhat ve Maraz’ı en tanınmış eserleridir.
BÂKİ: 16. yüzyıl şairlerindendir. Döneminde “şairler
sultanı” olarak tanınmış ve saratın bütün olanaklarından yararlanmıştır. İyi
bir medrese eğitimi gördüğü bilinmektedir.
Dünya nimetlerinin hepsinden yararlanma anlayışındadır.
Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı mersiyesi çok tanınmıştır. Divanı vardır.
NÂBİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Divan edebiyatında
didaktik şiirler yazmasıyla bir yenilik olarak kabul edilmektedir. Din, töreler
ve sosyal yaşamla ilgili öğütler verir.
Nâbi’nin Divan’ından başka Hayriye, Hayrâbâd adlı iki
didaktik eseri, gezi notlarını içine alan Tuhfet-ül Harameyn’i ve Münşeat adlı
eserleri vardır.
NEFİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Edebiyatımızdaki
en ünlü kaside şairi olarak bilinir. Övgülerindeki ve yergilerindeki
aşırılıklarıyla ünlüdür. Yazdığı hicviyelerindeki aşırılık boğdurulmasına neden
olmuştur. Hayal gücü çok zengin olan Nefi’nin somut benzetmelerden yararlanması
da belirgin bir özelliğidir. Türkçe ve Farsça divanı olan Nefi’nin ayrıca
hicviyelerini topladığı Sihamı-ı Kaza adlı bir eseri de vardır.
NEDİM: 18.yüzyıl şairlerinden olan Nedim, Lale
Devri’nin şairi olarak bilinir. Eserlerinde aşk, içki, zevk ve sefayı işler.
“Mahallileşme akımı”nın önderi olan şairin Halk edebiyatından da etkilendiği
bilinmektedir. Şiirlerinde halkın ağzından alınma deyimler olduğu gibi, halkın
konuşma diline de oldukça yaklaşmıştır. Samimi ve içten bir söyleyişi olan
Nedim, şarkılarıyla tanınmıştır. Divan şiirindeki klişeleri (mazmunları) bir
ölçüde yıkmış olan şairin Divan’ı vardır.
ŞEYH GALİP: Divan edebiyatının 18.yüzyılda yaşamış
son büyük şairidir. Galatasaray Mevlevihanesinde şeyhlik yapmıştır. Nabi’nin
“Hayrâbâd”ına nazire olarak ve Mevlânâ’nın mesnevisinden etkilenerek yazdığı
“Hüsn-ü Aşk” adlı meşhur mesnevisinde, tasvvuf konusundaki düşüncelerini ortaya
koyar. Bu eserinde allegorik (sembolik) bir anlatım kullanan şair hayal
gücünden ve masal ögelerinden de yararlanmıştır.
EVLİYA ÇELEBİ: (17.yy) Edebiyatımızda gezi türünün
ilk örneklerini veren yazar, usta bir gözlemcidir. Elli yıllık bir süre içinde
gezdiği yerleri konuşma diline yakın bir dille anlatmıştır. Anlatımında
abartılı olmakla birlikte, Divan nesrinin kalıplarını da kırmıştır. 10 ciltlik
“Seyahatnâme” adlı eseri çok tanınmıştır.
NOT: Divan edebiyatının nesir yazarı olarak tanınan
diğer önemli yazarları şunlardır:
SİNAN PAŞA: (15.yy) Tazarrunâme adlı süslü nesri ile
tanınır.
MERCİMEK AHMET: (15.yy) Farsça’dan çevirdiği
Kabusnâme adlı eseriyle tanınır.
NAİMÂ: (17.yy) Kendi adıyla anılan (“Naima Tarihi”)
adlı tarih eserinin yazarıdır.
KATİP ÇELEBİ: (17.yy) Batılıların Hacı Kalfa
dedikleri yazar ve düşünürdür. Arapça, Farsça, Fransızca, Latine bilen yazarın
tarih, coğrafya, matematik konularında yazılmış eserleri vardır.
TASAVVUF FELSEFESİ
Tanrı nedir? Evrenin oluşu nasıldır? Biz
neyiz? Niçin geldik dünyaya? Yaşamımızın anlamı, var olmanın aslı, gerçek,
başlangıç ve son nelerdir? Bu ve bunun gibi fizik ötesi sorulara cevap vermeye
çalışan düşünüş yoluna “Tasavvuf” düşüncesi denir. [Vahdet-i Vücut (Varlığın
Birliği) Teorisi].
Bu düşünüşe göre Tanrı tek varlıktır.
(Vücud-i Mutlak). Aynı zamanda tek güzelliktir (Hüsn-i Mutlak).
Tek varlık olan Tanrı kendisini görecek
gözler, sevecek gönüller istemiş ve kainat olarak tecelli etmiştir.
Bu tıpkı aynayla kaplı bir odada olmak
gibidir. Ayna varlığın çeşitli görüntülerini yansıtır.
O halde, evren ve tüm insanlar Tanrı’nın
bir görüntüsüdür. Öyleyse insanlar arasında renk, inanç, dil, ırk...gibi
ayrımlar yapmak anlamsızdır.
Bütün görüntülerde “Varlık” ve “Yokluk”
ögeleri bir aradadır. İnsan dünyaya bağlı tutku ve zevklerini yok ederek
“Varlık” ögesini geliştirir. Bunun yolu da tekkelerden (tarikatlar) geçer.
Burada insan sıkı bir eğitimle dünya nimetlerinden vazgeçerse, sonunda özü olan
Tanrı’ya kavuşabilir. Bu da gerçek aşktır. İnsanların birbirlerine duyacakları
aşk ise mecazdır. Bu, kişiyi Tanrı’dan uzaklaştırır. “Bir hırka, bir lokma”
insana yetmelidir. Tekkelerde bu yolla Tanrı’ya ulaşan insan sonunda “Enel Hak”
(“Ben Tanrı’yım”) derecesine varır. Bu kişilere “İnsan-ı Kâmil” ya da “Ermiş”
denir.
Divan, şiire ağırlık veren bir edebiyattır. Düzyazı, ancak bilimsel çalışmalarda, tarihlerde, kimi sanatsal metinlerde ve gezi türü eserlerde kullanılmıştır.
Divan Edebiyatı’nda düzyazılar, yazılış amacı ve dil tutumu dikkate alınarak üçe ayrılır:
- Sanatlı(süslü) Düzyazı
2. Orta Düzyazı
Yer yer ağır ve süslü, yer yer sade bir dille yazılan düzyazılardır. Genellikle tarih kitaplarında bu düzyazı türü görülür. Osmanlılar zamanında tarihçilik,”vakanüvis” adı altında yürütülen bir tür memurluktu. Sarayda görevlendirilen vakanüvisler, önemli önemsiz her olayı günü gününe notlar halinde yazarlardı. Bu eserler, olay anlatımına dayalı olduğundan, bilimsel tarih anlayışıyla bağdaşmaz. Divan döneminin başlıca tarihçileri arasında Aşıkpaşazade ,Ali, Ebülgazi Bahadır Han,Naima, Peçevi, Mütercim Asım sayılabilir.
3. Sade Düzyazı
Dil ve anlatım ustalığının değil, ele alınan konunun önem taşıdığı düzyazı türüdür. Bu anlayış nedeniyle, sade düzyazılarda ustaca söz söyleme çabası görülmez; dil açık, yalın, doğaldır. Bu düzyazı türünü kullananlardan başlıcaları şunlardır: Mercimek Ahmet , Katip Çelebi, Evliya Çelebi (Eseri:Seyahatname).
HALK EDEBİYATI
HALK
EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ
- İslamiyetten önceki edebiyatımızın İslam uygarlığı içindeki biçimidir. Bir anlamda sözlü edebiyat dönemimizin gelişmiş biçimi olarak düşünebiliriz.
- Halk edebiyatı ürünleri yazılı değildir. Müzik eşliğinde sözlü olarak oluşur.
- Divan edebiyatında olduğu gibi şiir yine egemen türdür.
- Şiirlerde başlık yoktur, biçimiyle adlandırılır.
- Nazım birimi dörtlüktür.
- Ölçü, hece ölçüsüdür, En çok yedili, sekizli, onbirli kalıplar kullanılmıştır.
- Şiirlere genel olarak yarım uyak hakimdir.
- Dil halkın konuştuğu günlük konuşma dilidir.
- Halk edebiyatı gözleme dayalıdır. Benzetmeler somut kavramlardan yararlanılarak yapılır. Söyledikleri her şey gerçek yaşamdan alınmadır.
- Özellikle 18. yüzyıldan itibaren halk şiarleri, divan şairlerinden etkilenerek aruzun belirli kalıplarıyla şiirler yazmayı denemişlerdir. Hatta divan şiirinin mazmunlarını da kullanmışlardır. Bu durumun ortaya çıkmasında halk şairlerinin, aydınlar ve divan şairlerince hor görülmelerinin, değersiz ve güçsüz sayılmalarının etkisi de vardır.
Halk şiirinde “mâni” ve “koşma” tipi
olarak iki ana biçim vardır. Aslında az sayıda olan öteki biçimler bu iki ana
biçimden çıkmıştır.
Dizelerin kümelenişi, dizelerin hece
sayısı ve uyak düzeni bakımından özellik gösterenler “biçim”, biçimi ne olursa
olsun konu bakımından benzerlerinden ayrılanlar da tür adı altında
toplanmıştır.
I. Anonim Halk Şiiri Nazım Biçimleri:
MÂNİ: Halk şiirinde en küçük nazım biçimidir. Yedi
heceli dört dizeden oluşur. Uyak düzeni aaxa şeklindedir. Birinci ve üçüncü
dizeleri serbest, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı mâniler de vardır (xaxa).
Mânilerin ilk iki dizesi uyağı doldurmak ya da temel
düşünceye bir giriş yapmak için söylenir. Temel duygu ve düşünce son dizede
ortaya çıkar. Başlıca konusu aşk olmakla birlikte bunun dışında türlü konularda
da yazılabilir.
Le beni eyle
beni
İpek yorgan
düreyim
Elekten ele
beni
Aç koynuna gireyim
Alacaksan al
artık
Açıldıkça
ört beni
Düşürme dile
beni
Var olduğun bileyim
Birinci dizesi yedi heceden az olan mâniler de vardır.
Dizeleri cinaslı uyaklarla kurulduğu için böyle mânilere “Cinaslı Mâni” ya da
“Kesik Mâni” denir.
Bugün
al
Sürüne
Yârim giymiş bugün
al
Madem çoban
değilsin
Şâd edersen bugün
et
Ardındaki sürü ne
Can alırsan bugün
al
Ben bir körpe kuzuyum
Al kat beni sürüne
Beni böyle yandıran
Sürüm sürüm sürüne
TÜRKÜ: Türlü ezgilerle söylenen anonim halk şiiri
nazım biçimidir. Söyleyeni belli türküler de vardır. Halk edebiyatının en
zengin alanıdır. Anadolu halkı bütün acılarını ve sevinçlerini türkülerle dile
getirmiştir.
Türkü iki bölümden oluşur. Birinci bölüm asıl sözlerin
bulunduğu bölümdür ki buna “bent” adı verilir.
İkinci bölüm ise bentlerin sonunda yinelenen nakarattır. Bu
bölüme “bağlama” ya da “kavuştak” denir.
Türküler, genellikle yedili, sekizli, onbirli hece
kalıplarıyla yazılmıştır. Konuları çok değişik olabilir. Ninniler de bu
gruptandır.
Söğüdün yaprağı narindir
narin
İçerim yanıyor dışarım
serin
bent
Zeynep’i bu hafta ettiler
gelin
Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim
Üç köyün içinde şanlı
Zeynebim
nakarat
II. Âşık Edebiyatı Nazım Biçimleri:
KOŞMA: Halk edebiyatında en çok kullanılan biçimdir.
Genellikle hece ölçüsünün onbirli (6+5 ya da 4+4+3) kalıbıyla yazılır. Dörtlük
sayısı üç ile beş arasında değişir. Şair koşmanın son dörtlüğünde adını ya da
mahlasını söyler. Uyak düzeni genellikle şöyle olur:
baba – ccca – ddda...
Eğer benim ile gitmek
dilersen
Eğlen güzel yaz olsun da
gidelim
Bizim iller kıraçlıdır
aşılmaz
Yollar çamu kurusun da
gidelim
...... ...... .....
Karac’oğlan der ki buna
ne fayda
Hiç rağbet kalmadı
yoksula bayda
Bu ayda olmazsa gelecek
ayda
Onbir ayın birisinde
gidelim
DESTAN: Dört dizeli bentlerden oluşan, oldukça uzun
bir nazım biçimidir. Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzden fazladır.
Genellikle hece ölçüsünün onbirli kalıbıyla yazılır. Uyak düzeni koşma gibidir.
baba – ccca – ddda
Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler.
Konuları bakımından destanları savaş, yangın, deprem,
salgın hastalık, ünlü kişilerin yaşamları, mizahi....gibi gruplanadırabiliriz.
Esnaf Destanı
...................................
Nalbant oldum kırdım nalın çoğunu
Bir katır nalladım dinle oyunu
Meğer acemiymiş bilmem huyunu
Çenemi teptirdim nalın sökerken
Manav oldum elma armut tez çürür
Cambaz oldum ip üstünde kim yürür
Kasap oldum her gün gözüm kan görür
Yüreğim bayıldı kana bakaraken
Ben bu sanatları bir bir dolaştım
Tekrar gelip şairliğe bulaştım
Kâmili mürşidin eline düştüm
Tekke-i aşk içre çile çekerken.
SEMÂİ: Hece ölçüsünün sekizli kalıbıyla yazılır (4+4
duraklı ya da duraksız). Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir. Semâilerin
kendine özgü bir ezgisi vardır ve bu ezgiyle okunur. Uyak düzeni koşma gibidir:
baba – ccca – ddda
Semâilerde daja çok sevgi, doğa, güzellik gibi konular
işlenir.
İncecikten bir kar
yağar
Karac’oğlan
eğmelerin
Tozar Elif Elif
diye
Gönül sevmez değmelerin
Dedil gönül abdal
olmuş
İliklemiş düğmelerin
Gezer Elif Elif
diye
Çözer Elif Elif diye.
VARSAĞI: Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak
Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri türkülerden gelişmiş bir biçimdir.
Dörtlük sayısı ve uyak düzeni “Semâi” gibidir. Varsağılar yiğitçe, mertçe bir
üslupla söylenir. Bu da dörtlüklerin içindeki “bre” “hey” “behey” gibi
ünlemlerle sağlanır. Halk edebiyatında en çok varsağı söylemiş şair
Karacaoğlan’dır.
Bre ağalar bre
beyler
Behey elâ gözlü dilber
Ölmeden bir dem
sürelim
Vaktin geçer demedim mi
Gözümüze kara
toprak
Harami olmuş
gözlerin
Dolmadan bir dem
sürelim
Beller keser demedim mi
Karacoğlan
Yorumlar
Yorum Gönder