ÂŞIK
EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ
Âşık edebiaytı nazım türleri genellikle koşma ve semâi
biçimiyle yazılır. Bu türler koşma ve semâilerden konuları bakımından ayrılır.
GÜZELLEME: Doğa güzelliklerini anlatmak ya da kadın,
at gibi sevilen varlıkları övmek için yazılan şiirlerdir.
Dinleyin ağalar medhin
eyleyim
Yokuşa
yukarı kekli sekişli
Elma yanaklımın kara
kaşlımın
İnişe aşağı
tavşan büküşlü
O gül yüzlerine kurban
olayım
Düşmanın
görünce şahin bakışlı
Dal gerdanlımın da sırma
saçlımın
Kuğuya benziyor boynu kıratın
Noksani
Köroğlu
TAŞLAMA: Bir kimseyi yermek ya da toplumun bozuk
yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiirlerdir.
Ormanda büyüyen adam
azgını
Çarşıda pazarda insan
beğenmez
Medres kaçkını softa
bozgunu
Selam vermek için kesan
beğenmez
Kazak Abdal
KOÇAKLAMA: Coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve
dövüşleri anlatan şiirlerdir.
Köroğluyum medhim merde
yeğine
Koç yiğit değişmez cengi
düğüne
Sere serpe gider düşman
önüne
Ölümü karşılar meydan
içinde
AĞIT: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan acıları
anlatmak amacıyla söylenen şiirlerdir (Anonim halk şiiri ürünü olan ağıtlar da
vardır).
Civan da canına böyle
kıyar mı
Hasta başın taş yastığa
koyar mı
Ergen kıza beyaz bezler
uyar mı
Al giy allı balam şalların
hani
Hıfzi
NASİHAT: Bir şey öğretmek,bir düşüncenin yayılmasına çalışmak gibi amaçlarla söylenen didaktik şiirlerdir.
HALK ŞAİRLERİNİN GRUPLANDIRILMASI
Halk şairleri, halk şiirinin yerleşmiş kurallarına bağlı kalmakla birlikte, türlü kültürel nedenlerle dil, anlatım, ölçü kullanımı bakımından farklı yönelişler içine girebilmektedirler. Ayrıca yaşadıkları çevre de onların sanat anlayışlarını farklılaştıran bir etmen olarak karşımızı çıkmaktadır. Halk şairlerini, işte bu gibi noktaları dikkate alarak şöyle ayırıyoruz:
- GÖÇEBE(GEZGİN) ŞAİRLER
Bir yere bağlı kalmadan gezerler. Genellikle
eğitim görmedikleri için, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmezler. Dilleri sadedir.
Hece ölçüsüne bağlıdırlar. Geleneksel şiir anlayışını sürdürürler.
- YENİÇERİ ŞAİRLER
Osmanlılar zamanında askerlik, hayat boyu süren
bir meslekti. Orduda görev arasında şairler yetişmiştir. Bunlar, katıldıkları
savaşlarla ilgili yiğitlik şiirleriyle dikkati çekerler. Dil, anlatım, ölçü
bakımından, göçebe şairler gibi geleneksel şiir anlayışına bağlıdırlar.
3. KÖYLÜ ŞAİRLER
Hayatları köylerde, kasabalarda geçer. Büyük
kentlerle ilgileri olmadığı için, kent kültüründen, Divan Edebiyatı’ndan
etkilenmeden, halk şiiri geleneklerine bağlı kalmışlardır.
4.KENTLİ ŞAİRLER
Genellikle Divan Edebiyatı’nın etkisinde
kalırlar. Hem Halk, hem de Divan Edebiyatı tarzında şiirler söylerler.
Dillerinde Arapça ve Farsça sözcüklerin oranı yüksektir. Hece ölçüsüyle
birlikte aruza da yer verirler.
5. TASAVVUF (TEKKE ) ŞAİRLERİ
Tekkelerde yetiştikleri, din ve tasavvuf
konusunda eğitim gördükleri için, dilleri, göçebe, yeniçeri ve köylü şairlere
göre bazen daha ağırdır. Zaman zaman Divan Edebiyatı’nın dil, anlatım, biçim,
ölçü özelliklerini taşıyan şiirler söylerler. Örneğin Yunus Emre bile,
aruz ölçüsü ve mesnevi düzeniyle Risaletü’n-Nushiyye adlı bir eser
vermiştir.
HALK ÖYKÜLERİ
Halk öyküleri, destanların zamanla biçim ve öz
değişimine uğramaları sonunda ortaya çıkmış sözlü eserlerdir. Anonimdir.
Başlıca türleri şunlardır:
1. DESTAN ÖYKÜLER
Destanlardaki olağanüstülük gibi bazı özellikleri
koruyan halk öyküleridir XIII.-XIV.yüzyılda Doğu Anadolu’da ortaya çıkan Dede
Korkut Öyküleri ile Köroğlu Öyküsü, bu türün tanınmış örnekleridir.
2. AŞK ÖYKÜLERİ
İki sevgilinin aşkını, bunların kavuşmasını
önleyen engellerle mücadelesini anlatan öyküler olup en tanınmışları Kerem
ile Aslı, Emrah ile Selvi, Asuman ile Zeycan ,Aşık Garip.v.b.’dir.
- DİNİ ÖYKÜLER
TEKKE
EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ
Din ve tasavvufla ilgili kavrami duygu, düşünce, ilke ve
kuralları halka yaymak amacıyla bir tarikata bağlı şairlerce yazılan
şiirlerdir.
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı
Bana seni gerek seni
Yunus Emre
NEFES: Bektaşi şairlerinin yazdıkları tasavvufi
şiirlere denir. Nefeslerde genellikle Hz. Muhammet ve Hz. Ali için de övgüler
bulunur.
Pir Sultan Abdal şâhımız
Hakk’a ulaşır yolumuz
On iki imam katarımız
Uyamazsın demedim mi
İlahi, nefes ve demeler, bestelenerek söylenir.
ŞATHİYÂT-I SOFİYÂNE: İnançlardan alaylı bir dille
söz eder gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin,
yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır. Bu tür
şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır. Medrese hocalarına göre bu
şathiyeler küfür sayılır.
Yücelerden yüce gördüm
Erbabsın sen koca Tanrı
Âlem okur kelâm ile
Sen okursun hece Tanrı
Asi kullar yaratmışsın
Varsın şöyle dursun deyü
Anları koymuş orada
Sen çıkmışsın uca Tanrı
Kaygusuz Abdal yaradan
Gel içegör şu cür’adan
Kaldır perdeyi aradan
Gezelim bilece Tanrı
NOT: Manzum olmayan Anonim Halk Edebiyatı ürünleri
de vardır. Bunları masallar, halk öyküleri (Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber,
Battal Gazi, Hz. Ali Cenkleri.........), bilmeceler, atasözleri, deyimler,
Karagöz ve ortaoyunları şeklinde sıralayabiliriz.
HALK
EDEBİYATININ ÖNEMLİ ŞAİRLERİ
YUNUS EMRE: (13.yy) Tasavvuf düşüncesini benimseyen
şair Tanrı aşkını ve insan sevgisini dile getirmiştir.
Tekke edebiaytının en lirik şairidir. Halkın konuştuğu
Türkçeyi bir edebiyat dili haline getirmiştir. Yalın ve içten bir söyleyişi
vardır. Zaman zaman aruz ölçüsüyle ve divan edebiyatı anlayışıyla da şiirler
yazmıştır.
Tüm insanların eşit ve kardeş olduğuna inanmış; dil, din,
ırk ayrımı yapılmasına karşı çıkmıştır. Türkçe divan sahibi ilk şairdir. Ayrıca
Risaletü’n-Nushiyye adlı öğretici bir mesnevisi vardır.
KAYGUSUZ ABDAL: (16.yy) Softa görüşle alay eden
özgür düşünceli bir Bektaşi şairidir. Hem heceyle hem de aruzla yazılmış
şiirleri vardır.
PİR SULTAN ABDAL: (16.yy) Alevi-Bektaşi şiir
geleneğinin en ünlü şairidir. Dinsel inançların etkili olduğu bir ayaklanmanın
önderliğini yapmış, asılarak öldürülmüştür. Şiirini bir araç olarak
kullanmasına rağmen kuru bir öğreticiliğe düşmemiş, şiirini duygu yönünden de
beslemiştir.
KÖROĞLU: (16.yy) Çoğunlukla koçaklama türünde
örnekler vermiş coşkulu şiirler söylemiştir. Bolu Beyi’yle olan mücadelesi
efsaneleşen şair, halkın gönlünde yerini almıştır.
KARACAOĞLAN: (17.yy) Din dışı konularda yazmış, yaşama sevinci, insan
ve doğa sevgisini dile getirmiştir. Âşık edebiyatının duygu yönünden en zengin
ve güçlü şairidir.. Hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız Karacaoğlan’ın
XVI ya da XVII . yüzyılda Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayıp dolaştığı
sanılmaktadır. Şair Toroslar’da, Türkmen boyları arasında yetişmiş; göçebe bir
şair olarak Anadolu içinde ve dışında gezmiştir. Geleneksel şiirin dil,
anlatım, ölçü anlayışından ayrılmadan aşk, doğa, ölüm, ayrılık gibi temaları
işlemiştir;özellikle koşma ve semai biçimlerinde büyük başarı kazanmıştır.
GEVHERİ: (17.yy) Aruz ölçüsünü de sıkça kullanan
Kırımlı bir halk ozanıdır.
DERTLİ: (19.yy) Toplumsal yergi içerikli, softalığı,
yobazlığı eleştiren şiirleriyle tanınan Bolu’lu bir halk ozanıdır.
EDEBİ SANATLAR
ANLAM SANATLARI
- TEŞBİH (BENZETME): Aralarında türlü yönlerden benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olanı daha üstün olana benzetmektir. Dört ögesi vardır. (Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı).
Bin atlı
akınlarda çocuklar
gibi
şendik.
Benzeyen
benzetilen
benzetme
benzetme
Edatı
yönü
Şimşek
gibi
bir semte atıldık
yedi koldan
Benzetilen
benzetme
benzetme
Edatı
yönü
Askerlerimiz aslan
gibi
kuvvetlidir.
Benzeyen
benzetilen
benzetme
benzetme
Edatı
yönü
A) TEŞBİH-İ BELİĞ (GÜZEL
BENZETME): Sadece benzeyen ve benzetilen ögelerle yapılan benzetmedir. Benzetme
yönü ve benzetme edatı kullanılmaz.
Gürz
ayaklı
Kalkan
elli
Sancaktar
olduğu
Sancak
tutuşundan belli
F.H.Dağlarca
- Divan edebiyatındaki mazmunların çoğo teşbih-i beliği sanatına örnektir.
Servi
boy, elma yanak, gonca ağız, kiraz dudak..........
B) YAYGIN BENZETME:
Benzeyenle benzetilen arasındaki birden çok özelliklerin sıralnmasıyla yapılan
benzetmedir.
Aşağıdaki örnekte “vatan” bir çınara
benzetilmiştir.
ÇINAR
Hani
bir gün seninle Topkapı’dan
Geliyorduk;
yol üstü bir meydan
Bir
çınar gördük; Enli, boylu, vakur
Bir
ağaç; hiç eğilmemiş, mağrur
Koca
bir gövde, belki altı asır
Belki
ondan da fazla dalgın, ağır
Kaygısız
bir ömür sürüp gelmiş;
Öyle
serpilmiş, öyle yükselmiş,
.........................
Tevfik Fikret
2) İSTİARE
(EĞRETİLEME): Benzetme sanatının temel ögelerinden benzeyen ve benzetilenden
sadece birinin kullanılmasıyla yapılan benzetmeye denir. Diğer bir deyişle, bir
şeyi kendi adının dışında türlü yönlerden benzediği başka bir şeyin adıyla anma
sanatıdır. Bu bakımdan istiare hem bir benzetme hem de mecaz sanatıdır.
A) AÇIK İSTİARE:
Benzetme ögelerinden yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
“Aslanlarımız düşmanı denize döktüler”
“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor”.
Yukarıdaki örneklerde altı çizili
sözcüklerde, askerlerimizle, “aslan” ve “güneş” arasında birer benzetme
yapılmıştır. Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öge, yani
askerler) söylenmemiş, kendisinebenzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öge,
yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler “açık istiare”dir.
B) KAPALI İSTİARE:
Benzetme ögelerinden sadece benzeyenin bulunduğu (kendisine benzetilenin
bulunmadığı) benzetme sanatına “kapalı istiare” denir.
“Askerlerimiz, kükreyerek düşmana saldırdı”.
Yukarıdaki örnekte askerler, aslana
benzetilmiştir. Güçlü olan öge yani aslan (benzetilen)söylenmemiş, sadece
benzeyen söylenmiş olduğundan bu benzetme bir “kapalı istiare”dir.
(Kişileştirme sanatının bulunduğu her dizede kapalı istiare de vardır).
Kıyı takmış yaprağını gülünü
Mahzun hudutların ötesinde akan sular
Boynu bükük adalar, tanıyorsanki bizi.
C) YAYGIN İSTİARE:
Benzetmenin temel ögelerinden yalnız biriyle, çok sayıda benzerlikleri sıralayarak
yapılan istiaredir. Örneğin Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiirinde “ruh”
söylenmemiş (benzeyen), Benzetilen yani “gemi” söylenmiştir.
3) MECAZ: Bir
sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatıdır.
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Yunus Emre
Yukarıdaki dörtlükte “yanmak”, aşağıdaki dörtlükte de “deynek” sözcüğü
mecaz sanatına örnektir.
Anavarza at oynağı
Kana bulanmış gömleği
Kıyman a zalimler kıyman
Kör karının bir deyneği
4) MECAZ-I MÜRSEL
(MÜRSEL MECAZ): Bir sözün benzetme amacı gütmeden gerçek anlamının dışında
başka bir sözün ya da kavramın yerine kullanılmasıdır. Kavramlar arasında
benzetmenin dışında, gerçek veya mecazlı anlamlar arasında parça-bütün,
özel-genel, neden-sonuş.....gibi ilgiler bulunur.
Anadolu,
hepimize hınç ve şüpheyle bakıyor.
Anadoluda
yaşayanlar
Çankaya, bu gelişmelere sessiz
kalamazdı.
Cumhurbaşkanlığı
makamı
O, beyaz perdenin en güzel
sanatçısıdır.
Sinema
Çatma, kurban olayım çehreni ay nazlı
hilâl.
Türk bayrağı
Sobayı yaktınız mı?
Odun/kömür
O, ülkemizin en güçlü raketlerinden
biridir.
Tenis oyuncusu
Siz, hiç Yaşar Kemal’i
okudunuz mu?
Eserleri
Son günlerde Vivaldi
dinliyorum.
Eserleri
Gökten bereket yağıyor.
Yağmur
5) KİNAYE: Bir
sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanma sanatıdır.
Ey
benim sarı
tanburam
Ben toprak oldum yoluna
Sen ne
için
inilersin
Sen aşırı gözetirsin
İçim
oyuk derdim
büyük
Şu karşıma göğüs geren
Ben
onun’çün
inilerim
Taş bağırlı dağlar mısın?
Pir
Sultan
Yunus Emre
Yukarıdaki dörtlüklerde altı çizili
sözcükler hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek şekilde
kullanılmıştır.
6) TEVRİYE:
İki ya da daha çok anlamı olan bir sözün yakın ve uzak anlamlarını birlikte
kastetme sanatıdır.
Bana Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir.
Mâliki mezhebim benim zirâ
İtikadımca kelp tâhirdir.
Tahir: 1) Özel isim;2) Temiz
Kelp: Köpek
7) TARİZ:
Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini
kastetmektir. Genelliklebir kişiyi ya da durumu iğnelemek, alaya almak için
yapılır.
Bir
yetim görünce döktür dişini
Bozmaya çabala halkın işini
Günde
yüz adamın vur kır dişini
Bir
yaralı sarmak için yeltenme
Huzuri
8) TEŞHİS VE
İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA): İnsana özgü niteliklerin başka
varlıklara aktarılmasına, onlara kişilik kazandırılmasına “teşhis”; onların
konuşturulmasına da “intak” denir. İntak sanatının bulunduğu her yerde teşhis
sanatı da vardır.
Toros dağlarının
üstüne
Batı isteyü haktan ayrıldım
Ay un eledi bütün
gece
Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.
(Hârname, Şeyhi)
Masallar ve fabller, teşhis ve intak sanatına an çok rastlanan
türlerdir.
Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz;
Müjde getirdim sana in de öpüşelim;
Barış oldu hayvanlar arasında.”
9) TENASÜP
(UYGUNLUK): Bir dize, beyit ya da dörtlük içinde anlamca birbiriyle ilgili
sözcükleri birarada kullanma sanatıdır.
Lâleyi sümbülü, gülü hâr almış.
Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış.
Bu beyitte lâle, sümbül, gül, hâr (diken) arasında ayrıca zevk, şevk ve âh,
zâr sözcükleri arasında tenasüp sanatı vardır.
10) LEFF Ü NEŞR: Genellikle bir beyit
içinde birinci dizede en az iki şey söyleyip, ikinci dizede bunlarla ilgili
benzerlik ve karşılıkları verme sanatıdır.
Bâran
değil, şafak değil, ebr-i seher değil
Gözyaşıdır, ciğer kanıdır, dâd-ı ah’tır.
Bu dizelerde bârana (yağmur) karşılık
olarak gözyaşı, şafağa (güneşe batarkenki kızıllık) karşılık olarak ciğer kanı,
ebr-i seher’e (sabah bulutu) karşılık olarak dud-ı ah (ah’ın dumanı)
verilmiştir.
Bağ-ı
dehrin hem baharın hem hazanın görmüşüz.
Bir neşatın
da gamın da rüzgarın görmüşüz.
11) TECAHÜL-İ ARİF: Bilinen bir
gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir.
Göz
gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım
Nahifi
Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik
Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde
Nedim
Yukarıdaki dizelerde şairler kendi
yaşadıkları olayları bilmiyormuş gibi sorarak tecahül-i arif sanatı
yapmışlardır.
12) HÜSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENE
BAĞLAMA): Herhangi bir gerçek olayın meydana gelmesini hayali ve güzel bir
nedene bağlamaktır.Ancak bu nedenin kesin bir yargıya dayanması gerekir. Hüsn-i
talil’de de tecâhül-i arif’te olduğu gibi gerçek bir nedeni bilmezlikten gelme
gibi bir durum vardır. Hüsn-i talil’i, tecâhül-i ariften ayıran yön, gerçek bir
olayın hayali nedene bağlanmasıdır.
“Güzel
şeyler düşünelim diye yemyeşil oldu ağaçlar”
(İlkbaharda
doğanın uyanması, ağaçların yapraklanması gibi gerçek bir olay, hayali bir
nedenle açıklanmış).
“Güller ki yüzünün renginden
utandıkları için kızardılar”.
Niçin sık sıkbakarsın öyle mirat-ı
mücellâya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran
mısın kâfir
Nedim
(Mirat-ı mücellâ: Parlak ayna)
13) MÜBALAĞA (ABARTMA): Bir sözün
etkisini güçlendirmek amacıyla bir şeyi ya olamayacağı bir biçimde anlatmak ya
da olduğundan pek çok veya pek az göstermektir.
Alem
sele gitti gözüm yaşından.
Söyle
nâz uykusuna varmış o yâr ey Bâki
Ki
cihan halki figan eylese bidâr olmaz.
Merkez-i hâke atsalar da bizi
Kürre-i arzı patlatır çıkarız.
Namık Kemal
(Yerkürenin merkezine de atsalar bizi,
yerküreyi parçalar yine dışarı çıkarız).
14) TEZAT (KARŞITLIK): Birbirine
karşıt düşüncelerin, kavramların, duyguların bir arada kullanılmasıdır.
Ne
siyah eylemiş bu nasiyeyi
Saçımı
bembeyaz eden bahtım.
Abdülhak Hamit
(Nasiye: alın)
Ne
efsun-kâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
Esir-i
aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
Namık Kemal
(Ey özgürlük ne kadar büyüleyiciymişsin,
tutsaklıktan kurtulduk ama bu kez de senin tutsağın olduk).
15) TEKRİR: Sözün etksini güçlendirmek
amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeklerini arka arkaya
yinelemektir.
Kaldırımlar,
çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Necip Fazıl
Büyüksün ilahi büyüksün büyük
Büyüklük yanında kalır pek küçük
Ali Haydar Bey
16) NİDA (SESLENME): Şairin çok
duygulanması ve heyecanlanması sonucunu doğuran olayları ve varlıkları gözönüne
getirip “ey, hey” gibi ünlemlerle onlara seslenmesidir.
Ey
köhne Bizans, ey koca fertut-i musahhir
Ey bin
kocadan arta kalan bive-i bâkir.
(Sis, Tevfik Fikret)
17) İSTİFHAM: Yanıt alma amacı
gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için, anlatılmak istenenlerin soru
biçiminde anlatılmasıdır.
Beni
candan usandırdı cefadan yâr usanmaz mı
Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı
Fuzuli
Kim
söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim
görmüş ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek
kaldırım’da güpegündüz?
Melahat’i almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
Onu
sonra anlatırım, fakat
Kimin
bacağını sıkmışım tramvayda?
Orhan Veli
18) TELMİH (HATIRLATMA): Söz arasında
herkesçe bilinen geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye bir inanca ya da yaygın
bir atasözüne işaret etmek, onu anımsatmaktır. Telmih edilen şey uzun uzadıya
açıklanmaz, bir iki sözcükle anımsatılır.
Gökyüzünde
İsâ ile
Tur
dağında Musâ ile
Elindeki asâ ile
Çağırayım Mevlam seni
Yunus Emre
(Birinci dizede “Hz. İsa’nın göğe
çıktığı inancı”na, ikinci dizede “Hz. Musa’nın Tur-ı Sinâ dağında Tanrı ile
konuşması” olayına ve üçüncü dizede de yine “Hz. Musa’nın yere atınca yılan
olan asasıyla gösterdiği mucizelere” telmih vardır).
SÖZ SANATLARI
19) CİNAS: Söyleniş ve yazılışları
bir, anlamları farklı sözcükleri (sesteş, eşsesli) bir arada kullanma
sanatıdır. (Aynı zamanda bir uyak türüdür).
Kısmetindir
gezdiren yer yer seni
Göğe
çıksan âkıbet yer yer seni.
İbni Kemal
Her nefeste eyledik yüz bin günah
Bir günaha etmedik hiç bir gün ah
Lâedri
20) ALLİTERASYON: Aynı ses ya da
hecelerin bir ahenk yaratmak amacıyla tekrarlanmasıdır.
Dest-busi
arzusıyle ölürsem
dostlar
(“S”)
Kûze
eylen toprağım sunun anınla yâre su
Fuzuli
Kara
pulat uz kılıcım tartmayınca
Kara
börklü koca başın kesmeyince
Alca
kanın yer yüzüne tökmeyince
Karındaşım Kayan kanın almayınca
Komazım..........
Dede Korkut
21) SECİ: Nesirde yapılan kafiyeye
“seci” denir.
“İlahi
her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlahi elime her ne sundunsa anı
tattım. İlahi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter.
İlahi vücudum bahçesine ne diktinse o biter.”
Sinan Paşa
EK:
SEHL-İ MÜMTENİ: Söylenmesi kolay
göründüğü halde, benzerinin yazılması veya söylenmesi çok güç olan sözlere ya
da yazılara denir.
Ete
kemiğe büründüm
Yunus
diye göründüm
Yunus Emre
(Şair bütün tasavvuf felsefesini, az
sözle çok güçlü bir şekilde ifade etmiştir).
Yorumlar
Yorum Gönder