ÖNSÖZ
Doğan Türkdoğan, Kars’ta doğmuş,
ancak küçük yaştan itibaren Adana’da yaşamıştır. Mahlası Doğancan’dır. Ozan
Doğancan kendini; “Yıllardır duazlarım, deyişlerim ve sazımla Alevi ve Bektaşi
kültürüne hizmet eden yol evladıyım.” Şeklinde tanımlıyor.
Gerçekten de hayatını ve şiirlerini
incelediğimizde Alevi- Bektaşi kültürüne birçok hizmette bulunduğunu görüyoruz.
Alevi- Bektaşi kültürüne yaptığı hizmetlerin yanı sıra bu kültürü tam olarak
içine sindirmiş ve bu kültürü bir yaşam tazı olarak kabul etmiştir.
Benim konum Adanalı bir ozanın
hayatı ve şiirlerinden örneklerdir. Ozan Doğancan’ın hayatı ve şiirlerinden
örneklerin yanı sıra, Anadolu’da ve Çukurova’da aşıklık geleneğine de yer
verdim. Bunlar ok kapsamlı bilgiler olmasa da koynu biraz olsun aydınlatmak
amacıyla, kaynaklardan faydalanarak özetlemeye çalıştım.
Ozan Doğancan’ın şiirlerini bizzat
kendisinden aldım. Görüşmelerimizde şiirlerinin birçok üniversite öğrencisi
tarafından ödev konusu olarak seçildiğini öğrendim. Gerçekten de günümüzde
aşıklık geleneğinin giderek azaldığını düşünecek olursak, Doğan Türkdoğan gibi
bir ozanla tanışmak bizler için büyük bir şanstır.
Bu çalışmayı hazırlama esnasında
benden yardımlarını esirgemen saygı değer hocam Prof. Dr. Ali TORUN’a teşekkür
eder ve saygılarımı sunarım.
İdil Saime ARI
Kütahya 2004
A.ANADOLU’DA ÂŞIKLIK GELENEĞİ
Anadolu’nun çeşitli köşelerinde, bugün bile “âşık”
unvanını taşıyan ve sazı ile birlikte şiirlerini söyleyen şair, yani saz
şairlerine rastlamaktayız.
Âşıklık geleneği günümüzde
değişikliğe uğramış bir şekilde devam etmektedir. Ancak bu devam ediş gittikçe
azalan ilgi ve verilen önemin kaybedilmesi ile sürmektedir.
Fuat Köprülü XX yüzyıl da aşıklık
geleneğini tamamen tükendiği kanaatindedir. Ona göre; “XX. Asır başlarına
kadar, mühim bir mesleği zümre halinde devam etmekte ve imparatorluğu her
tarafından bunlara tesadüf olmaktaydı. Araştırmalarımız daha evvel ki asırlara
doğru uzatacak olursak, maddi ve manevi mütecanis bir medeniyet sistemi
dahilinde yaşayan bu büyük imparatorluğu içtimai yapısı içinde, bu saz
şairlerini, hükümetin kontrolü altında teşkilatlanmış hususi bir zümre teşkil
ettiğine ve cemiyetin bazı belli sınıflarının bedii ihtiyaçlarını karşılan
hususi bir organizm mahiyetinde çok açık bir suretle görürüz.” ([1])
Daha önceki asırlarda âşıklık bir
geçim vasıtası iken günümüzde hobi ya da ek iş olarak sürdürülmektedir. Ayrıca
geleneksel aşık tipinde, temel şart olarak görülen “Rüya Motifi” günümüz âşıkları
tarafında neredeyse reddedilmiştir.
Rüya motifinin aşamaları şöyledir:
Bir sıkıntı ve dilekle uykuya dalış: Âşık adayı genellikle kutsal sayılan
mevkilerde veya insandan uzak mevkilerde uykuya dalar.
İkinci aşama ise; utsal kişilere
kutsal sayılan bir yerde karşılaşma ve pir elinden bende içmedir. Sevgili veya
sevgilinin resmi ile karşılaşma, adayın kutsal kişiler tarafından eğitilmesi ve
adaya mahlas ve dilinin çözülmesi için ruhsat verilmesi bu aşamadadır.
Üçüncü ve son aşama, adayların
uykudan uyanmasıdır. Bu aşama üç ayrı şekilden oluşabilir:
1-Kahraman
kendi kendine uyanır ve ilk fırsatta eline geçen bir saz ile başında geçenleri
anlatır.
2-Kahraman bir
süre (3,6,7,20,40 gün) baygın kalır. Ağzından ve burnundan kanlı köpükler
gelir. Gönül ehli bir kişinin sazın teline dokunması ile kendine gelir.
3-Kendi kendine
uyanır ama bakışları, hali, tavrı bir acayiptir. Dünya ile alakası kalmamış
gibidir.
Rüya motifinde içilen bade iki türlüdür;
Er Dolusu ve Pir Dolusu:
“Er Dolusu” içen âşıklar,
kahraman, yiğit ve gözü pektir. “Pir Dolusu” içen âşıklar ise cefalar çeker,
sevdalara düşer, sevgilinin arkasından yanar tutuşur.
Günümüzde kendilerini âşık
olarak kabul eden saz şairleri, geleneksel âşık tipini oluşturan motiflerden
oldukça uzaktadır. Anadolu’da sayıları gittikçe azalan günümüz âşıkları siyasi,
sosyal ve ekonomik değişmelerle paralel olarak yeni bir tipe dönüşmüştür.
B.ÇUKUROVA ÂŞIKLIK GELENEĞİ
Ülkemizde her bölgeye, her yöreye yere özgü eğlenme,
dertleşme, paylaşma biçimleri vardır. Örneğin, Batı Anadolu’nun bu tür gönüllü
bir araya gelişlerde nasıl zeybek havaları çalınıp söyleniyor ve mutlaka bir
”Ağır Zeybek” oynanıyorsa, Ankara yerlileri için nasıl “Misket” oynamak bir
ayrıcalıksa, Çukurovalı Türkmen Aşiretinin de bu topraklarda vazgeçilmez bir
paylaşım ve ifade biçimi “Eli kulağa atmak”; uzun hava okumaktır. Çünkü bu
türkülerde, arada bugün birlikte yaşayan toplulukların o yere geliş öyküleri;
uygun yerleşim yeri bulma kaygısı yüzünden, aralarında çıkar çatışmaları; acı
hatıralar bırakan iskan olayları; aşiret beylerinin kendi kimliklerini, kişilik
özelliklerini, sergiledikleri araştırmaları; yaylak- kışlak hayatında yaşanan
maceralar, yayla özlemleri, ala yollarında yaşanan sahneler; birlikte çekilen
acılar ve acı tecrübelerin gölgelediği aşk öyküleri anlatılır.
Aynı hayat şartlarında var olan bir topluluk için
paylaşılması en zevkli etkinlik, yakın geçmişi, ortak tarihi bağları vurgulan
böylece kendini, kim olduğunu tanıma ve tanımlama fırsatı veren sanatsal
faaliyetlerdir.
Çukurova’da bu etkinlikler bağlamında yaşayan en
önemli gelenek “Bozlak söyleme” geleneğidir.
Derleme ve tarama sözlüklerine göre, bozlak sözü Adana
ve İçel yörelerinde “Hikaye” anlamını taşımaktadır. İkinci bir anlamı ise,
birinci anlamla ilişkili olan Kırşehir yöresinde uzun havadır.
Genellikle hikaye türü içinde yer verilen başlık
bozlak, genellikle, hikayevi şiir/türkü kısmının esas olduğu, bu
şiirin/türkünün başında ve sonunda yer aldığı bir anlatım türü diye tanımlanır.
Bozlağın bu tanımı içindeki durumuna uygun örneklerle Güney Anadolu illerinde
rastlanılmıştır.
Bozlak Halk Edebiyatı alanında yapılan çalışmalarda
genellikle bir hikaye türü, müzikoloji alanında ki çalışmalarda ise, bir
müzik-uzun hava-tazı olarak ele alınmaktadır.
Bugün bozlak türü, genellikle Orta ve Güney Anadolu’da
yerleşmiş Türkmen aşiretlerinin edebi ve müzikal bir ifade tarzı olarak
tanımlanmaktadır.
Toroslar’dan Çukurova’ya uzanan Güney Anadolu Bölgesi
içinde aşiret kavgalarının, birçoğu o coğrafya üzerinde yaşamış saz şairlerine
ait olan aşk maceralarının ve yöre halkının hayatında önemli yer tutmuş, pek
çok olayın kendine has üslubu ve ezgileri olan bir söyleyiş ile dilden dile
dolaştığına tanık olunur.
Türkiye’de sözel edebiyat alanında yapılan kimi
araştırmalarda bozlak kavramının balat ile karıştırıldığına tanık olunur.
Bir hikaye olarak kabul edilen baladın genel olarak
dört temel öğesi; olay, karakter, beste ve konudur. Bunlar arasında Balad da en
kuvvetlice vurgulanan özellik olay unsurudur. Beste, tesadüfi olarak ortaya
çıkar; konu çoğunlukla dolaylı bir biçimde anlatılır; karakterler ise,
genellikle ferdi olarak henüz gelişmemiş tiplerdir. Büyük ölçüde dramatiktir.
Bozlak ise bir veya birden çok şiirden/türküden husule
gelmiş bir yapı özelliği gösterir. Bozlak metninin hem kendisi, hem de başında
ve sonunda veya sonunda bulunabilen kısa açıklamalar belirli bir olayın
hikayesini anlatır. Bununla beraber, yer ve zaman faktörlerine bağlı olarak
şiir metnine ilaveten açıklayıcı sözlerin bulunmadığı, icranın sade bir
türküden ibaret olduğu bozlak icraları da mevcuttur.
Baladların konuları, trajik aşk, romantik aşk,
cinayet, büyüsel olaylar, doğa üstü varlıklar olabilmektedir. Bu bağlamda
türkülerin, ya da bozlaklarının konularının daha gerçekçi oldukları
söylenebilir. Çünkü onlar, genellikle yaşanmış gerçek olaylar üzerine
yakılır/söylenir. Bozlaklarda aşk, arılık, ölüm, tabiat sevgisi ,aşiret
kavgaları gibi durum ve olaylar anlatılır.
Sözlü şiirin asırladır söylenen örnekleri olan
bozlakların, türkülerinin ilk yaratıcıları bu türkülere adlarını veren
aşıklardı. Bunlardan Karacaoğlan ve Dadaloğlu, yörede en fazla tanınan sevilen
ve diğerleri arasında apayrı bir yeri olan iki saz şairi olmuştur. Bunlardan
başla, Sefil Abdurrahman, Deli Boran, Öksüz Ali, Bey Mayıl, Kul Mustafa,
İlbeylioğlu, Yazıcıoğlu, Aşık Cafer mahlasları ile tanınmış aşıklarda Çukurova
halkının çoğunlukla adlarına ve yaratımlarına aşina oldukları önemli
şahsiyetlerdir.
İlk etkili yaratımların sahibi olarak bilinen bu
aşıklardan sonra, yeni zamanlarda geleneğin temsilcisi olarak bilinen ünlü
âşıklar, Âşık Hacı (Hacı Karakılıç), Âşık İbrahim Karalı, Âşık Feymani (Osman
Taşkaya), Âşık Mahmut Taşkaya, Âşık Gül Ahmet Yiğit, Âşık Haydar Aslanı, Âşık
Nizami (Nizamettin Kayacan) gibi her biri kendilerine özgü çeşitli eserler
vermiş sanatçılardır.
Bütün bu aşık ve icracılar arasında, Karacaoğlan’ın
asırlar boyunca, diğer icracılar ve dinleyiciler üzerinde en etkili karakter
olduğu bilinmektedir. Dahası, bu baskın sanatçı karakterleri ile, Karacaoğlan,
yalnızca Çukurova’nın sınırları içersinde değil, Türkistan’dan Rumeli’ye kadar
çok daha geniş bir coğrafyaya ününü yaymıştır. Karacaoğlan türkülerinin bu
geniş sınırlarda söylenmesi, onun gezgin aşık olmasına bağlanır ve buna delil
olarak da, yaşadığı hareketli hayat tarzını anlatan türküleri gösterilir.
Karacaoğlan’ın sanatıyla kitleleri en fazla etkileyen
bir aşık olmasının önemli etkinliklerinden biride değişlerini bütün insanların
paylaştığı temel “sorun” olan aşk üzerine ve farklı bir aşk anlayışı ile
söylemesidir. Bu bakımından o, sadece erkekler üzerined etkili değildir.
Karacaoğlan, söylediği, çalıp çığırdığı türkülerle, aynı zamanda kadınların iç
dünyasına da nüfus edebilmiş bir şairdir. Buna karşılık Çukurova’da bir
yiğitlik sembolü olmuş, saz şairi Dadaloğlu’nun adı, kadınlardan çok erkeklerde
bütünleşir; söylediği türküler, erkekler arasında yaşar.
Karacaoğlan ve Dadaloğlu, sonraki kuşaklardan yetişen
âşıklar, türkü yakıcıları, türkü icracıları ve bunları dinleyen meraklılar
için, estetik yaratım ve toplumsal değerler açısından aynı zamanda bir davranış
modeli oluşturmuşlardır.
Adanalı âşıkların ustalıklı değişleri icra etmeleri
sırasında, Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu ve Deli Boran’dan bir türkü
okumaları alışılmış bir durumdur. Aşık fasıllarının güzelleme bölümünde, yar
türküleri adı verilen Karacaoğlan Güzellemeleri; ardından da Köroğlu ve
Dadaloğlu’ndan koçaklamala-yiğitlemeler söylenir. Çocukluk çağında başlayan
dinleme ve ezber yoluyla öğrenme birçok ustama ibaret bir repertuarın oluşmasını
sağlar. Çukurova’lı âşıkların geleneğe bağlı icralarında önemli geleneklerden
biri de bozlak okumaktır. Genellikle Karacaoğla’nın “ohey”, “ey”, Dadaloğlu’nun
“adas” ile balan bozlakları meşhurdur. Bu nedenle, yöre aşıkları arasında “bir
oheyle bakayım” denince Karacaoğlan’dan; “bir adaslama” denince,
Dadaolğolu’ndan “bir he hey ile bakayım” denildiğinde de Köroğlu’nda söyle
manası anlaşılır. “türkü çağırmak”-söylemek yerine “Karacaoğlan çağırmak”
deyimi kullanılır ve bunun, genellikle uzun hava okumak, bozlak okumak anlamı
taşıdığı bilinir.
Çukurova’da özellikle köy çevrelerinde düzenlenen
düğünlerde geçmişten bugüne bakıldığında, belirli seviyelerde değişme
gözlenebilir. Sözel ortamda, bozlak icralarının süreklilik içinde bu düğünlerde
var olması ise, değişmez çevrelerden birini oluşturur. Geçmişte aygınlıkla
sürdürülen hikayecilik geleneği, bozlak türü uzun havalarının veya hikayeli
türkülerin süreklilik içinde icra edilmeleri mümkün kılan ortamları arattıysa
da bölgede 1950’li yıllardan sonra radyonun ve 1970’li yıllardan itibaren
televizyonun aygınlaşması ile her ne kadar hikaye anlatım geleneğini ve
sanatını, “seyircisiz ”bırakmaya başladıysa da, hikayelerin içinde yer alan ve
onların en çarpıcı sahnelerini hafızalara yerleştiren türkülerin değişen
ortamlarda icrasına belirli ölçülerde devam edildiğinin söylemek mümkündür.
Bu bağlamada genel olarak baktığımız zaman tüm
Anadolu’da olduğu gibi Adana ve Çukurova yöresinde âşıklık geleneği daha önceki
dönemlere epey azalmış ve değişikliklere uğramış olsa da kendine âşık olarak
tanımlayan halk bu geleneği yaşatmaya çalışmaktadır.
C. DOĞAN TÜRKDOĞAN ( OZAN DOĞANCAN
BABA )
Yazar , ozan, araştırmacı ve sazı sözü ile alevi
inancının bir yorumcusu, tarikatının da icracısıdır.
Kendisi 1956 yılında Kars, Selim Kazası , Laloğlu köyü
‘nde doğmuştur. Ailesi, küçük yaşta Adana’ya göç etmiştir ve bütün yaşamı
Adana’da geçmiş özel bir şirketten emeklidir.
Evli, ikisi oğlan, biri kız üç
çocuğu vardır. Adana Erkek Lisesi mezunudur. İmkansızlıklardan dolayı
üniversiteyi bitirememiştir. Ozanlık geleneğinde kendine rehber olarak Ozan
Mahsuni Baba’yı örnek almış, defalarca aynı mekanı, muhabbeti paylaşmıştır.
Ancak sazla ilk tanışması Şükrü Kaya ile tanışmasından sonra olmuştur.
Ozan Doğancan dört kutsal kitabı okuyarak detaylı bir
şekilde incelemiş, İslam dini ve tasavvuf konusunda kendisini yetiştirmeye
gayret göstermiş, Hacı Bektaş Veli’nin “Dört Kapı Kırk Makam” ilkesine bağlı
olarak eline, beline, diline, işine, aşına, eşine bağlı bir halk ozanıdır.
Tasavvuf konusunda deyişleri, semahları bulunmaktadır. Cem ayinlerinde bu deyiş
ve duazlı imamları ile yol erkan yürütmektedir.
Ozan Doğancan’ın Cem Dergisinde çeşitli makaleleri
yayımlanmış, ayrıca Gazi Üniversitesi yayınlarında şiirleri yayınlamaktadır.
Ozan Doğancan 1980’li yıllarında Adana’daki Hacı
Bektaşi Veli Derneğinin ilk kurucularından olup, bu dernek çalışmalarında hala
çeşitli görevler yüklenerek bu misyona hizmetleri devam etmektedir.
İlk kitabını
1998 yılında yayınlatmış ve 3000 adet kitabını Hacı Bektaş şenliklerinde
ücretsiz olarak dağıtmıştır. Alevi- Bektaşi yolu ve ocaklar, aşiretler ve
dağıldığı yerler isimli titiz bir çalışması basıma hazır bulunmaktadır. Ozan bu
çalışmasında Alevi- Bektaşi yolunun bütün İçtihadi boyutunu en ince detayına
kadar inceleyerek Kuran-ı Kerim’deki ayetlerle açıklamasını da yapmıştır.
Ayrıca “İncil’den Takdim, Kuran’dan Tasdik” adlı
titizlikle hazırlanmış bir araştırma incelemesi basıma hazır beklemektedir. Bu
çalışmasında ise, Hıristiyan inancı, Müslüman inancı, Alevi- Bektaşi inancı
arasındaki ortak kavramlar ele alınarak ayetlerle incelenmiştir.
D. OZAN DOĞANCAN’IN ŞAİRLİĞİ
Ozan Doğancan günümüzde giderek
azalan aşıklık geleneğinin geleneğe bağlı ender şairlerden biridir.
Bektaşi kültürü içinde yetişen ozan
eserlerini de bu kültür çevresinde vermiştir. Daha çok nefes türünde şiirler
yazan ozan, ağıtları ile de karşımıza çıkar. Bu ağıtlar genellikle Alevi-
Bektaşi kültüründe kutsal sayılan kişiler ve kendini örnek aldığı Aşık Mahsuni
Şerif gibi ozanlara yazılmıştır.
Şiirlerinin hepsi milli veznimiz
olan hece ölçüsüyledir. Genellikle 4+4=8’li ve 6+5=11’li hece ölçüsünü
kullanmıştır. Serbest ölçüyü değil de hece ölçüsünü kullanmasıyla da geleneğe
bağlıdır.
Şiirlerini redif ve yarım uyaklarla
süslemiştir. Zaman zaman son mısraların tekrar ile de karşımıza çıkar.
İşlediği konular; insan sevgisi,
cennet ve cehennem, Kerbela Olayı, Hz. Ali’ye dualar, Bektaşilik v.b’dir. arıca
şiirlerinde, güncel olaylara da yer veren şair aşıklık ve Bektaşilik geleneğine
bağlıdır.
Ayrıca ozanın “On iki hizmet
ceminde” okunan gülbenkleri de vardır. Bu gülbenklere Divanında yer vermiştir.
E.OZAN DOĞANCA BABANIN HİZMET OCAĞININ
BUYRUKNAMESİ
Bismillahirrahmanirrahim
Esirgeyen, bağışlayan, rahim ve rahman olan Yüce Allahın adıyla, O Yüce
Rebbil Alemindir ki Arşi kürsü, yeri, göğü yarattı. Onu bin, bir nimet, binbir
kerametle ve marifetle donattı. Sin bir nebat, bin bir çiçekle donatıp
süsliyerek, sonrada kendi eliyle yoğurup şekil vererek, canından da bir canla
vücuda geçirdiği insanoğlunun emrine verdi, Onu tüm yarattığı varlıkların
sultanı eyleyip kendisine halife ilan etti Dört kitabında peygamberlerine
gönderdiği ilahi emirlerinde ol Ademin yüceli'ğinden söz eyledi ki Kuranı
Azimuşanda Kaf.16. ayetinde " Ben sana şah damarından daha yakınım"
ayetiyla 01 yüce Yaradan insanı kendisinden bir parça gibi gösterip
ilahlaştımış oldu.
Cümle alemi
temiz ahlakla ahlaklandırmak için peygamberlerini gönderdi.son olarakta Dü
cihanın serveri temiz ve pak ahlakın abidesi olarak önceki peygamberlerin yolu
üzerine ol Muhammed Mustafa’yı tüm alemlere hidayet ve hikmet kaynağı olarak
gönderdi. Ol mubarek nurullahın zamanında alem nura gark oldu. Dört bir yandan
gönüllere sevgi tohumları ekildi, cahil ve cuhul yok olup, akıl yolu tüm
insanlığın önünü aydınlatıpol cihan serrverinin aydınlattığı bu yol Ehlibeyt ve
saki Kevser Aliyel Murteza’nın dahi ilim vehikmetiyle, gayret ve marifetiyle
nurlandıkça nurlandı yetmiş iki milletin
birleştirici hamuru ile yogrularak dertlere derman, sıkıntılara sabır,
çaresizlere çare,umutsuzlara umut. Karanlıklara aydınlık, olarak dahi şavkı
gündüzümüzü,gecemizi aydınlattı.
Ol şahi
velayetin yolu üzerine nice erenler evliyalara gelip bu yolu yaktıkları
çeragları ile aydınlattılar. Bu İlahi sevgi ve muhabbet aşkı kimilerini mansur
gibi dara çekip astırdı kimisini Nesimi gibi yüzdürdü, kimilerini de Pir Sultan
gibi taşa tutup gezdirdi. Genede şahin sevgi ve muhabbet aşkı gönüllere pençe
salıp büyüdü, güçlendikçe güçlendi ilahi bir derya olup gönülden gonüle akıp
çoş oldu çağladı,
».01 ulu yoldur
ki Hizmet edilip, hizmet ile (Surad. alınmalıdır. Şahı Merdan Aliyel
Murtezanın muradı ve isteği de
böyledirki, talip yola talip olmalıdlır ki gör talib ola, eger birisine körü
körüne bağlanırsa ol kişi cahil ehli olup kör talip olmaya. Ol vakittir ki yol
Allahın yoludur Hizmet etki himmet; alasın, mendil alıp muradına, maksadına
eresin 01 şahı Merdan dahi vasiyet; eylemiştir ki "Yol yürütenin, ikraz'
verinin, hizmet çarenindir." Bu ahval ve menzil mertebesine ere kemalete
erip hak ile hak olup Mürşidi kamil ola, Dört kapı, kırk makam erkanıyla
yürüyüp Fena fillah, beka billaî mertebesine ere. Kişi ancak kendi marifet ve
hizmetiyle murada ermelidir, şahı Velayet Buyurmuştur ki “ Baban Hz. îsa gibi
ölüyü diriltse dahi sen olunla 'değil kendi kemaletinle meydan eyle."
buyurmuştur ki, "
Övünç duyacağı
bir soyu varsa cahil kulun,
Bilsin ki sudan
ve çamurdandır özü onun,
Dünyada
ehlibeytin değer ölçeği güzelliktir,
Sevgi, Saygı
doruluktur özü soyu insanoğlunun, .insanın önce kendi ''özu temiz, arı
olmalıdır ki başkasını da arı eyleya, su temiz olmalı ki içile. köprü saftlam
olmalı ki geçile, ol su ki yetmiş iki millet dahi ondun içer, ol köprülerdir ki
cümle alem ondan karşıya geçer, ol güneştir ki herkes ondan sıcaklık alır
ısınır, ol gecedir ki herk-îsin üzerine orbü çibi iner, ol yağmurdu ki her
varlının üzenine yağar, ol ballar,bahçeler ekinler, tarlalardır ki kimler ne
ister ise onu biçer, iman ederler kendi ambarına çekerler, bu nebatlar dahi
kimi, kimseden ayırmaz, kimsede sorup sual eylemeden hizmet edip taamlarım,
meyvalarını sunarlar, îşte ehlibeyt aşkı ile bu yola hizmet eden er kişi yol
oğlu olup, güne geçip ısıtmalı, köprü gibi geçit vermeli, ayıpları Örtmede gece
gibi olmalı, ballar, bahçeler, ekin tarlaları gibi cömert olmalı, kapışı, yönlü
açık cimlı, kinden, den, gıybetten .salim ve sukün ki bu yolun evladı olup hak
yolunda mensil sa bu yol evladının nefesi ne keskin olur.
01 Hünkarı Hacı
Bektaşı Veli'dir ki erenlerin serçeşmesidir. Buyurmuştur, '"Hakikat Hak
eylemekle murada varılır." Gene Ol yüce Pir buyurur ki, "Hararet
nardadır .. sacda degildir, , Küdüste, Mekke de hac da degil bir rahman rahmet kaynacıdır içi onümü alan içindeki bu
cevheri parlatıp bu nurun hikmetine vasıl ola, o zaman ol kişi hislat ila yol
evladı ola, özünü, gayrebini yolun hizmetine vere, hikmet ile murad alıp
menzile erişe, 01 erenler ser çeşmesi bir ilacı afikta Veli de. bu murad ile
nice yol evladı yetiştirip, onlara menzil vererek, turnalar gibi serer
eyleyerek ehlibeyt; yolunun çeragiarı gibi ışık vermelerin!,yetmiş iki milleti
bir gorüp, hak yolunda hizmet eylem el erini vasiyet etmiştir. Bu yol,erkan,bu
sevgi muhabbet, bu erenlerin hizmeti ile
gülistan bahçesine dönüp, kokuşu, burcu, burcu dört cihana yayılmakta,
yalan çeragiar alemi nurlandırıp aydınlatmaktadır, işte ol erenlerin yol üzerine Ehlibeyit aşkı ve
Şahı Velayet Aliyel Murtezanın sevdası daha çocuk yaşta yüreginde gilizlenip
kökleşen üzan Dogancan Baba bu sevgi ve sevda ile gönül çeşmesinden hakikat menziline girmeye,
hizmet ile,Gayret ile himmet aman murad bilmiştir ki , bu aşkı sevdası ile bir
gece. batını da .şahı merdan Aliyel Murtezaya niyaz olma mertebesine erişip,
gönlünden maksadım zikreyleyip muradına
ermiştir. Ol sevdayı yad eylemiştir.
0l Şahı ferdanın
yolunu güttüm,
îkrara bend
oldum musayıb tuttum
Hizmet kapısında
bir gayret ettim
Hizmetim,
gayretim bildirir beni . .
Okudum kitabı
batın dilinden
Niyaz ettim
Murtezanın el inden
Himmetimi aldım
Bektaş Veliden
01 Şahı Merdana
bildirir beni.
Yenisinde
başlamıştım bu cenge
Boyanmıştım bu
sevdaya bu renge
Gönül dile gezüm
açıp dile gelende
Bahri ummanlara
daldırdı beni
Beni benim sesim
il e kaldırın
Öz gönlümü şad
eyleyip güldürün
Sağım, solum
toprak ile doldurun
Gülü, gülüstana
dönderir beni.
Ol sevda ve aşk
ile 12 iki yıl muharrem orucu tutup,12 yıl Hacı Bektaşı Veli. Derneği ve cem
evinde devamlı olarak hizmet eyledim, üç vakit cemaatiyle de saz çalıp erkan
çark edip semah döndürdünı, ahı nerdan,
Şah Hüseyin aşkı ile söylediğim deyiş ve
dualardan ol cemaatte bulunanlar ahu
figan eyleyip, göz yaşlarım dizlerin ıslatırlardı. Ehlibeyt sevdası dolu
gönüller feryad edip aglaşırlar idi. Tüm bu aşkA sevda ve gönül muhabbeti bu
aileye mensup cümle efradında dahi bulunmakta beş kardeşin beside Ercan,
Kamber, Tüncer, yücel canlarla, bu canların eşleri ve evlatları dahi ehlibeyt
muhibleri olup bu edep ve erkan üzere durmakta gönülleri Ehlibeyt aşkı ve
sevdası ile doludur Babamız Mazim Baba bu yol ve erkana s it k ile bağlı olup
onun babası Hemem Baba dahi bu edep erkanı sürdürmüş, yola hizmet ve gayreti
ile, kemalet ve marifeti ile sofra yaymış,çırag yakıp Hak Muhammed Ali yoluna
hizmet eylemiştir. Onun büyük babaları dahi Erzurum, çat kazası, Hergizer
mezrasınd.a bu yola hizmet ve gayretleri ile nice cana murad. olmuşlar, gönül
hoş eyleyip edep erkan yürütüp ç eratlar yakmışlardır. Sofraları açık, kapıları
açık, gönülleri açık olup ol kapıya Hak Muhammed Ali aşkına gelen canları
elleri boş boyunları bükük, gönülleri kırgın olarak geri döndürmem iş l er, her
isteyen cana hizmet ile gönül hoş eylenmiştir. 0l canların muradları, istekleri
yerine getirilmiştir.
: ;
Bu hizmet
kapışırım nişanı tuzdur. Bu aileden her kim bir avuç tuz atso sıkıntıda, darda,
zorda kalanın basında Hak Muhammed Ali Hünkarı 'lacı Bektaşi Veli deyip
Kelime-i Tevhid okuyup La ilahe illallah Muhanmeden Resulullah, Aliyul
Veliyullah, Velidir Aliyullah, Arifi billah, Mürşidi kamilullah deyip on iki
imamların isimlerini zikredir Kuluvallahu ahad' ile'Allahume Rabehna duasını
okuyup bir akşamsa aksr ı sabah sabah gülbengi zikrettikten sonra ol kişi
derdinden ve sıkıntısından helaa olur. Vakit olurki muradına erer, boynu bükük
olanın boynu doğrulur derdine çare bulunur. Olaki tuz soğuğun düşmanıdırbuzu
dahi eritir sıhhatin dostudur, mikropları öldürür hareretin sıcaklığın ilacıdır
ateşi narı söndürür, bu ehlibeyit yol o
zatının nisanı tuz olaki sıkıntıyı gidere, vücuda giren yiyeceğe ve nebata tad
ve lezzet vere, ol gülban lı tuzdan bir tadımlık tadanın dahi c anma Allah in
himmeti Velayetin hikmeti Hünkarı Hacı bektaş velidin pir nefesi ile can ele,
sıkıntı dertlerden helas ola. ama üzüntüyü pranga vurulup ol can bütün bu
sıkıntı ve çaresiz l iki erinden kurtulmuş ola dirile.
Ehlibeyt
Muhiblerine bu yol evlatlarından gönül verenlare daima hizmet ile yakın oluna,
hizmet verilen anlardan verilen hizmet karşılıyı bir hak talep edilmeye,
halbuki zorda ve sıkıntıda olan gönül dostlarına yardım eli uzatıla, acılarına,
dertlerine, sıkıntılarına ortak oluna. sevenlerine karşı üstünlük, kibirlik,
büyüklük taslanmıya, soruların.a akıl ve mantık ile cevap verile, hikayeden ve
hurafeden uzak durulup hakikat ne ise o anlatılmaya, böyle gayret ile edep,
erkan yürütülüp hizmet; edilip çeraglar yakılma yol yürütülüp gönüller hoş
edile.
Bu Ehlibeyit yol
evlatlarına nasihatımdır ki hiç kimseye el, etek dahi öptürülmeye, olaki yaşlı
ve kemalet ehline saygı gösterile, gönül güzelliği kadar cemal güzelligine önem
verile, temiz pak oluna, miskinlik, devrişlik ve ayyaşlığa hiç bir zaman meydan
verilip özen dayumi pak yiyilip, pak giyile. Hiç bir Muhibbi kendi nazarında
secdeye eydirmeye, ol muhibbin niyazı Huhammed Ali meydanına olaki yaptığı
hizmet karşılığı muradım 01 Hak meydanında ala. Daima gülben^e Bismi çah
denilip başlana ve ol gülbem sonunda dil bizden nefes Hazreti Pirden ola diye
sona erdireki Hazreti Pir nefes eyleyip muradına ve maksadına erdire. Bu hizmet
kapısının muhib canlarına nasihatımdır ki yılda bir kez olsada bile cümlesi bir
araya gelip, cem eyleyip sofra
yayıp muhabbet
kılalar ve ol sofra yaydıkları zaman Bismi Çah gülben ile baslayıp gene ol
sofrayı sofra gül bengi çökerek hizmetlerini tamam eyleyeler. Müşküllerini
çözüp meydanı nurlandıralarki bizden sonrada bu edep,erkan hizmet kapışı
Ehlibeyti yol ocağı açık kalsın, körelip kapanmasın, bundan muradım şu durki
mazlum Buseyisin davası gibi bu ehlibeyt hizmeti de mahşere kadar mühiblerce
devam ede ve yürüye.
Bu hizmet
kapısındaki mühiblerin hizmetlerinde merhamet kaynağı olup her bir canlı
mahlukata merhamet duyalar, misafir ve mihmanı ül şahı Merdan Ali gibi hileler,
öyle izzeti ikram yapalar, eğer kendileri bir haneye mihman olurlarsa, ol
yattığı yeri ve yatağı şahı Mordan Alinin hanesi ve yatağı kabul edip öyle davranalar
ye o gönül üzerine gözleri mahremen dikmeyeler nefse dizgin vurup ol mekanda
dahi ölü ceset gibi olalar, oturmaları, konuşmaları, ilim ve marifelleriyle
dahi gönüller feth eyleyip yol evladı olduklarım nişanlarıyla göstereler. Böyle
olsunlarki ol kapılara bir daha vardıklarında kapılar yüzlerine kapanmadan
sonuna kadar eçık oluna, kendilerine izzet ve hürmette eksik yapılmaya. 0l
misafir oldukları hanelerde dünya malına tenezzül eyleyip bu pak Muhammed Ali
yolunu dilenme aracı yapıp menfaat cemin eylemeya gayret göstersinler ki,
hizmetleri Hak kalında makbul sayılıp mertlik uz erinden çıkarıp atmasınlar,
oysa öyle yaparsa kadir ve kıymet; ten düşmüş olurlar Zamanla bunu huy haline
getirirler ki bu kapıda hizmet görenlerin muradı, benim dahi muradım böyle
delildir» O zaman yedikleri içtikleri kendilerine haram olur. çünkü emeksiz
kazanç eylemiş olurlar,
Benden sonraki
muradım odurki Hak Muhammed Ali Pir Hacı Bektaşi Veli postuna içinizde
bilgisi,görgüsü,edep erkanı, gayret ve hizmeti ile marifet ehli kim varsa Bu
yol evlatlarının içinden seçile, ol makam kendisine verile, kendisine hizmette
kusur edilmeye, sözü gerçek bilin yapacağı hizmetlerde kendisine yardımcı
oluna. Amma velakin yanlış iş yapar, yoldan azar hizmeti kendi menfaati için
yol eylerse, bu verilen nişan elinden alınıp en münasip olan muhibbe verile.
Ben filan keşin oğluyum sözüne itibar edilmeye bu hizmet yolu babadan oğula
geçen bir saltanat, ırk üstünlüğü yolu haline sokulmaya hizmet eden muhibbe bu
hizmetinin karşılığı himmeti verile ki her can ektegi ekini harman eyleyip
danesini kendi ambarma taşıya.
Er olan odur ki.
Sultan evladı, Şah evladı olsada gerçeği anlatıyor, kendi yanlışım gerçek gibi
söylemeye gayret ediyorsa, o zaman onun söz bilince o cana hakikati anlatın,
Şah oğlu olsada yanlışını söyleyin ki onun yanlışı cümle mühiblerin doğrusu
olmasın zira o zaman sizi dogrunuz başkasının yanlışı olmuş olur. Ehlibeyit
yolunda bu erkan olmaz
Hak ile aradan
kaldır perdeyi, Sen sende ara bul derde çarpal
Siz siz olunki kendi gayret ve çabanızla kendi sofranızı donatın ki ol
yaydığınız sofraya gülbeng verme hakkına ergsiniz. Sofrası şen olan.ın gönlüde
şen olur ki Hak Muhammed Ali aşkı o şen gönüllerde olur. Sıkıntıda olan gönül
huzurdan uzak kalır ki onun gayret ve cabası ancak dünya heybesin! doldurmak
sofrasını şenlendirmek olur., böyle bir gayret içine girerki ol sofrasını
donatıp heybesin! doldurana kadar üzerine akşam karanlığı çöker ve ol canda
gündüzün nimetlerin! el inden kaçırır bunun içindirki her işi ve gayreti
zamanında halledip müşkülatı giderin. Sizi kader, kısmet, nasip zinciri ile
bağlamaya gayret gösterenlere meyi edip yerden, gökten, emek harcamadan bir
şeyler gelmesin! Bekle meyin içi miskinliğe tembelliğe verip gayretten geri
durmayın ki bu siz» boşa beklemeye fukara ve beyhuzar eylerki bunun Sonunda da
bir nimet bulunmaz. 0l Şahı Mordan Ali dahi bel bellerdi. Önek ve gayret ile
nafakasın temin eder idi. 01 Hacı Bektaşi yeli Pirimiz dahi Dede hatlarında
bostan
ekip, toprağı
şen eyler emek hareardı.Tüm erenler
evliyalar dahi bu gayretin içerisine girmişlerdir» Musa çoban idi dağda bayırda
İsa marangozdu abesçe narda Muhammed çerçiydi türlü pazarda hizmet edip himmet
almak gerekir,
Ol ocağın
mühibleri bilin elidirlerki itikatın yolu dahi yeme içme üzeri nedir. insanoğlu
evvela dünya ambarı olan karın arobarına meyleder,ondan sonra can dirilince,
müşkülat halledilince dahi ahiret ambarına yönelir.
Dünya ambarı boş
dururken ahiret ambarına meyi edilmez kişi böyle hal uz erinde bulunursa ser
sefil olur, güçten ve takatten kesilir. Bu misal den murod odurki miskin
devrişler gibi sabah bir yerde akşam başka bir yerde aylak aylak dolanır kirin
»pasın içinde eliniz, aklınız, gözünüz onun, bunun taamında olmayı. Daima
çalışan bir saat gibi, yanan bir çer gibi üretimde bulunup şule verinki cümle
canlar sizden feyz alıp nurlan , Amma dünya ambarım, karın ambarım fazlaca
doldurmayın ki onun ağırlığı sizi yormasın, kanaat ehli olunuz ki, cömertlik gömleği giyinip
merham ateşi yüreğiniz! ısılsın. Ki Şahı velayet gibi turablıgı mertebesine
ereseniz
Hak Muhammed Ali
yolunda, bu hizmet kapısında, hizmet ile murad alan canlara sözüm odur ki hiç
bir zaman ol yüce Alladın yarattığı bin birnimete yüz dönüp kendiler in e,
nefislerine zincir vurup bir köşeye çekilir/eski çula yatıp, yırtık esbaba
bürünüp, sonrada bu hakkın çilesidir diye. Hakka ve yarattığı bin bir nimete
karşı asi olmasınlar. Böyleleri hem Hakka nemde yarattığı bin bir nimete karşı
nankörlük gömleği giyerler, böyle mühiblerin hem nefisleri hemde vucud kalası
dahi kendisin! Hakkın huzurunda dava eder. Bu hizmet kapış inin mühiblerine pak
yemek, pak giy met, pak söz söylemek edep, erkan hizmet üzerinde durmaktan
başkası yaramaz ki en büyük gayret ve murad ise nefsi emmareye zincir vurup ol
nefsin kırmaktır. Efter nefsi emmare azar azgınlık öderse.
Ol canda ona
meylederse, Ol canın Ol yüce Yaradana ulaşması dahi bin bir Bu hizmet kapısındaki mühiblerime merhamet
gömleğin! giyerlerse ol vakit gönül kapılarım da açmış olurlar. Ondandır ki
ana, babalarına' karşı bu "merhametlerinde eksiklik yapmiyalar, Eşlerinin
ana, babası dahi kendi ana babaları gibidir. O canlarda kendilerine
evlatlarından dahi merhamet beklerler, hakikat odurki zamanında vermiş
olduklarım alalar, kimseye borçlu kalmadan hak yoluna yürüyeler, borçlu gitmek ağır
yük altına giren bîna-gin haline benler zira böyle ağır yükle yol almaşı zor
olur.
Kendi eşlerine
ve çocuklarının annelerine dürüst ve samimi olalarki o hem evin anası hemde
hane halkının yaratıcısıdır. Cümle alem ondan zuhur eylerki onun husurunda ikilikte
imtiyasınız, muradı bir olanın, evinde birlik, gönlünde birlik olur böyle meyi
edilirse sofrası da şenlikli oluı Ana baba birbirlerine hayırlı ise,ol ana,
babadan yürür Bilerde ol neye hayır, hasenat taşır, kendi hanelerinede bu amel
üzerine bina ederlerki bu güsellik tacı hiç bir zaman yer düşmez, gün be çim
parlar taç taçlıyı bilir.
Bu hizmet
kapısındaki mühiblerin muradı her yıl olmosada, ol şahı velaye Pis ilacı
Bektaşi eli'nin dergahına varıp niyazda bulunmak ola. Amma gidz o yorlerde içki
içip sarhoş olmiya serkeşlik yapmîyalar. Ancak muhabbeti den sayıp gönül hoş
eylemek daha güzeldir, Ol mekanları gezdiklerinde delikli taştan geçtiklerinde
kendilerini piri pak saymiyalar ki yaptıkları hatalardan delikten çıkıp
kurtuldum diyenler varıp kendi yurtların^ aynı şeyleri yeniden yaparlar. Lakin
Muhammed Ali meydanında pir divanın da paklanmak daha evladır. Zira kara daş
pakı,tem iz i,günahlıyı,günahsızı bir birinden ayıramaz. Canlar kara daşı
kendilerine murad saymasınlar. Bu ehlibeyti yoluna ters, HakkS-n divanında dahi
şirk olmuş olur» Hazret! pirin dergahında cümle yerleri niyaz eyleyip ol
mekanlarda ki hizmetlere talip olalar,cem cemaat eyleyip,kurban tıglayıp sofra
yayalar aça,yoksul lokma dağılıp gönüllerin! şen eyleyeler.Hak Huhammed Ali yolunum
amacı bu m ey andadır ki Ulu Pirin desturudur. El ele el Uakk^a buyurmuşlardır.
01 dergahtaki kara kazan bu destur üzerine kaynamış dergaha gelen canlar aş
pişirilip sofra serilmiştir. Pirin zamanı da dahi bu erkanı çar böyle devran
eylemiştir. Bütün bunlar Bu kapının muhibbi canlara sözündür ki bu sözlere
itibar edile nutuk edilip yerine getirile, asıldan, asıla bu ikrar ve karar
üzerinde durularak Hak Muhammed Ali yolu ve erkanı yürüye cümle muradım
bununladır. Böyle gayret edile ki bu Ehlibeyit yol evladı ocağı körelmiye günbe
gün şenlenip gönülleri aydınlata
Bu hizmet ocagının mühiblerine gerekir ki
Hazreti pirin dergahında bu yolu erkanı kendi çikaran ve menfaatları aracı
yapanlara fırsat vermiyeler, ol mekanlarda böyle yol bilmezlerin kurdukları çarkı
devranlarım oyk eyleyip onları oraya gelen canların arasında dahi farş eyleyip
düşkün sayalarki ol yüce Pirin huzurunda böyle kendin bilmezler- "den
oraya gelen canların arasında böylelerinden murad isteme niyetinde olanlar
bulunmasın. Hakikat odur ki Erenlerin ser çeşmesi Pirin huzuruna böyle benlik
kisvetine bürünenler, bu yolun zalimleri kabul edilip hele o mekandan uzak
bırakılmaları Hak Muhammed Ali yoluna yapılan bir hizmet olarak kabul edile.Bu
yolun selameti ve kutsiyeti bu ahval üzerine konuşup gözetilmiş olur
Cümle Ehlibeyit
mühiblerine nasihatimdir ki Hazreti Pirin huzuruna çıkıldığı zaman diz üzerine
durula, Pirin sandukası bu şekilde niyaz edile, bilineki ül.Piri ayakta gezip
niyaz eylemek yerde yanan bir çorağın etrafında dolanıp etrafa gölge eylemek
gibi olur. Amma ol çeraga yaklaşmak insanı ısıtır, gönlünü nurlandırır. Erenler
şahmın huzurunda ayakta yürüyüp tavaf eylemek erkana uymaz, herkesin kendini
bilmelidir. ayakta niyazda bulunanlara o mekanda gerekli izahat erkanı ile bir
temsili bilgi ile görgü ile aktarılıp gösterile ki cümle canların Haz. Fire
saygıda ve görgüde kusurları olmiya. bu ziyaret ve niyaz eyleme erkanı bu ahval
üzerin yürüye. Böyle bilinip nutk edile
Bu hizmet
kapısının mühiblerine gereken odur ki Pir Hacı Bektaşi. Velinin riak Muhammet
Alinin, ismini zikredip muska yazıp, büyücülük, falcılık yapanlara dahi itibar
eylemişler, böyle ahval üzerin bulunmiyalar. Böyle kazanç eylerlerse
bilsinlerki Kur anı Azimşana yazılıdır her kim böyle bir kazanç yolu seçer ise
kendi karınlarına ateşi nar koymuş olurlar, 01 kişinin sosu hüsrandır, zararı
sonunda kendisine ve aile efradın» dahi olur. Yediği içtiği haramdır. Çünkü
gaybi bilen sadece Allahtır. Gene ol cümle mühiblere sözündür ki övücülük
eyleyip canlara murad. vermez gafletine girmeyeler, zira kişi kendini översa
kaiir kıymetten düşer, Hakikat odurki başka canların takdiri ve mertebelere
yükseltmesidir. Çünkü murad bak şeylemek şanındandır. Bütün muradlar ondanda
vermek ona yakışır, dilemek de canların işi alır. Onun sevgisi merhameti
rahmeti, lütüfları sonsuzdur, cümle alem onun nimetleriyle donatılmıştır-
O cümle eşya
üzerinde dahi mevcudu mutlaktır Bu hizmet kapısının mühib canları bayram
günlerinde, bızır günlerinde, muharrem günlerin Ac pak olup yunalar. Hakkim
nazarında dize gelip niyazda ve secde
bulunalar. geçmişi er in in isimlerini yad. eyleyip ol yüce Allah'tan
rahmet isteyeler, düşkünün, şaşkının, yol bilmezin kalmiyalar böylelerine mayi
kadir kıymet vermiyeler, o zaman yapmış oldukları hizmet boşa gider. gayretleri
zayi olmuş olur ki kim zalim kılıcım sallarsa
oda zalim olur. Böyleleri Muhammed Ali yolunun ve evladının zalimi olurlar»
Bu hizmet ocagmın mühib canları bilsinlerki ol Yüce Allah
sonsuz Rahmet; ve merhamet kaynağı olup
kendi nurundan vücuda getirdiği ve bu ciharın
halife eylediğ insanoğluna ve hatta cümle varlığa zülüm eyleyip onlara, eza, ceza, sıkıntı, üzüntü vermez.
olyüce varlığın sıfatları bu meydanda
değildirolyüce varlık sevji, merhamet, sonsuz bağışlama kaynacıdır, dikerleri
ise batıldır, Hakkın sıfatları değildir ola ki
insanoğlunun net s inin gayretiyle olmuştur. Kuranı zimişanda buyurur
ki, Nisa .40,ayet" Allah zerre kadar zülm etmez, küçük bir iyilik olsa
onu kat,kat arttırır, kendi kalından da
bir ödül verir."ayti bu rahmetle
merhamet şif aflarını anlatır, amma kişinin çektiği kendi B dinden, kendi nefsindendir. 01 yüce Ya
rab bu şöyle teyid eyler.İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır,
kötülük ve çirkinlikten eren neyse kendi n etsindendir. seni insanlara resul
olarak gönderdik .Tanık olarak Allah yeter. Gene Kurana Al işte bu iki elin gönderdiğidir. bu bir
gerçek ki Allah asla zülm etmez. Bu emirler de dahi Yüce Yaradan hiç kimse
zül Betmiyecegini açıkça beyandadır.
ciz canlarda bu bilgi ve ilahi emir Ol yüce yaradanın adını y em inleriniz in,
beddualarınız in nefisler sıkıntıyı sokan, cevru cefa yapan bir varlıkaş gibi
addedmeyin. 01 yüce vaylıkt.'3n daim rahmet ve merhametle, sevgiden
.muhabbetten söz eyleyin çorun o zaman muradınız nasıl meydana gelir. ol
canlardan muradımdır ki daim chübeyit
aşkı ve muhabbeti uz erinç duralar daima fevella ve teberro kavli île erkanda
olarar o melun şimiri kelbe, Yezidi muaviyeye,milcana, Talhn, Zubeyir, Zalim
Hacca cehlib eyle cefru cefa eyleyen cümlesine onları sevenlere dahi kavlu karar
eylemoyiye onları daim lanet ile ana,
onların kılıcım çekenlere itibar edip gönül bagiamiyalar. O zaman
gönül ba^lanırsa iki gönülün biri kış
olur biri bahar, biri ak söyler, biri karc birisinin yüzü güler, öbürü azap ve
sıkıntıda kalır böyle iki gönülün
kaynaşmışı dahi zor olur. O iki gönülün meyvalarında dahi ne tad olur
ne lezzet. Amma bilesinizki iki cihan
serveri Muhammed Mustafa îîakka yürüdük ten scnra Halife Ebubekir, ömer, Osman
dahi ehlibeyte az cefru cefa ey içmediler, onlar dahi ol yüce insanlara bin bir
müşkülat verip cümlesinin melindeki
dünyo< geçimlerin! dahi ellirtnden alıp vakf eylediler/, hurma ilklarını
îiz. Ali ve ailesinin ellerinden aldılar. 01 Şahı Merdan'ın kapısıa baskın eyleyip
Fatıma anamızın dahi düşük yapmasına sebebiyet verdiler ki Peygamberin kızının bu zatlarında halifeliklerinde onayı olmamıştır
Şahı Hordan
Aliye dahi Hz. Muhammedin zamanındaki saygıyı ve i biati verdikleri itikatı
bellemayip, onun dahi halifelik hakkını gasp edip elinden aldılarkı o hak
Gadiri Hum da Allah taraf indan Hz. Muhammedin vasıtayı ile kendisine
müjdelenmiş idi ve bu müjdeli haberden sonra
01 Şahı Merdanı ilk defa tebrik eyleyip ikrarım bildiren umar
olmuştur,amma ne devrandırki Muhammed Mustafa Hakka henüz yürümüşken gene
kılıcı i ç ekip Ebubekiri halife ilan eyleyen gene ümer olmuştur Amma ol
yazılıdır ki, Tevbe.65."Bilmedilermi ki kim Allaha ve Resuluna kafa tutar
isyan edersc ona içinde sürekli kalıcı cehennem ateşi vardır.Ne büyük
rezilliktir o. ayeti kerimesine gene,
Enfal.27.insanlar
Allaha ve Resuluna ihanet eylemeyin, bilip durduğu- nuz halde öz em an e ti er
in iz e mi ihanet ediyorsunuz. " Allahın bu yüce görülüyorki Hz.
Muhammedin sözünü kıranların durumu 195 meydandadır. Oysaki, cura.23.en
tebligime karşılık sizden bir şey istemiyorum, sadece benim Ehlibeytime selatu
selam getiriniz," Allahın bu yüce emrine karşılık ol Peygamber Hakka
yürüyünce Ehlibeytin çektiği cevrü cefalar, azap ve işkenceler sol dagiara
yüklense o dağların ahu zarı feryadı, figanı cünle alemi aplayıp mahşer0 kadar
devam eder.andandır ki bu Bekir, Öner, Osman Ji kılını çekenlere onların
gayreti vî içtihadı içi bulunanlara daima bu hak ve hakikatlar anlatıla,
onların gayretlerine karşılık kendi hak ve hakikatiniz in içinde olasiniz. Hiç
bir zaman onlar in arkasında durup 01 yüce aradan niyaz ve secde de
bulunaAyasınız iki go'nül arasına bir başka gönül koymanın manası olmaz, zaten
.ehlibeyt
yolun un secdesi
dahi cemal, cemaledir» Gidip bir gayrinin ardından divaf\ durulmiya, bir
meftanın namazım kıldıran ol mühib dahi namaza duran ceroaate yüzün dönmesi
erkandır. Bütün hizmet bu içtihat ve gayret ila yürütüle çühkü Hak insanın
cemalinde mutlak mevcuttur,
Şahı Merdan aşkı
ve soydaşıdır ki Dogancan Babayı bu meydana gark edip, bu gönül ile şenlendinniç
bütün batın ilmini, hikmetin! 01 şahı merdan Alilden almış bulunmaktadır. Onun
hikmeti kendisine yol göstermiş çerag olup yolun aydınlatmıştır. Deyişini,
duazını, miraçlamasını gönülden gelen bu aşkı sevda ile saza ve gönüller şen
eylemiştir. Bu Kismet kaplamın içtihadım, feyz ye kemaletini, bilgi ve
görgüsünü/ fcu hizmet ocagmın bağlı olduğu rehber kapışı Pir Hacı Bektaşi
yelenin içtihadından almış.tır ki Hakikat, Marifet, Tarikat, Şeriat
ilimleri M ile kırk makam, ilmi cavidan
ilmi onun neşriyatı üzerine hıfz edilmiş olup 01 serçeşmenin yıktığı çeragm
nuru ile bu hizmet ocagmın mühib canlarım yollarım aydınlatmışlardır. Kemal
ehli olup menzile varmaya hizmet edip himmet almayı keadileriae murad.
Bütün ilimleri
özünde toplamış, ilmi cavidan ilmi ile yüce Yaradanın yarattığı kainatı vucud kalasına benzetip
öyle yorumlamıştır. Onun için |B bu hizmet kapısının muhibbi olan canlar Hz.
Pir gibi yetmiş iki milleti • bir nazarla bakmaya, bir bellemeyi ilke edineler,
incinseler dahi incitmiyeler, amma bu
gayret ve çabaları Hak Muhammed Ali yolu hatırana • ola Haz reti Pirin
aydınlattığı bu yolda hizmet edip muradlarına ereler.
İmam Muhammed
Bakırdan, etelmam Zeyneli Abadan, Pir imam Hüseyindente Selmanı Paktan Aliyel
Murteza'dan Muhammod. Muş latadan, öçte Cebrail emindeh Cenabı Rebbül
aleminden^. Bu silsile Pir Hacı Bektas elinin..tarikat silsilesi olup, bu
Hizmet ocagmın mühib canları da hikmefci, bilgiyi ve görgüyü yüce pirin hikmet
ve faziletinden alarak muraela nail olmuşlardır. Çimdi bu ocağın mühib
canlarına gerekirkic^ör^ kapıdan •kırk makamdan, ilmi kübra ilminden , haberdar
olup, edep ile, haya ile bu erkan uz ekinde duralar, sofra açıp gönül feth
eyleyelerki veren el • daima alan
elden üstündür,işleği yürümüş ola. Şeriat, Tarikat, marifet, hakikat
kapılarının işlegini, tövbesini eksçgiai, fazlasını bilip bu işleği yürüteler marifet, meydanına girip
yüzlerinin akı çıkalarki ol merdanda murad. Dileyen murad, bilgi dileyene
bilgi, görgü dileyene görg vereler. Bu meydandırki Pir Hacı Bektaşi Veli'nin
sır nefesi yetişmiş olu Onun içindirki buhizmet kapısının mühibieri her
gülbengtn her hizmetin B sonunu dil bizden nefes Hünkar Hacı Bektas
Veliden ola müh ürünü daim B ,'gös
tereler. Böyle hizmet eden mühibin nefesi nice keskin olur. Ozan B
Dogancan Baba Kuranı Azimi şanı iki yılda üç kere okuyup hıfz etmiş onda B
bulunan hakikat ve marifet meyvalarını meydana çıkararak bu ilahi emirlerden
aldtgi bilgileri Bu divanın içeriainde
canlara ulaştırma gayret» B içerisine girmiştir, ilk yazdığı divanın da
ve ayini erkan cemi kitabmdo bu yola hizmet için üç bin adet baztırıp Hacı
Bektaşi Veli kasabasında B ve cümle
Ehlibeyit mühiblerinin toplanıtlları yerlerde parasız olarak dagitrnıç ve bütün muradı bu şekilde tüm
canlara hizmet etmek olmuştur Bu h ismet kapış inin mühiblerine en güzel
kaynaklardan birisi dahi Pir Hacı
Bektaşi Velinin Makalat adlı eseridir ki dört kapı kırk makam ve cümle içtihat
ve gidişat bu eserin içerisinde mevcuttur. Bu hizmet kapısinin rehber kitabı
gidişatı bu eserde açıkça belirtilmiş bulunmaktadır B Ozan Dogancan Babanın bir
ömür tutan araştırmaları, gönülden gelen deyiş ve mersiyeleri, yol yordam,
edep, erkan hakkındaki bütün bilgileri
Dünden günüm uz e din, kuran, Alevilik, Bektaşîlik adlı araştırma
kitaba.olan bu kaynakta, Bu hizmet kapısının mühiblerinia ve canlarının en detaylı bilgi kaynağıdır ki bu çalışma için
Aahi Ozan Dogancan Babanın emeği ve gayreti çoktur Bu güzel çalışmayı okuyup
anliyanlar bu güzellikten gereken
paylarım.alacaklardır. Zira gereken her şey ayrıntısı ile bu kaynakta
açıklanmış bulunmaktadır. Bu kitabın içinde yazılmış olan bilgi, görgü ve
içtihadi değerler uzun bir çalışma ve araştırmanın, gayret ve çabanın ürünüdür
ki kısmeti bilinip itibar gösterilerek rehber bir kaynak kabul edilmiş ola. Bu
değerli çalışmam iç eriş inde Kuri açıklamairdan tutu zamanım iz a kadar bütün
dini meseller, ehlibeyifc hakkındaki cümle bilgiler Pir Hacı. Bektaşi Veli
hakkında tüm içtihadi kurallar Alevi Bektaşi yolu 9 cem erkanı deyişler, duazı
imamlar mecrcud olup mühib canlar için bir hazine kadar kıymetlidir, Bütün
kaynağım ilahi kitaplardan aldığı içinde ilahi bir kitabın okunması gayreti ile
okunup hıfz edilmelidir. Bütün hakikatlar ayet
ayet açıklanıp
tarifleri beyin eylenmiştir. Bu hizmet ocagunn mühib canlarına gerekir ki bu
bilgiler ile donanıp, bu kavlü karar uz erinde
olalar insanın
bilgilisi, görgülüsü akan bir çağlayan gibidir ki onun iç^risinde binbir canlı
barınır, nimet bulur, insanlar dahi o suda içer -serinlik alırlar, kendilerine
geçim verecek nebatlar arar bulurlar Bilgisin görgüsüz insan dahi kuru bir
der" gibidir. NÎL-bir fayda gören olur eksinde barınan, nimetlenen Kuranı
azim i şanın buyruğu üzerinde bir buyruk yokturki siden biriniz bir muaviye
kavmi ile içtihat tartışmasına girdiğiniz
zaman, bir ilahi meydana çeldiğiniz l vakit cümle meseleler hakkında bilgi
verdiginizde kaynacınız ve delilin uranı Pizimi şandaki ayetleri gösterin ki
kararırın üzerine kaçar delil 1 gösterdiğiniz üzerinde delil bulunmiya çünkü
.cümle inananların başı ol ki baba
ballıdır. Başkri yeryerde de gayret etmezlerdini meseleler, manaları bu
ayetlerle birlikte açıklanıp yol
eylenmiş bulunmaktadır, üu hizmet kapısının muhipleri Dogancan
fiabanın bu çalışmasını okudukları
zaman bütün meseleler hakkındaki müşkülatları hol etmiş olacaklardır. 01
meydandan da yüzlerinin akı ile çıkacaklardır ;
Bunun içindir ki
bi hizmet kapısının mühib canları Hak Muhammed Ali meydanına görgü ile bilgi ile çıkalar ki
bir .sual Sorulduğu zaman gönül
ariyalar, o soruya akıl ve bilgi'ile cevap verip gönül hoş eyleyeler, 01 Kuranı
azimi şanda da yazılıdır ki hiç bilenle bilmeyen bir olurmu. Baba'nın bu hizmet
ocagmın mühib canları bu bilgileri akıl
ile, haya ile hıfz edip bu ikrar ile Hak Muhammed Ali yoluna hizme edeler,
böyle bilgi ve hikmet ile hizmet edip menzil alalarki gör ki bilgileri nicü
gönülleri aydınlatıp müşkülatları haleylesin hizmet kapış inin ve ocaginin
mühiblerine gerekirki bütün gülben^ ve isadeblerini öz dilleri olan Türkçe
lisanı ile eda edeler, cemlerini cemaatlerin! bu meydanda görüp meftalarını
dahi öz lisanları ile kaldırıp de eyleyeler.Arap lisanına ve töresine meyi
etmiyeler, böyle arap lisanı ile canlara hizmet etmeye kalkışırlarsa o
yaptıklan hizmet- ben kimse bir pay almaz,emek gayret ve çabaları bir ürün
vermez bütün emekleri ol koyun sürüsünün kaval dinlemesine dönüşür ki hizmet
kapısındolan canların muradı böyle değildir. Biline ki tiz. Pir de arap
lisanına ve töresine gayret etmemiş bütün yol hizmetin! balkının, canlarının
anlayacagı bir lisanla onlara anlatarak bu ilahi meşaleyi nurlandırmıştır. Bu
hizmet ocaginin mühibleride bu hizmet kapışı açık durana kadar bunu ilahi bir
emir ve ilke^belleyip asla ve as,la bu ikrarlarından ne olarsa olsun geride
kalmiyalar. îlöyle biline, böyle ikrar kılınıp yol erkan Semahlar saf edilip
gönüller pak eylene, Allah eyvallah dil biz en nefes Hacı hektarı Veli'den
Bismillah Allah,
Allah
Ey Talip,
yalan seyleme,
gıybet eyleme,Kin kibir tıAıhas elçilik yapma, linle koymadığın 9 ey e yapışma,
alinin ermediği yere,özünün geçmediği yerde söz söyleme, , akıl ile tart, Hor
sırrı erenlere agah bil, Şehvet düşkünü olma. mürşidin nuhamtned, rırin Aliyel
Murteza, Rehberin Kutbul Alem Hünkarı. Bektaşi Velidir. Dil bizden net
es'Hünkarı Hacı isektaşı ' onun sır duasirtsın eksilmesin, taşsın dökülmesin
"d ey ip cümle sofraları
şenlendirip, çeraçlarıyla alemi nurlandırıp
bereket vermiş ve sol alemi aydınlatmıştır»
Ozan Dogancan
Baba Hizmet ocaçının bu buyruknamesi kendisi tarafından seksen altı senesi
haziran ayının dokuzuncu günü kaleme alınarak gönül gözü ile nazar olunarak bir
kerede yazılmıştır bizden,net es Hünkar Hacı Bektaş Veliden, Hidayet Şahı
Merdan Aliden, şefaat Alemlerin nuru Muhammed Muş latadan hidayet cümla alemi
var eden binbir nimetle,donatıp bezeten Rebbil Alimenden ,Yüce Allahtan ola. Bu
buyruk namenin aslı on Uç daktilo sayfasıdır.
Ehlibeyit yol
evladı ve Ozan Doğancan Baba Ocağı Piri
F.OZAN DOĞANCAN’IN ŞİRLERİNDEN ÖRNEK
İNCELEMELER
MAHSUNİ
Bir yıldız kaydı erenler
Sonsuzluğun ülkesine
Dört bir yandan gelen canlar
Selam durdu kendisine
Hak hakikatı söyledi
Gerçeği beyan eyledi
Mızrap çoştu tel inledi
Dostlar
hayrandı sesine
İnsafsızca kıyanlara
Çalıp, çalıp doyanlara
Yuh çekerdi soyanlara
Pençe vurup perdesinde
Ulan yalan dünya derdi
Berçeneği çok severdi
Dertli, dertli söz dizerdi
Binboğa’nın yaylasına
Sustu hünkarın bülbülü
Boyun büktü gonca gülü
Çok çekti tırnağı eli
Düzenbazın hepisinden
Gelmiş görmeye şahını
Niyaz edip dergahını
Gölündekini, ahını
Ol divanda alır gene
Hacı Bektaşın serdarı
Kılavuz olmuş ikrarı
On ikilerin katarı
Kabul eylesin kendine
Sevenleri kalktı şaha
Mahsuniler yaşar daha
Gider, gelirler bak aha
Dört yanında sor hepsine
Bu kültürün beşiğiydi
Gerçeklerin aşiğiydi
Doğancanın ışığıydı
Şavkı vurdu hevesine
Ozan
Dogancan
MAHSUNİ
1-
Şekil:
A-
Vezin:
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.
B-
Kafiye:
Kafiye şeması; xaxa, bbba, ccca…
C-
Nazım Şekli;
Nazım şekli; Halk Edebiyatı nazım şekillerinden koşamdır. Türü; ağıt,
nazım birimi ise dörtlüktür.
2-
Muhteva
Şiir, 17.05.2002 tarihinde vefat eden Aşık Mahsuni
Şerif’in anısına yazılmıştır.
Şiirde Aşık Mahsuni’nin ölümünden dolayı duyulan
üzüntünün yanı sıra şairliği ve müzik adamlığının güzelliğinden
bahsedilmektedir.
Şair bu şiirinde Aşık Mahsuni’yi bir kültür elçisi ve
hünkarın bülbülü olarak sınıflandırmıştır.
Mahsuni’nin arı bir yeri olduğundan bahsederken, onun
gibi daha çok aşığın geleceğini söylemiştir.
Ozan Doğancan, bu şiiri 19.05.2002 tarihinde 100.000
kişiye okumuştur.
3-
Üslup ve Dil
Üslubu akıcı, dili olukça sadedir.
HAK DİYE
Hakkın dini cihalete yol olmuş
Can alırlar can yakarlar hak diye
Nice masumların kanı dökülmüş
Baş keserler kan dökerler hak diye
Kan deryası olmuş hakkın kevseri
Azraile dönmüş sanki her biri
Yüzünün karası elinin kiri
Miskinliğe bezenirler hak diye
İlmi feni koymuşlar bir kenara
Gömülmüşler koyu karanlıklara
Hakkın yarattığı ulu çınara
Balta vurur kol keserler hak diye
Cehalet kör etmiş görmez gözleri
Taşa dönmüş yürekleri özleri
Acımadan oğulları kızları
Kurban diye boğazlarlar hak diye
Hak rahmandır güzelliği söylenir
Ne Muhammed nede yolu böyledir
Devir döndü bunlar gene öyledir
Sarık sarar, fistan giyer elle yerler hak diye
Bunlar kesti Hüseyin’i Mansur’u
Onlar peygamberin gözünün nuru
Doğancanın yaptıkları kusuru
Şeriata mal ederler hak diye
Ozan
Dogancan
HAK DİYE
1-
Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2-
Muhteva
Bu şiirde dini saptıranlara, başka bir
değişle yanlış anlayanların yaptıkları, Hz. Hüseyin ve Hallacı Mansur’a
telmihte bulunarak anlatılmıştır.
Ozan Doğancan’a göre İslam dini, iyiden
ve güzelden yan olan baskı ve zorlamanın olmadığı, tiksindirmenin yapılmadığı
takdirde insanlar için bir kurtuluş olacağı inancını taşımaktadır.
Hak Diye isimli şiirinde de
cahilliklerden dolayı İslam dinin felsefesini tam olarak anlayamamış olan
insanların, güya din uğruna insanları katlettiklerini anlatıyor.
3-
Üslup ve Dil
Bu şiirin dili oldukça
sadedir. Üslup açısında bakacak olursak, nefeslerde görülen alaycı üslup bu
şiirde kendini göstermektedir.
ŞİMDİ HER YER
KERBELADIR
Yetiş şahı merdan yetiş
Şimdi her yer Kerbeladır
Can yakıyor böyle gidiş
Şimdi her yer Kerbeladır
Kuzuya döndüler koçlar
Aşa ekmeğe muhtaçlar
Çare olmuyor ilaçlar
Şimdi her yer Kerbeladır
Zulüm postalı giyerek
İmanı kaypak diyerek
Can alırlar hak diyerek
Şimdi her yer Kerbeladır
İnsan insanı yakıyor
Durup seyrine bakıyor
Feryadlar arşa çıkıyor
Şimdi her yer Kerbeladır
Doğan ahıma zarıma
Kem bakıldı ikrarıma
Yetiş mazlumum carıma
Şimdi her yer Kerbeladır
Ozan
Doğancan
ŞİMDİ HER YER
KERBELA’DIR
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü
ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Şiirde, dönemin bozulduğu
ve insanların vicdansızlıkla birbirlerini katlettiği anlatılmakta ve Hz.
Ali’den medet umulmaktadır.
Dönemin bu halinde
şikayet eden şair, “Şimdi her yer Kerbela’dır” diyerek durumun vahimliğini
anlatmakta, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Kerbela’da öldürülüşüne telmihte
bulunmaktadır.
Ayrıca “İnsan insanı
yakıyor” dizesi ile de bize 02.07.1993 ılında Sşvas’ta yakılan otelde öldürülen
aydınları hatırlatıyor.
3-Üslup ve Dil
Bu şiirin dili, oldukça sade ve akıcıdır. Şiirde gözümüze çarpan
rediflerin bolluğu, şiire arı bir ahenk katmakla birlikte duyulan acıyı
vurgulamaya da yardımcı olmuştur.
BEKLER DURUR
Cenneti alanın düşün kuranlar
Irmak ırmak akan bal bekler durur
Kevser şarabını içip gözeden
Böyle bir mestane bekler durur
Ondört yaşlarında körpe huriler
Dalında açılmış gonca gibiler
Atlastan döşekler serin gölgeler
Kendine hizmetçi kul bekler durur
Bir değil beş değil otuza kadar
Üstünde ipekten ince şallar var
Tepsiler içinde hurmalar, narlar
Böyle bir saltanat yer bekler durur
Kadınlarda yaşıt dilberler olur
Kim kimi sevmişse orada bulur
Herkes muradına erer şad olur
Her işi görecek el bekler durur
Dayalı döşeli saraylar evler
Gencecik uşaklar hizmet ederler
Kurulur sofralar gelir giderler
Böyle mekanlarda kaşl bekler durur
Bu mekanı kuran ol bari buda
Birazda saltanat sürdürsün burada
Kaymasın insanlar azapta darda
Çünkü tutunacak el bekler durur
Yaradan yaratmış burda cenneti
İçinde var etmiş bin bir nimeti
Amma insan oğlu bilmez kıymeti
Hemi deken eker gül bekler durur
Budur zahitlerin aşkı sevdası
Hoş vakit geçirmek gayret çabası
Bu dünyada kalmayınca hevesi
Doğan başka mekanlara yol bekler durur
Ozan
Doğancan
BEKLER DURUR
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Bu nefeste, zahitlerin, cennetin düşünü kurmak, ibadet
ettikleri, oysa ki cennet diye düşünü kurdukları her şeyin bu dünyada var oldukları
anlatılmaktadır.
Doğancan’a göre zahitler ibadetlerini hak yolunda
kulluk vazifesi olarak değil de cennette karşılaşacakları hurileri orda
yaşayacakları bolluk ve bereketi düşünerek yapmaktadır. Kısacası bu şiirin
konusu zahitlerin cennetten beklentileri ve bunların karşılığında yaptıkları
ibadettir.
3-Üslup ve Dil
Genel olarak nefeslerde görülen alaycı üslup bu şiirde
de kendin göstermektedir. Dile gelince, Halk Edebiyatı mahsüllerinde görülen
sade dil burada da karşımıza çıkar.
BU KERVANDA, BU
KERVANDA
Hakka yürüdü erenler
Bu kervanda bu kervanda
Sevdasına can verenler
Bu kervanda.Bu kervanda
Niyaz eylediler piri
Cem edip döndüler geri
Dünya sanki mahşer yeri
Bu kervanda bu kervanda
Gönüller bir eylediler
Türkü deyiş söylediler
Beraber lokma yediler
Bu kervanda bu kervanda
Azrail tırpanı çaldı
Her yanı kana boyadı
Can cana doyamadı
Bu kervanda bu kervanda
Başımızda tufan koptu
Dünya sanki zindan oldu
Gelinlikler kefen oldu
Bu kervanda bu kervanda
Hacı Bektaş ne yandaydı
İmdadımıza geleydi
Canlarına el ataydı
Bu kervanda bu kervanda
Otuzbeş civan yürüdü
Gözlerini kan bürüdü
Goncalar güller kurudu
Bu kervanda bu kervanda
Güvercin olup uçtular
Uçup menzili aştılar
Varıp pire ulaştılar
Bu kervanda bu kervanda
Kara bu günümüz kara
Haberimiz dosta vara
Saçıldılar yamaçlara
Bu kervanda bu kervanda
Bizi bir mezara gömün
Üstümüzde semah dönün
Bir yan matem bir yan düğün
Bu kervanda bu kervanda
Ozan
Doğancan
BU
KERVANDA BU KERVANDA
1-
Şekil
A-Vezin
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; ağıt, nazım birimi; dörtlüktür.
2-
Muhteva
Şiir 18.08.2002 tarihinde Hacı Bektaşi Veli
şenliklerinden dönerken kaza geçiren otobüste ölenler için yazılmıştır.
Şiirin ana duygusu, kazada ölen 35 kişinin ölümü ile
duyulan acı ve üzüntüdür.
3-
Üslup ve Dil
Halk Edebiyatı ürünlerinden tamamı halk dilinde de
açık bir uslupta yazılır. Şiirde Alevi- Bektaşi kültürüne ait kavramlardan; Cem,
Deyiş, Semah…v.b kavramlara rastlanmaktadır.
KADAR
Bismillah der her kapının kilidi
Açar birer birer sonuna kadar
Bu gönülle yola çıkan bir kişi
Yürür muradına erene kadar
Allah diye başlanırsa bir işe
Engel kar eylemez iş gider başa
Hak deyip atılan ayaklar taşa
Deymez menziline varana kadar
Hak ile hak olsa güçlenir kişi
Kar etmez münkürün güllesi taşı
Errahmandır cümle sevginin başı
Akar yüreklere dolana kadar
Bismişah denerek sofra açılsa
Lokmalar dağılıp Kevser içilse
Allah
Allah denip gülbenk çekilse
Varır her lokması Süphana kadar
Haktan geldin gene hakka dönecen
Aldın emanetin geri verecen
Topraktan yoğruldun toprak olacan
Doğancan surei Rahmana kadar.
Ozan
Doğancan
KADAR
1-
Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Bu nefes besleme ve Bismişahın faziletlerini
anlatmaktadır. Bismişah Bektaşiliğin besmelesidir. Beslemenin tüm kapıların
kilidi olduğunu, kapıları sonuna kadar açtığı anlatılırken, Bismişah diyerek
sofra açıldığı zamanda lokmaların Süphan Dağı’na kadar varılacağı
anlatılmaktadır. Ayrıca Hak yolunda toprak olan kişiye kafirlerin ne gölgesinin
ne de taşının kar etmeyeceği anlatılıyor.
3- Üslup ve Dil
Üslup oldukça akıcıdır, dili de sadedir ve son
dörtlükte görülen, “Dönecen, alacan, alacan”, kelimelerinden de yöresel ağzın
kullanıldığını anlıyoruz.
ŞAHI MERDAN
AŞKINA
Ta ezelden bu ikrarla bu yolda
Yürüyoruz emri süphan aşkına
Muhammed’le Ali bir nurdan oldu
Yürüyoruz şahı merdan aşkına
İmam Hasan,Hüseyini Kerbela
Yarası içimde kanıyor hala
Zeynel, bakır, Cafer imamı Musa
Yürüyoruz Ali rıza aşkına
İmam taki naki, İmam Askeri
İmamı mehdidir bu yolun sırrı
Hacı Bektaş hem rehberi hem piri
Yürüyoruz kamil insan aşkına
Ozan doğancanım yürür bu kervan
Döner devri alemçark eder devran
Nice yezid törer nice bir mevran
Yürüyoruz derde mazlum aşkına
Ozan
Doğancan
ŞAHI MERDAN AŞKINA
1-Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaba, cccc, dddd… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır, .
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Şahı Merdan adlı nefeste, Ozan Doğancan bulunduğu yolu
bizlere özetleyip Şahı Merdan yani Hz. Ali aşkına bu yola baş koyduğunu
anlatıyor.
Ayrıca Hacı Bektaşi Veli’yi bu yolun hem rehberi hem
de Piri olarak kabul edip, onun ışığında insan-ı kamil olma yolunda
ilerlediklerini anlatıyor.
Bu yolu anlatırken de yoldaki önemli isimlere de yer
vermiştir.
3- Üslup ve Dil
Üslup her zamanki gibi akıcıdır ancak bu nefesten daha
çok isimlerle süslü olduğunu görüyoruz. 12 İmam’dan 10’u; İmam Hasan, Hüseyin,
Zeynel, Bakır Cafer, İmam Musa, Ali Rıza, İmam Taki, Naki, İmam Askeri şiirde
yer almaktadır.
Bu isimler şiiri biraz ağırlaştırsa da dil sadedir.
Ancak Bektaşilikle ilgili isimlerin çok olması, bu isimleri bilmeyenler için
şiiri zorlaştırabilir.
KERBELA
Bir haber verin babama
Diyin Hüseyin dardadır
Ok attılar dört yanımdan
Hemi kanda revandadır
Alim çeksin zülfikarı
İmdadıma gelsin bari
Fatımamın yavruları
Feryad ile figandadır
Sakine saçını yoldu
Gözlerine kanlar doldu
Canlarpare pare oldu
Her birisi bir yandadır
Anam olsaydı ağlardı
Ah çeker yürek dağlardı
Yası matemim bağlardı
Davam ulu divandadır
Yerler gökler ahuzarda
Cümle mahluk durmuş darda
Doğancanda intizarda
Ehlibeyit hep yastadır
Ozan
Doğancan
KERBELA
1-
Şekil
A-Vezin
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2-
Muhteva
Bu şiir bize, ismiyle birlikte muhtevasıyla da Kerbela
olayını hatırlatıyor ve bu olayın ardından Aleviler arasında yaşanan acıyı
anlatıyor.
Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar birlikte yardıma
çağırırken Hz Fatma’nın da yavrularının darda olduğunu anlatıyor.
3-
Üslup ve Dil
Üslubu akıcı dili sadedir. Bu nefeste de isimler dikkatimizi
çekiyor. Hz. Ali, Hz. Fatma ve sakine, Alevi- Bektaşilerin kutsal saydığı bu
isimler şiirde yerini alıyor.
ALEVİLER
BEKTAŞİLER
Ne güzel bir yol gütmüşler
Aleviler Bektaşiler
Hakkı insanda görmüşler
Aleviler Bektaşiler
Cennet cehennem sormazlar
Meyledip kafa tormazlar
Tövbesin bozup durmazlar
Aleviler Bektaşiler
Dini sevgide görmüşler
Böyle arayıp durmuşlar
Ne zaman cana kıymışlar
Aleviler Bektaşiler
Hakikata sır demişler
Arı olda gir demişler
Ehlibeyte pir demişler
Aleviler Bektaşiler
Nuru rahman girmiş öze
Şah damardan yakın bize
Cemal Cemale diz dize
Aleviler Bektaşiler
Bunun için asılmışlar
Yüzülmüşler, kesilmişler
Doğancanım hep sevmişler
Aleviler Bektaşiler
Ozan
Doğancan
ALEVİLER
BEKTAŞİLER
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü
ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaaa, bbbb, aaaa… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Alevi-Bektaşilerin bulunduğu yolu kısaca özetleyen bir
şiirdir.Bulundukları yolun insan sevgisinden geçtiğini anlatan şair, dini
sevgide belirtiyor.cennet veya cehennemi düşünmeden, Hak yolunda ilerledikleri
anlatılıyor.bur da zahitlere dem vurduğunu anlıyoruz.
İnsanların Allah’ın bir parçası olduğunun savunduklarını,
bu yüzden öldürüldüklerini ama yinede insan sevgisinden vaz geçmediklerini
belirtiyor.
Ayrıca son dörtlükteki
“Yüzülmüşler, kesilmişler” mısrasıyla da
Hallacı Mansur ve Nesimi’ye telmihde bulunuyor.
3- Üslup ve Dil
Diğer tür şiirlerde olduğu gibi bu şiirde de Üslup ve dil sadedir.
OLSA DA BİLE
Cananım ağlama taşa toprağa
Umudun bağlama dala yaprağa
Yeşil bez bağlama kuru budağa
Çaresiz dermansız olsan da bile,
Hak seni özünden saldı dünyaya
Başka varlık alıp koyma araya
Aklın kemalınla düşün bir daha
Sevdanı deryaya salsan da bile
Delikli taş bilmez neler ettiğin
Neleri yıktığın neyi döktüğün
Hangi gönül ile gelip gittiğin
İçinde daralıp kalsan da bile
Dost ile aradan kaldır perdeyi
Sen sende ara
bul derde çareyi
Doğan yol bilmezden uzat arayı
Şah ile sultandan olsa da bile
Ozan
Doğancan
OLSA DA BİLE
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece
ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaab, cccb, dddb, eeeb… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Bu nefeste şair, insanlara maddeden medet ummamaları
öğütlüyor. Arıca bu nefeste “ Ene’l Hak” kavramı karşımıza, Ozan Doğancan’ın
üslubu ile işlenerek karşımıza çıkıyor.
Delikli taş ise; günahları sevapların çok içinde sıkıştığına inanılan
taştır. Ve şair, delikli taşın bile insanın neler yaptığını bilmeyeceğini
gerçek takdirin Hak Teala’nın olduğunu bildiriyor.
Ayrıca şiirde vurgulanan diğer bir kavramda Allah’ın karşısına şah ile sultanın
çocuğu olanla, sade vatandaşında eşit olduğudur.
3- Üslup ve Dil
Üslup ve dil diğer tüm şiirlerde olduğu gibi akıcı ve sadedir.
KERBELA’NIN GÜNLERİ
Gene geldi Kerbela’nın günleri
Lele kurban yüreğimden kan akar
Fadime ananın körpe gülleri
Lele kurban yüreğimden kan gider
Araya araya bulsam izini
Geçtiğin erlere sürsem yüzümü
Kana belediler iki yüzünü
Lele kurban yüreğime kan gider
Geçtiğin yollarda selvi olsadım
Gelip geçtiğinde gölge salsaydım
Matemini cümle aleme aydım
Lele kurban yüreğimden kan gider
Zalim Kerbela’nın çölü kavrulsun
Poyraz çıksın kamu göğe savrulsun
Kırılsın Yezid’in eli kırılsın
Lele kurban yüreğimden kan gider
Hüseyin yaradır içimde kanar
Gönül sevdandadır hep seni anar
Doğanın cismin aşkınla yanar
Lele kurban yüreğimden kan gider
Ozan Doğancan
KERBELA’NIN
GÜNLÜĞÜ
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca, ddda, eeea… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Bu şiirin konusu yine Kerbela’dır. Hz. Hüseyin’in
Kerbela da yaşadığı acıları Ozan Doğancan da hissettiğini ve acılarını
dindirmek için onu bir nevi yardımda bulunabileceğini anlıyoruz. Ehl-i Beyt ve
on iki imama son derece bağlı olan Bektaşiler
“Yezidi” sevmezler ve tebbera ( ehl-i beyti sevmeyenleri sevmeme ) ederler.
“kırılsın yezidin eli kırılsın” dizesinde de şair bunu açıkça vurguluyor.
3- Üslup ve Dil
Diğer
tüm nefeslerde olduğu gibi bu nefeste akıcı bir üslupla yazılmıştır. Son dizelerin
tekrarı ahengi güçlendirmiştir. Dile gelince yöresel ağızda bir seslenme ünlemi
olan “lele” sözcüğü kullanılmıştır. Bunun dışında dil oldukça açık ve
sadedir.
MEVCUTTUR
DOSTUM
Eğer hakkı bulup görmek istersen
Hak, senin özünde mevcuttur dostum
Arama Arap’ta, Şam’da, Yemede
Hak, senin içinde mevcuttur dostum
İkilikten geçip biri bulanda
Gidip bir müşrike talip olanda
İkrar verip ikrarında duranda
Hak, senin içinde mevcuttur dostum
Eline, beline hemde diline
Sahip olur ise fel ameline
Uymaz ise fikrine fitne, fesat zalime
Hak, senin özünde mevcuttur dostum
Meyilini vermeden eli kanlıya
Sevgini bağışa cümle canlıya
Uyma şu yobaza kana dinliye
Hak, senin içinde mevcuttur dostum
Şu gönlün Kabe gibi temiz olursa
Gittiğin yol Kıble doğru kalırsa
Doğancan, yanında gönlün hoş ise
Hak, senin içinde mevcuttur.
Ozan Doğancan
MEVCUTTUR
DOSTUM
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca, ddda, eeea… şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.
2- Muhteva
Hakk’ın kişinin içinde buluna bileceğini anlatan bir
nefestir. Doğancan bu nefeste kişi fitne, fesada karışmaz, eline,beline,diline
sahip olur, kalbini de saflaştırırsa Hakk’ı özünde bulacağını anlatmıştır.
Ayrıca Doğancan Bektaşilikte
eline, beline, diline sahip olma kavramını bu nefese taşımıştır.
3-Üslup ve Dil
Üslup ve dil diğer tüm şiirlerde olduğu gibi akıcı ve sadedir. Son mısraların ahengi kuvvetlendirmiştir.
CENNETİN
TÜRKÜSÜ
Bir cennet kurulmuş emri hüdadan
Tarifi ayetlerle edilmiş beyan
İçinde dilberler uzanırmış yan
Memeleri turunç kadar yarısı anadan üryan
Bu nasıl bir mekan ne bol bir ihsan ,
Gidenler sefada ,sürerler devran ,
Atlas döşeklerde ,serin gölgede ,
Meyvası, dilberi ,şarabı tamam
Altın tepsilerde ,türlü meyvalar ,
Herkesin
yanında bir hurisi var
Uşaklar hizmette kusur etmezler,
Seni koyup başkasına gitmezler
Dünyada haramdır dedin şaraba ,
Cennete içirdin hakka turaba ,
Böyle sefa süren vardır dünyada ,
Fakir bu, görmez bile rüyada,
Fiyatına bakıp geri durduğun ,
Binbir nimet ser sebilmiş orada,
Kapılma dost güzel böyle hayale ,
Nefsi ammarene olursun köle
Gören varmı ,süren varmı söylesin
Bu saltanat Süleyman da yok bile
Akıl ermez bu hikmete dogancan ,
Böyle avutulmuş ol kavmi süfyan
Ozan Dogancan
CENNETİN TÜRKÜSÜ
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece
ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaaa, aaba,cc,cc,bb,bbab,ddad,aa şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım türü; nefes, nazım birimi;şiir, dörtlük ve
beyitlerden oluşmaktadır
2- Muhteva
Bu nefeste Ozan Doğancan’ın kafasındaki cennet
tasvirini görüyoruz.
O’na göre cennettekilerin saltanatı Sultan Süleyman’da
bile yoktur.
Cennetin tasvirini bolluk ,bereket içinde yapan
Doğancan, son ikilikte asıl niyetini gösterir ve tüm insanların bu vaatlerle
avutulduğunu söyler.
3- Üslup ve Dil
Nefeslerdeki alaycı
üslubu burada da görürüz.şiir oldukça akıcı ve sadedir.
CEHENNEMİN TÜRKÜSÜ
Birde cehennem var eziyet yeri ,
Girenler bir daha çıkmazmış geri ,
Ateşin içinde gün gçirirler,
Su yerine irkir
kan içirirler,
Ellerini ayağını bağlarlar ,
Vucudunu ateş ile dağlarlar,
Cehennemim ortasına çkerler ,
Kafasına kaynar su dökerler,
Zakum ağacından yiyenler orada ,
Boynunda zincirler beklerler orada
Bağlarlarmış yetmiş arşın zincire
Sallandıkça ateşi nara gire
Karanlıkları dolar ateş ile nar
Birde su içerler develer kadar .
Ozan Doğancan
CEHENNEMİN TÜRKÜSÜ
1- Şekil
A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.
B- Kafiye
Kafiye Şeması; aa,aa,aa,aa, bb ,cc,aa şeklindedir.
C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; beyittir.
2- Muhteva
Ozan Doğancan ,bu nefeste
cehennemin tasvirini yapmıştır.ve cehennemi anlatırken ateş kavramından ve
zincirden fazlasıyla faydalanmıştır.
Doğancan’ın kafasındaki
cehennemde ,insanların elleri ve ayakları zincire vurulup ateşe atılıyor. Ve
orada su yerine kan içiliyor.
3- Üslup ve Dil
Üslubu akıcı
dili sadedir.
SONUÇ
Ozan Doğancan’ın şiirlerini
inceledikten sonra onun tam bir gönül adamı ve geleneğe bağlı bir halk ozanı
olduğunu görüyoruz.
Bunun yanı sıra siyasi,sosyal ve
ekonomik nedenlerle günümüzde âşıklık geleneğinin giderek azaldığını tespit
etmiş bulunuyoruz.
Ozan Doğancan Zebur, Tevrat,İncil ve
Kuran‘ı okuyarak detaylı bir şekilde incelemiştir. Bu incelemelerin meyvelerini şiirinde
kullanmıştır.
Ozan Doğancan bir kültür mozaiği
olan ülkemizde Bektaşi kültürünün gelişmesi ve tanınması için büyük uğraş
vermekte ve şiirleriyle yol gösterici konumundadır.
BİBLİYOGRAFYA
Doç. Dr. Ahmet
KIRKKILIÇ, Başlangıçtan Günümüze
Tasavvuf, Timas yayınları,ist.1996
Prof. Dr.
Abdurrahman GÜZEL,Prof. Dr. Ali TORUN, Türk
Halk Edebiyatı El Kitabı,Akçağ
yayınları, Ankara 2003
Ord. Prof. M.
Fuat KÖPRÜLÜ,Edebiyat Araştırmaları-1,
Ötüken nesriyyat, ist.1989
Prof. Dr.
Abdurrahman GÜZEL ,Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı
,Akçağ yayınları Ankara .
F.Gülay
MİRZAOĞLU, Çukurova Bozdağı,Binboğa
yayınları,Ankara 2003
Doğan KAYA ,Sivas’ta Âşıklık Geleneği ,Sivas 1998
Cem DİLÇİN , Türk Şiir Bilgisi,TDK
TDK, Türkçe sözlük
Ozan DOĞANCAN ,Divan, Koza matbaacılık ,Adana 1999
Yorumlar
Yorum Gönder