Anadolu'da Aşıklık Geleneği (Anadolu Aşıkları)



ÖNSÖZ
           
            Doğan Türkdoğan, Kars’ta doğmuş, ancak küçük yaştan itibaren Adana’da yaşamıştır. Mahlası Doğancan’dır. Ozan Doğancan kendini; “Yıllardır duazlarım, deyişlerim ve sazımla Alevi ve Bektaşi kültürüne hizmet eden yol evladıyım.” Şeklinde tanımlıyor.

            Gerçekten de hayatını ve şiirlerini incelediğimizde Alevi- Bektaşi kültürüne birçok hizmette bulunduğunu görüyoruz. Alevi- Bektaşi kültürüne yaptığı hizmetlerin yanı sıra bu kültürü tam olarak içine sindirmiş ve bu kültürü bir yaşam tazı olarak kabul etmiştir.

            Benim konum Adanalı bir ozanın hayatı ve şiirlerinden örneklerdir. Ozan Doğancan’ın hayatı ve şiirlerinden örneklerin yanı sıra, Anadolu’da ve Çukurova’da aşıklık geleneğine de yer verdim. Bunlar ok kapsamlı bilgiler olmasa da koynu biraz olsun aydınlatmak amacıyla, kaynaklardan faydalanarak özetlemeye çalıştım.

            Ozan Doğancan’ın şiirlerini bizzat kendisinden aldım. Görüşmelerimizde şiirlerinin birçok üniversite öğrencisi tarafından ödev konusu olarak seçildiğini öğrendim. Gerçekten de günümüzde aşıklık geleneğinin giderek azaldığını düşünecek olursak, Doğan Türkdoğan gibi bir ozanla tanışmak bizler için büyük bir şanstır.

            Bu çalışmayı hazırlama esnasında benden yardımlarını esirgemen saygı değer hocam Prof. Dr. Ali TORUN’a teşekkür eder ve saygılarımı sunarım.
    

İdil Saime ARI
Kütahya 2004




A.ANADOLU’DA ÂŞIKLIK GELENEĞİ

            Anadolu’nun  çeşitli köşelerinde, bugün bile “âşık” unvanını taşıyan ve sazı ile birlikte şiirlerini söyleyen şair, yani saz şairlerine rastlamaktayız.

            Âşıklık geleneği günümüzde değişikliğe uğramış bir şekilde devam etmektedir. Ancak bu devam ediş gittikçe azalan ilgi ve verilen önemin kaybedilmesi ile sürmektedir.

            Fuat Köprülü XX yüzyıl da aşıklık geleneğini tamamen tükendiği kanaatindedir. Ona göre; “XX. Asır başlarına kadar, mühim bir mesleği zümre halinde devam etmekte ve imparatorluğu her tarafından bunlara tesadüf olmaktaydı. Araştırmalarımız daha evvel ki asırlara doğru uzatacak olursak, maddi ve manevi mütecanis bir medeniyet sistemi dahilinde yaşayan bu büyük imparatorluğu içtimai yapısı içinde, bu saz şairlerini, hükümetin kontrolü altında teşkilatlanmış hususi bir zümre teşkil ettiğine ve cemiyetin bazı belli sınıflarının bedii ihtiyaçlarını karşılan hususi bir organizm mahiyetinde çok açık bir suretle görürüz.” ([1])

            Daha önceki asırlarda âşıklık bir geçim vasıtası iken günümüzde hobi ya da ek iş olarak sürdürülmektedir. Ayrıca geleneksel aşık tipinde, temel şart olarak görülen “Rüya Motifi” günümüz âşıkları tarafında neredeyse reddedilmiştir.

            Rüya motifinin aşamaları şöyledir: Bir sıkıntı ve dilekle uykuya dalış: Âşık adayı genellikle kutsal sayılan mevkilerde veya insandan uzak mevkilerde uykuya dalar.

            İkinci aşama ise; utsal kişilere kutsal sayılan bir yerde karşılaşma ve pir elinden bende içmedir. Sevgili veya sevgilinin resmi ile karşılaşma, adayın kutsal kişiler tarafından eğitilmesi ve adaya mahlas ve dilinin çözülmesi için ruhsat verilmesi bu aşamadadır.

            Üçüncü ve son aşama, adayların uykudan uyanmasıdır. Bu aşama üç ayrı şekilden oluşabilir:
1-Kahraman kendi kendine uyanır ve ilk fırsatta eline geçen bir saz ile başında geçenleri anlatır.

2-Kahraman bir süre (3,6,7,20,40 gün) baygın kalır. Ağzından ve burnundan kanlı köpükler gelir. Gönül ehli bir kişinin sazın teline dokunması ile kendine gelir.

3-Kendi kendine uyanır ama bakışları, hali, tavrı bir acayiptir. Dünya ile alakası kalmamış gibidir.

Rüya motifinde içilen bade iki türlüdür;
  
Er Dolusu ve Pir Dolusu:
            “Er Dolusu” içen âşıklar, kahraman, yiğit ve gözü pektir. “Pir Dolusu” içen âşıklar ise cefalar çeker, sevdalara düşer, sevgilinin arkasından yanar tutuşur.

            Günümüzde kendilerini âşık olarak kabul eden saz şairleri, geleneksel âşık tipini oluşturan motiflerden oldukça uzaktadır. Anadolu’da sayıları gittikçe azalan günümüz âşıkları siyasi, sosyal ve ekonomik değişmelerle paralel olarak yeni bir tipe dönüşmüştür.














B.ÇUKUROVA ÂŞIKLIK GELENEĞİ

Ülkemizde her bölgeye, her yöreye yere özgü eğlenme, dertleşme, paylaşma biçimleri vardır. Örneğin, Batı Anadolu’nun bu tür gönüllü bir araya gelişlerde nasıl zeybek havaları çalınıp söyleniyor ve mutlaka bir ”Ağır Zeybek” oynanıyorsa, Ankara yerlileri için nasıl “Misket” oynamak bir ayrıcalıksa, Çukurovalı Türkmen Aşiretinin de bu topraklarda vazgeçilmez bir paylaşım ve ifade biçimi “Eli kulağa atmak”; uzun hava okumaktır. Çünkü bu türkülerde, arada bugün birlikte yaşayan toplulukların o yere geliş öyküleri; uygun yerleşim yeri bulma kaygısı yüzünden, aralarında çıkar çatışmaları; acı hatıralar bırakan iskan olayları; aşiret beylerinin kendi kimliklerini, kişilik özelliklerini, sergiledikleri araştırmaları; yaylak- kışlak hayatında yaşanan maceralar, yayla özlemleri, ala yollarında yaşanan sahneler; birlikte çekilen acılar ve acı tecrübelerin gölgelediği aşk öyküleri anlatılır.

Aynı hayat şartlarında var olan bir topluluk için paylaşılması en zevkli etkinlik, yakın geçmişi, ortak tarihi bağları vurgulan böylece kendini, kim olduğunu tanıma ve tanımlama fırsatı veren sanatsal faaliyetlerdir.

Çukurova’da bu etkinlikler bağlamında yaşayan en önemli gelenek “Bozlak söyleme” geleneğidir.

Derleme ve tarama sözlüklerine göre, bozlak sözü Adana ve İçel yörelerinde “Hikaye” anlamını taşımaktadır. İkinci bir anlamı ise, birinci anlamla ilişkili olan Kırşehir yöresinde uzun havadır.

Genellikle hikaye türü içinde yer verilen başlık bozlak, genellikle, hikayevi şiir/türkü kısmının esas olduğu, bu şiirin/türkünün başında ve sonunda yer aldığı bir anlatım türü diye tanımlanır. Bozlağın bu tanımı içindeki durumuna uygun örneklerle Güney Anadolu illerinde rastlanılmıştır.

Bozlak Halk Edebiyatı alanında yapılan çalışmalarda genellikle bir hikaye türü, müzikoloji alanında ki çalışmalarda ise, bir müzik-uzun hava-tazı olarak ele alınmaktadır.
Bugün bozlak türü, genellikle Orta ve Güney Anadolu’da yerleşmiş Türkmen aşiretlerinin edebi ve müzikal bir ifade tarzı olarak tanımlanmaktadır.

Toroslar’dan Çukurova’ya uzanan Güney Anadolu Bölgesi içinde aşiret kavgalarının, birçoğu o coğrafya üzerinde yaşamış saz şairlerine ait olan aşk maceralarının ve yöre halkının hayatında önemli yer tutmuş, pek çok olayın kendine has üslubu ve ezgileri olan bir söyleyiş ile dilden dile dolaştığına tanık olunur.

Türkiye’de sözel edebiyat alanında yapılan kimi araştırmalarda bozlak kavramının balat ile karıştırıldığına tanık olunur.

Bir hikaye olarak kabul edilen baladın genel olarak dört temel öğesi; olay, karakter, beste ve konudur. Bunlar arasında Balad da en kuvvetlice vurgulanan özellik olay unsurudur. Beste, tesadüfi olarak ortaya çıkar; konu çoğunlukla dolaylı bir biçimde anlatılır; karakterler ise, genellikle ferdi olarak henüz gelişmemiş tiplerdir. Büyük ölçüde dramatiktir.

Bozlak ise bir veya birden çok şiirden/türküden husule gelmiş bir yapı özelliği gösterir. Bozlak metninin hem kendisi, hem de başında ve sonunda veya sonunda bulunabilen kısa açıklamalar belirli bir olayın hikayesini anlatır. Bununla beraber, yer ve zaman faktörlerine bağlı olarak şiir metnine ilaveten açıklayıcı sözlerin bulunmadığı, icranın sade bir türküden ibaret olduğu bozlak icraları da mevcuttur.

Baladların konuları, trajik aşk, romantik aşk, cinayet, büyüsel olaylar, doğa üstü varlıklar olabilmektedir. Bu bağlamda türkülerin, ya da bozlaklarının konularının daha gerçekçi oldukları söylenebilir. Çünkü onlar, genellikle yaşanmış gerçek olaylar üzerine yakılır/söylenir. Bozlaklarda aşk, arılık, ölüm, tabiat sevgisi ,aşiret kavgaları gibi durum ve olaylar anlatılır.

Sözlü şiirin asırladır söylenen örnekleri olan bozlakların, türkülerinin ilk yaratıcıları bu türkülere adlarını veren aşıklardı. Bunlardan Karacaoğlan ve Dadaloğlu, yörede en fazla tanınan sevilen ve diğerleri arasında apayrı bir yeri olan iki saz şairi olmuştur. Bunlardan başla, Sefil Abdurrahman, Deli Boran, Öksüz Ali, Bey Mayıl, Kul Mustafa, İlbeylioğlu, Yazıcıoğlu, Aşık Cafer mahlasları ile tanınmış aşıklarda Çukurova halkının çoğunlukla adlarına ve yaratımlarına aşina oldukları önemli şahsiyetlerdir.

İlk etkili yaratımların sahibi olarak bilinen bu aşıklardan sonra, yeni zamanlarda geleneğin temsilcisi olarak bilinen ünlü âşıklar, Âşık Hacı (Hacı Karakılıç), Âşık İbrahim Karalı, Âşık Feymani (Osman Taşkaya), Âşık Mahmut Taşkaya, Âşık Gül Ahmet Yiğit, Âşık Haydar Aslanı, Âşık Nizami (Nizamettin Kayacan) gibi her biri kendilerine özgü çeşitli eserler vermiş sanatçılardır.

Bütün bu aşık ve icracılar arasında, Karacaoğlan’ın asırlar boyunca, diğer icracılar ve dinleyiciler üzerinde en etkili karakter olduğu bilinmektedir. Dahası, bu baskın sanatçı karakterleri ile, Karacaoğlan, yalnızca Çukurova’nın sınırları içersinde değil, Türkistan’dan Rumeli’ye kadar çok daha geniş bir coğrafyaya ününü yaymıştır. Karacaoğlan türkülerinin bu geniş sınırlarda söylenmesi, onun gezgin aşık olmasına bağlanır ve buna delil olarak da, yaşadığı hareketli hayat tarzını anlatan türküleri gösterilir.

Karacaoğlan’ın sanatıyla kitleleri en fazla etkileyen bir aşık olmasının önemli etkinliklerinden biride değişlerini bütün insanların paylaştığı temel “sorun” olan aşk üzerine ve farklı bir aşk anlayışı ile söylemesidir. Bu bakımından o, sadece erkekler üzerined etkili değildir. Karacaoğlan, söylediği, çalıp çığırdığı türkülerle, aynı zamanda kadınların iç dünyasına da nüfus edebilmiş bir şairdir. Buna karşılık Çukurova’da bir yiğitlik sembolü olmuş, saz şairi Dadaloğlu’nun adı, kadınlardan çok erkeklerde bütünleşir; söylediği türküler, erkekler arasında yaşar.

Karacaoğlan ve Dadaloğlu, sonraki kuşaklardan yetişen âşıklar, türkü yakıcıları, türkü icracıları ve bunları dinleyen meraklılar için, estetik yaratım ve toplumsal değerler açısından aynı zamanda bir davranış modeli oluşturmuşlardır.

Adanalı âşıkların ustalıklı değişleri icra etmeleri sırasında, Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu ve Deli Boran’dan bir türkü okumaları alışılmış bir durumdur. Aşık fasıllarının güzelleme bölümünde, yar türküleri adı verilen Karacaoğlan Güzellemeleri; ardından da Köroğlu ve Dadaloğlu’ndan koçaklamala-yiğitlemeler söylenir. Çocukluk çağında başlayan dinleme ve ezber yoluyla öğrenme birçok ustama ibaret bir repertuarın oluşmasını sağlar. Çukurova’lı âşıkların geleneğe bağlı icralarında önemli geleneklerden biri de bozlak okumaktır. Genellikle Karacaoğla’nın “ohey”, “ey”, Dadaloğlu’nun “adas” ile balan bozlakları meşhurdur. Bu nedenle, yöre aşıkları arasında “bir oheyle bakayım” denince Karacaoğlan’dan; “bir adaslama” denince, Dadaolğolu’ndan “bir he hey ile bakayım” denildiğinde de Köroğlu’nda söyle manası anlaşılır. “türkü çağırmak”-söylemek yerine “Karacaoğlan çağırmak” deyimi kullanılır ve bunun, genellikle uzun hava okumak, bozlak okumak anlamı taşıdığı bilinir.

Çukurova’da özellikle köy çevrelerinde düzenlenen düğünlerde geçmişten bugüne bakıldığında, belirli seviyelerde değişme gözlenebilir. Sözel ortamda, bozlak icralarının süreklilik içinde bu düğünlerde var olması ise, değişmez çevrelerden birini oluşturur. Geçmişte aygınlıkla sürdürülen hikayecilik geleneği, bozlak türü uzun havalarının veya hikayeli türkülerin süreklilik içinde icra edilmeleri mümkün kılan ortamları arattıysa da bölgede 1950’li yıllardan sonra radyonun ve 1970’li yıllardan itibaren televizyonun aygınlaşması ile her ne kadar hikaye anlatım geleneğini ve sanatını, “seyircisiz ”bırakmaya başladıysa da, hikayelerin içinde yer alan ve onların en çarpıcı sahnelerini hafızalara yerleştiren türkülerin değişen ortamlarda icrasına belirli ölçülerde devam edildiğinin söylemek mümkündür.

Bu bağlamada genel olarak baktığımız zaman tüm Anadolu’da olduğu gibi Adana ve Çukurova yöresinde âşıklık geleneği daha önceki dönemlere epey azalmış ve değişikliklere uğramış olsa da kendine âşık olarak tanımlayan halk bu geleneği yaşatmaya çalışmaktadır.








C. DOĞAN TÜRKDOĞAN ( OZAN DOĞANCAN BABA

Yazar , ozan, araştırmacı ve sazı sözü ile alevi inancının bir yorumcusu, tarikatının da icracısıdır.

Kendisi 1956 yılında Kars, Selim Kazası , Laloğlu köyü ‘nde doğmuştur. Ailesi, küçük yaşta Adana’ya göç etmiştir ve bütün yaşamı Adana’da geçmiş özel bir şirketten emeklidir.  Evli, ikisi oğlan, biri kız üç  çocuğu vardır. Adana Erkek Lisesi mezunudur. İmkansızlıklardan dolayı üniversiteyi bitirememiştir. Ozanlık geleneğinde kendine rehber olarak Ozan Mahsuni Baba’yı örnek almış, defalarca aynı mekanı, muhabbeti paylaşmıştır. Ancak sazla ilk tanışması Şükrü Kaya ile tanışmasından sonra olmuştur.

Ozan Doğancan dört kutsal kitabı okuyarak detaylı bir şekilde incelemiş, İslam dini ve tasavvuf konusunda kendisini yetiştirmeye gayret göstermiş, Hacı Bektaş Veli’nin “Dört Kapı Kırk Makam” ilkesine bağlı olarak eline, beline, diline, işine, aşına, eşine bağlı bir halk ozanıdır. Tasavvuf konusunda deyişleri, semahları bulunmaktadır. Cem ayinlerinde bu deyiş ve duazlı imamları ile yol erkan yürütmektedir.

Ozan Doğancan’ın Cem Dergisinde çeşitli makaleleri yayımlanmış, ayrıca Gazi Üniversitesi yayınlarında şiirleri yayınlamaktadır.

Ozan Doğancan 1980’li yıllarında Adana’daki Hacı Bektaşi Veli Derneğinin ilk kurucularından olup, bu dernek çalışmalarında hala çeşitli görevler yüklenerek bu misyona hizmetleri devam etmektedir. 

    İlk kitabını 1998 yılında yayınlatmış ve 3000 adet kitabını Hacı Bektaş şenliklerinde ücretsiz olarak dağıtmıştır. Alevi- Bektaşi yolu ve ocaklar, aşiretler ve dağıldığı yerler isimli titiz bir çalışması basıma hazır bulunmaktadır. Ozan bu çalışmasında Alevi- Bektaşi yolunun bütün İçtihadi boyutunu en ince detayına kadar inceleyerek Kuran-ı Kerim’deki ayetlerle açıklamasını da yapmıştır.

Ayrıca “İncil’den Takdim, Kuran’dan Tasdik” adlı titizlikle hazırlanmış bir araştırma incelemesi basıma hazır beklemektedir. Bu çalışmasında ise, Hıristiyan inancı, Müslüman inancı, Alevi- Bektaşi inancı arasındaki ortak kavramlar ele alınarak ayetlerle incelenmiştir.
         






















     





D. OZAN DOĞANCAN’IN ŞAİRLİĞİ
           
            Ozan Doğancan günümüzde giderek azalan aşıklık geleneğinin geleneğe bağlı ender şairlerden biridir.

            Bektaşi kültürü içinde yetişen ozan eserlerini de bu kültür çevresinde vermiştir. Daha çok nefes türünde şiirler yazan ozan, ağıtları ile de karşımıza çıkar. Bu ağıtlar genellikle Alevi- Bektaşi kültüründe kutsal sayılan kişiler ve kendini örnek aldığı Aşık Mahsuni Şerif gibi ozanlara yazılmıştır.

            Şiirlerinin hepsi milli veznimiz olan hece ölçüsüyledir. Genellikle 4+4=8’li ve 6+5=11’li hece ölçüsünü kullanmıştır. Serbest ölçüyü değil de hece ölçüsünü kullanmasıyla da geleneğe bağlıdır.

            Şiirlerini redif ve yarım uyaklarla süslemiştir. Zaman zaman son mısraların tekrar ile de karşımıza çıkar.

            İşlediği konular; insan sevgisi, cennet ve cehennem, Kerbela Olayı, Hz. Ali’ye dualar, Bektaşilik v.b’dir. arıca şiirlerinde, güncel olaylara da yer veren şair aşıklık ve Bektaşilik geleneğine bağlıdır.

            Ayrıca ozanın “On iki hizmet ceminde” okunan gülbenkleri de vardır. Bu gülbenklere Divanında yer vermiştir.










E.OZAN DOĞANCA BABANIN HİZMET OCAĞININ BUYRUKNAMESİ

Bismillahirrahmanirrahim

Esirgeyen, bağışlayan, rahim ve rahman olan Yüce Allahın adıyla, O Yüce Rebbil Alemindir ki Arşi kürsü, yeri, göğü yarattı. Onu bin, bir nimet, binbir kerametle ve marifetle donattı. Sin bir nebat, bin bir çiçekle donatıp süsliyerek, sonrada kendi eliyle yoğurup şekil vererek, canından da bir canla vücuda geçirdiği insanoğlunun emrine verdi, Onu tüm yarattığı varlıkların sultanı eyleyip kendisine halife ilan etti Dört kitabında peygamberlerine gönderdiği ilahi emirlerinde ol Ademin yüceli'ğinden söz eyledi ki Kuranı Azimuşanda Kaf.16. ayetinde " Ben sana şah damarından daha yakınım" ayetiyla 01 yüce Yaradan insanı kendisinden bir parça gibi gösterip ilahlaştımış oldu.

Cümle alemi temiz ahlakla ahlaklandırmak için peygamberlerini gönderdi.son olarakta Dü cihanın serveri temiz ve pak ahlakın abidesi olarak önceki peygamberlerin yolu üzerine ol Muhammed Mustafa’yı tüm alemlere hidayet ve hikmet kaynağı olarak gönderdi. Ol mubarek nurullahın zamanında alem nura gark oldu. Dört bir yandan gönüllere sevgi tohumları ekildi, cahil ve cuhul yok olup, akıl yolu tüm insanlığın önünü aydınlatıpol cihan serrverinin aydınlattığı bu yol Ehlibeyt ve saki Kevser Aliyel Murteza’nın dahi ilim vehikmetiyle, gayret ve marifetiyle nurlandıkça nurlandı yetmiş iki milletin  birleştirici hamuru ile yogrularak dertlere derman, sıkıntılara sabır, çaresizlere çare,umutsuzlara umut. Karanlıklara aydınlık, olarak dahi şavkı gündüzümüzü,gecemizi aydınlattı.
Ol şahi velayetin yolu üzerine nice erenler evliyalara gelip bu yolu yaktıkları çeragları ile aydınlattılar. Bu İlahi sevgi ve muhabbet aşkı kimilerini mansur gibi dara çekip astırdı kimisini Nesimi gibi yüzdürdü, kimilerini de Pir Sultan gibi taşa tutup gezdirdi. Genede şahin sevgi ve muhabbet aşkı gönüllere pençe salıp büyüdü, güçlendikçe güçlendi ilahi bir derya olup gönülden gonüle akıp çoş oldu çağladı,

».01 ulu yoldur ki Hizmet edilip, hizmet ile (Surad. alınmalıdır. Şahı Merdan Aliyel Murtezanın  muradı ve isteği de böyledirki, talip yola talip olmalıdlır ki gör talib ola, eger birisine körü körüne bağlanırsa ol kişi cahil ehli olup kör talip olmaya. Ol vakittir ki yol Allahın yoludur Hizmet etki himmet; alasın, mendil alıp muradına, maksadına eresin 01 şahı Merdan dahi vasiyet; eylemiştir ki "Yol yürütenin, ikraz' verinin, hizmet çarenindir." Bu ahval ve menzil mertebesine ere kemalete erip hak ile hak olup Mürşidi kamil ola, Dört kapı, kırk makam erkanıyla yürüyüp Fena fillah, beka billaî mertebesine ere. Kişi ancak kendi marifet ve hizmetiyle murada ermelidir, şahı Velayet Buyurmuştur ki “ Baban Hz. îsa gibi ölüyü diriltse dahi sen olunla 'değil kendi kemaletinle meydan eyle." buyurmuştur ki, "
Övünç duyacağı bir soyu varsa cahil kulun,
Bilsin ki sudan ve çamurdandır özü  onun,
Dünyada ehlibeytin değer ölçeği güzelliktir,
Sevgi, Saygı doruluktur özü soyu insanoğlunun, .insanın önce kendi ''özu temiz, arı olmalıdır ki başkasını da arı eyleya, su temiz olmalı ki içile. köprü saftlam olmalı ki geçile, ol su ki yetmiş iki millet dahi ondun içer, ol köprülerdir ki cümle alem ondan karşıya geçer, ol güneştir ki herkes ondan sıcaklık alır ısınır, ol gecedir ki herk-îsin üzerine orbü çibi iner, ol yağmurdu ki her varlının üzenine yağar, ol ballar,bahçeler ekinler, tarlalardır ki kimler ne ister ise onu biçer, iman ederler kendi ambarına çekerler, bu nebatlar dahi kimi, kimseden ayırmaz, kimsede sorup sual eylemeden hizmet edip taamlarım, meyvalarını sunarlar, îşte ehlibeyt aşkı ile bu yola hizmet eden er kişi yol oğlu olup, güne geçip ısıtmalı, köprü gibi geçit vermeli, ayıpları Örtmede gece gibi olmalı, ballar, bahçeler, ekin tarlaları gibi cömert olmalı, kapışı, yönlü açık cimlı, kinden, den, gıybetten .salim ve sukün ki bu yolun evladı olup hak yolunda mensil sa bu yol evladının nefesi ne keskin olur.

01 Hünkarı Hacı Bektaşı Veli'dir ki erenlerin serçeşmesidir. Buyurmuştur, '"Hakikat Hak eylemekle murada varılır." Gene Ol yüce Pir buyurur ki, "Hararet nardadır .. sacda degildir, , Küdüste, Mekke de hac da degil bir rahman  rahmet kaynacıdır içi onümü alan içindeki bu cevheri parlatıp bu nurun hikmetine vasıl ola, o zaman ol kişi hislat ila yol evladı ola, özünü, gayrebini yolun hizmetine vere, hikmet ile murad alıp menzile erişe, 01 erenler ser çeşmesi bir ilacı afikta Veli de. bu murad ile nice yol evladı yetiştirip, onlara menzil vererek, turnalar gibi serer eyleyerek ehlibeyt; yolunun çeragiarı gibi ışık vermelerin!,yetmiş iki milleti bir gorüp, hak yolunda hizmet eylem el erini vasiyet etmiştir. Bu yol,erkan,bu sevgi muhabbet, bu erenlerin hizmeti ile  gülistan bahçesine dönüp, kokuşu, burcu, burcu dört cihana yayılmakta, yalan çeragiar alemi nurlandırıp aydınlatmaktadır, işte   ol erenlerin yol üzerine Ehlibeyit aşkı ve Şahı Velayet Aliyel Murtezanın sevdası daha çocuk yaşta yüreginde gilizlenip kökleşen üzan Dogancan Baba bu sevgi ve sevda ile   gönül çeşmesinden hakikat menziline girmeye, hizmet ile,Gayret ile himmet aman murad bilmiştir ki , bu aşkı sevdası ile bir gece. batını da .şahı merdan Aliyel Murtezaya niyaz olma mertebesine erişip, gönlünden maksadım zikreyleyip   muradına ermiştir.  Ol sevdayı yad eylemiştir.

0l Şahı ferdanın yolunu güttüm,
îkrara bend oldum musayıb tuttum

Hizmet kapısında bir gayret ettim
Hizmetim, gayretim bildirir beni                             .        .

Okudum kitabı batın dilinden
Niyaz ettim Murtezanın el inden

Himmetimi aldım Bektaş Veliden
01 Şahı Merdana bildirir beni.

Yenisinde başlamıştım bu cenge
Boyanmıştım bu sevdaya bu renge
Gönül dile gezüm açıp dile gelende
Bahri ummanlara daldırdı beni

Beni benim sesim il e kaldırın
Öz gönlümü şad eyleyip güldürün
Sağım, solum toprak ile doldurun
Gülü, gülüstana dönderir beni.

Ol sevda ve aşk ile 12 iki yıl muharrem orucu tutup,12 yıl Hacı Bektaşı Veli. Derneği ve cem evinde devamlı olarak hizmet eyledim, üç vakit cemaatiyle de saz çalıp erkan çark edip semah döndürdünı,  ahı nerdan, Şah  Hüseyin aşkı ile söylediğim deyiş ve dualardan ol cemaatte bulunanlar ahu  figan eyleyip, göz yaşlarım dizlerin ıslatırlardı. Ehlibeyt sevdası dolu gönüller feryad edip aglaşırlar idi. Tüm bu aşkA sevda ve gönül muhabbeti bu aileye mensup cümle efradında dahi bulunmakta beş kardeşin beside Ercan, Kamber, Tüncer, yücel canlarla, bu canların eşleri ve evlatları dahi ehlibeyt muhibleri olup bu edep ve erkan üzere durmakta gönülleri Ehlibeyt aşkı ve sevdası ile doludur Babamız Mazim Baba bu yol ve erkana s it k ile bağlı olup onun babası Hemem Baba dahi bu edep erkanı sürdürmüş, yola hizmet ve gayreti ile, kemalet ve marifeti ile sofra yaymış,çırag yakıp Hak Muhammed Ali yoluna hizmet eylemiştir. Onun büyük babaları dahi Erzurum, çat kazası, Hergizer mezrasınd.a bu yola hizmet ve gayretleri ile nice cana murad. olmuşlar, gönül hoş eyleyip edep erkan yürütüp ç eratlar yakmışlardır. Sofraları açık, kapıları açık, gönülleri açık olup ol kapıya Hak Muhammed Ali aşkına gelen canları elleri boş boyunları bükük, gönülleri kırgın olarak geri döndürmem iş l er, her isteyen cana hizmet ile gönül hoş eylenmiştir. 0l canların muradları, istekleri yerine getirilmiştir.   
                        :           ;
Bu hizmet kapışırım nişanı tuzdur. Bu aileden her kim bir avuç tuz atso sıkıntıda, darda, zorda kalanın basında Hak Muhammed Ali Hünkarı 'lacı Bektaşi Veli deyip Kelime-i Tevhid okuyup La ilahe illallah Muhanmeden Resulullah, Aliyul Veliyullah, Velidir Aliyullah, Arifi billah, Mürşidi kamilullah deyip on iki imamların isimlerini zikredir Kuluvallahu ahad' ile'Allahume Rabehna duasını okuyup bir akşamsa aksr ı sabah sabah gülbengi zikrettikten sonra ol kişi derdinden ve sıkıntısından helaa olur. Vakit olurki muradına erer, boynu bükük olanın boynu doğrulur derdine çare bulunur. Olaki tuz soğuğun düşmanıdırbuzu dahi eritir sıhhatin dostudur, mikropları öldürür hareretin sıcaklığın ilacıdır ateşi narı söndürür,  bu ehlibeyit yol o zatının nisanı tuz olaki sıkıntıyı gidere, vücuda giren yiyeceğe ve nebata tad ve lezzet vere, ol gülban lı tuzdan bir tadımlık tadanın dahi c anma Allah in himmeti Velayetin hikmeti Hünkarı Hacı bektaş velidin pir nefesi ile can ele, sıkıntı dertlerden helas ola. ama üzüntüyü pranga vurulup ol can bütün bu sıkıntı ve çaresiz l iki erinden kurtulmuş ola dirile.

Ehlibeyt Muhiblerine bu yol evlatlarından gönül verenlare daima hizmet ile yakın oluna, hizmet verilen anlardan verilen hizmet karşılıyı bir hak talep edilmeye, halbuki zorda ve sıkıntıda olan gönül dostlarına yardım eli uzatıla, acılarına, dertlerine, sıkıntılarına ortak oluna. sevenlerine karşı üstünlük, kibirlik, büyüklük taslanmıya, soruların.a akıl ve mantık ile cevap verile, hikayeden ve hurafeden uzak durulup hakikat ne ise o anlatılmaya, böyle gayret ile edep, erkan yürütülüp hizmet; edilip çeraglar yakılma yol yürütülüp gönüller hoş edile.

Bu Ehlibeyit yol evlatlarına nasihatımdır ki hiç kimseye el, etek dahi öptürülmeye, olaki yaşlı ve kemalet ehline saygı gösterile, gönül güzelliği kadar cemal güzelligine önem verile, temiz pak oluna, miskinlik, devrişlik ve ayyaşlığa hiç bir zaman meydan verilip özen dayumi pak yiyilip, pak giyile. Hiç bir Muhibbi kendi nazarında secdeye eydirmeye, ol muhibbin niyazı Huhammed Ali meydanına olaki yaptığı hizmet karşılığı muradım 01 Hak meydanında ala. Daima gülben^e Bismi çah denilip başlana ve ol gülbem sonunda dil bizden nefes Hazreti Pirden ola diye sona erdireki Hazreti Pir nefes eyleyip muradına ve maksadına erdire. Bu hizmet kapısının muhib canlarına nasihatımdır ki yılda bir kez olsada bile cümlesi bir araya gelip, cem eyleyip sofra
yayıp muhabbet kılalar ve ol sofra yaydıkları zaman Bismi Çah gülben ile baslayıp gene ol sofrayı sofra gül bengi çökerek hizmetlerini tamam eyleyeler. Müşküllerini çözüp meydanı nurlandıralarki bizden sonrada bu edep,erkan hizmet kapışı Ehlibeyti yol ocağı açık kalsın, körelip kapanmasın, bundan muradım şu durki mazlum Buseyisin davası gibi bu ehlibeyt hizmeti de mahşere kadar mühiblerce devam ede ve yürüye.


Bu hizmet kapısındaki mühiblerin hizmetlerinde merhamet kaynağı olup her bir canlı mahlukata merhamet duyalar, misafir ve mihmanı ül şahı Merdan Ali gibi hileler, öyle izzeti ikram yapalar, eğer kendileri bir haneye mihman olurlarsa, ol yattığı yeri ve yatağı şahı Mordan Alinin hanesi ve yatağı kabul edip öyle davranalar ye o gönül üzerine gözleri mahremen dikmeyeler nefse dizgin vurup ol mekanda dahi ölü ceset gibi olalar, oturmaları, konuşmaları, ilim ve marifelleriyle dahi gönüller feth eyleyip yol evladı olduklarım nişanlarıyla göstereler. Böyle olsunlarki ol kapılara bir daha vardıklarında kapılar yüzlerine kapanmadan sonuna kadar eçık oluna, kendilerine izzet ve hürmette eksik yapılmaya. 0l misafir oldukları hanelerde dünya malına tenezzül eyleyip bu pak Muhammed Ali yolunu dilenme aracı yapıp menfaat cemin eylemeya gayret göstersinler ki, hizmetleri Hak kalında makbul sayılıp mertlik uz erinden çıkarıp atmasınlar, oysa öyle yaparsa kadir ve kıymet; ten düşmüş olurlar Zamanla bunu huy haline getirirler ki bu kapıda hizmet görenlerin muradı, benim dahi muradım böyle delildir» O zaman yedikleri içtikleri kendilerine haram olur. çünkü emeksiz kazanç eylemiş olurlar,

Benden sonraki muradım odurki Hak Muhammed Ali Pir Hacı Bektaşi Veli postuna içinizde bilgisi,görgüsü,edep erkanı, gayret ve hizmeti ile marifet ehli kim varsa Bu yol evlatlarının içinden seçile, ol makam kendisine verile, kendisine hizmette kusur edilmeye, sözü gerçek bilin yapacağı hizmetlerde kendisine yardımcı oluna. Amma velakin yanlış iş yapar, yoldan azar hizmeti kendi menfaati için yol eylerse, bu verilen nişan elinden alınıp en münasip olan muhibbe verile. Ben filan keşin oğluyum sözüne itibar edilmeye bu hizmet yolu babadan oğula geçen bir saltanat, ırk üstünlüğü yolu haline sokulmaya hizmet eden muhibbe bu hizmetinin karşılığı himmeti verile ki her can ektegi ekini harman eyleyip danesini kendi ambarma taşıya.

Er olan odur ki. Sultan evladı, Şah evladı olsada gerçeği anlatıyor, kendi yanlışım gerçek gibi söylemeye gayret ediyorsa, o zaman onun söz bilince o cana hakikati anlatın, Şah oğlu olsada yanlışını söyleyin ki onun yanlışı cümle mühiblerin doğrusu olmasın zira o zaman sizi dogrunuz başkasının yanlışı olmuş olur. Ehlibeyit yolunda bu erkan olmaz

Hak ile aradan kaldır perdeyi, Sen sende ara bul derde çarpal   Siz siz olunki kendi gayret ve çabanızla kendi sofranızı donatın ki ol yaydığınız sofraya gülbeng verme hakkına ergsiniz. Sofrası şen olan.ın gönlüde şen olur ki Hak Muhammed Ali aşkı o şen gönüllerde olur. Sıkıntıda olan gönül huzurdan uzak kalır ki onun gayret ve cabası ancak dünya heybesin! doldurmak sofrasını şenlendirmek olur., böyle bir gayret içine girerki ol sofrasını donatıp heybesin! doldurana kadar üzerine akşam karanlığı çöker ve ol canda gündüzün nimetlerin! el inden kaçırır bunun içindirki her işi ve gayreti zamanında halledip müşkülatı giderin. Sizi kader, kısmet, nasip zinciri ile bağlamaya gayret gösterenlere meyi edip yerden, gökten, emek harcamadan bir şeyler gelmesin! Bekle meyin içi miskinliğe tembelliğe verip gayretten geri durmayın ki bu siz» boşa beklemeye fukara ve beyhuzar eylerki bunun Sonunda da bir nimet bulunmaz. 0l Şahı Mordan Ali dahi bel bellerdi. Önek ve gayret ile nafakasın temin eder idi. 01 Hacı Bektaşi yeli Pirimiz dahi Dede hatlarında bostan
ekip, toprağı şen eyler emek   hareardı.Tüm erenler evliyalar dahi bu gayretin içerisine girmişlerdir» Musa çoban idi dağda bayırda İsa marangozdu abesçe narda Muhammed çerçiydi türlü pazarda hizmet edip himmet almak gerekir,

Ol ocağın mühibleri bilin elidirlerki itikatın yolu dahi yeme içme üzeri nedir. insanoğlu evvela dünya ambarı olan karın arobarına meyleder,ondan sonra can dirilince, müşkülat halledilince dahi ahiret ambarına yönelir.

Dünya ambarı boş dururken ahiret ambarına meyi edilmez kişi böyle hal uz erinde bulunursa ser sefil olur, güçten ve takatten kesilir. Bu misal den murod odurki miskin devrişler gibi sabah bir yerde akşam başka bir yerde aylak aylak dolanır kirin »pasın içinde eliniz, aklınız, gözünüz onun, bunun taamında olmayı. Daima çalışan bir saat gibi, yanan bir çer gibi üretimde bulunup şule verinki cümle canlar sizden feyz alıp nurlan , Amma dünya ambarım, karın ambarım fazlaca doldurmayın ki onun ağırlığı sizi yormasın, kanaat   ehli olunuz ki, cömertlik gömleği giyinip merham ateşi yüreğiniz! ısılsın. Ki Şahı velayet gibi turablıgı mertebesine ereseniz

Hak Muhammed Ali yolunda, bu hizmet kapısında, hizmet ile murad alan canlara sözüm odur ki hiç bir zaman ol yüce Alladın yarattığı bin birnimete yüz dönüp kendiler in e, nefislerine zincir vurup bir köşeye çekilir/eski çula yatıp, yırtık esbaba bürünüp, sonrada bu hakkın çilesidir diye. Hakka ve yarattığı bin bir nimete karşı asi olmasınlar. Böyleleri hem Hakka nemde yarattığı bin bir nimete karşı nankörlük gömleği giyerler, böyle mühiblerin hem nefisleri hemde vucud kalası dahi kendisin! Hakkın huzurunda dava eder. Bu hizmet kapış inin mühiblerine pak yemek, pak giy met, pak söz söylemek edep, erkan hizmet üzerinde durmaktan başkası yaramaz ki en büyük gayret ve murad ise nefsi emmareye zincir vurup ol nefsin kırmaktır. Efter nefsi emmare azar azgınlık öderse.


Ol canda ona meylederse, Ol canın Ol yüce Yaradana ulaşması dahi bin bir  Bu hizmet kapısındaki mühiblerime merhamet gömleğin! giyerlerse ol vakit gönül kapılarım da açmış olurlar. Ondandır ki ana, babalarına' karşı bu "merhametlerinde eksiklik yapmiyalar, Eşlerinin ana, babası dahi kendi ana babaları gibidir. O canlarda kendilerine evlatlarından dahi merhamet beklerler, hakikat odurki zamanında vermiş olduklarım alalar, kimseye borçlu kalmadan hak yoluna yürüyeler, borçlu gitmek ağır yük altına giren bîna-gin haline benler zira böyle ağır yükle yol almaşı zor olur.

Kendi eşlerine ve çocuklarının annelerine dürüst ve samimi olalarki o hem evin anası hemde hane halkının yaratıcısıdır. Cümle alem ondan zuhur eylerki onun husurunda ikilikte imtiyasınız, muradı bir olanın, evinde birlik, gönlünde birlik olur böyle meyi edilirse sofrası da şenlikli oluı Ana baba birbirlerine hayırlı ise,ol ana, babadan yürür Bilerde ol neye hayır, hasenat taşır, kendi hanelerinede bu amel üzerine bina ederlerki bu güsellik tacı hiç bir zaman yer düşmez, gün be çim parlar taç taçlıyı bilir.

Bu hizmet kapısındaki mühiblerin muradı her yıl olmosada, ol şahı velaye Pis ilacı Bektaşi eli'nin dergahına varıp niyazda bulunmak ola. Amma gidz o yorlerde içki içip sarhoş olmiya serkeşlik yapmîyalar. Ancak muhabbeti den sayıp gönül hoş eylemek daha güzeldir, Ol mekanları gezdiklerinde delikli taştan geçtiklerinde kendilerini piri pak saymiyalar ki yaptıkları hatalardan delikten çıkıp kurtuldum diyenler varıp kendi yurtların^ aynı şeyleri yeniden yaparlar. Lakin Muhammed Ali meydanında pir divanın da paklanmak daha evladır. Zira kara daş pakı,tem iz i,günahlıyı,günahsızı bir birinden ayıramaz. Canlar kara daşı kendilerine murad saymasınlar. Bu ehlibeyti yoluna ters, HakkS-n divanında dahi şirk olmuş olur» Hazret! pirin dergahında cümle yerleri niyaz eyleyip ol mekanlarda ki hizmetlere talip olalar,cem cemaat eyleyip,kurban tıglayıp sofra yayalar aça,yoksul lokma dağılıp gönüllerin! şen eyleyeler.Hak Huhammed Ali yolunum amacı bu m ey andadır ki Ulu Pirin desturudur. El ele el Uakk^a buyurmuşlardır. 01 dergahtaki kara kazan bu destur üzerine kaynamış dergaha gelen canlar aş pişirilip sofra serilmiştir. Pirin zamanı da dahi bu erkanı çar böyle devran eylemiştir. Bütün bunlar Bu kapının muhibbi canlara sözündür ki bu sözlere itibar edile nutuk edilip yerine getirile, asıldan, asıla bu ikrar ve karar üzerinde durularak Hak Muhammed Ali yolu ve erkanı yürüye cümle muradım bununladır. Böyle gayret edile ki bu Ehlibeyit yol evladı ocağı körelmiye günbe gün şenlenip gönülleri aydınlata

 Bu hizmet ocagının mühiblerine gerekir ki Hazreti pirin dergahında bu yolu erkanı kendi çikaran ve menfaatları aracı yapanlara fırsat vermiyeler, ol mekanlarda böyle yol bilmezlerin kurdukları çarkı devranlarım oyk eyleyip onları oraya gelen canların arasında dahi farş eyleyip düşkün sayalarki ol yüce Pirin huzurunda böyle kendin bilmezler- "den oraya gelen canların arasında böylelerinden murad isteme niyetinde olanlar bulunmasın. Hakikat odur ki Erenlerin ser çeşmesi Pirin huzuruna böyle benlik kisvetine bürünenler, bu yolun zalimleri kabul edilip hele o mekandan uzak bırakılmaları Hak Muhammed Ali yoluna yapılan bir hizmet olarak kabul edile.Bu yolun selameti ve kutsiyeti bu ahval üzerine konuşup gözetilmiş olur


Cümle Ehlibeyit mühiblerine nasihatimdir ki Hazreti Pirin huzuruna çıkıldığı zaman diz üzerine durula, Pirin sandukası bu şekilde niyaz edile, bilineki ül.Piri ayakta gezip niyaz eylemek yerde yanan bir çorağın etrafında dolanıp etrafa gölge eylemek gibi olur. Amma ol çeraga yaklaşmak insanı ısıtır, gönlünü nurlandırır. Erenler şahmın huzurunda ayakta yürüyüp tavaf eylemek erkana uymaz, herkesin kendini bilmelidir. ayakta niyazda bulunanlara o mekanda gerekli izahat erkanı ile bir temsili bilgi ile görgü ile aktarılıp gösterile ki cümle canların Haz. Fire saygıda ve görgüde kusurları olmiya. bu ziyaret ve niyaz eyleme erkanı bu ahval üzerin yürüye. Böyle bilinip nutk edile

Bu hizmet kapısının mühiblerine gereken odur ki Pir Hacı Bektaşi. Velinin riak Muhammet Alinin, ismini zikredip muska yazıp, büyücülük, falcılık yapanlara dahi itibar eylemişler, böyle ahval üzerin bulunmiyalar. Böyle kazanç eylerlerse bilsinlerki Kur anı Azimşana yazılıdır her kim böyle bir kazanç yolu seçer ise kendi karınlarına ateşi nar koymuş olurlar, 01 kişinin sosu hüsrandır, zararı sonunda kendisine ve aile efradın» dahi olur. Yediği içtiği haramdır. Çünkü gaybi bilen sadece Allahtır. Gene ol cümle mühiblere sözündür ki övücülük eyleyip canlara murad. vermez gafletine girmeyeler, zira kişi kendini översa kaiir kıymetten düşer, Hakikat odurki başka canların takdiri ve mertebelere yükseltmesidir. Çünkü murad bak şeylemek şanındandır. Bütün muradlar ondanda vermek ona yakışır, dilemek de canların işi alır. Onun sevgisi merhameti rahmeti, lütüfları sonsuzdur, cümle alem onun nimetleriyle donatılmıştır-
O cümle eşya üzerinde dahi mevcudu mutlaktır Bu hizmet kapısının mühib canları bayram günlerinde, bızır günlerinde, muharrem günlerin Ac pak olup yunalar. Hakkim nazarında dize gelip niyazda ve secde  bulunalar. geçmişi er in in isimlerini yad. eyleyip ol yüce Allah'tan rahmet isteyeler, düşkünün, şaşkının, yol bilmezin kalmiyalar böylelerine mayi kadir kıymet vermiyeler, o zaman yapmış oldukları hizmet boşa gider. gayretleri zayi olmuş olur ki kim zalim kılıcım sallarsa    oda zalim olur. Böyleleri Muhammed Ali yolunun ve evladının zalimi    olurlar»                                                                 

 Bu hizmet ocagmın   mühib canları bilsinlerki ol Yüce Allah sonsuz   Rahmet; ve merhamet kaynağı olup kendi nurundan vücuda getirdiği ve bu  ciharın halife eylediğ insanoğluna ve hatta cümle varlığa zülüm eyleyip  onlara, eza, ceza, sıkıntı, üzüntü vermez. olyüce varlığın sıfatları  bu meydanda değildirolyüce varlık sevji, merhamet, sonsuz bağışlama kaynacıdır, dikerleri ise batıldır, Hakkın sıfatları değildir ola ki  insanoğlunun net s inin gayretiyle olmuştur. Kuranı zimişanda buyurur ki, Nisa .40,ayet" Allah zerre kadar zülm etmez, küçük bir iyilik olsa onu   kat,kat arttırır, kendi kalından da bir ödül verir."ayti   bu rahmetle merhamet şif aflarını anlatır, amma kişinin çektiği kendi     B dinden, kendi nefsindendir. 01 yüce Ya rab bu şöyle teyid eyler.İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır, kötülük ve çirkinlikten eren neyse kendi n etsindendir. seni insanlara resul olarak gönderdik .Tanık olarak Allah yeter. Gene Kurana  Al işte bu iki elin gönderdiğidir. bu bir gerçek ki Allah asla zülm etmez. Bu emirler de dahi Yüce Yaradan hiç kimse zül   Betmiyecegini açıkça beyandadır. ciz canlarda bu bilgi ve ilahi emir Ol yüce yaradanın adını y em inleriniz in, beddualarınız in nefisler sıkıntıyı sokan, cevru cefa yapan bir varlıkaş gibi addedmeyin. 01 yüce vaylıkt.'3n daim rahmet ve merhametle, sevgiden .muhabbetten söz eyleyin çorun o zaman muradınız nasıl meydana gelir. ol canlardan muradımdır ki  daim chübeyit aşkı ve muhabbeti uz erinç duralar daima fevella ve teberro kavli île erkanda olarar o melun şimiri kelbe, Yezidi muaviyeye,milcana, Talhn, Zubeyir, Zalim Hacca cehlib eyle cefru cefa eyleyen cümlesine    onları sevenlere dahi kavlu karar eylemoyiye onları daim lanet ile ana,   onların kılıcım çekenlere itibar edip gönül bagiamiyalar. O zaman gönül  ba^lanırsa iki gönülün biri kış olur biri bahar, biri ak söyler, biri karc birisinin yüzü güler, öbürü azap ve sıkıntıda kalır böyle iki gönülün   kaynaşmışı dahi zor olur. O iki gönülün meyvalarında dahi ne tad olur ne  lezzet. Amma bilesinizki iki cihan serveri Muhammed Mustafa îîakka yürüdük ten scnra Halife Ebubekir, ömer, Osman dahi ehlibeyte az cefru cefa ey içmediler, onlar dahi ol yüce insanlara bin bir müşkülat verip cümlesinin   melindeki dünyo< geçimlerin! dahi ellirtnden alıp vakf eylediler/, hurma ilklarını îiz. Ali ve ailesinin ellerinden aldılar. 01 Şahı Merdan'ın kapısıa baskın eyleyip Fatıma anamızın dahi düşük yapmasına sebebiyet verdiler ki   Peygamberin kızının bu zatlarında   halifeliklerinde onayı olmamıştır

Şahı Hordan Aliye dahi Hz. Muhammedin zamanındaki saygıyı ve i biati verdikleri itikatı bellemayip, onun dahi halifelik hakkını gasp edip elinden aldılarkı o hak Gadiri Hum da Allah taraf indan Hz. Muhammedin vasıtayı ile kendisine müjdelenmiş idi ve bu müjdeli haberden sonra    01 Şahı Merdanı ilk defa tebrik eyleyip ikrarım bildiren umar olmuştur,amma ne devrandırki Muhammed Mustafa Hakka henüz yürümüşken gene kılıcı i ç ekip Ebubekiri halife ilan eyleyen gene ümer olmuştur Amma ol yazılıdır ki, Tevbe.65."Bilmedilermi ki kim Allaha ve Resuluna kafa tutar isyan edersc ona içinde sürekli kalıcı cehennem ateşi vardır.Ne büyük rezilliktir o. ayeti kerimesine gene,

Enfal.27.insanlar Allaha ve Resuluna ihanet eylemeyin, bilip durduğu- nuz halde öz em an e ti er in iz e mi ihanet ediyorsunuz. " Allahın bu yüce görülüyorki Hz. Muhammedin sözünü kıranların durumu 195 meydandadır. Oysaki, cura.23.en tebligime karşılık sizden bir şey istemiyorum, sadece benim Ehlibeytime selatu selam getiriniz," Allahın bu yüce emrine karşılık ol Peygamber Hakka yürüyünce Ehlibeytin çektiği cevrü cefalar, azap ve işkenceler sol dagiara yüklense o dağların ahu zarı feryadı, figanı cünle alemi aplayıp mahşer0 kadar devam eder.andandır ki bu Bekir, Öner, Osman Ji kılını çekenlere onların gayreti vî içtihadı içi bulunanlara daima bu hak ve hakikatlar anlatıla, onların gayretlerine karşılık kendi hak ve hakikatiniz in içinde olasiniz. Hiç bir zaman onlar in arkasında durup 01 yüce aradan niyaz ve secde de bulunaAyasınız iki go'nül arasına bir başka gönül koymanın manası olmaz, zaten .ehlibeyt
yolun un secdesi dahi cemal, cemaledir» Gidip bir gayrinin ardından divaf\ durulmiya, bir meftanın namazım kıldıran ol mühib dahi namaza duran ceroaate yüzün dönmesi erkandır. Bütün hizmet bu içtihat ve gayret ila yürütüle çühkü Hak insanın cemalinde mutlak mevcuttur,

Şahı Merdan aşkı ve soydaşıdır ki Dogancan Babayı bu meydana gark edip, bu gönül ile şenlendinniç bütün batın ilmini, hikmetin! 01 şahı merdan Alilden almış bulunmaktadır. Onun hikmeti kendisine yol göstermiş çerag olup yolun aydınlatmıştır. Deyişini, duazını, miraçlamasını gönülden gelen bu aşkı sevda ile saza ve gönüller şen eylemiştir. Bu Kismet kaplamın içtihadım, feyz ye kemaletini, bilgi ve görgüsünü/ fcu hizmet ocagmın bağlı olduğu rehber kapışı Pir Hacı Bektaşi yelenin içtihadından almış.tır ki Hakikat, Marifet, Tarikat, Şeriat ilimleri   M ile kırk makam, ilmi cavidan ilmi onun neşriyatı üzerine hıfz edilmiş olup 01 serçeşmenin yıktığı çeragm nuru ile bu hizmet ocagmın mühib canlarım yollarım aydınlatmışlardır. Kemal ehli olup menzile varmaya hizmet edip himmet almayı keadileriae murad.


Bütün ilimleri özünde toplamış, ilmi cavidan ilmi ile yüce Yaradanın   yarattığı kainatı vucud kalasına benzetip öyle yorumlamıştır. Onun için |B bu hizmet kapısının muhibbi olan canlar Hz. Pir gibi yetmiş iki milleti • bir nazarla bakmaya, bir bellemeyi ilke edineler, incinseler dahi   incitmiyeler, amma bu gayret ve çabaları Hak Muhammed Ali yolu hatırana • ola Haz reti Pirin aydınlattığı bu yolda hizmet edip muradlarına ereler.

İmam Muhammed Bakırdan, etelmam Zeyneli Abadan, Pir imam Hüseyindente Selmanı Paktan Aliyel Murteza'dan Muhammod. Muş latadan, öçte Cebrail emindeh Cenabı Rebbül aleminden^. Bu silsile Pir Hacı Bektas elinin..tarikat silsilesi olup, bu Hizmet ocagmın mühib canları da hikmefci, bilgiyi ve görgüyü yüce pirin hikmet ve faziletinden alarak muraela nail olmuşlardır. Çimdi bu ocağın mühib canlarına gerekirkic^ör^ kapıdan •kırk makamdan, ilmi kübra ilminden , haberdar olup, edep ile, haya ile bu erkan uz ekinde duralar, sofra açıp gönül feth eyleyelerki veren el    • daima alan elden üstündür,işleği yürümüş ola. Şeriat, Tarikat, marifet, hakikat kapılarının işlegini, tövbesini eksçgiai, fazlasını bilip bu    işleği yürüteler marifet, meydanına girip yüzlerinin akı çıkalarki ol merdanda murad. Dileyen murad, bilgi dileyene bilgi, görgü dileyene görg vereler. Bu meydandırki Pir Hacı Bektaşi Veli'nin sır nefesi yetişmiş olu Onun içindirki buhizmet kapısının mühibieri her gülbengtn her hizmetin B sonunu dil bizden nefes Hünkar Hacı Bektas Veliden   ola müh ürünü daim B ,'gös tereler. Böyle hizmet eden mühibin nefesi nice keskin olur. Ozan      B Dogancan Baba Kuranı Azimi şanı iki yılda üç kere okuyup hıfz etmiş onda B bulunan hakikat ve marifet meyvalarını meydana çıkararak bu ilahi emirlerden aldtgi bilgileri Bu divanın içeriainde   canlara ulaştırma gayret» B içerisine girmiştir, ilk yazdığı divanın da ve ayini erkan cemi kitabmdo bu yola hizmet için üç bin adet baztırıp Hacı Bektaşi Veli kasabasında   B ve cümle Ehlibeyit mühiblerinin toplanıtlları yerlerde parasız olarak    dagitrnıç ve bütün muradı bu şekilde tüm canlara hizmet etmek olmuştur Bu h ismet kapış inin mühiblerine en güzel kaynaklardan birisi dahi Pir    Hacı Bektaşi Velinin Makalat adlı eseridir ki dört kapı kırk makam ve cümle içtihat ve gidişat bu eserin içerisinde mevcuttur. Bu hizmet kapısinin rehber kitabı gidişatı bu eserde açıkça belirtilmiş bulunmaktadır B Ozan Dogancan Babanın bir ömür tutan araştırmaları, gönülden gelen deyiş ve mersiyeleri, yol yordam, edep, erkan hakkındaki bütün bilgileri  Dünden günüm uz e din, kuran, Alevilik, Bektaşîlik adlı araştırma kitaba.olan bu kaynakta, Bu hizmet kapısının mühiblerinia ve canlarının en   detaylı bilgi kaynağıdır ki bu çalışma için Aahi Ozan Dogancan Babanın  emeği ve   gayreti çoktur Bu güzel çalışmayı okuyup anliyanlar bu  güzellikten gereken paylarım.alacaklardır. Zira gereken her şey ayrıntısı ile bu kaynakta açıklanmış bulunmaktadır. Bu kitabın içinde yazılmış olan bilgi, görgü ve içtihadi değerler uzun bir çalışma ve araştırmanın, gayret ve çabanın ürünüdür ki kısmeti bilinip itibar gösterilerek rehber bir kaynak kabul edilmiş ola. Bu değerli çalışmam iç eriş inde Kuri açıklamairdan tutu zamanım iz a kadar bütün dini meseller, ehlibeyifc hakkındaki cümle bilgiler Pir Hacı. Bektaşi Veli hakkında tüm içtihadi kurallar Alevi Bektaşi yolu 9 cem erkanı deyişler, duazı imamlar mecrcud olup mühib canlar için bir hazine kadar kıymetlidir, Bütün kaynağım ilahi kitaplardan aldığı içinde ilahi bir kitabın okunması gayreti ile okunup hıfz edilmelidir. Bütün hakikatlar ayet
ayet açıklanıp tarifleri beyin eylenmiştir. Bu hizmet ocagunn mühib canlarına gerekir ki bu bilgiler ile donanıp, bu kavlü karar uz erinde

olalar insanın bilgilisi, görgülüsü akan bir çağlayan gibidir ki onun iç^risinde binbir canlı barınır, nimet bulur, insanlar dahi o suda içer -serinlik alırlar, kendilerine geçim verecek nebatlar arar bulurlar Bilgisin görgüsüz insan dahi kuru bir der" gibidir. NÎL-bir fayda gören olur eksinde barınan, nimetlenen Kuranı azim i şanın buyruğu üzerinde bir buyruk yokturki siden biriniz bir muaviye kavmi   ile içtihat tartışmasına girdiğiniz zaman, bir ilahi meydana çeldiğiniz l vakit cümle meseleler hakkında bilgi verdiginizde kaynacınız ve delilin uranı Pizimi şandaki ayetleri gösterin ki kararırın üzerine kaçar delil 1 gösterdiğiniz üzerinde delil bulunmiya çünkü .cümle inananların başı    ol ki baba ballıdır. Başkri yeryerde de gayret etmezlerdini meseleler, manaları bu ayetlerle birlikte açıklanıp yol    eylenmiş bulunmaktadır, üu hizmet kapısının muhipleri Dogancan fiabanın   bu çalışmasını okudukları zaman bütün meseleler hakkındaki müşkülatları hol etmiş olacaklardır. 01 meydandan da yüzlerinin akı ile çıkacaklardır ;
Bunun içindir ki bi hizmet kapısının mühib canları Hak Muhammed Ali       meydanına görgü ile bilgi ile çıkalar ki bir .sual Sorulduğu zaman    gönül ariyalar, o soruya akıl ve bilgi'ile cevap verip gönül hoş eyleyeler, 01 Kuranı azimi şanda da yazılıdır ki hiç bilenle bilmeyen bir olurmu. Baba'nın bu hizmet ocagmın mühib canları bu bilgileri   akıl ile, haya ile hıfz edip bu ikrar ile Hak Muhammed Ali yoluna hizme edeler, böyle bilgi ve hikmet ile hizmet edip menzil alalarki gör ki bilgileri nicü gönülleri aydınlatıp müşkülatları haleylesin hizmet kapış inin ve ocaginin mühiblerine gerekirki bütün gülben^ ve isadeblerini öz dilleri olan Türkçe lisanı ile eda edeler, cemlerini cemaatlerin! bu meydanda görüp meftalarını dahi öz lisanları ile kaldırıp de eyleyeler.Arap lisanına ve töresine meyi etmiyeler, böyle arap lisanı ile canlara hizmet etmeye kalkışırlarsa o yaptıklan hizmet- ben kimse bir pay almaz,emek gayret ve çabaları bir ürün vermez bütün emekleri ol koyun sürüsünün kaval dinlemesine dönüşür ki hizmet kapısındolan canların muradı böyle değildir. Biline ki tiz. Pir de arap lisanına ve töresine gayret etmemiş bütün yol hizmetin! balkının, canlarının anlayacagı bir lisanla onlara anlatarak bu ilahi meşaleyi nurlandırmıştır. Bu hizmet ocaginin mühibleride bu hizmet kapışı açık durana kadar bunu ilahi bir emir ve ilke^belleyip asla ve as,la bu ikrarlarından ne olarsa olsun geride kalmiyalar. îlöyle biline, böyle ikrar kılınıp yol erkan Semahlar saf edilip gönüller pak eylene, Allah eyvallah dil biz en nefes  Hacı hektarı Veli'den
Bismillah Allah, Allah
Ey Talip,

yalan seyleme, gıybet eyleme,Kin kibir tıAıhas elçilik yapma, linle koymadığın 9 ey e yapışma, alinin ermediği yere,özünün geçmediği yerde söz söyleme, , akıl ile tart, Hor sırrı erenlere agah bil, Şehvet düşkünü olma. mürşidin nuhamtned, rırin Aliyel Murteza, Rehberin Kutbul Alem Hünkarı. Bektaşi Velidir. Dil bizden net es'Hünkarı Hacı isektaşı ' onun sır duasirtsın eksilmesin, taşsın dökülmesin "d ey ip   cümle sofraları şenlendirip, çeraçlarıyla alemi nurlandırıp  bereket vermiş ve sol alemi aydınlatmıştır»

Ozan Dogancan Baba Hizmet ocaçının bu buyruknamesi kendisi tarafından seksen altı senesi haziran ayının dokuzuncu günü kaleme alınarak gönül gözü ile nazar olunarak bir kerede yazılmıştır bizden,net es Hünkar Hacı Bektaş Veliden, Hidayet Şahı Merdan Aliden, şefaat Alemlerin nuru Muhammed Muş latadan hidayet cümla alemi var eden binbir nimetle,donatıp bezeten Rebbil Alimenden ,Yüce Allahtan ola. Bu buyruk namenin aslı on Uç daktilo sayfasıdır.
Ehlibeyit yol evladı ve Ozan Doğancan Baba Ocağı Piri














F.OZAN DOĞANCAN’IN ŞİRLERİNDEN ÖRNEK İNCELEMELER


















MAHSUNİ

Bir yıldız kaydı erenler
Sonsuzluğun ülkesine
Dört bir yandan gelen canlar
Selam durdu kendisine

Hak hakikatı söyledi
Gerçeği beyan eyledi
 Mızrap çoştu tel inledi
Dostlar hayrandı sesine

İnsafsızca kıyanlara
Çalıp, çalıp doyanlara
Yuh çekerdi soyanlara
Pençe vurup perdesinde

Ulan yalan dünya derdi
Berçeneği çok severdi
Dertli, dertli söz dizerdi
Binboğa’nın yaylasına

Sustu hünkarın bülbülü
Boyun büktü gonca gülü
Çok çekti tırnağı eli
Düzenbazın hepisinden

Gelmiş görmeye şahını
Niyaz edip dergahını
Gölündekini, ahını
Ol divanda alır gene


Hacı Bektaşın serdarı
Kılavuz olmuş ikrarı
On ikilerin katarı
Kabul eylesin kendine

Sevenleri kalktı şaha
Mahsuniler yaşar daha
Gider, gelirler bak aha
Dört yanında sor hepsine

Bu kültürün beşiğiydi
Gerçeklerin aşiğiydi
Doğancanın ışığıydı
Şavkı vurdu hevesine


















                                                                                  Ozan Dogancan

MAHSUNİ

1-      Şekil:

A-    Vezin:
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.

B-    Kafiye:
Kafiye şeması; xaxa, bbba, ccca…

C-    Nazım Şekli;
Nazım şekli; Halk Edebiyatı nazım şekillerinden koşamdır. Türü; ağıt, nazım birimi ise dörtlüktür.

2-      Muhteva
Şiir, 17.05.2002 tarihinde vefat eden Aşık Mahsuni Şerif’in anısına yazılmıştır.
Şiirde Aşık Mahsuni’nin ölümünden dolayı duyulan üzüntünün yanı sıra şairliği ve müzik adamlığının güzelliğinden bahsedilmektedir.
Şair bu şiirinde Aşık Mahsuni’yi bir kültür elçisi ve hünkarın bülbülü olarak sınıflandırmıştır.
Mahsuni’nin arı bir yeri olduğundan bahsederken, onun gibi daha çok aşığın geleceğini söylemiştir.
Ozan Doğancan, bu şiiri 19.05.2002 tarihinde 100.000 kişiye okumuştur.

3-      Üslup ve Dil
Üslubu akıcı, dili olukça sadedir.





HAK DİYE

Hakkın dini cihalete yol olmuş
Can alırlar can yakarlar hak diye
Nice masumların kanı dökülmüş
Baş keserler kan dökerler hak diye

Kan deryası olmuş hakkın kevseri
Azraile dönmüş sanki her biri
Yüzünün karası elinin kiri
Miskinliğe bezenirler hak diye

İlmi feni koymuşlar bir kenara
Gömülmüşler koyu karanlıklara
Hakkın yarattığı ulu çınara
Balta vurur kol keserler hak diye

Cehalet kör etmiş görmez gözleri
Taşa dönmüş yürekleri özleri
Acımadan oğulları kızları
Kurban diye boğazlarlar hak diye

Hak rahmandır güzelliği söylenir
Ne Muhammed nede yolu böyledir
Devir döndü bunlar gene öyledir
Sarık sarar, fistan giyer elle yerler hak diye

Bunlar kesti Hüseyin’i Mansur’u
Onlar peygamberin gözünün nuru
Doğancanın yaptıkları kusuru
Şeriata mal ederler hak diye
                                   Ozan Dogancan


HAK DİYE

1-      Şekil

A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2-      Muhteva
               Bu şiirde dini saptıranlara, başka bir değişle yanlış anlayanların yaptıkları, Hz. Hüseyin ve Hallacı Mansur’a telmihte bulunarak anlatılmıştır.
               Ozan Doğancan’a göre İslam dini, iyiden ve güzelden yan olan baskı ve zorlamanın olmadığı, tiksindirmenin yapılmadığı takdirde insanlar için bir kurtuluş olacağı inancını taşımaktadır.
                Hak Diye isimli şiirinde de cahilliklerden dolayı İslam dinin felsefesini tam olarak anlayamamış olan insanların, güya din uğruna insanları katlettiklerini anlatıyor.

3-      Üslup ve Dil
       Bu şiirin dili oldukça sadedir. Üslup açısında bakacak olursak, nefeslerde görülen alaycı üslup bu şiirde kendini göstermektedir.






ŞİMDİ HER YER KERBELADIR

Yetiş şahı merdan yetiş
Şimdi her yer Kerbeladır
Can yakıyor böyle gidiş
Şimdi her yer Kerbeladır

Kuzuya döndüler koçlar
Aşa ekmeğe muhtaçlar
Çare olmuyor ilaçlar
Şimdi her yer Kerbeladır

Zulüm postalı giyerek
İmanı kaypak diyerek
Can alırlar hak diyerek
Şimdi her yer Kerbeladır

İnsan insanı yakıyor
Durup seyrine bakıyor
Feryadlar arşa çıkıyor
Şimdi her yer Kerbeladır

Doğan ahıma zarıma
Kem bakıldı ikrarıma
Yetiş mazlumum carıma
Şimdi her yer Kerbeladır




                                                                                              Ozan Doğancan


ŞİMDİ HER YER KERBELA’DIR


1- Şekil

A-Vezin
           Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva

           Şiirde, dönemin bozulduğu ve insanların vicdansızlıkla birbirlerini katlettiği anlatılmakta ve Hz. Ali’den medet umulmaktadır.
           Dönemin bu halinde şikayet eden şair, “Şimdi her yer Kerbela’dır” diyerek durumun vahimliğini anlatmakta, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Kerbela’da öldürülüşüne telmihte bulunmaktadır.
           Ayrıca “İnsan insanı yakıyor” dizesi ile de bize 02.07.1993 ılında Sşvas’ta yakılan otelde öldürülen aydınları hatırlatıyor.

3-Üslup ve Dil

Bu şiirin dili, oldukça sade ve akıcıdır. Şiirde gözümüze çarpan rediflerin bolluğu, şiire arı bir ahenk katmakla birlikte duyulan acıyı vurgulamaya da yardımcı olmuştur.


BEKLER DURUR

Cenneti alanın düşün kuranlar
Irmak ırmak akan bal bekler durur
Kevser şarabını içip gözeden
Böyle bir mestane bekler durur

Ondört yaşlarında körpe huriler
Dalında açılmış gonca gibiler
Atlastan döşekler serin gölgeler
Kendine hizmetçi kul bekler durur

Bir değil beş değil otuza kadar
Üstünde ipekten ince şallar var
Tepsiler içinde hurmalar, narlar
Böyle bir saltanat yer bekler durur

Kadınlarda yaşıt dilberler olur
Kim kimi sevmişse orada bulur
Herkes muradına erer şad olur
Her işi görecek el bekler durur

Dayalı döşeli saraylar evler
Gencecik uşaklar hizmet ederler
Kurulur sofralar gelir giderler
Böyle mekanlarda kaşl bekler durur

Bu mekanı kuran ol bari buda
Birazda saltanat sürdürsün burada
Kaymasın insanlar azapta darda
Çünkü tutunacak el bekler durur

Yaradan yaratmış burda cenneti
İçinde var etmiş bin bir nimeti
Amma insan oğlu bilmez kıymeti
Hemi deken eker gül bekler durur

Budur zahitlerin aşkı sevdası
Hoş vakit geçirmek gayret çabası
Bu dünyada kalmayınca hevesi
Doğan başka mekanlara yol bekler durur























                                                                                              Ozan Doğancan

BEKLER DURUR


 
1- Şekil

A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva
Bu nefeste, zahitlerin, cennetin düşünü kurmak, ibadet ettikleri, oysa ki cennet diye düşünü kurdukları her şeyin bu dünyada var oldukları anlatılmaktadır.
Doğancan’a göre zahitler ibadetlerini hak yolunda kulluk vazifesi olarak değil de cennette karşılaşacakları hurileri orda yaşayacakları bolluk ve bereketi düşünerek yapmaktadır. Kısacası bu şiirin konusu zahitlerin cennetten beklentileri ve bunların karşılığında yaptıkları ibadettir.

3-Üslup ve Dil
Genel olarak nefeslerde görülen alaycı üslup bu şiirde de kendin göstermektedir. Dile gelince, Halk Edebiyatı mahsüllerinde görülen sade dil burada da karşımıza çıkar.





BU KERVANDA, BU KERVANDA

Hakka yürüdü erenler
Bu kervanda bu kervanda
Sevdasına can verenler
Bu kervanda.Bu kervanda

Niyaz eylediler piri
Cem edip döndüler geri
Dünya sanki mahşer yeri
Bu kervanda bu kervanda

Gönüller bir eylediler
Türkü deyiş söylediler
Beraber lokma yediler
Bu kervanda bu kervanda

Azrail tırpanı çaldı
Her yanı kana boyadı
Can cana doyamadı
Bu kervanda bu kervanda

Başımızda tufan koptu
Dünya sanki zindan oldu
Gelinlikler kefen oldu
Bu kervanda bu kervanda

Hacı Bektaş ne yandaydı
İmdadımıza geleydi
Canlarına el ataydı
Bu kervanda bu kervanda


Otuzbeş civan yürüdü
Gözlerini kan bürüdü
Goncalar güller kurudu
Bu kervanda bu kervanda

Güvercin olup uçtular
Uçup menzili aştılar
Varıp pire ulaştılar
Bu kervanda bu kervanda

Kara bu günümüz kara
Haberimiz dosta vara
Saçıldılar yamaçlara
Bu kervanda bu kervanda

Bizi bir mezara gömün
Üstümüzde semah dönün
Bir yan matem bir yan düğün
Bu kervanda bu kervanda












                                   Ozan Doğancan


BU KERVANDA BU KERVANDA


1-      Şekil

A-Vezin
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; ağıt, nazım birimi; dörtlüktür.

2-      Muhteva

Şiir 18.08.2002 tarihinde Hacı Bektaşi Veli şenliklerinden dönerken kaza geçiren otobüste ölenler için yazılmıştır.
Şiirin ana duygusu, kazada ölen 35 kişinin ölümü ile duyulan acı ve üzüntüdür.

3-      Üslup ve Dil

Halk Edebiyatı ürünlerinden tamamı halk dilinde de açık bir uslupta yazılır. Şiirde Alevi- Bektaşi kültürüne ait kavramlardan; Cem, Deyiş, Semah…v.b kavramlara rastlanmaktadır.





KADAR

Bismillah der her kapının kilidi
Açar birer birer sonuna kadar
Bu gönülle yola çıkan bir kişi
Yürür muradına erene kadar

Allah diye başlanırsa bir işe
Engel kar eylemez iş gider başa
Hak deyip atılan ayaklar taşa
Deymez menziline varana kadar

Hak ile hak olsa güçlenir kişi
Kar etmez münkürün güllesi taşı
Errahmandır cümle sevginin başı
Akar yüreklere dolana kadar

Bismişah denerek sofra açılsa
Lokmalar dağılıp Kevser içilse
Allah  Allah  denip gülbenk çekilse
Varır her lokması Süphana kadar

Haktan geldin gene hakka dönecen
Aldın emanetin geri verecen
Topraktan yoğruldun toprak olacan
Doğancan surei Rahmana kadar.





                                                                                              Ozan Doğancan



KADAR


1-      Şekil

A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva      

Bu nefes besleme ve Bismişahın faziletlerini anlatmaktadır. Bismişah Bektaşiliğin besmelesidir. Beslemenin tüm kapıların kilidi olduğunu, kapıları sonuna kadar açtığı anlatılırken, Bismişah diyerek sofra açıldığı zamanda lokmaların Süphan Dağı’na kadar varılacağı anlatılmaktadır. Ayrıca Hak yolunda toprak olan kişiye kafirlerin ne gölgesinin ne de taşının kar etmeyeceği anlatılıyor.

3- Üslup ve Dil

Üslup oldukça akıcıdır, dili de sadedir ve son dörtlükte görülen, “Dönecen, alacan, alacan”, kelimelerinden de yöresel ağzın kullanıldığını anlıyoruz.

ŞAHI MERDAN AŞKINA

Ta ezelden bu ikrarla bu yolda
Yürüyoruz emri süphan aşkına
Muhammed’le Ali bir nurdan oldu
Yürüyoruz şahı merdan aşkına

İmam Hasan,Hüseyini Kerbela
Yarası içimde kanıyor hala
Zeynel, bakır, Cafer imamı Musa
Yürüyoruz Ali rıza aşkına

İmam taki naki, İmam Askeri
İmamı mehdidir bu yolun sırrı
Hacı Bektaş hem rehberi hem piri
Yürüyoruz kamil insan aşkına

Ozan doğancanım yürür bu kervan
Döner devri alemçark eder devran
Nice yezid törer nice bir mevran
Yürüyoruz derde mazlum aşkına










                                                                                              Ozan Doğancan



ŞAHI MERDAN AŞKINA


1-Şekil

A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaba, cccc, dddd…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır, .
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva

Şahı Merdan adlı nefeste, Ozan Doğancan bulunduğu yolu bizlere özetleyip Şahı Merdan yani Hz. Ali aşkına bu yola baş koyduğunu anlatıyor.
Ayrıca Hacı Bektaşi Veli’yi bu yolun hem rehberi hem de Piri olarak kabul edip, onun ışığında insan-ı kamil olma yolunda ilerlediklerini anlatıyor.
Bu yolu anlatırken de yoldaki önemli isimlere de yer vermiştir.

3- Üslup ve Dil

Üslup her zamanki gibi akıcıdır ancak bu nefesten daha çok isimlerle süslü olduğunu görüyoruz. 12 İmam’dan 10’u; İmam Hasan, Hüseyin, Zeynel, Bakır Cafer, İmam Musa, Ali Rıza, İmam Taki, Naki, İmam Askeri şiirde yer almaktadır.
Bu isimler şiiri biraz ağırlaştırsa da dil sadedir. Ancak Bektaşilikle ilgili isimlerin çok olması, bu isimleri bilmeyenler için şiiri zorlaştırabilir.































KERBELA

Bir haber verin babama
Diyin Hüseyin dardadır
Ok attılar dört yanımdan
Hemi kanda revandadır

Alim çeksin zülfikarı
İmdadıma gelsin bari
Fatımamın yavruları
Feryad ile figandadır

Sakine saçını yoldu
Gözlerine kanlar doldu
Canlarpare pare oldu
Her birisi bir yandadır

Anam olsaydı ağlardı
Ah çeker yürek dağlardı
Yası matemim bağlardı
Davam ulu divandadır

Yerler gökler ahuzarda
Cümle mahluk durmuş darda
Doğancanda intizarda
Ehlibeyit hep yastadır





                                                                                              Ozan Doğancan

KERBELA


1-      Şekil

A-Vezin
Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.


2-      Muhteva

Bu şiir bize, ismiyle birlikte muhtevasıyla da Kerbela olayını hatırlatıyor ve bu olayın ardından Aleviler arasında yaşanan acıyı anlatıyor.
Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar birlikte yardıma çağırırken Hz Fatma’nın da yavrularının darda olduğunu anlatıyor.

3-      Üslup ve Dil

Üslubu akıcı dili sadedir. Bu nefeste de isimler dikkatimizi çekiyor. Hz. Ali, Hz. Fatma ve sakine, Alevi- Bektaşilerin kutsal saydığı bu isimler şiirde yerini alıyor.





ALEVİLER BEKTAŞİLER

Ne güzel bir yol gütmüşler
Aleviler Bektaşiler
Hakkı insanda görmüşler
Aleviler Bektaşiler

Cennet cehennem sormazlar
Meyledip kafa tormazlar
Tövbesin bozup durmazlar
Aleviler Bektaşiler

Dini sevgide görmüşler
Böyle arayıp durmuşlar
Ne zaman cana kıymışlar
Aleviler Bektaşiler

Hakikata  sır demişler
Arı olda gir demişler
Ehlibeyte pir demişler
Aleviler Bektaşiler

Nuru rahman girmiş öze
Şah damardan yakın bize
Cemal Cemale diz dize
Aleviler Bektaşiler

Bunun için asılmışlar
Yüzülmüşler, kesilmişler
Doğancanım hep sevmişler
Aleviler Bektaşiler

                                                                                                          Ozan Doğancan

ALEVİLER BEKTAŞİLER



1- Şekil

A-Vezin
           Şiir 4+4=8’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaaa, bbbb, aaaa…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva

Alevi-Bektaşilerin bulunduğu yolu kısaca özetleyen bir şiirdir.Bulundukları yolun insan sevgisinden geçtiğini anlatan şair, dini sevgide belirtiyor.cennet veya cehennemi düşünmeden, Hak yolunda ilerledikleri anlatılıyor.bur da zahitlere dem vurduğunu anlıyoruz.
İnsanların Allah’ın bir parçası olduğunun savunduklarını, bu yüzden öldürüldüklerini ama yinede insan sevgisinden vaz geçmediklerini belirtiyor.
           Ayrıca son dörtlükteki “Yüzülmüşler, kesilmişler” mısrasıyla da  Hallacı Mansur ve Nesimi’ye telmihde bulunuyor.

3- Üslup ve Dil  

Diğer tür şiirlerde olduğu gibi bu şiirde de Üslup ve dil sadedir.
OLSA DA BİLE

Cananım ağlama taşa toprağa 
Umudun bağlama dala yaprağa
Yeşil bez bağlama kuru budağa
Çaresiz dermansız olsan da bile,

Hak seni özünden saldı dünyaya
Başka varlık alıp koyma araya
Aklın kemalınla düşün bir daha
Sevdanı deryaya salsan da bile

Delikli taş bilmez neler ettiğin
Neleri yıktığın neyi döktüğün
Hangi gönül ile gelip gittiğin
İçinde daralıp kalsan da bile

Dost ile aradan kaldır perdeyi
Sen sende ara  bul derde çareyi
Doğan yol bilmezden uzat arayı
Şah ile sultandan olsa da bile


                                                                                              Ozan Doğancan










OLSA DA BİLE


1- Şekil

A-Vezin
           Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaab, cccb, dddb, eeeb…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva

Bu nefeste şair, insanlara maddeden medet ummamaları öğütlüyor. Arıca bu nefeste “ Ene’l Hak” kavramı karşımıza, Ozan Doğancan’ın üslubu ile işlenerek karşımıza çıkıyor.
Delikli taş ise; günahları sevapların çok içinde sıkıştığına inanılan taştır. Ve şair, delikli taşın bile insanın neler yaptığını bilmeyeceğini gerçek takdirin Hak Teala’nın olduğunu bildiriyor.
Ayrıca şiirde vurgulanan diğer bir kavramda Allah’ın karşısına şah ile sultanın çocuğu olanla, sade vatandaşında eşit olduğudur.

3- Üslup ve Dil

Üslup ve dil diğer tüm şiirlerde olduğu gibi akıcı ve sadedir.



KERBELA’NIN GÜNLERİ


Gene geldi Kerbela’nın günleri
Lele kurban yüreğimden kan akar
Fadime ananın körpe gülleri
Lele kurban yüreğimden kan gider

Araya araya bulsam izini
Geçtiğin erlere sürsem yüzümü
Kana belediler iki yüzünü
Lele kurban yüreğime kan gider

Geçtiğin yollarda selvi olsadım
Gelip geçtiğinde gölge salsaydım
Matemini cümle aleme aydım
Lele kurban yüreğimden kan gider

Zalim Kerbela’nın çölü kavrulsun
Poyraz çıksın kamu göğe savrulsun
Kırılsın Yezid’in eli kırılsın
Lele kurban yüreğimden kan gider

Hüseyin yaradır içimde kanar
Gönül sevdandadır hep seni anar
Doğanın cismin aşkınla yanar
Lele kurban yüreğimden kan gider

Ozan Doğancan





KERBELA’NIN GÜNLÜĞÜ

 
1- Şekil

A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca, ddda, eeea…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva

Bu şiirin konusu yine Kerbela’dır. Hz. Hüseyin’in Kerbela da yaşadığı acıları Ozan Doğancan da hissettiğini ve acılarını dindirmek için onu bir nevi yardımda bulunabileceğini anlıyoruz. Ehl-i Beyt ve on iki  imama son derece bağlı olan Bektaşiler “Yezidi” sevmezler ve tebbera ( ehl-i beyti sevmeyenleri sevmeme ) ederler. “kırılsın yezidin eli kırılsın” dizesinde de şair bunu açıkça vurguluyor.

3- Üslup ve Dil

                           Diğer tüm nefeslerde olduğu gibi bu nefeste akıcı bir üslupla yazılmıştır. Son dizelerin tekrarı ahengi güçlendirmiştir. Dile gelince yöresel ağızda bir seslenme ünlemi olan “lele” sözcüğü kullanılmıştır. Bunun dışında dil oldukça açık ve sadedir. 



MEVCUTTUR DOSTUM

Eğer hakkı bulup görmek istersen
Hak, senin özünde mevcuttur dostum
Arama Arap’ta, Şam’da, Yemede
Hak, senin içinde mevcuttur dostum

İkilikten geçip biri bulanda
Gidip bir müşrike talip olanda
İkrar verip ikrarında duranda
Hak, senin içinde mevcuttur dostum

Eline, beline hemde diline
Sahip olur ise fel ameline
Uymaz ise fikrine fitne, fesat zalime 
Hak, senin özünde mevcuttur dostum

Meyilini vermeden eli kanlıya
Sevgini bağışa cümle canlıya
Uyma şu yobaza kana dinliye
Hak, senin içinde mevcuttur dostum

Şu gönlün Kabe gibi temiz olursa
Gittiğin yol Kıble doğru kalırsa
Doğancan, yanında gönlün hoş ise
Hak, senin içinde mevcuttur.


  Ozan Doğancan





MEVCUTTUR DOSTUM


1- Şekil

A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; xaxa, bbba, ccca, ddda, eeea…        şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; dörtlüktür.

2- Muhteva

Hakk’ın kişinin içinde buluna bileceğini anlatan bir nefestir. Doğancan bu nefeste kişi fitne, fesada karışmaz, eline,beline,diline sahip olur, kalbini de saflaştırırsa Hakk’ı özünde bulacağını anlatmıştır.

     Ayrıca Doğancan Bektaşilikte eline, beline, diline sahip olma kavramını bu nefese taşımıştır.

3-Üslup ve Dil 

Üslup ve dil diğer tüm şiirlerde olduğu gibi akıcı ve sadedir.  Son mısraların ahengi kuvvetlendirmiştir.


CENNETİN TÜRKÜSÜ

Bir cennet kurulmuş emri hüdadan
Tarifi ayetlerle edilmiş beyan
İçinde dilberler uzanırmış yan
Memeleri turunç kadar yarısı anadan üryan

Bu nasıl bir mekan ne bol bir ihsan ,
Gidenler sefada ,sürerler devran ,
Atlas döşeklerde ,serin gölgede ,
Meyvası, dilberi ,şarabı tamam

Altın tepsilerde ,türlü meyvalar ,
Herkesin  yanında bir hurisi var
Uşaklar hizmette kusur etmezler,
Seni koyup başkasına gitmezler

Dünyada haramdır dedin şaraba ,
Cennete içirdin hakka turaba ,
Böyle sefa süren vardır dünyada ,
Fakir bu, görmez bile rüyada,

Fiyatına bakıp geri durduğun ,
Binbir nimet ser sebilmiş orada,
Kapılma dost güzel böyle hayale ,
Nefsi ammarene olursun köle

Gören varmı ,süren varmı söylesin
Bu saltanat Süleyman da yok bile
Akıl ermez bu hikmete dogancan ,
Böyle avutulmuş ol kavmi süfyan

Ozan Dogancan
CENNETİN TÜRKÜSÜ


1- Şekil

A-Vezin
           Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; aaaa, aaba,cc,cc,bb,bbab,ddad,aa  şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım türü; nefes, nazım birimi;şiir, dörtlük ve beyitlerden oluşmaktadır

2- Muhteva

Bu nefeste Ozan Doğancan’ın kafasındaki cennet tasvirini görüyoruz.
O’na göre cennettekilerin saltanatı Sultan Süleyman’da bile yoktur.
Cennetin tasvirini bolluk ,bereket içinde yapan Doğancan, son ikilikte asıl niyetini gösterir ve tüm insanların bu vaatlerle avutulduğunu söyler.

                        3- Üslup ve Dil

           Nefeslerdeki alaycı üslubu burada da görürüz.şiir oldukça akıcı ve sadedir.





CEHENNEMİN TÜRKÜSÜ

Birde cehennem var eziyet yeri ,
Girenler bir daha çıkmazmış geri ,

Ateşin içinde gün gçirirler,
Su  yerine irkir kan içirirler,

Ellerini ayağını bağlarlar ,
Vucudunu ateş ile dağlarlar,

Cehennemim ortasına çkerler ,
Kafasına kaynar su dökerler,

Zakum ağacından yiyenler orada ,
Boynunda zincirler beklerler orada

Bağlarlarmış yetmiş arşın zincire
Sallandıkça ateşi nara gire

Karanlıkları dolar ateş ile nar
Birde su içerler develer kadar .

Ozan Doğancan










CEHENNEMİN TÜRKÜSÜ


1- Şekil

A-Vezin
Şiir 6+5=11’li hece ölçüsü ile yazılmıştır.

B- Kafiye
Kafiye Şeması; aa,aa,aa,aa, bb ,cc,aa  şeklindedir.

C- Nazım Şekli
Nazım şekli; koşmadır.
Türü; nefes, nazım birimi; beyittir.

2- Muhteva

     Ozan Doğancan ,bu nefeste cehennemin tasvirini yapmıştır.ve cehennemi anlatırken ateş kavramından ve zincirden fazlasıyla faydalanmıştır.
     Doğancan’ın kafasındaki cehennemde ,insanların elleri ve ayakları zincire vurulup ateşe atılıyor. Ve orada su yerine kan içiliyor.
           
           
            3- Üslup ve Dil
                       

                                   Üslubu akıcı dili sadedir.






SONUÇ

            Ozan Doğancan’ın şiirlerini inceledikten sonra onun tam bir gönül adamı ve geleneğe bağlı bir halk ozanı olduğunu görüyoruz.

            Bunun yanı sıra siyasi,sosyal ve ekonomik nedenlerle günümüzde âşıklık geleneğinin giderek azaldığını tespit etmiş bulunuyoruz.

            Ozan Doğancan Zebur, Tevrat,İncil ve Kuran‘ı okuyarak detaylı bir şekilde incelemiştir. Bu  incelemelerin meyvelerini şiirinde kullanmıştır.

            Ozan Doğancan bir kültür mozaiği olan ülkemizde Bektaşi kültürünün gelişmesi ve tanınması için büyük uğraş vermekte ve şiirleriyle yol gösterici konumundadır.
















BİBLİYOGRAFYA

Doç. Dr. Ahmet KIRKKILIÇ, Başlangıçtan Günümüze Tasavvuf, Timas yayınları,ist.1996

Prof. Dr. Abdurrahman GÜZEL,Prof. Dr. Ali TORUN, Türk Halk Edebiyatı El Kitabı,Akçağ yayınları, Ankara 2003

Ord. Prof. M. Fuat KÖPRÜLÜ,Edebiyat Araştırmaları-1, Ötüken nesriyyat, ist.1989

Prof. Dr. Abdurrahman GÜZEL ,Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı ,Akçağ yayınları Ankara .

F.Gülay MİRZAOĞLU, Çukurova Bozdağı,Binboğa yayınları,Ankara 2003

Doğan KAYA ,Sivas’ta Âşıklık Geleneği ,Sivas 1998

Cem DİLÇİN , Türk Şiir Bilgisi,TDK

TDK, Türkçe sözlük

Ozan DOĞANCAN ,Divan, Koza matbaacılık ,Adana 1999













[1] Köprülü, M. Fuat, Edebiyat Araştırmaları 1, s.165

Yorumlar