MEHMET
TUNCER ANADOLU LİSESİ
11. SINIFLAR
TANZİMAT EDEBİYATI DERS NOTLARI
OSMANLI’DA YENİLEŞME HAREKETLERİ
Osmanlı Devleti 17. yüzyılın
sonlarına doğru kaybedilen savaşlarla tanışmaya başlamıştır. Kaybedilen
savaşlar sonrasında sarsılan askeri otorite ve devlet düzeninin yanında,
ekonomik ve sosyal hayat da olumsuz yönde etkilenmeye başlamıştır. Osmanlı
Devleti bu durumu düzeltmek için kendi içinde arayışlara başlamıştı. Fakat bu
amaç doğrultusunda yapılan çalışmalardan iyi bir başarı sağlanamamıştı. Osmanlı
bu içinde bulunduğu durumu düzeltmek için yüzünü artık Batıya çevirmeye
başladı.
Avrupa’da yeni bir siyasal
düzen ve toplum anlayışının kapılarını açan 1789 Fransız İhtilali, Osmanlı
Devleti’nde “yenilikçi padişahlar dönemi” nin başlangıcıdır. III. Selim, 1808’e
kadar süren iktidarında, askeri, idari, mali ve iktisadi alanlarda ilk köklü
değişiklikleri başlattı. Bu köklü değişim çabaları daha çok askeri alanda
olmuştur.
Yenileşme çabalarının
süreklilik kazanması ancak II. Mahmud’un saltanatının son devresinden itibaren
mümkün olabildi. Zarar gören devlet otoritesini onarmak, iç ve dış güvenliği
sağlayabilecek askeri güce sahip olmak, mali ve ekonomik yapıyı güçlendirmek ve
nihayet sosyal ihtiyaç olarak öne çıkan yenilikleri yapmak Sultan’ın esas amacı
idi.
Osmanlıda başlayan bu
yenileşmenin yanında Batılaşma hareketleri iç ve dış sebepler sonucunda devam
etmiştir
TANZİMAT
FERMANI (TANZİMAT-I HAYRİYE)
(GÜLHANE
HATT-I HÜMAYUNU) - 3 KASIM 1839
Tanzimat Fermanını, Londra
elçiliğinden Dışişleri Bakanlığına getirilen " Mustafa Reşit Paşa "
hazırlamıştır.
Ferman, Topkapı Sarayının
Gülhane bahçesinde, padişah, sadrazam, yabancı devletlerin elçileri, patrikler,
büyük devlet memurları önünde "Mustafa Reşit Paşa " tarafından
okunmuştur. Yeniçeri Ocağı’nın bozulmaya başlaması nedeniyle Sultan II. Mahmud
döneminde başlayan yenilik hareketleri ve Sultan Abdülmecid'in tahta çıkar
çıkmaz ıslahat hareketine devam etmek amacında olduğunu göstermesi Osmanlı
Devlet yapısındaki değişimin başlangıcıydı. Sadrazam Mustafa Reşid Pasa,
Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu Padişah adına kaleme almış; devlet ve birey
arasındaki ilişkilerde devletin modernleştirilmesi amacına dayanan temel
ilkeler kabul ve ilan edilmiştir.
İlanının Nedenleri :
*Avrupalıların içişlerimize karışmasını engellemek
*Halkın sosyal yapısında yenilikler yaparak çağdaşlaşmayı
sağlamak
*Mısır valisi M.Ali Paşa’ya karşı Avrupalı
devletlerin desteğini sağlamak
ÖNEMİ: Tanzimat fermanıyla Osmanlılara " Kanun " gücü girmiş
oluyordu. Başka bir sonucu da, eğitimde Tanzimat dönemi aydın tipini
yetiştirerek vermiştir.
ISLAHAT
FERMANI (1856)
Tanzimat fermanı yeterli bulunmayarak, gayr-i
Müslimlere daha fazla hakların verilmesi için 1856'da yayınlanan ferman.
Gülhâne Halt-i Hümâyûnu gibi, imparatorlukta yapılması kararlaştırılan yeni bir
düzenin program ve prensiplerini içine alır. Bu ferman esas olarak Tanzimat
hükümlerini tekrarlayan, onları açıklayan ve genişleten bir fermandır.
1.
MEŞRUTİYET (23 Aralık 1876) (Kanun-i Esasi) ( İlk Anayasa )
Tanzimat döneminde, Avrupa ile yakın ilişkiler
içinde olan, Avrupa'yı yakından gören ve onların Osmanlı Devleti üzerine siyasi
emellerini öğrenen bir aydın sınıf yetişti. Bunlara "Jön Türkler" ya
da "Genç Osmanlılar " denilmiştir. Mithat Paşa, Namık Kemal, Ziya
Paşa , Serasker Hüseyin Avni Paşa önemli temsilcileridir.
Genç Osmanlılar, Osmanlı
Devletinin kurtuluşunu içinde yaşayan halka yönetme hakkı vermekle,
gerçekleşeceğine inanıyorlardı.Böylece halk yönetime katılacak, kendisini
temsil edecek, dış devletlerin Osmanlı Devleti içine müdahalesine ortam
hazırlanmamış olacaktı.
Meşrutiyeti ilan etme sözü
veren, II.Abdülhamit V.Murat'ın yerine tahta çıkarılmıştır.
ÖNEMİ:
*Osmanlı Devletinde ilk kez rejim değişikliği oldu.
*Tüm azınlık guruplara parlamentoda temsil hakkı
tanınmıştır.
*Osmanlı halkı ilk kez yönetime katılma, seçme ve
seçilme haklarına kavuşmuştur.
*Osmanlı Devletinde ilk kez Anayasal düzen kuruldu.
*Osmanlı Parlamentosu; Padişahın seçtiği üyelerden
oluşan Ayan Meclisi ve Halkın seçtiği milletvekillerinden oluşan millet meclisi
olarak iki meclisten oluşmuştur. Meclis başkanlığına Ahmet Vefik Paşa
seçilmiştir.
Not: 1877-78 Osmanlı - Rus Savaşının başlaması üzerine, II. Abdülhamit, parlamentoyu dağıtarak, Meşrutiyet rejimini yürürlükten kaldırmış, 30 yıl boyunca sıkı bir yönetim izlemiştir.
Not: 1877-78 Osmanlı - Rus Savaşının başlaması üzerine, II. Abdülhamit, parlamentoyu dağıtarak, Meşrutiyet rejimini yürürlükten kaldırmış, 30 yıl boyunca sıkı bir yönetim izlemiştir.
TANZİMAT EDEBİYATI
Tanzimat Edebiyatı, bir kültür ve siyasi hareketin sonucu olarak ortaya çıkmış bir edebi akımdır. 3 Kasım 1839'da Reşit Paşa tarafından ilan edilen ve Gülhane Hattı Hümayunu da denilen yenileşme beratının yürürlüğe
konmuş olmasından doğmuştur. Bu olay daha sonraları Tanzimat Fermanı olarak adlandırılacak, gerek siyasi alanda gerek edebi ve gerekse toplumsal hayatta batıya yönelmenin resmi bir belgesi sayılacaktır. Edebiyat
Tarihçilerimiz de 1839 yılını Tanzimat edebiyatının başlangıcı olarak kabul
edeceklerdir.
Amacı, metot bakımından Batılı, öz
ve ruh bakımından milli bir edebiyat yaratmaktır.
Türk toplumundaki esaslı değişmeleri,
fikir ve yenilik hareketlerini yansıtır.
Bu dönem edebiyatı üç dönemde incelenir:
a)
Hazırlık
dönemi (1839-1860)
*Bu dönem şiirlerinde üzerinde halk edebiyatı
etkileri görülür. Batı’dan çeviriler dikkat çeker(Akif Paşa, Sadullah Paşa,
Müfit Paşa, Yusuf Kamil Paşa … dönemin önemli isimleridir.)
*Özellikle Fransız Edebiyatı’ndan şiir, hikaye ve
roman çevirilerinin yapıldığı bir geçiş dönemidir. Divan Edb. ile Tanzimat Edb.
arasında bir köprü gibidir.
*Devlet eliyle çıkarılan ilk Türk gazetesi olan
TAKVİM-İ VEKAYİ bu dönemde çıkarılır
*Bu dönemde Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan
çevirdiği Telemak ilk çeviri romanımızdır.
b)1.
Dönem Tanzimat Edebiyatı 1860’ta Tercüman-ı Ahval gazetesinin
yayımlanmasıyla başlar, 1877’ye kadar sürer. 1877’de II.Abdulhamit’in
Meşrutiyet Meclisi’nin çalışmalarını durdurmasıyla sona erer.
c)
2.Dönem Tanzimat Edebiyatı 1877’den başlar, 1895 yılına kadar sürer.
BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1877) ÖZELLİKLERİ:
1. “Toplum için sanat”
anlayışı benimsenmiştir. Sanat, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak
kullanılmıştır.
2.Eserlerin halkın
anlayabileceği sade bir dille yazılması amaçlanmıştır.
3.Divan edebiyatının
süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni
bir düzyazı geliştirilmiştir; ilk kez noktalama işareti kullanılmıştır.
4.Şiirde yeni konular (yurt,
ulus, özgürlük, insan hakları...) işlenmiştir. Biçim bakımından Divan
edebiyatına bağlılık sürmüş; gazel, kaside, murabba, terkib-i bend gibi nazım
biçimleri kullanılmıştır.
5.Tanzimat sanatçıları,
Fransız edebiyatını örnek almışlar; klasisizmin ve romantizmin etkisinde
kalmışlardır. * Klasisizim(Şinasi, A.Vefik Paşa) romantizm (N. Kemal, A.
Mithat)
6.İlk örnekleri bu dönemde görülen roman, teknik
yönden zayıf ve kusurludur. Romanlarda Batılılaşmanın yanlış anlaşılması, aile
sarsıntıları, köle ticareti gibi konular işlenmiştir.
7.Tanzimat tiyatrosu, sahne dili ve tekniği
açısından başarılıdır.Tiyatro, halkı eğitmek için bir okul gibi düşünülmüştür.
8.Tanzimat edebiyatı, batı etkisindeki Türk
Edebiyatı’nın ilk durağı olmasından ötürü, Batı edebiyatı türlerinin ilk
örnekleri bu dönemde verilmiştir.Bu dönem edebiyatı bir “ilk”ler edebiyatıdır.
İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ :
Bu dönemin, 1.Meşrutiyet
Meclisi’nin 1877’de, Osmanlı- Rus savaşı gerekçe gösterilerek kapatılmasıyla
başlayan baskıcı yönetimi vardır.Bu durum sanat ve edebiyatı da etkilemiştir.
1. Bu dönemde toplum
sorunlarından uzaklaşılmış, ‘sanat için sanat’ ilkesi benimsenmiştir.
2. Dilde sadeleşme çabası
bırakılmıştır. Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
3. Batı edebiyatı türlerinde
ürünler verilmiş, sanatçılar daha da ustalaşmıştır
4. Şiirin konusu genişletilmiş, bireysel konulara
dönülmüştür. Ayrıca biçimsel yenilikler getirilmiştir. Recai-zâde Mahmut Ekrem, özellikle Abdülhak Hamit’ in eserlerinde bu açıkça
görülmektedir.
5. Romanda realizmin etkisi görülmüş, ilk realist
roman bu dönemde yazılmıştır. Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze
çarpar.
6.Tiyatro önemini yitirmiş, sahne dil ve tekniği
açısından başarısız eserler yazılmış .Tiyatro eserleri oynanmak için değil
okunmak için yazılmıştır.
TANZİMAT
DÖNEMİNDE GAZETE
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın
Tanzimat edebiyatının ilk dönemi için çerçeve teklif ederken sarf ettiği
"Bu devirde gazete hemen tüm yeniliği idare eder." cümlesi de
gazetenin yeni edebiyatın temelinde çok önemli bir işlevi yerine getirdiği
şeklinde anlamak gerekir.
Gazete Osmanlı toplumunda
değişimin hızlandırıcısı olmuştur. Aydınları etrafında toplamış. Batı'yla
tanıştırmış (ilk tercüme faaliyetlerinin mekanı gazetelerdi), fikri grupları ve
ayrılıkların arenası olmuş ve bütün bir toplum hayatının değişmesinde önemli
rol oynamıştır.
19. asrın münekkitlerinden
Tanpınar gazeteyi ve işlevini şöyle yorumlar: "Bütün işaretler oradan
gelir. Kalabalık onun etrafında kurulur. Okumayı o yazar. Mekteplerin uzak bir
gelecek için hazırladığı dağı o tutuşturur."
Tiyatro, tercüme ve telif
ilk örneklerini gazete vasıtasıyla verir. Makale, deneme, tenkit gibi türler
gazete bünyesinde gelişmiş türlerdir. Bu türler vesilesiyle politika, güncel ve
hayatî meseleler, fikri cereyanlar günün hadisesi olmaya başlar. Bu
gelişmelerden sonra Osmanlı'da gazeteler hızla yayılmaya ve açılmaya başlar.
Matbuat artık güncel ve siyasî hayatın bir parçası haline gelmiştir.
Sonuç olarak:
*Osmanlı Devletinde yayımlanan ilk resmi gazete Takvim-i
Vekayi’dir (1831)( Cumhuriyetin ilanından sonra resmi gazete olarak devam
eder.)
*Bundan sonra Ceride-i Havadis (1840) adlı yarı
resmi bir gazete çıkarılmıştır( İngiliz Churchill tarafından).
*İlk edebi ve özel gazete ise Şinasi ve
Agâh Efendi tarafından çıkarılan Tercümân-ı Ahval (1860) daha sonra
Şinasi tarafından çıkarılan Tasvir-i Efkâr (1862) gelir.
*Böylece
yeni yazı türlerinin gelişmesine ortam hazırlanmış olur.
*Tiyatro,
tercüme ve telif ilk örneklerini gazete vasıtasıyla verir.
*Makale,
deneme, tenkit gibi türler gazete bünyesinde gelişmiş türlerdir.
*Gazete,
Osmanlı toplumunda değişimin hızlandırıcısı olmuştur.
TANZİMAT
DÖNEMİ ÖĞRETİCİ METİNLERİ
Tanzimat edebiyatında
gazetelerle birlikte öğretici metinler
yapı değiştirmiş, Batılı öğretici metinler edebiyatımıza kazandırılmıştır.
Tanzimat döneminde Şinasi, Namık Kemal’le başlayan gazetecilik çok gelişmiş ve
gazete etkili bir iletişim aracı olmuştur. Bu gazetelerde makale, fıkra, deneme, tenkit gibi öğretici metinlere de yer
verilir. Ayrıca anı, günlük, mektup gibi türler Tanzimat’ la birlikte önem
kazanmış ve Batılı bir hüviyete bürünmüştür. Şunu da unutmamak gerekir ki bu
dönemin bir çok edebi türünde öğreticilik hakimdir.
Öğretici metinlerin genel özellikleri:
*Divan edebiyatındaki münacat, methiye, dua gibi
bölümler yoktur.
*
Toplumsal konulara ve sorunlara yer verilmiştir.
*
Hürriyet, eşitlik, kanun, bilim ve teknikle ilgili Batılı kavramlar konu olarak işlenmiştir.
*
“Sanat, toplum içindir.” anlayışı benimsenmiştir.
*
Öğretici metinler toplum için, toplumun
anlayacağı bir dille yazılmıştır.
*Tanzimat
Dönemi Edebiyatı öğretici metinlerinde ikilik yani eski-yeni,yerli-Batılı
çatışması temada, dilde (Arapça, Farsça kelime ve kavramlarla –yeni kavramlar)
, ifade biçimlerinde varlığını hissettirmiştir.
*İlk
makale Şinasi’nin yazdığı “Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi”dir.
TANZİMAT
DÖNEMİNDE COŞKU VE HEYECAN DİLE GETİREN METİNLER
(ŞİİR)
Tanzimat edebiyatı sanatçıları her şeyden önce şiirin
konusunu ve anlatımını değiştirdiler. Namık
Kemal “Lisan-i Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazalar” isimli uzun makalesinde şiirin, fikrin
gelişmesine ve halkın eğitilmesine olan büyük hizmetinden söz eder.
Divan edebiyatının gerçekle
ilgisizliğine, yapmacıklığına, boşluğuna şiddetle hücum eden Namık Kemal, edebiyatın yeniden düzenlenmesini ister.
Bunun içinde her şeyden önce yeni bir anlatım yolu, yeni
bir dil
bulunmasını gerekli görür. Dilin bir an önce konuşma diline yaklaştırılması
gerekliliğini savunur.Buna rağmen Tanzimat şiirinin dilinin sade olduğunu
söylemek zordur.
Tanzimat şirinin Divan şiirine bağlı kaldığı unsurlar
daha çok biçim alanındadır. Bu dönemde halk şiirine ve hece veznine olan ilgi
biraz artmışsa da divan şiiri ve aruz
eski hakimiyetini sürdürmüştür.
Divan şiirinin nazım şekilleri aynen kullanılmıştır
(Gazel, kaside, terkib-i bent müseddes,
murabba gibi şekiller).
Şiirin konusu değişmiş, aşk, hasret, ayrılık gibi
kişisel konular bir yana bırakılmış, eşitlik, özgürlük, adalet, hukuk gibi
toplumsal konulara önem verilmiştir. Ancak bu daha çok I.Tanzimatçılar denen Şinasi,Ziya
Paşa,Namık Kemal gibi sanatçılarda görülür.
II.Tanzimatçılar denen Recaizade Mahmut Ekrem, Abdulhak Hamit, Samipaşazade Sezai’de ise kişisel konular yeniden ele
alınmıştır.
Sonuç
olarak:
*Her iki dönem şairleri
biçim yönünden Divan şiiri geleneğine bağlı kalmışlardır.
*Her iki dönem şairleri “Romantizm”in etkisinde
kalmışlardır.Bu dönem şiirinin Batı düşüncesiyle klasizm ve romantizm edebi
akımlarıyla ilişkisi vardır.
*1.dönem şairleri “toplum için sanat” anlayışını;
2.dönem şairleri ise “sanat için sanat” anlayışını benimsemişlerdir.
*1.dönem şairleri “vatan, millet, adalet” gibi
konuları ele alırken; 2. dönemdekiler “aşk, doğa, ölüm” gibi konuları ele
almışlardır. Dolayısıyla konu ve temada yenilik yapmayı başarmışlardır.
*1.dönem şairleri dilde sadeleşmeyi amaçlamış ancak
bunda başarılı olamamışlardır. 2. dönem şairleri ise ağır olan bu dili daha da
ağırlaştırmışlardır.
*Şiirde sanatlı söyleyiş her iki dönem şairleri için
de amaç olmaktan çıkmıştır.
*İki dönemin şairleri de şiirde parça güzelliğini
bırakıp bütün güzelliğine ve konu birliğine önem vermiştir.
*Aruz ölçüsü kullanılmaya devam ederken az da olsa
hece ölçüsü kullanılmıştır.
*Gazel, kaside, terkib-i bent gibi eski nazım
şekilleri kullanılmaya devam etmiştir
*Özellikle ikinci dönem sanatçıları yeni nazım
şekilleriyle şiir yazmada başarılı olmuşlardır. (A.Hamit Tahran, Recaizade
Mahmut Ekrem başarılıdır).
*Tanzimat şairleri bireysel duygu düşünce ve anlatıma
önem vermiş, böylece Türk edebiyatına Batı’daki bireyci anlayışı
getirmişlerdir.
DİVAN ŞİİRİ VE TANZİMAT ŞİİRİNİN
BENZERLİKLERİ VE FARKLILIKLAR A.BENZERLİKLERİ
*Nazım
şekilleri benzer:…. Kaside, gazel, terkib-i bend, müseddes vb.
*Ölçü
benzer: …….Aruz ölçüsüyle şiirler yazılır.
*Kafiyeleniş
benzer.
*Dil
benzer:….Arapça-Farsça kelime ve tamlamaların kullanılması
B.
FARKLILIKLARI
1.
TEMA –KONU (İÇERİKLE İLGİLİ)
DİVAN
ŞİİRİNDE:
Aşk, tabiat, tasavvuf,ahlak,övgü (devlet ve din büyüklerine)
TANZİMAT
ŞİİRİNDE:
Halkı aydınlatmaya yönelik yeni tema ve konular işlenmiştir. Hürriyet, eşitlik,
adalet, kanun, yönetimden ve dönemden şikayet vb.
2.YAPI ÖZELLİKLERİ
DİVAN ŞİİRİNDE: Genellikle
beyitler kullanılır, ölçü aruzdur, Kafiyelenişi nazım biçimi belirler Göz için
kafiye benimsenir. Nazım biçimlerinin belirli bölümleri vardır. Şiir, nazım biçimine göre adlandırılır.
TANZİMAT
ŞİİRİNDE:
Divan şiiri nazım biçimleri kullanılmasına rağmen klasik yapıda bazı
değişiklikler yapılır. Beyit sayılarının değiştirilmesi bölümlerin bulunmaması,
bazen mahlasların kullanılmaması bazı şairlerin aruz ölçüsünü yanında heceyi
kullanmaları, ayrıca şiirlerde başlıklara nazım biçiminin yanında konu adının
da eklenmesi gibi…
Zengin kafiye benimsenmiş, divan şiirinin aksine
“Kafiye kulak içindir.” (Aynı ses veren değişik harfler kafiye sayılır.)
anlayışı Recaizade Mahmud Ekrem tarafından ileri sürülmüş zamanla taraftar
kazanmıştır.
3.DİL
VE ANLATIM ÖZELLİKLERİ
DİVAN
ŞİİRİNDE:
Arapça ve Farsça tamlamalara söz sanatlarına yer verilmesinden dolayı ağır bir
dil vardır.
TANZİMAT
ŞİİRİNDE:
Halkın anlayacağı bir dilde yazma anlayışına rağmen Arapça - Farsça kelime ve
tamlamaların kullanıldığı görülür.Dildeki en büyük farklılık yeni kavramlara
yer verilmesidir.
OLAY ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİNLER
A)ANLATMAYA
BAĞLI METİNLER( ROMAN- HİKAYE)
Tanzimat dönemi öncesi Türk Edebiyatı'nda hikaye ve roman türleri yoktu. Olay kaynaklı tür olarak mesneviler kullanılmıştır. Bunların da teknik olarak hikaye ve romana benzediği
söylenemezdi. Bu metinlerde tekrarlanan konular söz ustalığını göstermek için
işlenirdi. Tanzimat, nesir alanında bir
çığır açmış, onu şiirden daha etkili bir hale getirmiştir. Süsten, özentiden
uzak, halkın okuması, bilgilenmesi amacıyla eserler ortaya koyulmuştur. Türk Edebiyatı'nda roman çevirilerle başlamıştır. Bu alanda
ilk eser Yusuf Kamil Paşa'nın Fenelon adlı Fransız yazardan çevirdiği “Telemak” adlı romandır. Bir çok
teknik kusurlarla dolu olan bu eserin kahramanlarının yabancı olmasına rağmen
büyük ilgi gördü. Konusuyla,kahramanlarıyla ilk Türk romanı ise Şemseddin Sami'nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı bir aşk romanıdır.Bu da bir
çok kusurlarla dolu basit bir romandır. Edebi sayılabilecek ilk roman Namık Kemal'in
“İntibah” adlı romanıdır.
Sonuç olarak:
*İlk çeviri roman Yusuf
Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak’tır.
*İlk yerli romanımız
Şemseddin Sami’nin yazdığı “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”tır.
*İlk edebi romanımız Namık
Kemal’in yazdığı “İntibah”tır.
*İlk tarihi romanımız Namık
Kemal’in yazdığı “Cezmi”dir.
*İlk köy romanımız Nabizade
Nazım’ın yazdığı “Karabibik”tir.
*Konular genellikle günlük
yaşamdan ya da tarihten alınmıştır. Kölelik ve cariyelik, görmeden evlilik, yanlış
Batılılaşma gibi konulara yer verilmiştir.
*Yazarlar, kişiliklerini eserlerine yansıtmışlardır.
*Romanlar teknik bakımdan oldukça zayıftır. Yer yer
olayların akışı kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler
yapılmış, tesadüflere sıkça yer verilmiştir.
*Kahramanlar tek yönlüdür; hep iyi ya da hep kötü.
*1.
dönemde romanın amacı halkı eğitmek iken 2. dönemde amaç sanattır.
*1.
dönem “Romantizm”in, 2.dönem “Realizm”in etkisinde kalmıştır.
* Hikaye alanında ise yine ilk eserler Tanzimat
döneminde verilmiştir. Daha önce halk hikayeleri olsa da bunlar belli konuların
dışına çıkmaz ve masal karakteri gösterirdi. Özellikle Ahmet Mithat halk
hikayeleri ile batı tekniğini birleştirdi. “Letaf-i Rivayat” adlı hikaye
serisi ile halk hikayelerini modernleştirmeye çalıştı ve bu alandaki ilk Batılı eserlerdendir. Ancak
modern anlamda ilk hikayecilik Samipaşazade Sezai'nin “Küçük Şeyler” adlı eseriyle başlar.
*İlk hikaye kitabımız Ahmet Mithat Efendi’nin
“Letaif-i Rivayat”ıdır.
B) GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ METİNLER (
TİYATRO)
Tanzimat dönemine gelinceye kadar edebiyatımızda
Batılı anlamda sahne tiyatrosu görülmez. Ancak halk arasında Karagöz
ile Hacivat, ortaoyunu, meddah
gibi geleneksel halk tiyatrosu vardır:
Karagöz gölge oyunudur. Değişik söz
oyunlarıyla yanlış anlaşılan sözlerle güldürü unsuru sağlanır.Eğlendirme amacı
taşır.Karagöz adlı cahil biriyle Hacivat adlı bilgili geçinen biri arasındaki
atışmalarla sürer gider.
Ortaoyunu ise şehir meydanlarında ya da
kendileri için hazırlanan yerlerde Pişekar,
Kavuklu, Zenne
gibi sabit tiplerle oynanan güldürü amaçlı seyirlik oyundur.
Meddah tek
kişilik bir oyundur. Yüksekçe bir yere çıkan meddah,değişik şivelerle
konuşarak anlattığı bir olayla güldürü oluşturur.
Bu oyunlar belli bir metne
dayanmayan,oyuncuların oyun esnasında konuşmalarıyla oluşan oyunlardır.Eğitici
bir amaç taşımaz.
Tanzimat tiyatrosu ile
tiyatro bir okul sayılmış, halkın eğitilmesinde bir araç sayılmıştır. Bunlarda
sosyal eğitim ön plandadır. Toplumda görülen aksaklıklara doğrudan doğruya
dokunmak veya tarihin ibret verici olaylarını ele alıp onlardan ahlaki sonuçlar
çıkarmak amaçlanmıştır.Tanzimat tiyatrosunda dil ve üslup konuşma diline ve
üslubuna çok yaklaşmıştır. Fakat ikinci dönem Tanzimatçılarda bilhassa Hamit’in
eserlerinde doğallığını gittikçe kaybetmiş,süslü,yapmacıklı bir hale gelmiştir.
Tanzimat döneminin yayınlanan ilk tiyatro eseri Şinasi'nin “Şair Evlenmesi” adlı tek perdelik komedisidir. Tiyatro
alanında eğitici eserler ise Namık Kemal tarafından verilmiştir. Ahmet Vefik Paşa bu dönemde tiyatro
çalışmalarıyla tanınmış başka bir isimdir. Bursa’da bir tiyatro yaptırmış,
burada tercüme ettiği eserleri sahnelettirmiş, halkı tiyatroya gitme konusunda
yönlendirmiştir. Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini çevirmiştir.
Sonuç olarak:
*İlk ciddi tiyatro 1867’de Güllü Agop’un idare
ettiği Osmanlı Tiyatrosu’dur.
*İlk Türk piyesi küçük bir dram olan “Hikaye-i İbrahim Paşa ve İbrahim Gülşeni”dir.
*Batılı
anlamdaki ilk tiyatro Şinasi’nin yazdığı “Şair Evlenmesi” adlı töre
komedisidir.
*Sahnelenen ilk tiyatromuz ise Namık Kemal’in yazdığı “Vatan Yahut Silistre”dir.
*Tiyatro,
halkı eğitmek amacından dolayı daha çok okunmak için yazılmıştır.
*1.
dönem tiyatrolarının dili 2. döneme göre daha anlaşılır bir niteliktedir.
GENEL
ÖZELLİKLER
A. Bu dönem sanatçıları, Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale, tiyatro, roman, hikaye, anı, eleştirme gibi yeni edebiyat türleri getirmişler, Divan edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre
yenileştirmişlerdir.
B. Tanzimat edebiyatının
özellikle ilk döneminde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa, Namık Kemal) Montesquieu, Rousseau, Voltaire gibi Fransız yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme, haksızlığa, geriliğe karşı şiddetli
bir dille mücadeleye girişmişler; vatan, millet, hürriyet, hak, adalet, kanun, meşrutiyet gibi kavramları yaymaya çalışmışlar, “toplum için sanat” anlayışını
benimsemişlerdir.
C.Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde yetişen
sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşa-zâde Sezai) toplum işlerine daha az
karışmışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimser görünmüşlerdir.“Her güzel
şey şiire konu olabilir.” anlayışını savunmuşlardır.
D. Çoğu Fransız edebiyatını
örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey)bir kısmı
Romantizm (Namık Kemal) bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşazâde Sezai Nabi-zâde Nâzım.) akımlarının etkisi altında eserler
vermişlerdir.
E. Tanzimat edebiyatı, Divan Edebiyatı'nın tersine olarak, seçkin kişiler için
değil, halk için meydana getirilen bir edebiyat düşüncesiyle ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali Bey özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de olsa roman türlerinde eserler vermişlerdir. Tanzimat
edebiyatının ikinci devrinde yetişen Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, başta olmak üzere bazı edebiyatçılar ise bu
amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler.
F. Dilin
sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur.
Dil konusunda bu düşünceyle birlikte, eski alışkanlıklarından kurtulup da öz Türkçe yazılmış değildir. Türkçe, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Edebi Türk nesrinin temeli
bu dönemde ve Şinasi tarafından atılmıştır.
Cümlelerin uzunluğu kısalmış, anlaşılır cümleler
kurulmaya çalışılmıştır
G. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen
sanatçılar ise konuşma dilinden uzaklaşarak Divan Edebiyatı geleneklerini sürdürmüşlerdir.
H. Divan şiirindeki
“bölüm güzelliğine” karşın “konu bütünlüğüne, güzelliğine” önem vermişler.
Yorumlar
Yorum Gönder