Türkçemizin bayramını yerli ve yabancı bilim adamlarıyla 2000 yılının Eylül ayında büyük bir coşkuyla kutlarken, bir gerçeğin altını da çizip, bazı noktaları vurgulamamız gerekiyor. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan değerli çalışmalarla, Türkolojinin gelecek yıllarda daha da güçleneceği, diğer diller ile ilgili yayınlar kadar, kendisi için de oldukça büyük sayıda ve dolgun içerikli sayılan eserler sayesinde, büyük Önder, Başöğretmenimiz Atatürk’ün gösterdiği yolda, parlak bir geleceğe kavuşacağı şüphesizdir. O’nun şu sözleri ilerisi için vermiş olduğu bir buyruktan başka bir şey değildir:
“Türk dili, dillerin en zenginlerindendir;
yeter ki bu dil şuurla işlensin...”
Bu cümlenin hemen önünde yer alan ve millî duyguların önemini belirten o güçlü cümle, ancak böyle bir yönlendirici cümle ile bitebilirdi. İşte bu yönlendirmeye uygun olarak, O’nun sağlığında yaptığı düzenlemeden hiç farkı olmayan ve O’na dönüşü ortaya koyan yeniden yapılandırma ile çalışmalarını sürdüren Türk Dil Kurumu, gençlerin çalışmalarını büyük bir heyecanla desteklemekte, onlara kendilerine olan güveni pekiştirebilmek için fırsatlar tanımakta, yurt dışında da bu işin ne kadar ciddiye alındığını göstermekte, çıkarılan yayınlarla hangi sorunların çözüldüğünü veya hangi boşlukların doldurulduğunu gözler önüne sermektedir. Atatürk’ün yokluklar içerisinde Türkiye Cumhuriyetini kurarken güvendiği milletinin genç bireyleri elbette ki, olumlu ve sağlam örneklerden hareket edeceklerdir. Kıt kaynaklara sahipken bile Atatürk’ün hemen daha ilk yıllarda çalışmaları izlemesi, Türkçenin temel eserlerini baskıya verdirmesi, Anadolu’daki kazılara önem vermesi, sofrasında sık sık dil, edebiyat, kültür, tarih konularını tartışmaya açması, kendi okuduğu eserlerin sayfa kenarlarına düşüncelerini eleştirerek yazması, ne kadar uzak görüşlü olduğunun ve bu görüşlerinde de ne kadar büyük bir isabet sağladığının kanıtları olup, genç okuyucularımızın bunlar üzerinde uzun uzun düşünmeleri gerekir. Hemen her Türk Dili Kurultayına yabancı ülkelerden bilim adamlarını davet etmesinin yanı sıra, Almanya’daki Nazizm bunaltısından ve baskısından kaçmak isteyen yüzlerce bilim adamına üniversitelerimizde yer buldurup kucak açması, onun Türk yüksek öğretim dünyasının nasıl olması gerektiğine dair işaretlerini taşır.
Ancak ne yazık ki, Atatürk’ün böylesine üzerine titrediği Türkçe, bugün en yüksek öğretim kurulu yöneticileri tarafından bir tarafa itilip, İngilizceye ağırlık verilmesi gayreti gösterilmekte, çocuklara ve gençlere Tükçenin yeterli olmadığı düşüncesi işlenmekte, bunlara çanak tutan kitle iletişim araçları, özellikle radyo, televizyon ve basın kuruluşları kendi adlarından başlayarak bir İngiliz veya Amerikan sömürgesi kimliği edinmeye çaba harcamakta, bu tür girişimleri destekleyip ödüller dağıtmaktadır. Son zamanlarda reklâm dünyasında Türkçeyi aşağılayan, İngilizce öğrenmeyi ön plâna çıkaran ve bunu yaparken de kıt kanaat yaşayıp öğrencilerine bir şeyler öğretebilmenin gayreti içindeki fedakâr ve cefakâr öğretmenleri incitmekten, kırmaktan, tahkir etmekten çekinmeyen sözde özel bir bankanın günlerce yaydığı bir reklâm, Atatürk Cumhuriyetinde Atatürk’ün yolundan, onun Türkçe sevgisinden ve ilkelerinden ne kadar aymazlıkla, sapıldığını gösteren çok acı ve içimizi kanatan bir sapkınlık örneği oluşturmuştur. Bu tür yapımlardan medet umanların bir gün akıllarının ve sağduyularının paradan daha önemli başka bir değerler manzumesinin olduğunu anlamaları, belki bizlerden sonra gelecek kuşaklar için, bir teselli olacaktır. Çünkü bu karmaşa, bu ihanetlerle, bu aymazlıklarla bu sapkınlıklarla, yönetimin birincisinden sonuncusuna kadar sonsuza kadar sürüp gidemez. Gerçek yurtseverler, vatanseverler, Türkçeseverler ve Türk kültürünün O’nun direktifi gibi, çağdaş uygarlığın üzerine çıkarmak isteyenler, her türlü kadroyu; üniversitelerde, bakanlıklarda, bürokraside, resmî ve özel kuruluşlarda, “müstevlilerden” kurtarıp, “gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunan” bu kişileri uzaklaştırarak çocuklarımıza ve gençlerimize daha aydınlık günler getireceklerdir.
Aslında gençlerimize yurt dışında büyük çabalarla ortaya konan ve Türkçeyi “şuurla işleyen” bazı çalışmalardan örnekler vermek için yazıya başlamak istemiştim. Ancak zaman zaman kapkara bir tablosu boyanıp halka aktarılan Türkiye’de de, yurt dışında da Türkçeye ne kadar büyük bir ilginin olduğunu göstermek, neredeyse Türkçeyi eğitimden, öğretimden kaldırmak isteyen, ama buna rağmen kendisini Atatürk’ün yolunda sanarak oyalanan yanlış yoldakilere belki anlarlar diye bazı küçük ibret notları aktarmak düşüncesinde idim. Ama iç yangınım kalemimizi nerelere aldı götürdü?...
Türk Dil Kurumunun kurucusu, Önderimiz Atatürk’ün Ankara’da bulunan köşkünün yer aldığı Çankaya semtinde ve hele köşk çevresinde bugün bile onun etkisini, büyüklüğünü, havasını hissetmek mümkündür. Ancak yer yer öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki, insanın üzüntüden kahrolası geliyor... Bu yazımda, Atatürk’ün Türk diline olan sevgisinin, titizliğinin ve sahip çıkmasının aksine, Çankaya’da, onun köşkünün yakınlarında, nasıl bir vurdumduymazlık ve aymazlık içinde bulunanların bir bölümünün durumlarına bakmak istiyorum.
Çankaya’da Ankara’mızı kuş bakışı gözetleyen adı güzel Atakule’nin yüz metre uzağında yer alan KARUM alış veriş merkezinin iş yerlerine şöyle bir göz attığımızda bizleri hangi adlar karşılıyor, dersiniz?
Giriş katında:
Adidas, Alchemy, Ancyra, Club Mad, Club My Way, Eve Collection, Fine-Line, First Örme, Fitness Sport, Gazellini, I Hun Co, Ihtima, Kimono Shop, More&More, Neo Club, Neo Sport, On the Road, Oxxo, Panda Sport, Tommy Hilfiger, Umbro, Verde Club, Xtrem, Version, Viva...
Bunların yanı sıra bazı adların da bizlere daha yakın olduğunu görüyoruz: Erol Kiraz, Şans Giyim, birazcık da Self İç Giyim...
Birinci katta:
Anna Butik, Armada, Beymen Club, Bolero, Boy London, Calvin Klein, Club Gianni, Cotton Club, E&E, Elf&e, Gio, Group Sanfa, Hery, Jordache, Joyce Young Fashion, Kookai, La Femme, Laura Biagiotti, Lispere, Mistral, Morgan, Orfa, Oxford, Panache, Polo, Prima, Quick Silver, Roza Butik, Shirt Shop, Şok, Şolo, Studio Beymen, Vender, Veni-Vidi, Verona, Wom...
Bu çılgınlığın dışında kalanlar da var: İpek, Nil Çorap, Selim Triko, Sermin, Ümit...
İkinci katta:
Austins of Ankara, Beatus, Blue Moon, Burberry’s Of London, Cesi Club, Cher Club, Chevignon, David People, Ecosse, Fioricci, Fit Style, Key’s, Lacoste, Lee Cooper, Levi’s, Mudejar, Nebrisso, Red Apple, Rock’n Roll, Sisley, Tiffany&Tomato, Till Butik, T-Shirt Club, Tual...
Biraz daha anlaşılır olmak isteyenler: Berk Çorap, Derin, Duygu Gelinlik, Tüzün, Umut, Yargıcı.
Bütün bunların yanında karışık ad koyanlar da var, aralarda: Betty Deri, Prestij Kırtasiye, Funja Müzik Aletleri, Hey Baby, Panel Kırtasiye, Irmak Medikal vb...
Karum alış veriş merkezinin iş yerlerindeki bu adların her birinin ayrı ayrı kökenlerine inmenin gereksiz olduğunu hemen söyleyelim. Ancak bu merkezin adının nereden geldiğini açıklamamızda yarar vardır. Çünkü Atatürk’ün bu topraklarda gelmiş geçmiş uygarlıkları araştırma emrini verdiğini, kazılar yaptırdığını, Afet İnan, Hamit Zübeyir Koşay ve diğer bilim adamlarının Anadolu topraklarıyla ilgili eserlerini titizlikle okuduğunu biliyoruz. Bu bakımdan Karum’a ayrı bir gözle bakmamız gerekecek...
Karum kelimesinin kökünün Akadça ‘Kar’ kelimesinden geldiğini, Karum’un ise Asurca liman veya rıhtım anlamına gelen, asıl kentin kurulu olduğu yerin yakınında bulunan ticaret merkezi olduğunu, Asur ticaret kolonileri çağında Anadolu’da değişik yerlerde karumların kurulduğunu, bunların Mezopotamya’daki karumlardan daha küçük olduğunu, Kayseri yakınlarındaki Kültepe’de Kaneş Karum’unun, Alişar’da başka bir karumun bulunduğunu araştırmacılardan öğreniyoruz. Kültepe’de bulunan yüzlerce tabletin incelenmesi sonunda, M. Ö. İkinci bin yılın başlarında Orta Anadolu’ya kadar gelen Asurlu tüccarın ticaretle ilgili belgelerinin bulunması, karumların varlığını pekiştirmiştir. 1948 yılında Prof. Dr. Tahsin Özgüç başkanlığında yapılan Kültepe kazıları, tabletlerde geçen karumun, tepenin eteğinde bulunan düzlükteki Pazar mahallesi olduğunu ortaya koymuştur.
Asurların bu tür merkezlerde kendi mallarını satmak, karşılığında ülkelerinde satabilecekleri malları almak için kaldıkları, sattıkları mallar üzerinden de yerli beylere genellikle %5 oranında vergi ödedikleri, sattıklarının başında kalay ile elbiselik kumaş geldiği bilinmektedir.
Ankara Karum’unun yaklaşık dört bin yıl sonra hemen hemen aynı amaçla burada yapılmasını von Gerkan, Marg ve ortakları sağlamış. Mimarî proje tasarımını üstlenen bu ortaklık kimlerden oluşmuş, bunu bilemiyoruz, ancak binanın diğer projelerinin tamamen Türkler tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz:
Mimarî uygulama proje ve koordinasyon: Yılmaz Gedik, Gülsün Deliormanlı; Statik ve Betonarme uygulama projesi: Çetinay Albay, Şahin Günaltay; Mekanik tesisat projesi: Celal Okutan; Elektrik tesisat projesi: Akay Mühendislik-Mimarlık; Yapı üstlenicisi: Koray Yapı... Hiçbir yabancı yok aralarında...
İş yerlerine ad koymaya sıra gelince, nedense hemen Türkilizce adlar önümüze çıkıyor. Gezerek aldığım notlara göre 188 iş yerinin 38’inin adı hiç katkısız Türkçe... Geriye kalanların 94’ü tamamen yabancı, 55’i ise yarı Türkçe, yarı yabancı... Türkçenin oranı yaklaşık %20, yabancınınki %51, karışık olanlar da %29.
Uluslar arası piyasada ünlenmiş olan ortaklıkların adlarını alarak onların bir tür şubeleri gibi çalışan iş yerlerini bir parça mazur görsek, iş bununla bitmiyor... Bunlar yaklaşık %8 civarında bir sayıya ulaşıyor. Geri kalan %43 oranı tamamen iş yeri sahiplerinin tutum ve düşüncelerinden ortaya çıkmış durumda... Şu %20’lik Türkçe iş yerlerinin kapandığını varsayarsak, kendinizi rahatlıkla İngiltere’de, Amerika’da, Paris’te vb. sanabilirsiniz... Yurt dışına gidince bir fırsatını bulup oralardaki ‘Karum’ların durumuna bakacak ve yerel iş yerlerinin adlarını da çıkarmaya çalışacağım. Bakalım herkes bizim kadar İngilizceye meraklı mı?


Yorumlar
Yorum Gönder